31 Ocak 2009 Cumartesi

komşuculuk :)

31 aralık gecesi, biz taşındığımızda ilgi ve alakasını bizden esirgemeyen alt komşumuza jest olarak, yaptığım kurdelalı çikolatalı kurabiyelerden götürme gafletinde bulunmuştum. gaflet diyorum çünkü, istemeden bir komşuculuk döngüsünü başlatmış oldum. 
birkaç gün sonra o da sağolsun bizi düşünmüş, en sevdiğimden kabak tatlısı getirmiş. sonrasında da aşure...
ve boş tabak verilmez ilkesiyle hareket edince ocak sonu oldu, tabaklar hala bizde. 
neden mi? çünkü ben öyle içine konulacak kalitede birşeyler pişirmeyi henüz beceremiyorum. 
beceremiyordum ama dün kendimi aştım ve (ilk denemesi felaketle sonuçlanmıştı, bunda başardım) zeytinyağlı yaprak sarması yaptım hi hu :) güzelce tabağa dizdim yanlarına limon dilimcikleri koydum,  ev terliklerimle pıtır pıtır aşağı indim ama evde yoktular. sabah seslerini duydum ama "rüyanızda mı gördünüz" demesinler diye, öğleden sonra götürmeye karar verdim. çok mutluyum ama umarım bir daha paslaşmayız böyle. yeteneklerim kısıtlı olunca zor,
sevdiceğim için geliştiremediğim mutfak becerilerimi, komşumuz için geliştirmeye çalışmak da, biraz garip oluyor. ne olacak bizim bu, kendimizi beğendirme saplantımız?

30 Ocak 2009 Cuma

çilek'ten kısa yazı...

içini dökmüş çileğim, biraz benden yana dökülmüş duyguları. izin almadım, biliyorum... belki kızacaksın... ama nasıl da bana yazmışsın, bir bilsen.. ah keşke gelsen, seni çok özledim...


Yatağı düşten, camı aralık, kapısı gündüze kapalı geceye hep açık, kalbi dağınık bir kadın. Gülümsüyorum...

Uzaktan bakınca güzel olan her şey, yakınlaştığımda içime dokunuyor. Karanlık değil adı oysa, küçükken çizdiğim resimlerin en somut hali.

Duruyorum...

Karışık melodilerin notaları ellerimden dökülürken, huzurun değdiği sarı bir odanın yüksek camından seyrediyorum yağmuru.

Buluyorum...

Kaybettiğim bilekliğim aklıma geliyor, ardından unuttuğum isimleri düşünüyorum. Bulamadığım harflerin üstüne ünlem, bulduklarıma yıldızlar bırakıyorum.

Kaçıyorum...

Ne zaman yüreğim sıkışsa gitme krizlerim nüksediyor.

Bekliyorum...

Bir albüm geçiyor elime, içinde bir fotoğraf.

Anlıyorum. .. 

Özlemek zor geliyor.

Unutuyorum...

Kalbim diyorum, düşleri çağırıyorum.

Uyuyorum... 
 
Dilek A.

alkışlar, iç politika oyları için yapılan davos şovuna..

diplomasi kurallarını hiçe sayarak, kasımpaşalı kahvehane ağzıyla; global kriz ve savaş hatttında hassas dengeleri, duygusal tepkileri sayesinde tehlikeye attığı halde, gafletle kendisine alkış tutanlara; 
bir alkış da benden...

29 Ocak 2009 Perşembe

kutlu doğum haftası dedik, kraliçesiz olmaaaz:)

kraliçemin kutlu doğum günü bugün. 1993 yılından beri süren dostluğumuz yıllar geçtikçe perçinleniyor. kendisine layık olmasa da, hazırladığım bu muzur hediye ile, bu yoğun iş gününde yüzünü güldürebildiysem ne mutlu bana... 
aslında şu an bana facebookta döşendiğine eminim, şok olmuş, sesinden anladım :))
illüstrasyon orjinali: http://meluseena.deviantart.com

kitap sargısı..

bazen okuduğum etkilendiğim bir kitabın yazarına sararım. duygularını sevdim, bakalım başka neler hissetmiş diye, seri halinde okurum, çoğu zaman... bazen de konu zaten kafamda çakılıdır, başka gözlere, başka  hikayelere ihtiyacım vardır. yaralarıma sargıdır. bu ara üç kitabım var: biri çantamda, biri banyoda havlu kutusunun üstünde, biri de yastığımın altında. 
çantamdaki inci aral..
depresifliğimi pekiştirmek, kendi profilimi belirlemek amacıyla ve inci aral'i sevdiğim için okuyorum. yıllar önce "içimden kuşlar göçüyor"u ve geçen sene de  "ruhumu öpmeyi unuttun"u okumuş, çok etkilenmiştim. kitap isimlerine vurulduğumun göstergesidir, bu seçimim de.

banyo havlu kutusu üstünde duran  rollo may "aşk ve irade"
rollo may "yaratma cesareti"ni bir arkadaşım bana hediye ettiğinde, başka bir zamanda, başka biriydim, sancılı zamanlarımda elimden tutmuş, bana yürüme, yola devam etme gücü vermiştir. aşk ve irade neler yapacak, göreceğiz:)
okuma yeri olarak seçimim belki yazarına hakaret olarak algınabilir ama;
türkün aklı, ya kaçarken ya da ... derler ya, en dingin mekan ve zamanda okuyabiliyorum  bu türü, ne yapayım. 
ben okuduğum çoğu kitabı banyoda bitirmişimdir. gerçekten yalnız kalınabilen tek oda sanırım :) 

D&R da indirimli kitap köşesinden üzerinde 5 lira yazdığı için alıp da aslında benden 10lira tahsil edildiğini sonradan gördüğüm kitabım  ise (ki ilk fırsatta hesap sormaya gitmeyi düşünüyorum); "aşk, özgürlük ve tek başınalık" osho, kendisi yastığın altında duruyor.
çağdaş filozof olarak  kayıtlara geçen osho, çoğu insana göre bir zırvacı. ama ben seviyorum. daha önce bir depresyon sonrası,yine tavsiye üzerine, " olgunluk" ve "farkındalık" kitaplarını, daha sonra da kendi irademle seçtiğim "yaratıcılık" kitabını okumuştum. bazı gerçekleri hatırlamama yardımcı olduğunu düşündüğüm için, okumaktan keyif alır, elimde kalemle belki de işime gelen kısımları çizer üzerinde düşünürüm. 
her ne kadar düşünmeyi sevmediğimi sanan arkadaşlar olsa da, düşünüp de belli etmeyenlerdenim diyeyim.

heyooo

yarın kardeş geliiyooor. sınavlarının hepsini verdiği için, hafta sonu kutlama yapacağız. çalışkan kardeş, çalışmıyor olsa daha çok kalırdı ama şimdilik sadece hafta sonluk geliyooo, olsun ben çok sevindirik oldum. yumuk yumuk sıkıcam yanaklarını berkciğimin, bayramdan beri görüşemiyoruz. özleştik valla. 
mezuniyetine çok az kaldı,bir dönemcik kısmetse.. güzel bir kutlama yemeği menüsü hazırlayayım bugün, akşama da alışverişini yaparız. yeni döneme moral olsun benim çalışkan bıdığıma:))

28 Ocak 2009 Çarşamba

saat gecenin körü..

ve ben tırım tırım evde sıcak su torbası arandım, durdum. her ay aynı hikaye... aynı yere koyduğumu sanıp da bulamadığım portatif ağrı kesicim ve dinmeyen karın ağrım... deli uykum var ama, tek başıma uyumadığım için, kaynar suyla yatağa girmek riskli geliyor. biraz kanepede uzanayim dedim, baktım gözler kapanıyor, tekrar ayaklandım. azcık hafiflerse vurup kafayı yatıcam.
uyuyamamak mı, çektiğim işkence mi çekilmez henüz karar veremedim doğrusu.
allahtan sakinledim nihayet, agresifliğim azaldı, ama daha da uyuyamazsam ne olur bilemiyorum garantisi yok, yakınıma bi yere sümük mendili alayım bari.
gıt gıt gıdaak yumurtam sıcaak, kendimi tavuk gibi hissediyorum böyle zamanlarda,huysuz tavuk... oysaki cok eğlenceli bir akşam geçirdim, hiçbişiyciğim yok gibiydi, kas ağrılarım dışında. şimdi her yanım ağrıyor, dayak yemiş gibiyim derler ya, aynen öyle.. yaşlanıyorum galiba :(

27 Ocak 2009 Salı

yaşamın da senin kadar güzel olsun...

pis başağımın kutlu doğum günü bugün. kışın sizi ısıtan güneş gibidir gülüşü. çevrede ne olursa olsun, o içinden geldiği gibi dingin bakar size. ne kadar şanslı olduğunuzu hissedersiniz. pistir falan ama bir tanedir :) bugün ona sürpriz günüm.. aramızda km'ler olsa da iletişim araçlarını en aktif şekilde kullanacağım. daha doğum günü şarkısı var sırada, akşam olsun diye bekliyorum :)))

oyy, büyürmüş de teyzesine benzermiş:)

dün iş çıkışı, yoğun telefon trafiği sayesinde sevdiceğimle organize olduk ama yine de yollarda buluşamadan derya'ya gidebildik yarım saat farkla.. tabi iş çıkışı eve uğrayıp fotoğraf makinasını alma ihalesi beyzademizde kaldığı için bu gecikme yaşandı. işin komik tarafı, evden çıkarken nuriyi (nikonumuz olur kendisi) almayı unutmuş olmasıydı. olsun pazar günü kızımızın mevlüdü var, o zaman bol bol fotoğraflarım ben onu :)
hani derinimin burnu bana benziyordu ya, gözleri de şimdilik çekik çekikmiş, biz göremedik. miskin prenses uyanıp da gözlerini açamadı bir türlü :) bu yönüyle de bana benzemiş :))

26 Ocak 2009 Pazartesi

korkağım sanırım biraz..

hopladık, korktum, dışarı kaçtım. döndüğümde herke bana gülüyordu ofiste. sanki çok komiik, hıh...

25 Ocak 2009 Pazar

nikkentobik 4 mim...

hoşuma gitti ya, aklımda kalacağıma bugüne bunu da sığıştırayım dedim.
ama öziden kopya çektim azıcık ;) gaksei' yi mimliyorum bu arada, aramıza hoşgeldin :)
yaptığım 4 iş:
stand hostesliği "sucuğun ustasından.. öğrenciydim o zamanlar, yorucu ama çok eğlenceliydi"
metin yazarlığı "edebi yönümle para kazanmışlığım da vardır"
resim öğretmenliği "stajyer oldum, projelerde gönüllü oldum ama -deli bu-dediler herhalde, kpss'de tıkandım kaldım"
grafik tasarımcılık "halen maaşlı köle grafiker olarak çalışıyorum, sayısal çıkınca keyfim için yapacağım"
defalarca seyredebileceğim 4 film:
ice Age I-buz devri I
finding nemo-kayıp balık nemo
im Juli-temmuzda
what dreams may come-aşkın gücüyaşadığım 4 yer:
iskenderun, hatay
gölcük, kocaeli
çanakkale
bursa
izlediğim 4 tv programı/dizisi:
program yok, dizi var sadece onlar dışında da fazla tv seyretmiyorum.
avatar-cnbc-e
acil servis "E.R"-cnbc-e
CSI-cnbc-e
without a trace-cnbc-e
tatil için gittiğim 4 yer:
istanbul
fethiye, muğla
olympos, antalya
kaş, antalta
sevdiğim 4 yemek:
babişimin köftesi
annişimin her yemeği (pırasa ve kapuska hariç)
babacının balık çorbası
sevdiceğimin patatesli omleti
çok lezzetliler çünküüü, içlerine sevgilerini katıyorlar:))
hemen şimdi olmak isteyeceğim 4 yer:
yaz tatilimizin ilk gününde
sevdiceğimin yanında
havaalanında
sıcak bir ülkede
bir yağmur damlası olsaydım düşmek isteyeceğim 4 yer:
geçende bana gülen o liseli çocuğun gözlüğünün incecik arasından gözünün ta içine,
bir çam fidanının dibine,
denize,
annesinden kaçak sokağa çıkmış kırmızı ayakkabılı küçük bir kızın eline..

ödevimi yaptım:)

mimlerimi yazdım, ödevimi yaptım ama bitirmedim, daha 4lerimi de yazacağım, çünkü çok hoşuma gitti.
her gün kendimden yazarken, nasıl da yüzeysel şeyler anlattığımı farkettim. yani hep bir saklanma güdüsü var. ya kaybetmekten korkar saklar, ya da kaybolmaktan korkup saklanırım.bugün kaygılı ve sümüklü bir gündü. sonunda sevdiceğim dayanamadı, "gel bakalım şevkat yapalım senle accık" dedi. burnumdan nefes alamayacak hale gelene kadar mızıklandım, böğğr diye döktüm kendimi.ruh sancısı ile başlıyor her şey, negatif iyonlar üstüme hücum ediyor adeta. sonra bir gözyaşı krizi başlıyor, uykusu gelen çocuk gibi. ardından sadece gitmek kavramı yapışıyor beynine (pijamalarınla markete inip sigara ve çikolata alınca biraz rahatlama oluyor tabi). sonra biraz uyku iyi geliyor. en sonunda gene mızıklanıyor sonra da maymuna dönüşüyorsun, çipil çipil etrafa bakınan.bir iki gün kas ağrısı sonunda şiddetli karın ağrısı ile nihai sonuca ulaşıyorsun.
kadın olmanın zorlukları, aylık mutsuzluk nöbetleri...
allah, sevdiceğime sabır versin. böyle dönemlerde sakinleştirici falan mı alsam, yaş geçtikçe huysuzlaşıyorum sanırım. ne bileyim işte...

illüstrasyon: http://asahinoboru.deviantart.com

bol frambuazli 20 mim


özicimden gelen mimimi yaziyorum hemen,
benden de 1 mim, "şeker pasta"ya gidiyor
,
şayet benden önce kimseden almadıysa:)

1- En sevdiğiniz kelime nedir? --- Tatil...

2- En nefret ettiğiniz kelime nedir? --- Sabır...

3- Sizi ne heyecanlandırır? --- japonya'ya ayak bastığım an ölürüm herhalde heyecandan...

4- Heyecanınızı ne öldürür? --- hay allah gene rüyaymış...

5- En sevdiğiniz ses nedir? --- yaz sabahı karanlığında denizin sesi ...

6- En nefret ettiğiniz ses nedir? --- insan ve cep telefonu gürültüsü...

7- Hangi mesleği yapmak istemezsiniz? --- siyasetle uğraşamam herhalde...

8- Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz? --- sahip olduğumun dehalık derecesini isterdim...

9- Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz? --- mahallenin delisi ayten...

10- Nerede yaşamak isterdiniz? --- Egede arkası kekik kokulu bir tepede evim, önü masmavi deniz, bahçesi organik sebzelerim, yanımda tüm sevdiklerim...

11- En önemli kusurunuz nedir? --- denize benzerim, ölüm gibi suskun, parçalarcasına hırçın...

12- Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi? --- sigara...

13- Kahramanınız kim? --- snoopy...

14- En çok kullandığınız küfür nedir? ---bok çocuk...

15- Şu anki ruh haliniz nasıl? --- bugün çok ağladım, şimdi duruldum, maymun gibiyim...

16- Hayat felsefenizi hangi slogan özetler? --- "bilgeliğe ulaşmaya çalışmak bilgeliktir"

17- Mutluluk rüyanız nedir? --- valla ruh halime göre, değişiyor, bu ara huzur nehrinin kıyısında olma rüyam var...

18- Sizce mutsuzluğun tanımı nedir? ---kaybetme korkusunu maksimumda yaşadığım zamanlar, kaygı nöbetlerim, bugün gibi...

19- Nasıl ölmek isterdiniz? --- başucumda çocuklarım ve torunlarım, beyazlar içinde en sevdiğim kişi beni almaya gelsin...

20- Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı' nın size kapıda ne söylemesini isterdiniz? --- "seninkiler arka bahçede git bir hasret gider, sonra hesaplaşırız"...

24 Ocak 2009 Cumartesi

16 yıl önce bugün...

ergene konanlar mı dersin, durmak yok, yola devamlar mı, kömür politikaları, yardım derneği rezaletleri, bizi teğet geçen küresel krizler mi, gizli darbeler mi, daha neler neler oldu, oluyor, sen gittin gideli...

23 Ocak 2009 Cuma

öldüm, gülmekten:)))

ama içimden, malum ofis çalışanıyız;)
ekşi sözlükten ismime neler yazılmış, okudum. yahu neler döktürmüşler neler?
cuma günü depresifliğime ışık tutan ekşi sözlük yazarları, bundan sonra sizi her pazartesi sabahı okumaya karar verdim. sendroma karşı bir ölçek ekşi yorum :))

oyuncak flash bellekler

tam benlik, oyle geziniyordum internette, bir yerde ipin ucunu yakaladim, çektim çektim bunlar çıktı çok şirinler :)

internet sapığım var, ne mutlu bana...

eskiden telefon sapıkları vardı. çaldırır kapatırlar, açarsın sesini dinleyip nefes verirler, çok cesurları da konuşup saçmalarlar. cep telefonlarının yaygınlaşması, tarifelerin pahalılığı sayesinde o devir kapanıp yerini e-sapık devrine bıraktı.
hackerlardan bahsetmiyorum yalnız, onları biraz protest görüyorum.
benimki harbiden e-sapık :)
bildiğiniz gibi go oynuyoruz ve internet üzerinden kgs adı verilen bir oyun portalında, dünya çapında tüm go oyuncularıyla online oynayabiliyoruz. dar çaplı da olsa online konusabileceğiniz bir chat programına da sahipsiniz. dileyen bir kisi size mesaj bırakabiliyor ya da konuşma penceresi açabiliyor. e-sapığım, arada aşka mı geliyor ne oluyor bilemiyorum, farklı isimlerde ve nicklerle penceremi tıklatıyor, bazen şikayetçi bir bayan, bazen oyun konusunda ısrarcı bir oyuncu, bazen de selam naber insanı oluveriyor. aynı kisi oldugunu nerden mi çıkarıyorum (paranoyak olmamın dışında:));
isim sorduğumda çamura yatmalar, agresifleşmeler, ukalalaşmalar... bir de hepsinin ortak özelliği, daha o gün kayıt yaptırmış olması, konuk oyuncu olarak sisteme giriş yapması ve konuşma sonrası kaydıyla birlikte ortadan kaybolması...
son seferde oyun seviyemdeki düşüşün sebebini sordu. yani takip ediliyorum.
ara ara e mail şifrelerimin kırılmaya çalışılmasından bahsetmiyorum bile...
huzursuz ruh kendisi, ne yapmaya çalıştığı hakkında hiçbir fikrim yok.
çok sıkıldım...

22 Ocak 2009 Perşembe

bu ülkeyi kızlar kurtaracak :))

Çanakkale'deki okul arkadaşlarımla yüce iletişim portalı facebook sayesinde görüsüyoruz. bugün de savaş arkadaşımla iletişime geçtik. onun 5 yaşında bir kızı varmış, seneye anaokuluna başlayacakmış, kutinin, sinanın, tülinin de kızları olmuştu. deryanin derini doğdu daha yeni, nagişin de dorası yolda. savaşa "dünyayı kızlar kurtaracak" dedim de, "bir el atmadığınız o kalmıştı, allah sonumuzu hayır etsin" dedi. bakalim bizim kısmetimize ne düşecek, çevremiz en güzelinden kızlarla dolu, bir oğlumuz olsa fena olmaz hani, beşikten kerteriz :))

21 Ocak 2009 Çarşamba

...kelime oyunu...

...
manik
depresif
manyak
depreşik
coşkun
suskun
cesur
korkak
yaşam
ölüm
...
ses
sus
ses
sus
sus
susss
...

öğrenciler ve öğretmenlerine mutlu cumalar şimdiden...


"keşke öğretmen olsaydım" cümlesini genelde şubat ve yaz tatili dönemleri öncesinde dile getiririm. ya ne güzel yaaa, kar tatili, lodos tatili, hapşırık tıksırık tatili, bayram tatili, şubat tatili, yaz tatili, oh valla tam bana göre. kpss ve atama olayı çok zor ama, tekrar liseye mi kayıt yaptırsam acaba :)

boş teneke...

boş tenekeden çok ses çıkar, yankılı ve boğuktur. ne notası  bellidir, ne desibeli... ha işte böyle birileri vardır ya mutlaka çevrenizde. malesef benim de var ama allahtan yakın çevremde değil. adıyla sanıyla uzak güya, ama arada boğuk boğuk sesi gelir. ne dediği anlaşılır, ne de amacı. kendi çapında tıngırdar durur. ama o dangul dungul seslerin arasında bir mesaj kaygısı  vardır herhalde, sesler bana ulaşsın ister, kedi gibi dolanır peşimde...
nikkentobi der ki, 
nafile çabadır bu ezik izleyiş ve çırpınış, 
gün düne dönmüş, yıllar geçmişse üzerinden; 
bir ses, bir nefes olsan dahi uzak dur güzelim benden...

20 Ocak 2009 Salı

bursago.blogspot.com sizlerle...


blog açma isini sevdi diyeceksiniz şimdi ama, öyle değil. heves edip de habire yeni bloglara doğru yelken açmıyorum.
bursago blogu bizim etkinlik panomuz...
web sayfamız da var elbet ama, program dili falan bilmediğimizden çok da aktif kullanamıyoruz. bursada go adına yapılan tüm etkinliklerden haberdar olmanızı sağlamak için böyle bir fikri hayata geçirdik hep beraber. hepimize hayırlı uğurlu olsun:))

19 Ocak 2009 Pazartesi

lakabımı hak ediyorum :(


ben potaliçeyim. pot kırma kraliçesiyim. yine kanıtladım. ve çok üzgünüm, sanırım çok sevdiğim birinin kırılmasına yol açtım. "yok canım ne alakası var, özür dileme" dese de, kendimi çok kötü hissediyorum. çok pişmanım ama işte olan olduktan sonra pişman olmanın bir anlamı yok. azıcık dikkatli ol di mi?
yok ben akıllanmayacağım, ya beni affetmezse, ne yapıcam ben şimdi yaaaa:(

illüstrasyon:http://super-frashooh.deviantart.com

100 tilki aynı anda konuşuyor...

beynimin içi proje üretim patlaması yaşıyor. uygulamalar da aynı başarıyla gerçekleşirse; gerek Go ile ilgili, gerekse bireysel çalışmalarımla ilgili yeni sürprizlerle karşınıza çıkabilirim. biraz şans gerek belki de dua :))

16 Ocak 2009 Cuma

çok heyecanlıyım...

akşama hatırı sayılır misafirlerimiz geliyorlar. 
menüde "made in nikkentobi" ıspanaklı kuş yuvası böreğisi ve 
"made in özi" neskafeli kek yer alıyor. "aç kalırım, ben doymam onlarla" diyebilecek olanlara da tembihledim, "evde yemek yiyip gelin, o zaman" diye :)
dedim ya hatırı sayılır misafir diye aslında, nazım geçen misafir demeliyim...
bir gün ben de portakalagaci.com'daki gibi sofralar hazırlamayı umuyorum ama bu hangi gün bilemiyorum :)
e misafir bulduğunu yer, içer ilkesinden yola çıktım.
yine de memnun kalsınlar, doysunlar isterim. olmadı 
"made in dominos" tan destek alırız:))

14 Ocak 2009 Çarşamba

ya da başka renkler ve tarzlar ...




organikkentobi...

doğama dönüş yapma kararı vermiş bulunuyorum. organikkentobisel bir yaklaşım...:)
saçlarımın uçlarına ya da aralarına balyaj mor ya da pembe boyama fikri içerisindeyim. kızıl saçlarımdan çok memnunum o yüzden ekleme yapabileceğimi düşünüyorum. ya saçlarımı ya da çalışma odamı boyayacağım. boyanasım geldiiii:))

13 Ocak 2009 Salı

dut kurusu yemiş bülbül...


bülbül sesini bilir misiniz?
hele ki şakımasını dinlemediyseniz, gerçekten cok yazık.  yaz gecelerinde sabaha doğru bir dillenirler, dinlemek müthiş keyiflidir. sesi yankılanır gecenin dinginliğinde... sabahın erken saatlerinde ayaklarınızı serin suya sokmak gibidir. coşkusu ürpertir ama keyfi hiç bitmesin istersiniz.  
konuşması akıcı, ifadesinde doğru notalara dokunanlara da, bülbül gibi konuştuğu yakıştırması yapılır. 
bazen de bol konuşanlara. 
ben de bol ve akıcı konuşanlardanım. 
ama bazen "nutkum tutuldu" deriz ya,  öyle oluveriyor bana da. 

aldığım nefes, ses tellerime doğru ilerlerken, düşüncelerim beynimde anlamlı kelimelere dönüşmüşken birden, bir yumru oluşuyor sanki. ne bir kelime ne de kelimeye benzer anlamlı bir ses üretebiliyorum. kalbimde sıkışmış bir basınç hissediyorum. fizyolojik ya da psikolojik bir sebebi mi var bilemiyorum, hangisi olduğundan emin değilim... 
bazen kalbime sıkışan konular, dilimde de sıkışıyor. bazense bununla uyanıyorum, tüm gün dudaklarım birbirine yapışık, içimden konuşuyor, içimden tartışıyor, içimde yaşıyorum... 
dut yemiş bülbülü geçtim, dut kurusu yemiş bülbül oluyorum...

illüstrasyon: http://kinkei.deviantart.com

12 Ocak 2009 Pazartesi

burun aynı ben :)


kızımızın en güzel yeri bana benzemiş... bu ara bebek kokulu şeyler yazıyorum biliyorum ama ne yapayım, dayanamıyorum, içimde kabaran duygulara engel olamıyorum. sanırım biyolojik saatim, benim de vaktimin geldiğini hatırlatıyor...
ben böyle ağız dolusu heyecanla bahsedince herkes bana "özendin mi kııız?" diye soruyor. özenilmez mi yahuuuu... ama özendik diye de yapılmaz ki, önce bir maddi manevi zemin hazırlanmalı. kriz ortamının gidişatı gözlenmeli, evde kalacağım süre içerisinde çalışabilinecek bir iş ayarlanmalı, kısaca -meli ve -malı son ekli eylemler dizisinden sonra niyet edilebilir. 
daha çok çalışmak lazım, çoook...
:)

9 Ocak 2009 Cuma

dünyanın en mutlu teyzesiyiim:)


deryam; kuzum, can dostum, nar tanem, nur tanem nihayet doğum yaptı. derinimiz aramıza katıldı dün akşam... anne ve bebeğin sağlık durumları gayet iyi... benim hala gözlerim dolu dolu...
haberini aldığımız anı hiç unutmayacağım muhtemelen, heyecandan kalbim ağzımdaydı zaten. annemlere haber ederken telefonda karşılıklı ağlaştık. 
sevdiceğim "duygusal tospaam" diye geldi sarıldı arkamdan, gözgöze gelsek bırakıvereceğim kendimi, bakamadım, ısırdım dudaklarımı...
nasıl bir rahatlama, nasıl bir huzur kapladı içimi, anlatamam... sanki benden çıkartıverdiler bebeği oracıkta.. 
allahıma bin şükür... sağ salim kucakladı minik meleğimiz, hayatı... annemiz de maşallah iyi, en sağlıklısından, en mutlusundan bir hayat diliyorum ailece , hepsine...
tütü tü maşallah benim kuzucuklarıma...

5 Ocak 2009 Pazartesi

depresyon belirtisi..

depresyona giren kadınlar ilk iş olarak saç renklerini değiştirirmiş. ben de blog rengimi seklimi değiştirdim ama bunu da cok sevmedim, bir kaç gün dursun bakalım, ruhum iyileştiğinde bakarız tekrar...

derin dünyam yayında...









teyzesinin biriciği derin için, hazırlıklar başladı.
internet günlüğü geldi ama,
henüz kendisi daha anneciğinin karnında..
hayırlısıyla inşallah aramıza katılacağı günü heyecanla bekliyoruz.

2 Ocak 2009 Cuma

böööğrrrk

yeni yıl yeni yıl geldi ama herşey eskisi gibi. noel amca neden bize yeni yepisyeni şeyler getirmedin?
mesela bana pollyanna psikolojisi, aşırı doz deve sabrı, aloe veralı hücre yenileyici enerji balsamı falan getirebilirdin. 
ama yok sen sepetinde cikolata taşı ve zahmet edip de buralara uğrama!..
tamam öyle olsun, küstüüüüüm:((

herkese sünger bob'lu gülen yüzlü yıllar diliyorum...

"şeker pasta" yine yapmış, yapacağını...2 yaşındaki adaşıma üç boyutlu sünger bob pastası yapmış, ve yine çok güzel olmuş. 2 eylülde ben de aynısından istiyorum. sevenlerimin bilgisine... :)
link vermeyi beceremedim yazıda ama, sağda yan tarafta adresi var, meraklısına tavsiye ediyorum...

iki bin dokuuuuuz

yihuu, şampanyalar patlattık, obez eylemler gerçekleştirdik, eskisini sepetledik, yeni yılı bağrımıza bastııık. 
tek değisen, masa takvimim oldu şimdilik...
her yıl sonu, içimi coşku kaplar, noel baba gelecek, kırmızı burunlu rudolfla gezeceğim, milli piyango çıkacak, çorabım hediyelerle dolacak, sabah uyanacağiz her yer bembeyaz olacak, her şey farklı, neşeli olacak sanırım,
ama yorgun, bitik uyanırım ve herşey aynıdır...

gene aynısı oldu, bu yılın tek farkı sabah kalkınca ilk iş çamaşır ve bulaşık makinalarını çalıştırmaktı. evli yılbaşı da böyle oluyormuş :)))

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails