31 Mart 2009 Salı

heves mi, gizli kalmış bir hayal mi, bilemiyorum...

ama istiyorum. dikiş dikebilmek istiyorum. yani kafamdan uçuşup duran fikirleri kuyruklarından tutup, 3 boyutlu gerçekliğe dönüştürmek istiyorum. 
eylülden bu yana "yok önce düzenleneyim, yok bi toparlanayım" derken, aylar "hooop" diye geçiverdi. sıkıldım verimsiz geçen zamanlardan. 
2 boyutlu dokunamadığım, sarılamadığım tasarımlardan. çizgilerimi boyutlandırmak istiyorum artık. odamda boş A4 aradım dün, yok yok. hepsinin üzerinde bişiler çizmişim, yazmışım, numuneler, örnekler yapıştırmışım. boş kağıt bulamayacak kadar dolmuşum artık.
kafamın içi de dolu, gerekli, gereksiz şeyler. 

çizebiliyorum, boyayabiliyorum, kesip, yapıştırabiliyorum ama dikemiyorum. hazır formlar üzerinden gitmekten sıkıldım artık. boş vaktim ve extra bütçem olacak ki, iyi dikiş bilen birine gidip şöyle böyle deyip diktireceğim.onda da kafamdaki kumaşa yansıyacak mı belirsiz. o yüzden benim öğrenmem lazım. 
acaba, kumaş iğne iplikle mi başlasam, yoksa küçük işlevsel bir makine alma yollarını mı araştırsam?
yine tilkiler kımıl kımıl dolanıyor, ne yapacağımı bilmiyorum, off ya:(

illustrasyon: http://remichan.deviantart.com

30 Mart 2009 Pazartesi

teftiş bahane, göbek şahane :P

pazar günü kuzenimin kızı özge tarafından teftiş edildik. 
kendisi 3,5 yaşında dedikoducu bir fırlamadır. genelde gittiği evlerde öncelikli olarak tuvaleti ziyaret ederek, evi teftişe başlar. sonra da muhteşem yorumlarıyla hepimizi gülmekten kırıp geçirir. beğenirse süper ama beğenmezse yandınız, tüm sülaleye rezil oldunuz demektir. 
biz sınavdan geçtik mi şu an belirsiz, değerlendirmeyi annesinden duyacağız hafta içinde:)

özge ve yorumları;
- özgecim, nasıl beğendin mi evimizi?
- yatağınız küçük.
- yok ya nesi küçük?
- bebek sığmaz buna.
- bebeğe beşik alırız, ona sığar.
- beşik de yok, anneme söyleyelim benimkini sana versin.
- tamam, bebek olunca isteriz.
- e tamam işte, senin göbeğin var ama neden içinde bebek yok?
- yok çünkü, daha erken bebek için, bakacak kimse yok, sen bakacaksan yapalım.
- yoo, istemem ben. biz annanemle gezmeye gidiyoruz, götüremeyiz onu. hem bebek sonraysa niye şimdi evlendin?
- ee, kem küm nassı yani?

yer: benim çalışma odam
-bak bu oda da küçük.
-nesi küçük özgecim, kocaman oda.
-ı ıh, beşik sığmaz bu odaya, heryerde kipatların var.
-bebek olursa, kipatları başka odaya alırız.
-ı ıh siz bizim evin oraya gelin, orada bir sürü boş yer var, söyle kocana taşısın kipatlarını.
-taktın kipatlara sen de.
-senin okulun  yok  kipatın var, bebeğin yok göbeğin var, çok komiksin.
-sensin komik...

yer: mutfak, balkona çıkmama kavgası yapıyoruz
-özgecim, balkon soğuk, çıkma!
-o zaman neden kapı açık?
-çünkü yemek kokusu çıksın diye açtım, üşüyeceksin, salona git, hadi kuzucum durma burada.
- benim üstüm var üşümem hem terliklerim var, çıkıcam.
- bak orası ıslak düşersin.
- düşmem, ben çocuk muyum? 
- çocuk değilsin de nesin?
- ablayım.
- kimin ablasısın?
- küçük ayşenin.
- kim ki o küçük ayşe?
- senin bebeğin.
- benim bebeğim yok ki.
- hadi hadiii, yalan söylemeee, hamilesin ben biliyoruuum.
- aa, yok kız deli, nerden çıkarttın hamile falan değilim ben.
- yaa hiç de bileee, hem göbeğin var, hem bir sürü tüylü ayıcığın var, ayıcıklı bardak bile almışsın, kesin bebek geliyor, yoksa neden çocuk şeyleri aldın ki?
- onlar benim ayılarım, ben ayıcıkları çok seviyorum diye arkadaşlarım hediye aldı onları. 
- tamam işte arkadaşların bile biliyor, bir bize söylememişsiin. ananeeeeeeeeeee, ayşe abamın bebeği geliyoooo.
- gelmiyoooo.
- geliyoooo.
-....

fotoğraf :http://www.bebekresimleri.gen.tr/r-asyali-bebek-resimleri-15-japon-bebek-95.htm

ne hafta sonuydu, aman yarabbi :P

cumartesi maratonun ilk günüydü, küçük japonumuz mıstık sencer, annesi meral, babası zeki, bize hayırlı olsuna geldiler. işten koştur koştur çıkıp, mamalar hazırladım, kuzucuklarıma. geldiler. mıstık bi tatlı bir tatlı sormayın. nasıl güleryüzlü nasıl şirin, nasıl insan canlısı. agu bugu, gugu diye oynaştık, durduk. uyku saati gelince kuzucuğun, eve dönüş yoluna koyuldular. 

arkasından ispanya-türkiye milli maç, ben koltukta uyurken 1-0 bitivermiş bile.

pazar sabah kahvaltı bile etmeden oy sandıklarına doğru yola koyulduk. oy verilecek ilköğretim okulu sandığımız yer liseymiş. sora sora bağdat bulunurmuş ilkesiyle, dolana dolana okulumuzu bulduk ve nihayetinde oyumuzu da kullandık.

eve dönünce ben mutfağa, sevdiceğim elinde vileda ile odalara daldı. hazırlıklar başladı, kapı çalındı, süpriiiiiz...

annem ve babam, oylarını kullanmışlar, babam araba ayarlamış, gölcükten kalkıp gelmişler, eller kollar dolu. anacığım bana kıyamamış, "bu kalabalıkla başa çıkamaz benim kızım" demiş, işkembe çorbası, özel gül böreği, humus ve ayva tatlısı hazırlayıp gelmiş. 

sonra ablam, dayımlar en son da kuzenler geldi ev doldu, toplam 15 kişi ile evimizin ilk toplu misafir rekorunu da kırmış olduk. akşamüstü 4 kişilik kadro azalması yaşadık, 11 kişilik akşam yemeğimizi tavuk sote ve pilav ile destekleyip, başarıyla atlattık. önce kuzenleri, sonra da annemleri yolcu ettiğimizde saat 23,30 sularıydı. beyim ayaklarımı ovdu, topallaya topallaya yatağımıza ulaştım ve sanırım uyumadım, bayıldım:P

tüm yorgunluğa, ayaklarımın şişmesine rağmen çok keyifli, sevgi dolu ve eğlenceli bir hafta sonuydu. gene yapalım ama ben bir hafta önceden hazırlanmaya başlayacağım bir dahakine :P

28 Mart 2009 Cumartesi

maraton başlıyor...

seçimin maratonu sona yaklaşırken, benimse iki günlük misafir maratonum başlıyor. 
çıtır evliler olarak hafta sonları zöttiri zöttiri gezdiğimiz için, hayırlı olsun misafirlerimizi bir türlü kabul edemiyorduk. ben de seçim sebepli zorunlu evde kalışımızı fırsat bilip, hafta sonumuzu misafir ağırlamaya ayırdım. 

1.gün cumartesi akşam çayı:
zeki-meral ve sencer üçlüsü (kanka mertebesi)
menü; kıymalı anne böreği, patates salatası, havuçlu bisküvili toplar ve sıcak içecek servisi

kıymalı anne böreğim, daha önce de yılbaşı soframız için yapmıştım:)

2.gün pazar öğleden sonra çayı:
niloş kuzen altılısı, minnoş yengem dörtlüsü ve ablam (çok yakın akraba mertebesi)
menü; ıspanaklı ve mantarlı kuş yuvası böreği (portakal ağacı bloğu tarifidir, tavsiye ederim),patates salatası, yoğurtlu havuç salatası, çeşitli soslar (henüz düşünmedim uyduracağım bişiler), şambali anne tatlısı, çocuklar için kirpi sosis (anne kaz bloğu tarifidir, ilk defa deneyeceğim, eğlenceli olacak:)) ve sıcak içecek servisi.

iş çıkışı migros alışverişimi yapacağım, sevdiceğim de pazar alışverişinde. akşam 6ya kadar bir yandan hazırlıklarımı yapıp, çöp evimizi dezenfekte edeceğim. çok çalışmak lazııım, çoook :P

fotoğraf2: http://www.portakalagaci.com/oburcuk/2005/08/ku_yuvas_brei.html
fotoğraf3: http://www.annekaz.com/2009/03/garip-bir-tarif-kirpi-sosis.html

27 Mart 2009 Cuma

üzgünüm...

helikopter kazası sonrası kurtarılamayan hayatlar için üzgünüm...
kazadan kısmen de kurtulup, telefonla yardım istedikleri ve  ümitsizce bekledikleri halde donarak öldükleri için üzgünüm...
profesyonel arama ekiplerinin dağın başka taraflarında dolanırken, kazadan 47 saat sonra enkaza sadece yerel köy korucu ekibinin  ulaşabilmiş olması yüzünden üzgünüm...
ergenekon soruşturmalarında yer altında saklanan  silahlara ulaşabilen teknolojiye sahip(!?) haber alma servisimiz varken, en az 6 cep telefonu sinyalinden kaza yapan helikoptere bir türlü ulaşılamamasına üzgünüm...
üzgünüm işte...

24 Mart 2009 Salı

soho, çokomilk,alpella 3gen:(

ben suçsuzum:(
den otla dur koca hafta, hafta sonu gevşet bütün kemerleri, düğmeleri sonra hormonal değişim haftasında verdiğin kalorileri çikolata ve türevleriyle geri al, olacak iş mi bu?
diyetle falan olmayacak bu iş, mideme kelepçe taktırmak, karboksiterapi yaptırmak gibi yeni uygulamalara doğru yelken mi açsam diye düşünmüyor değilim. 

bana kalsa iri boy ayva göbeğimle mutluyum ama, sevdiceğim yeni aldığım elbisede "göbeğin belli oluyor, çok tombalak duruyorsun" deyince çok moralim bozuldu. (sinirimden o yattıktan sonra birkaç damlacık da olsa, ağlamış bile olabilirim, hatırlamıyorum :P )
gerçi bal haftamızda mayo içerisindeki orantısız balina formumdan ben de rahatsız olmuştum ama "onu yeme bunu yeme", e biz neden yaşıyoruz o zaman. zaten kırk yaştan sonrası tansiyon şeker vs. diyet protokolleriyle geçecek ömrümüz, daha 3 onluk dönemin başlarında bu düzene  başlarsak doğamıza ters düşmez miyiz? 
tamam bu -doğaya ters düşme- yorumum biraz saçma oldu ama, isyankarım kardeşiiiiim :P

ama daha saçması var:
- tosunum maşallah... 
- bana tosunum deme, hadi yalnızken tamam, alıştık ama, milletin içinde deme bari.
- tamam. ye de, abartma, kilo alıyorsun sonra, tombalak deyince de kızıyorsun.
- ama sen beni böyle de seviyorsun di mi aşkım? hem zaten ben hep böyleydim, hiç sıfır beden olmadım ki :D
- ben seni tabi ki her halinle seviyorum ama, fazlaa daa...
- ne yani ben 100 kilo olsam beni sevmeyecek misin? !! 
- olmassın ki :))
- yaa olursam, kesin bırakıp gidecen yani. !!
- ya ne alakası var, ben öyle mi dedim şimdi?
- demesen de dediğin o yöne çıkıyor, ima ettin işte. :(
- ama ben senin sağlığın için söylüyorum sen ne anlıyorsun? hem doğumdan sonra da kilolar kalıcı oluyormuş, o yüzden şimdi forma gir ki sonra sağlığın için problem olmasın. 
- hı hı, tabi ben de yedim. sağlığımmış, şişko ve çirkinsin demiyorsun da. peki tamam sana daha ince birini bulalım o zaman.
- haydaa!.. 
ve tobi sevdiceğine küser...
bir süre somurtma ve sessizlikten sonra;
- uyuzsun sen :P
- sensin ooo. :)
- aşkım sen yine alınganlaştın, bugün ayın kaçı? :P
der ve uçan yastıkla bu konuşma sona erer...

22 Mart 2009 Pazar

film etkinliği

bu arada cumartesi akşamını evde geçirdik. "istanbullara kadar gittin de gecelere akmadan mı geldin" diyeceksiniz biliyorum ama, akşam trafiği kabusu, nağmenin grip kalıntıları, bizim yorgunluğumuzla birleşti. mis kokulu kahvelerimiz, pofidik koltuk ve 32 inch genişliğinde tvnin cazibesi aklımızı çeldi ve çok da güzel oldu :)
ve oscara aday başka bir film olan "Milk" i seyrettik. filmi yarısına kadar şaşırtıcı bir olgunlukla bize eşlik eden beyler, bir bahaneyle kalkıp football menager oynadılar bilgisayarda.

gerçi kaçmakta çok da haksız değillerdi, homofobik bir toplum olduğumuzdan mıdır, sean penn bir erkekle öpüştüğünden midir, krema fantazisi yaptığından mıdır, duygusallıktan uzak belgesel gibi yansıtılmasından mıdır, ben de pek beğenmedim.

özendirmek gibi olmasın :)

yarım saat kadar önce evimize ayak bastık. jet hızıyla çamaşır ve bulaşık makinalarını çalıştırdım. sevdiceğim cimbom-eses maçına göz atmaya koltuğa yerleşti ben de bilgisayarıma.
gelelim istanbul maceramıza;

cumartesi sabahın kör saati sevdiceğim beni zar zor ve hatta zor ötesi kaldırdı ve koştura koştura bizi 9 otobüsüne yetiştirdi. uykulu bir yolculuktan sonra ataşehirde "kanka katip"lerin evine vardık.

kuzenciğimizin nikahı çok güzeldi, küçük kardeşle koştura koştura yetiştiğimiz kadıköy evlendirme dairesi A salon kapısında buluştuk, sarılıştık, nikah salonuna son dakika girişiyle, mutlu çiftimizi seyrettik, alkışladık, benim yine gözlerim dolu dolu oldu :P
çıkışta büyük hala- amca kızları, oğulları- torunları ile karşılaştık. tabi ben hepsiyle yeni tanışmış oldum. malum bizim nikah yeşil bursamızdaydı çoğu kişi gelememişti. kısmet bugüneymiş. ressam ünsal amca, akçaydaki bülent amca ve eşi, rahmetli drahşan teyzenin kızları ve torunları, çoğunu babam anlattığından ismen tanıyordum. yüzyüze de tanışmak kısmet oldu, allah uzun ömürler versin hepsi de çok tatlı insanlar. bir başka nikahta görüşmek üzere inşallah:)

ayrıca çileğim ve kraliçemle de buluştum kaşla göz arasında, ceplerime sokuşturup getiresim geldi hepsini ama hayat, iş, aile, çoluk, çombalak fırsat vermedi:(

istanbul maceramızda bol bol obez eylem gerçekleştirdik. caddede tavuk ve bira birlikteliğini kutsadık, öncelikle:)) bana kalsa daha çok eylem yapardım ama sevdiceğim sağolsun çok da suyunu çıkarmama izin vermedi mesela acı hardallı sosisli ya da balık ekmek yiyemeden geldik :P
diyetin dizginlerinden 2 günlüğüne de olsa kurtulan azgın obez ben deniz, katiplerdeki sabah kahvaltısında, nutella kavanozuna öyle bir dalmışım ki, sonra kendimden utandım. kimse farketmeden jübilemi de yaptıktan sonra, kavanozu usulca sofranın ortasına doğru kaydırdım, hüzünlü bir şekilde kendisiyle vedalaştık :(

ev sahiplerimiz sağolsunlar, bizi çok güzel ağırladılar. bizi seviyorlar sanırım:P
çok güzel bir hafta sonuydu, iyi ki tanrah evlendi, pek çok, güzel buluşmaya da vesile oldu. sevgi böcüğü durumundayım şu an, gidip meyve kürümüzü hazırlayayım bari :P

20 Mart 2009 Cuma

haftasonu laylay lom...

hafta sonu tatilim bu akşamdan başlayacak tabi işten çıkabilirsem:)
kuzen evleniyor. yani sevdiceğimin kuzeni benim de kuzenim sayılır, eş durumundan. 
kocamaanından,  sağlık ve mutluluk dolu bir birliktelik diliyorum, tanrah ve halen müstakbel olan eşine. 
onlar ersin muradına, biz çıkalım boğaza hihihi:)
diyet burada kalsın, biz kadıköy iskelesinde acı hardallı sosis yiyelim,
akşamına caddede tavuk kanadı yanında da birası...
oh oh, gelince brokoliden devam :P

fotograf: http://trio.deviantart.com

19 Mart 2009 Perşembe

tam elbise giyilecek günmüş bugün :P

siyah cici örgü elbisemi giydim bugün. allahtan yünlü çorap var ayağımda. şu an dışarıda sulu kar yağıyor ve eve buz tutmadan nasıl giderim diye düşünüyorum bırrrrr:P

soru1: elbise giyecek gün mü kalmadı be güzelim?
soru2: akılsız başın cezasını ayaklar mı çekecek?
soru3: sabah kafasını camdan çıkarıp hava durumuna bakmayan tobi, bu üşümeyi haketmiş midir?
soru4:"dışarısı yağışlı, tedarikli çık dışarı" diyen kocanın sözü dinlemeyen tobi, donmasın da ne yapsın?
soru5: ütü yapmaya üşendiği için, elbise tercihini kullanan tobiye allah akıl fikir versin mi?

bir sürü sevimli tavşan...

yine ilginç rüyalarımdan birini gördüm.
deniz kenarında dolaşıyoruz, yanımda bir bayan karakter var; ablam ya da yakın bir arkadaş, tam emin değilim. deniz kenarı da değirmendere sahili. su berrak... 
bir tane zıplayan dev tavşan görüyorum sahilde, hem koca kafalı, hem de kocaman. boyu en az 70-80cm vardır. pembeli, turunculu, beyazlı pofidik tüyleri var. "ayy, ne tatlıııı" diyorum. 
deniz kıyısına doğru bakıyorum, suyun içinde yanyana dizilmiş, gözleri kapalı,ama gülümseyen bir sürü tavşan. 
"ya yassık, ölmüşler mi" diyorum. yanımdaki karakter "yok, uyuyorlar" diyor. yakından bakıyorum hakikaten hareket ediyorlar.
hepsini eve götüresim geliyor, sevdiceğime "bana tavşan alalııım" demek için sahilden ayrılıyorum, uyanıyorum.

yorum1: dün akşam derinimi görmeye gittik, sürekli gazıydı, uykusuydu konuşup durduk, etkisinde kalmış olabilirim :)

yorum2: babası "kırk uçurmaya geleceğiz yumurtamızı hazırla, hatta sarıya falan boya" demişti, ben de "sarı olmaz gıda boyası lazım gelir ben soğan kabuğu ile kaynatırım, paskalya yumurtası yaparım kuzuma, üzerine de tavşanlı sticker yapıştırırım" demiştim.

yorum3: derinin gazını, sevdiceğim çıkartmayı başardı dün akşam. stajdan tam not aldı. 
"e hadi, sıra sizde" dediler,"bebek almayalım tavşan alalım bak bunlar da uyuyorlar" dedi sanırım bilinçaltım.

yorum4:......................... rüya tabirinden anlamam, yorumlayabilen varsa bekliyorum :P

illüstrasyon: http://oborochann.deviantart.com/

18 Mart 2009 Çarşamba

tersine yaşam...

tersine yaşamanın "Can Yücel" yorumu:
yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir. şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu. 

nasıl mı ? camide, musalla taşında uyanıyorsunuz. bir tahta sandık içersinde, herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette. 
tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak. herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır. arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz. 
doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz. ne güzel, hazır maaş, hazır ev... 

altmışlı yaşlara kadar her şey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. 

bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız gün size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz. genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak işe başlıyorsunuz. herkes karşınızda el pençe divan... 
vücudunuzda da bazı hoşa giden dirilişler de başlıyor. gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz. diğer hormonsal aktiviteler artıyor, fevkalade... aman ne güzel günler başlıyor... 

derken bir gün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. bu arada babanız ortaya çıkmış, "fazla çalıştın" diyor, "artık eve dön, işi bırak, okumaya başla, harçlığın benden olsun..." keyfe bakar mısınız? okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor. partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor. derken, anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık... 

günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna" diyorlar. mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz. 

derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor. mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır. 

bir gün karanlık fakat güvenli ve ılık bir ortama giriyorsunuz. beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok; bir kordondan besleniyor, sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir ortamda döne döne yaşıyorsunuz. sonra küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz. 

ve günün birinde müthiş keyifli bir sevişme ile hayatınız bitiyor...

tersine yaşamanın "Eric Roth" ve "F. Scott Fitzgerald" yorumu:
tobi, dudağını ısıra ısıra filmi seyreder, arada "ya yassııık, vah vah, tüh tüh" nidalarıyla filmin seyrine renk katar. sevdiceğini bol bol güldürür. sonun da ağlaması beklenen tobi'nin gözleri dolu dolu olur ama ağlamaz, çünkü yalnız değildir. 
burnunu çeke çeke evin ütüsel işlerine doğru arka odaya doğru yola çıkar. filmin arkasından düşünürken elini ütüye yapıştırır ama buz müdehalesiyle iyileşir. 
pijamalarını giyip, yatağa çaprazlamasına yatan sevdiceğini itikleyerek kendine yer açar ve "allahıma bin şükür düzden yaşıyoruz, iyisiyle kötüsüyle" diye minnetle uykuya dalar. :P

16 Mart 2009 Pazartesi

kelebekli ruh pastası oldum beeen:)

cici bir başlık oldu hem morlu, hem kelebekli hem de en sevdiğm yazı karakterinden. internette buldum şablonumu,  sadece biraz kokoş oldu sanırım, yazı da acıcık küçük :P
yeni bir tobiciğim var ama geliştirilecek, işten fırsat yok bızıklamaya. yenisine kadar kebelekli olan dursun , trilaylayliii.
pazartesi günü kaderini değiştirir belki, birazcık bahar getirir ruhumuza :))

kelebeklere olan büyük sevdam nerde, ne zaman başladı bilmiyorum ama bahar deyince ilk aklıma gelen rengarenk, cıvıl cıvıl, uçuşan kelebekler, mevsimsel olarak da tasarımlarıma yansıyor,  takıntılıyım kelebeklereeee:P
:)

bok çocuk :P

benim sinirlendiğim zaman söylediğim başlıca küfür, bok çocuk. bir keresinde bir hamleyle kafam kadar büyük bir alanımdaki taşlarımı öldüren (go oyunundan bahsediyorum) aphelion'a söylemiş ve çok utanmıştım. 

cumartesi akşamı, gelen teklifleri redderek, sevdiceğimle evde başbaşa film seyretmek üzerine sözleştik. onun sıkılıcağı hatta uyuklayacağı romantik bir film yerine, 
bol oscarlı  "slumdog millionaire"i seyredelim dedik. 
bayıldık, çok sevdik. uzun zamandır beri ilk defa oscar almış bir filmi gerçekten beğeniyorum. tavsiye ediyorum, mutlaka izleyin.

bir bok çocuk sahnesi var, o sahneyi hiç unutmayacağım muhtemelen :P

14 Mart 2009 Cumartesi

son bir gün, geri sayım...

15 mart pazarı bekliyordum, içimden. dışımdan beklemeye karar verdim. çünkü kaygı, endişe, heyecan, umut hepisi bir arada. 
bir proje yarışmasına katıldık iki arkadaşımla. süper loto çıksaydı yarışma sonucu beklemek zorunda kalmayacaktık, hemencik çalışmalara başlayacaktık.  ama bize çıkmadı malesef. ben de tırnaklarımı yemek suretiyle, sonuçları bekliyorum.
projenin ilk aşamasını geçersek, bir ay içinde ayrıntılı rapor sunacağız. o elemeyi de geçersek süpper olacak. hem biz kazanacağız, hem de çocuklar :P
şimdilik konu hakkında bilgi veremiyorum, malum bu bir yarışma ve rekabet söz konusu. kazanırsak söz anlatıcam :P

16 mart pazartesi itibariyle son durum: 792 projenin ön elemesinden geçen 80 projeden biri bizimki değil, malesef , moralim bozuldu :(

13 Mart 2009 Cuma

oyum www.tbwabeniisealsin.com'a

altın örümcek ödülleri için oylama e-postası geldi, bu sabah. 
reklam sektöründe olmama rağmen, gelen kampanya ve reklam epostalarını bir çırpıda siliveririm. 
bişi beni dürttü mü yoksa katalog kapağı yapmaktan daha mı eğlenceli geldi bilemiyorum ama "bir adaylara bakayım" dedim. blog sitelerine de altın örümcek verdiklerini görünce, "hemencik bakıvereyim,sonra kapağımı yaparım"  dedim. (ama içimden)

www.tbwabeniisealsin.com 
hala gülüyorum:P
ya bişi demek istemiyorum, kendiniz bakın... 

genelde böyle yarışmalarda oy da vermem. yalnız bir keresinde 10 kontörüme kıyıp eurovisionda ruslana'ya oy vermiştim, çok kanım kaynamıştı, elin ukraynalısına. birinci olmuş ve çok sevinmiştim. 
bananeyse artık, sanki 2. ile arasında 1 oyluk fark var, onu da ben atmışım gibi. bunu da ilk defa burada açıklıyorum, "salaaaak" deseniz de nasılsa duymayacağım, yazsanız da siliveririm :)
ikinci kontörlü oylamamı birazdan yapabilirim, çok kanım kaynadı. samimi karakterlere destek saplantım var sanırım. borç istese veririm, öyle de bir "salaaaağımdır" :P (allahtan kriz var, para yok. ama süper loto çıksaydı, kesin bu abiyle ortak olurdum)

12 Mart 2009 Perşembe

en çok bunu sevdim:))



dün pasaj.com demiştim ya, en bi müthişinden el yapımı oyuncak buldum, bayıldııııım, harrikaaa, muhteşeeeem, süpeeer şiriiin :) haftanın süperi ilan ediyorum kendilerini:P

http://ozlemakin.pasaj.com/

11 Mart 2009 Çarşamba

hayal pasajı :)

el emeğiyle oluşan hayallere bir pencere açılmış da haberimiz yok. Etsy'ye bakıp da kıskanırdım, bizim ne zaman olacak diye.:))

Anne Kaz sayesinde bir ön tanışmamız olmuştu ama bugün de similena sayesinde inceleme fırsatı buldum. gerçekten çok başarılı. birazcık reklam eksikleri var sanırım, çünkü blog dostlarım olmasa hiç tanışamayacaktım. tanıtıma biraz daha önem verilmeli diye düşünüyorum. 
el emeği, göz nuru hayallere daha fazla destek vermek için, kendi çevremde pasaj.com reklam kampanyamı başlatıyorum, hepimize hayırlı uğurlu olsun :P 

10 Mart 2009 Salı

aaaaaaaaaaaaaaaaaaay, daraldıııııııım...

mart sıkıntısı... lodos çıkar tüm bahar çiçekleri uçuşur. yağmur yağar, akasyalar ıslanır, hava grileşir, heryer çamur. 
tasarım kitapları, internet sayfaları arasında kaybolunur ama adam gibi bir kapak tasarımı yapılamaz iki gündür. 
içimmm sıkılıyoooo, beynim uyuşuyoooo, habire çişim geliyoooo, gözüm bile seğiriyooo, heryerim kaşınıyooo ama bi bok çıkmıyooooo.

tobi atsa kendini camdan dışarı  birinci kat, ölmez, çamurlanır, rezil kepaze olur, sadece saçmalamış olur.
masa karşı komşusu yaptığı mücevher sertifikasını ve tasarladığı düğün davetiyesini getirir, tobi daha bir sıkılır, daralır, ağlayası gelir, kendinden, yeteneğinden şüphe etmeye başlar, buharlaşmak ister.
küçülür, minicik kalır, kıyafetleri bile tonlarca ağır gelir, ezilir, başı zonklar, kaçıp kurtulmak ister, yerinden kalkar, gidip kendini bir süreliğine tuvalete kitler, keşke benim varlığı herkes unutsa diye düşler...
ve bu çığlık, burada biter...

6 Mart 2009 Cuma

köşemin adı; uçan panda olsun :P

efenim, herşey bundan bir yıl önce purple hanım kızımın" ya tobican fuseki var ya go fanzini, bize yazı yazar mısın?" demesiyle başladı. "aa, ne demek yazarım"dedim, çok kolay bişi ya, hele benim için. liseden edebiyat bölüm mezunu olan, her ne kadar grafik okusa da kendi kitabını yazma hayalleri kuran biri için, bir fanzine hele ki en sevdiği go hakkında olacak bir yazıyı yazmak ne kadar zor olabilir ki?

bir yıl içinde rüzgarların yönü değişti, fırtınalar çıktı, karlar yağdı ve nihayet bahar geldi, fuseki fanzin oldu FUNzin... ismi sürpriss:P
"e bi zahmet yazını yazarsın, artık" dedi morkız. hatta her turnuva sonrası izlenimleri yazmam konusunda karar aldık. tabi ya ne var ki, yazarım tabi dedim içimden ama, kazın ayağı öyle değilmiş.

dün akşam iki satır yazı ve ben, öküz-tren misali bakışıp durduk. köşemin adını, uçan panda düşündüm, turnuva magazincisi olarak "uçan kuş"dan özenti. ama içi hala yok. bu gece son ve yazımı teslim etmem gerekiyor. benim başlığım ve iki satır yazım var, of allahım yaa...

5 Mart 2009 Perşembe

elbisem üstüme yapıştı :P

yine cici kız oldum ama üşengeçlikten. gecenin körü yatarken: "amaaan, bu saatte kim pantolon ütüleyecek"deyip de, sabah apar topar kalkıp ofise gelme durumu olunca, tobi; tembellikten cici kız oldu bu sefer. allahtan elbisenin üzerine giydiğim, hırka, ceket türevi kısımları değiştiriyorum da, çok göze batmıyorum :P
bugün nasıl deli yogun bir gündü, tarif edilemez. şehirdışından (aylardır)  kataloğunu yaptığımız müşterimiz geldi. hani bana fotoğrafları ve kodlarıyla cinnet geçirten. hala aynı katalog üzerinde çalışıyoruz.  
1 aydır, kodlamaları tamamlayacak da, ölçüleri yazacağız ve baskıya göndereceğiz diye umutlanırken, bugün gördüm ki, 
hiiiç bir şeeey yapmamışşşlaaaaaaar. 
yine 3-5 sayfa icin bir koca gün harcandı ve hala eksik gedik yamalanacak bir sürü yer var. ben derim ki "bu iş bitmez"...
bitebilmesi için çalışacak adam lazım ama öyle biri yok anlaşılan firmada. herkes bir başkasına atıyor topu, olan tobinin sabrına, sinirine, zamanına oluyor. 
oyyy, şiştim hatta dıkandımm :P
evime gidip, yastığa gömülmek istiyorum ama ne mümkün. çok çalışmak lazııım, çoook :))

4 Mart 2009 Çarşamba

dün ben cici kız oldum, bugün de :)

elbise giydim düün, nikahtan beri eteği olan bişi giymemiştim. yani eylülden sayalım, oooo çok olmuş :P
akşam iş çıkışı, purple ile salı buluşmamızı yaptık, laklaka daldık ve eve ancak 23.00 gibi varabildim. kapıda sevdiceğim karşıladı, uykusu gelmiş, küçücük olmuş gözleriyle. 
ayakkabılarımı çıkarırken, "aaa eteeeek, gene giyyy" dedi. bütün gün üstümdeydi ya unutmuşum, ayaklarıma baktım "aa ,ebet cici kız oldum ben" dedim. "herhalde bu seni beşinci kez etekli görüşüm" dedi. saydım, gelinlikle beraber altıncı oluyor. 
daha çok elbise giymeye karar verdim. göbiciğimi görmezden gelirsek, sütunumsu bacaklarım ve uzun boyumla maşallahım var canıııım. "modarta" ve "moda cadısı" sayesinde, ruhuma ve şeklime uygun etekli bir tarz oluşturabileceğime inanıyorum. heyooo elbiseli tobi geliyoooor.
hatta bi dene buldum. şimdi model kızımız capon. ben daha uzunum. ona göre düşünürsek evet evet, böyle bişi bana yakışır:P

hatta dikiş makinası alıp, kendi tasarımlarımı mı diksem diye bir düşünce bile oluştu. kanatlar açıldı gene, uçuş serbest... hehhehe :)))

bu cici sitenin adresi:http://www.causewaymall.com. caponyadan sipariş verecek olan olursa bana da haber versin. fiyatlar çok süper ama sanırım 
kargo araya girince, uçuk rakamlar çıkar. 

3 Mart 2009 Salı

önceki hayatımda muhtemelen şirin bir zebraydım :P

ya da dalton kardeşlerden biri...
çizgili çoraplara, kazaklara, elbiselere kısaca yatay çizgili herşeye bayılıyorumm.
hatta bi ara, yalnız ve bekarken yatak odamı kırmızı beyaz çizgili boyamak için, ciddi girişimlerim olmuş, boyalarımı almış ama ev sahibinden izin alamamıştım. 
adam "evi satın alacaksaniz boyayabilirsiniz"demişti. malum nakite sıkışık bünyem yüzünden boyayamamıştım :P
şimdi de ev sahibisine sıra gelemeden sevdiceğim şiddetle karşı, çizgili dekorasyom anlayışıma, off:)
bunlarım hepisi benim olsuuuun, dogum günüm 2 eylül, çizgili delisi olduğum kadar, yüzsüzümdür de :P




2 Mart 2009 Pazartesi

çöpçüler kraliçesi..

buyrun benim, evet ta kendisi... biriktirme manyağı olarak, çöp eve doğru ilerliyorum.
moda dergilerini, dekorasyon dergilerini, tasarım dergilerini, dökülmüş ağaç kabuklarını, ambalaj kağıtlarını ve rafyalarını, kurdelaları ve de mukavva kutuları lazım olur diye saklama huyum var. her gittiğim kırtasiyeden bir renkli kalem alır, kalem kutuma tepiştirir, bununla şunu çizeceği der ve bir türlü çizemem. evde 3 boş tuvalim, şovalem, akrilik ve yağlı boyalarım hazır, fikir hazır. zaman ve eylem yok.
hayatım boyunca hep koşulların olgunlaşmasını bekleyerek zaman geçirdim ve sonuç: hiç...
herşeye sahip olmak isteyenlerin hiçbirşeyi olmaz derler ya, ben de böyle bir gerçekle mi yüz yüzeyim yoksa. ya da dikkatim çoklu eylemlere yetemeyecek kadar sınırlı bir ölçüde mi, ya da aslında ben iflah olmaz bir tembelim de şimdilerde kendimle mi yüzleşiyorum.
kaçacak deliklerim mi tıkandı, motivasyon kapaklarım mı açılmıyor?
surete kavuşmayan hayallerim, kaşınan parmaklarım, hayatımın getirdiği mecburi sorumluluklarım, pazartesi sabah sendromum, karın ağrısı kaynaklı asabiyetim ve ben.
bugün çok gri, güneşin sıcaklığını ruhumda hissetmeye ihtiyacım var.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails