27 Şubat 2009 Cuma

kronik üşütük tobi :P

yahu bu ne soğuk, beynim dondu valla. dışarısı soğuk, ofis soğuk, ellerim de soğuk... vazgeçtim, kar falan yağmasın, bahar gelsin bir an önce. 
parmaksız eldivenlerimle çalışıyorum, boynumda ultra uzun kaşkolum sarılı, sırtımda bir kazak, süeter ve annemin daha önce belim için ördüğü saçaklı bolero, ayaklarımda da örgü şal, sarmalanmış durumdayım. bildiğiniz lahana, ama renklisi :)

26 Şubat 2009 Perşembe

şirin duvar kedileri bulduuum:)

kitaplığım hala yok ama, kedilerim var artık. canlısı giremese de, stickeri girdi eve hehehe :P 

özdilekte tesadüfen karşılaştık kendileriyle, dayanamadım, evlat edindim kedicikleri:) 
ambalajında web adresini buldum. internetten de sipariş edilebiliyorlarmış meğerse, keşke bileydim, daha ucuza gelecekti :) 
olsun, şaşkın kedilerim var artık beniiim heyoooo:)
ilgilenenler www.duvarstickeri.com 'u ziyaret edebilirler. aa bu arada benim kediciklerim keçeden ve boncuk gibi gözleri var, çok şirinleeer :)

25 Şubat 2009 Çarşamba

etiket reytingi :)

"aa, ben bu yazılara etiket koyayım daha kolay oluyoo", dedim ve blog reytingimi tavana  fırlatmış oldum sanırım. 
kendimi bütün gün aynada seyretme narsistliği gibi görünebilir ama vallahi değil, derdim etiketlemekti sadece :)

kaybolduuum :P

"herşey annemin bana internetten bolero modeli araştır, babana gönder" demesiyle başladı.
bir daldım, çıkamıyorum. inanılmaz şeyler buldum aman yarabbi, yetenekli, yaratıcı insanlar neler neler yapmış. şaşkınlıktan ağzım açık kaldı.
hepsi benim hepsi benim olmalııııı. ya neden ben de yapamıyorum, yaaaa. püffff :(
favorim bu :)

24 Şubat 2009 Salı

kanal açılışına doğru geri sayım, tik tak...

dedim:  "açılışa başbakan, cumhurbaşkanı hadi olmadı bari belediye başkanı gelsin, medyaya haber verelim. boru mu? kanal açılacak."

dediler: "manyak mısın, prit mi kokladın, kaşla göz arasında çamaşır suyu mu içtin?"

dedim: "yok, doğuştan böyleyim."

dediler: "allah akıl fikir versin, bu hayatta normal bir grafiker mi gördük ki, sana soruyoruz."

dedim: "vizyon yok sizde, hıh, ben 1 saat sonra gidiyorum, kurdela kesmeye."

hem de kendi ayaklarımla, gene. açılışı başbaşa yapacağız anlaşılan hicran sultanla :) 
geçen hafta "filminde sol 6. dişindeki çürük, sinirlere yakın duruyor, şimdi açmayayım. haftaya daha erken gel hem kanal yapalım sana, hem de dolgusunu" diyerek,  dibiciği komşusunu dolduruşa getirmişti. 
beynimde çınlayan sesler mi, o kadar süre ağzımın açık olmasına rağmen konuşamıyor olmak mı, boğazımın kuruması mı, tavandaki florasan lamba bağlantısını dikizlemek mi beni gıcık ediyor, tam seçemedim. 
diş bakımıma gösterdiğim zorunlu yakın alakadan beri, eklemlerimdeki romatizmal ağrılarda ciddi düşüş oldu. babaanneler gibi sızlanmıyorum artık, nemli havalarda. 
kötünün iyisi diye buna denir işte:)

The Women & Wanted

"the women", harika bir filmdi, hafta sonu seyrettim. zaten meg ryan'a karşı çok kuvvetli hisler beslerim, yıllardır... damarlı elleri, saçları, havası, giyimi... onun gibi olmak istiyorum ama uzun boylu modeli :)
Filmin içerisinde hiç erkek olmadığını söylediklerinde, sıkıcıdır diye düşünmeme rağmen, yokluklarından hiç rahatsız olmadım :))).
konu arkadaşlık ve ilişkiler, anlatım içten, eğlenceli ve akıcı. ben çok sevdim, tavsiye ederim...

seyrettiğim 2. film ise "wanted"... film güzeldi, silah, kan, matrixvari sıradışı eylemler, hele bir falsolu mermi atışı mevzusu var, çok artistik.
angelina hanım kızımızın köfte dudakları, delici bakışlarıyla sert hatun imajı hoştu. aksiyonu içerisinde dikkat ettim de, hakikaten seksi bişi kendisi, hafif iricene ama yakışıyo ablaya. yıllarca "amaan nesini beğeniyorsunuz bunun yaa" diyerek bok atıyor olsam da, eline silah yakışan nadir kadınlardan bence :)

23 Şubat 2009 Pazartesi

herşey kandırmacaymış :(

cumartesi biraz yağdı kar, arkasından yağmur. 
pazar sabah kar yağarken uyandım, arkasından yağmur.
birileri benimle dalga geçiyor sanırım ;)
bugünse hava bahar modunda...
ben kendime değil, bahar geldi sanıp da çiçek açan ağaçlara üzülüyoruuum. 
bir de kardan tavşan yapadım halaaa :((

21 Şubat 2009 Cumartesi

kardaan tavşaaan yapaaaalııım:)

kar yağacak, yağacak, yağacak ya, biz de yerde, arabaların üstünde toplaşan karlardan kocamaaaan tavşan yapıcaz. tabi ben astronot kıyafeti bulursam ;) 
e malum gripli insancığın, sokakta kardan tavşan yaptıktan sonra iki ihtimali var. ilki çivi çiviyi söker tezinden yola çıkarak iyileşirim, ikincisi en yakın hastanenin zatürre servisinde yatarım. 

ama bu kar tutarsa zatürre korkusu bile durduramaz beniii.
kardan tavşan hatta kardan ayı yapıcam. üstüne fanta dökücem. winnie the pooh olacak hihihihi:))
fotoğraf:http://uniquevalenti.deviantart.com

kar yağııııyoooooooooor, yasasiin:)

pencereden kar seyrederken, hep kendimi annemin yanında gibi hissederim. sanki odasından çıkacak, "uyandın mı" diyecek, "ooo kızımız çay suyunu bile koymuş" diyerek yanıma gelecek birlikte babiş kalkana kadar kar seyredip, miskinleneceğiz.  "bu hafta sonu kar bekleniyormus, gelmeyin, aklım yollarda, sizde kalmasin" diyen annem haklı çıktı. neymiiiş, anneler her şeyi bilirmiş. yemek, duzen, tertip, hayat, erkekler, babalar ve de hava durumu...

fotoğraf: http://motypest.deviantart.com/

20 Şubat 2009 Cuma

hadi bakalım, yine tripcan olduk...

yapılmasından hoşlanmadığım bir davranışı durdurmak istediğim için, gereksiz trip atıyor oldum. mesele gayet şebelek bir haldeki fotoğrafımın facebooka konması ve benim de buna tepki göstermem. ya 3-5 arkadaş arasında yapılan bi atraksiyonun, 500 kişiye birden ulaşmasını istesem, bende daha ne maymun fortoğraflar var, koyarım hepsini. 
hadi gaza gelinmiştir konmuştur, ama tatlı tatlı uyarmışız, hala orada durup duruyor, tepki verince de gereksiz trip yapıyor oluyoruz. 
yapıyorum kardeşim, ne yapayım, ben buyum. başrol bensem ve bu rolden hoşnut değilsem, yayından kaldırılmalı. bunu istiyorum diye de  suçlanacaksam, daha ne diyeyim...

yine grip, yine davul bademcik:(

iki hapşırıktan sonra bi bakıyorsun, boğazından kulağına kadar kocaman bir şişlik. yutkunamıyorsun, halsizleşiyor ve yere paralel bir gün geçiriyorsun.  bir gün önceden dişçin sana "ooo, bademciklerin kıpkırmızı olmuş, dikkat et" diyor, onlar da haksız çıkarmamak adına davulcuk formuna geçiş yapıyorlar.
dün yatay istirahat modundaydım. ne kıpırdayacak halim ne de yutkunmaya mecalim vardı. evde adaçayı, bal, limonla yaptığım yumuşatma girişimi başarısız olunca ilk iş ofise gelemeyeceğim haberi vermek, ikincisi ise sevdiceğimi arayarak mızıklanmak oldu.  sağolsun sevgi şefkat perisi koca eve erken geldi, tıbbi gereksinimlerimi karşıladı. güzel yutulabilir bir yemek hazırladıktan ve ilaçlarımı portakal suyu eşliğinde verdikten sonra, "yarın öğlen 11'de bunu, yemekten sonra bunu alacaksın, pastili de sabah kalkınca al hemen, çok sıcak şeyler içme, kahveden ve sigaradan uzak dur"diyerek beni programladı. "bol bol dinlenmelisin"  diyerek de uyuttu bi güzel. sağolsun annemin eksikliğini hissettirmedi:)
sabah aradı "uyandın mı" diye. uyandım erkencikten, hazırlanmıştım. şaşırdı sevdiceğim ama şaşıracak bir durum yok. malum kriz zamanı işsiz kalmamak ve dünkü yokluğumu kapatmam için erkenden işe gitmem gerek. 
o eskidendi, grip ol, günlerce yavru kedi misali miyavlayarak yat, yayıl... bayılmadan yatmak yok bu devirde, büyümek böyle bir şey herhalde. 
hastayım ve çocuk olmak istiyoruuuuuum :(

18 Şubat 2009 Çarşamba

bzzzt, zzzzt, vırııın, vroooon...

akşam hicran sultan beni oyacak, içine de bade dolduracak. türkçesi, sevgi dolu diş hekimim hicran hanımcığım, dişime dolgu yapacak. yine ön sohbet sırasında iğnemi vuracak ve hafifcecik elleriyle bızırt, tızırt başlayacak, inşaata. 
işte o sesleri beynimde duyarken ben; tırnaklarımı koltuğa geçirmiş,  tüm vücudumu kasmış, başka birşeyler düşünmeye çalışıyor olacağım...
yıllarca dişçi koltuğu sendromu yüzünden kaytardım ama işler dönülmez noktalara varınca tıpış tıpış kendi ayaklarımla kurbanlık koyun misali gidip oturuyorum o koltuğa...
canım mı acıyor? yooo, beni o sesler deli ediyor, tansiyonum düşüyor heyecan ve korkudan. dizlerimin bağı çözülüyor hakikaten, avuçlarım terliyor, beynim uğuldamaya başlıyor. 
ve yüce insan hicran'a minnet duyuyorum, kazık kadar boyuma bakmadan, anne sıcaklığı ile davranıyor ve öğretmen sabrıyla yapılacak tüm işlemleri anlatıyor. en kritik anlarda bana okkalı bir soru soruyor, ben cevabı düşünürken, o en çetin hamleyi yapmış oluyor. koltuğu ve dolguyu sevmesem de, diş hekimimi seviyorum, zaten işin tek katlanılır tarafı da bu.
ama yine de, off yaaaa...

17 Şubat 2009 Salı

clementine'nin ziyareti...

rüyamda clementine vardı. yani ne alaka di mi? ama gelmiş artık yapacak birşey yok. mavi balonun içinde "hadi gel gidiyoruz" diyor. benim ağzım bi karış açık. üzerimde eşofmanlar (ki altı başka üstü başka), ayağımın tekinde çizgili bir çorap. 
"e hadi madem gideyim" deyip, çıkıyoruz yola. ama mavi kürenin şarjı mı bitmiş ne, araba gibi sokak aralarında ilerliyoruz. benim yüreğim ağzımda, şu yanan yaratık önümüze çıkacak korkusu taşıyorum ama kahin clementine, hemen anlayıveriyor korkumu. "o sadece bir çizgi film kurgusu, gerçek değil"diyor, ukala gıcık. 
"sen nesin be, çizgisel manyak" diyesim geliyor ama susuyorum. ne de olsa havada onun balonu içindeyiz, cami duvarına işemek misali tek çorapla sokakta kalmiyim diye...
bir anda mutlu uçuşum sıkıntıya bürünüyor, zevzek clementine beni getire getire ofise getiriyor. ya mavi balonumuzla disneylanda gitmek varken, ofis "ne alaka" diyorum. bir anda kar yağmaya başlıyor, tipi halinde, üşüyorum ve göz gözü görmüyor. gözlerimi yumuyorum, açıyorum. bizim odanın tavanı...
yorgan yerde, ayaktaki tek çorap yok.
telefon çalıyor, sevdiceğim, uyandırmak için arıyor. "hadi kalk geç kalacaksın işe" diyor... kalkıyorum salona kadar sallana sallana ilerliyorum, koltuğa oturup ayak battaniyesine sarınıyorum. 
bir bakıyorum soluma, clementine bu sefer bizim salonda yayılmış "eviniz küçükmüş" diyor. "ukala dümbelek sanane, biz onu küçük seviyoruz" diyesim geliyor ama demiyorum. 
misafir ya, ayıp olmasın. 
odanın yerleşiminden, tv kenarındaki köpeciğime kadar herşeye bir laf söylüyor. öldüreceğim salağı az sonra, farkında değil. 
" bence artık gitmelisiniz, uçan fareniz sizi bekler, bi taksi çağırayım size" diyorum. Aliye Rona kahkahası atıyor ve "ben burada kalıyorum ama sen gidiyorsun"diyor. 
gözlerimi kırpıştırıyorum, ayak battaniyemle koltukta uyanıyorum, telefonun saatine bakıyorum,9:40... 
geç kaldııııım, ya nerde bu taksinin telefonu yaaaa....
ulen clementine alacağın olsun, bir dahakine mavi balonunu patlatmazsam, gıcık şey, hep senin yüzünden :(

16 Şubat 2009 Pazartesi

iki yaklaşık sonuç...

senaryom tıkır tıkır işledi, iki yaklaşık sonuçla... 
giderken değil ama dönüşte paldır küldür binebildik, otobüse. 
bir de tahmin ettiğimden daha fazla eğlendim:)
go kankalarımı çok özlemişim, çok değil en son kasım ayında görüşmüştük ama, burnumda tütmüşler. cebime koyup eve getiresim geldi canlarımı. şimdiden mart ayındaki hacettepe turnuvası için sözleştik. inşallah uygun olur da gidebiliriz. 
sadece ben de değil, sevdiceğim de çok eğlendi. ikimiz de dün yatağımıza özlemle "ohh be" diyerek yatsak da, yorgun ama mutlu uyuduk..
yaşasın turnuvalar ve ligler...

13 Şubat 2009 Cuma

13.cuma ertesi, sevgililer günüsü...

13.cuma akşamı yolculukla başlar. 
terminalde; " biletler kimde, ee purple hanım kardeşimiz nerde kaldı, bi şiler mi yesek, aaa bana kraker falan alalım" gibi cümleler yığını içinde paldır küldür yola çıkılır.

gece 11'e doğru minik insan özgür'ün yeni malikanesine varılarak, kutuplardaki ilk gecemiz başlar. yeni evin derdi çok olur, doğalgazı da geç bağlanırmış diyerek götürülen  bütün kıyafetler üstüste giyilerek uyunur. 
ertesi sabah neşeyle kalkılarak, sıcak bir börekçiye sığınılarak kahvaltı edilir. sonra da turnuvaya doğru soğuktan kızarmış birkaç burunla yola çıkılır. (bir de kar bekleniyormuş, aman yarabbii...)

turnuva kayıtları, eşleştirmeler derken, geciken takım arkadaşları beklenerek, yerlerimizi alır, oyunumuza başlarız. akşamına ooooh bee bugün de bitti, yaşasın sevgililer ve go kankaları günü diyerek loslobosa gidilerek, tekilada kurtcuk, votka kovasında pipet, rakı şişesinde balık, arjantin icinde köpük olunur ve  bu özel gün kahkaha, dedikodu, bol gürültü ile sonlanır. 

küfelik ve komalıklar yatıştırıldıktan sonra, sızıntı uykusuna geçilerek, hafif başağrılı sabah karşılanır. sade kahvelerle günaydın denir. oyunlar başlar, sessizlik çöker. öğle yemeğiydi, ikinci turdu derkengün biteeer. sertifikalar, ödüller verilir. bi dahaki turnuva için gaza gelinir. gün biteeer. 

buruk vedalaşmalar olur, hiç kimse gitmek istemez ama zorunluluklar arkadan itekler.. eve dönüş; yorgun, uykuludur ama yüzlere aptal bir sırıtış yerleşmiştir. sevdiceğe "gene gelelim olur muuuu" diyerek bir sonraki turnuvanın yolu yapılır.  eve  varılır, tv karşısında uyuklanır ve bu güzel hafta sonu biteeeeer...

11 Şubat 2009 Çarşamba

ülke bitti, balkanlar geziniz kusur kalmıştı..

ülkeyi bırak, marmara bitti sanki...
"işler çok, izin yok, hafta sonu keman dersim var, mali kaynaklar sınırlı, bu ara sıkışığız". 
sonra sen kalk, balkanlar gezisi organize et. 
sebep, sümüklü bir oğlana duyulan aşk... 
hıh, "biz sana gelcez" diyeceksiniz, ben de "aa, bu hafta sonu biz caponyadaki kuzenime bebek tebriğine gidiyoruz, annemlerle" diyecem.  görürsünüz siz, hıh :(

bitsin artık...

gün de bitsin, çalışma çabalama derdi de, hafta da... 
gidelim eskişehire...
iki güncük de olsa unutalım, hayatın akışını. başka boyutlara kayalım, yeniden öğrenci olalım, göbeğe biraz da bira göbeği katalım. 
diyet yapmayalım. pidelere, tatlılara gömülelim. 

ben şımarayım, kudurayım, deliler gibi sarhoş olayım, kusayım ama ayılınca hatırlamayayım. bel fıtığısı bela olmasın, sevdiceğim beni omzuna alsın. 
uçan balonları kulaklarıma asayım, burnuma selpak peçeteler sokuşturayım. 
havuçtan tavşan dişleri yapayım kendime, kimse beni yadırgamasın.
iki güncük, eski ben olayım. umursamaz, sorumsuz, cıvıldak, kıkırdak, şebelek... 

turnuva havasında gaza geleyim, porsuk kıyısında "dan" olma hayalleri kurayım. oyunda "sai"nin ruhu içime girsin, üstün başarı ödülü alayım. 

yolda bitli, ıslak ve sevimli, büyümeyen bir kedi yavrusu bulayım, cebime sokup eve götüreyim ama sevdiceğim onu hiç görmesin, kapının önüne koymasın.

gün bitsin, gündüz olmasın akşamlardan sıçrayak cuma'ya varalım.
cuma olsun, cumartesi olsun, pazar olsun ama pazartesi olmasın. "uzaylı kız evie "gibi parmak uçlarım zamanı durdursun...

10 Şubat 2009 Salı

japonca fuseki, türkçe uykusuzluk demek...

aldım başıma belayı ama belam, purple. fusekinin kabahati yok.
villa doluca kırmızı karma eşliğinde, keyifli ama uykusuz bir haftaydı. sabah işe geç kalmalarımın haklı sebebidir kendileri.
az önce purple hanım kardeşim bana "Yaaa minik kuş, ben sana dış kapının mandalısın desem bile burnunu boktan ayıramazsın ki"diye yazmış. ee doğru söze ne denir?
geri döndüm, zümrütü anka misali küllerimden doğup hem de. burnum bok içinde kalsa da, düşüp kafamı birçok defa daha yaracak olsam da, taşlı yollarda yalnız kalsam da, "ya bi git yaaa" deseler de, geri döndüm bile... :) artık yapacak bişi yok...
ni ho haa...

9 Şubat 2009 Pazartesi

tembelliğim üstümde...

aslında iş, go ve evle ilgili programların yoğunluğu yüzünden blog sayfama yazamadım epeydir. özicim tatile gitti diye de olmuş olabilir tabi, onun tatil rehavetinden banane ise artık:) o döndü, ben de döndüm, hihihi:)

3 Şubat 2009 Salı

derin gün pazar:)

yan yan bakışlarına kurban olduğum küçük maymunum beniim:) bir şımarıktı görecektiniz, geleni gideni süzdü, duadan önce biraz kuduruktu, sesini duyurdu herkese, "ben buradayım" der gibi. sonra yoruldu ilgiden, uyuyakaldı.
doğurasım geldi valla, şimdi özel sağlık sigortalarını araştırıyorum, en az bir sene ödemek gerekiyormuş primleri doğum sürecinde faydalanmak için. işte 2010 gibi diyorduk, tam vaktine gelir herhalde. o süre içinde de derinle staj yaparız artık :))

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails