29 Nisan 2009 Çarşamba

benim aşk pastam

ağzım sulandı, kazara "bloglari bir gezeyim" dedim.
bununla karşılaştım. ay nassıııl canım çektiii anlatamam.
meyveli tart mı deniyor, tartalet mi, yoksa meyveli pay mı? bilmiyorum ama istiyoruuum.

geçenlerde seyretmiştim, geçenlerde dediğimse, rahat 3 ay olmuştur:P
"benim aşk pastam" diye çevrilen "my blueberry nights"...

norah jones ablamızı bildim bilesi severim, hele ki "don't know i" şarkısını.
"benim aşk pastam"da, kendisi gibi durgun bir romantiği canlandırmış. şiir gibi :)
benim gibi romantik ve obezseniz, siz de kesin bu filmi seversiniz.
obezlik kısmı jude law abimizin yaptığı turtalardan kaynaklanıyor.
romantikliği ise filmdeki ilişkilerinden ve o süper tatlı öpüşme sahnesinden.

hastayım hastaaağ, canım ister pastaaağ....

ne olacak bu fenerbahçenin hali:P

ben babasının kızıyım ve doğal olarak fenerbahçeliyim. 
"e evlendin, artık cimbomlu olursun" dediler, malum evin erkeği :P
dedim; "yoook, hayatımın ilk erkeği fenerbahçeli, satış yok."
 
hönk?! diye bir ses geldi önce, sonradan anladılar; ilk erkeğimin babam olduğunu. 
hayatımı adadığım ilk, en çok sevdiğim ilk, sarıldığım ilk, balığa gittiğim ilk, ve futbol olarak da ilk...

dün akşam barcelona-chelsea maçı vardı. ben pattaniyemle birlikte sevdiceğimin kucağında uyuklarken arada göz attığım. 
ispanyada tuttuğumuz takım barcelona.. habire seyirciler arasında oturma cezası alan eski kaptan, şimdiki  teknik direktörü ve muhteşem oyuncularıyla barcelona. 
bence bütün kupaları alsınlar, yakışır...

neyse gelelim fenerbahçeye. buradan sayın yöneticilere sesleniyorum. 
fenercell ve feneriumdan kazandıklarınızı toplayın bi yere, hatta kampanya başlatalım, fener kumbara diye. 
para biriktirelim de;
messi, eto,hanri ve iniyesta'yı alalım.

sevdiceğime sordum, "kaç para ediyor"diye. 
güldü "yetmez sizin paranız" dedi.
yettirelim, biriktirelim, alalım...
kesin en kocamanından şampiyon oluruz:P

monitör alerjisi bu, kesin..

efenim, bildiginiz gibi grip oldum. aslında grip mi nezle mi pek adlandıramıyorum. kulaklarımın içi bile kaşınıyor.
doktor teyze üst solunum yolları enfeksiyonu diyor. "rapor vereyim, dinlenmeden geçmez" dediydi ama ben kulak ardı ettim, malum kriz zamanı :P
cuma günü, işçi, emekçi bayramı dolayısıyla tatil olacakmışız. sıktım dişimi cumaya kadar dayanacağım. 
öğle yemeğimi yemek için mutfağa geçtiğimde, biraz burun akıntım vardı, yemek sırasında sakinledi. nurcancan ve kocakafali web masterimiz ersen ile  biraz sohbet, kikirdeme ve didişmeden sonra kalktım geldim sevgili bilgisayarımın başına. gözyaşlarım o dakkadan beri dinmek bilmedi. foşur foşur maşallah:)
monitör ışığına alerjim var demek ki :P bu ara ofise komple alerjim var ya, neyse. 

yaşasın işçi bayramı ve tatili. yaşasın işçi hakları ve emekçiye özgürlük :))

gribal enfeksiyon zamanı...

blog yazarı arkadaşlarımız da dahil, birer birer düştük yataklara. benim yataklık tek günüm olabildi malesef. ofis sınırlarında sürünüyorum bu ara. bu sabah zar zor kalktım, 9:30'da. ofise telefon edeyim dedim, sesim cikmiyor. neyse çatal matal anlattim derdimi;
"yeni kalktım, geliyorum" diye.

ben 10lu yaşlarımı özlediiiim. anacığım tutar kolumdan doktora götürür, doktor amca iğne verse de yanına mis gibi rapor verirdi. evde yatış pozisyonundayken; annecim bana bakar, mis kokulu kahvaltılar hazırlar, tatlı tatlı beni pışpışlardı. 

30lu yaşlarda iş değişiyor, doktor amcalar sana ayakta geçirebilesin diye bir sürü ilaç verirler. lafta ayaktasındır, ayakta sürünmenin yollarını keşfedersin. akşam eve gittiğinde allahtan kocan varsa, sana mis kokulu çorbalar yapar, elinden geldiğince. mikropları bulaştırma korkusuyla pışpışlama kısmı kısa kesilir. günün yorgunluğu ile uykuya dalınır. 

sabah bir umut gözlerini açarsın, bitmiş geçmiş diye ama nafile. sen uyursun mikrop uyumaz. bogazının tırtığı, gözlerinin yaşı durmamış, azmıştır. yapacak şey ilaçlara ve bitki çaylarına sarılıp, sağ salim günün bitmesini dilemektir.
bugün de biter mi, acaba?

28 Nisan 2009 Salı

vonk vvonk...

kulaklarım vonk vonk, kafam biraz ağırcana. bademciklerse bitişik birbirine, arada katı besinlere geçit vermiyorlar. göz ve burun akıntım şimdilik azaldı gibi ama, sesim çatallı ve uykum gelip duruyor. üstüste giyindim ama hala üşüyorum, kısaca sürünüyorum.
ve kafamı toplayamıyorm. şimdi ayak sağlığı kitapçığının sayfa dizgilerinde yaptığım yanlışlığı farkettim matbaa sayesinde, tüm dikkatimle düzeltmem lazım, izninizle...
mikropsuz bir gün dilerim sizlere...

26 Nisan 2009 Pazar

yorulduum:)

gezmekten tozmaktan yoruldum valla:P
bu sabaha "radyo time- reha ile pazar kahvaltısı"nı dinleyerek kahvaltımızı ettik. 
sonra derinlere gittik. kuzum olmuş kociiimaaan, boyu uzamııış, saçlar kızıl pek bir şeker. kurban olsun teyzesi ona maşallah allah nazarlardan saklasın.

sonra da, hep beraber köye doğru yola çıktık, önce yeşim fabrikasının satış mağazasına uğrayıp kendimize yazlık tshirt ve eşofman altı aldık, ekominiğinden. (ben sigarayı iyice azalttım ya, akşamları yürüyüşe de başlayacağız sevdiceğimle :))

derinim yolda uyudu, bi ara uyanıp azıttı ama mamasını yiyip, tekrar uyudu. köye vardığımızda sevgi seli olduk. nasıl da özlemişim herkesi. babaanneme koştum hemen, elini öpmeye. kan bağımız yok aslında sadece en yakın arkadaşımın babaannesi ama ben onu en gerçeğinden çok seviyorum. kendisi biraz rahatsız, zayıflamış, biraz da aklı karışmış. içim burkuldu biraz ama yine de iyi gördüm, allahın izniyle daha da iyi olacak inşallah.
beni yarı hatırlamış olsa da, hatırladı işte. yumuk yumuk öptüm, sarıldım en kocamanından...
ailece eski günlerdeki gibi yemek yedik, kadroya sevdiceğim de eklendi, o da kaynaştı hemen. çok güzel bir akşamdı. kahvelerimizi içtik, fallarımızı kapattık. derin hanımın gazını çıkarttık, güldük, eski günleri yad ettik...

parçalı bulutlu karın ağrıma ve alerji-mikrop karışımı şişen bademciklerime rağmen, çok mutlu bir halde evimize geldik yaklaşık 1 saat önce. bu arada bugün sadece 5 sigara içtim, kendimle gurur duyuyorum :P

eve döndük ya, bademcikler oldu davul ve yutkunurken zorlamaya başladı. hemen bir alerset ve a-ferin aldım. sabaha kadar kendime gelebileyim diye. ayakta grip geçirmeye alışığım, çok problem değil ama; asıl şu karın ağrısı belirtileri canımı sıkıyor. yani malum dönem+grip dönemi olunca işler biraz karışıyor. birini tedavi ederken diğeri azıyor. umarım sıralarını beklerler, yoksa benim için çekilmez günler başlıyor demektir:P

24 Nisan 2009 Cuma

tarafsız bölge..

dün sabah pek de hoş olmayan bir haberle uyandım. ciğerimin köşesi, canımdan can bir arkadaşımın kırık dökük sesiyle karşılaştım. evden jet hızıyla çıkıp yanına gittim. gözlerinin içi gülen iki güzel insanın, güzel ilişkisine nazar değmiş.
veda konuşmaları yapılmış, kalpler kırılmış, hayaller yıkılmış.
çok üzüldüm...

şu an tarafsız bölgedeyim, ama taraf olmam istenecek gibi bir his var içimde. bir anda hiç varolmamış, hiç yaşanmamış, hiç paylaşılmamış gibi; kıyındaki, köşendeki anıları kazımaya çalışmak çok mantıksız geliyor. hadi kendi anılarını kazı hatta, istersen üstüne tuz ruhu dök ama tüm çevrenin de aynısını yapmasını istemek ya da istediğini hissettirmek çocukça geliyor bana.
ortaokul- lise zamanlarında olurdu öyle. "zeyneple küstüm, sen de küs" denir, bıçak gibi kesilirdi arkadaşlıklar. ama o zamanlar adı üzerinde çocuktuk. yaş 13-15 civarları..
şimdi yaş 30 :P ortalama 15 yıl içinde bu kadar mı gelişebildik yani? bilemiyorum :))

23 Nisan 2009 Perşembe

dört nikah, bir tobi, bir panda...

3 aya 4 nikah kampanyasına hoş geldiniiiiz...

genelde düğünler nikahlar yazın olur ya; 
bu sene yaz ayları torbaya girmiş, çekilişler yapılmış, hepsi bahara toplanmış.

geçen ay kuzeni evlendirdik bildiğiniz üzere. onlar mart pisicikleri :P

nisan yağmuru kelebekleri; 
" kelebek uçuşu ve zuzu"sunu yarın akşam evlendiriyoruz.
mayıs kuşları uçuşacak;  
"üm ve ninca"nın nikahı ile bursa'da,  
"özlem ve gökhan" ikilisi ile istanbul'da...

olan tobi ve pandasına olacak. ne giysek, ne götürsek, nasıl gitsek, nasıl dönsek telaşeleri içinde yoğun günler bizi bekliyor :P

bu arada gökhan ve özlemciğimin davetiyesini ben yaptım ayıptır söylemesi :P görenler tobi tornasından çıkmış gibi diyor :)) bknz

bugüüün 23 nisaaaan, neşe doluyoooo insaaaaan:)))

sabah sabah böcüğüm beni, önce şevkatli sözlerle, sonra da; biraz itik tepik taktiği ile uyandırmayı ve yataktan kaldırmayı başardı. suratım 50 karış aşağıda kalktım, yüzüme soğuk şok uyguladıktan sonra gözlerimi açmayı başardım. giyindim, ofise doğru yola çıktım.
tahmin edersiniz ki, hiç kalkmak istemedim hem 23 nisan hem de, böcüğüm sevdiceğim bugün tatil ama ben değilim ühüü hüü. 

otobüste evine dönen bir sürü okul çocuğu vardı. gösterileri iptal edilmiş ama cıvıl cıvıldılar, içim açıldı valla.
içlerinde küçük bir kızcağız ağlıyordu, annesi de teselli ediyordu. 
meğerse kızımız ilkokul 1. sınıfmış. günlerdir şiir 
ezberleyip, prova yapıyorlarmış evde.

- ama biz gidip şiirimizi okumazsak Atatürk üzülmez mi? diye sordu annesine. 
ben bunu bir duydum gözlerim dolu dolu oldu. annesi de;

-üzülmez kızım benim, ama şiirini unutursan üzülür. hem annanenle dayınlar geliyor bak, gösterini bugün onlara yapacaksın, sonra baban sizi yunuslara götürecek. 
hem sen kendi bayramını kutlamazsan Atatürk daha çok üzülür. hadi gülümse biraz...

sonra çantadan mendil çıkartıldı, küçük kızın ağzı yüzü silindi, bol gürültülü sümük operasyonu yapıldı. küçük kız annesine kızdı;

-çok ses çıkarma, ayıııp...
:))
bütün otobüs güldük.
keyfim yerine geldi, trilaylayliii diye zıppıdı zıppıdı ofise geldim, işler beni bekliyor ama olsuuuuun.

bugün 23 nisaaaan, neşe doluyooo insaaaan :D

22 Nisan 2009 Çarşamba

iyi ki doğdun düüünyaaaaaa :)

çileğim sabah haber vermiş, aplası dünya doğmuş uyumaaa diye :P
efeniiim;
amerikan ulusal havacılık ve uzay dairesi (NASA), "Dünya Günü" dolayısıyla çarşamba günü dünya'nın yüksek çözünürlüklü görüntülerini yayımlayacakmış

NASA'dan yapılan açıklamada, görüntülerin uluslararası uzay istasyonu'na yerleştirilen kameralar tarafından çekildiği belirtilmiş. 

görüntüler, yarın TSİ 13.00-16.00, 19.00-21.00 ve 23.00-02.00'da NASA'nın televizyonundan ya da internet sitesinden görülebilecek. 

22 nisan, çevre kirliliğine dikkati çekmek için barış eylemcisi John McConnell'in önerisi üzerine 1970'ten beri dünyanın pek çok yerinde "Dünya Günü" olarak kutlaniyormuş.

her yer çağla içi yeşili oldu :P

bir  yağmur indirdi az önce, bardaktan mı boşaldı, kovadan mı bilemiyorum. her yer foşur foşur su oldu.  rahmet yağdı, pamukcuklar temizlendi ama çiçekli ağaçların yaprakları da döküldü, hay allah :)
dışarısı erik gibi, yeşil yeşil görünüyoo. 
oyy şööle sulu, kociman papaz eriği olsa da, tuzlaya tuzlaya yesek mmmm, ağzım sulandı :P

yaa, bi .....git (BSG), yaa...

diyeceğim, dilimin ucunda sallanıyor, bir manevra ile yutuyorum cümleyi.
dişlerimi sıkıp gülümsüyorum, kulaklarımda müzik tıkaçlarım...

-bitti mi?
-hee, bitti. ama biraz sıcak ve kokuyor sizin için sakıncası yoksa.
e maluum min. 60 sayfacık. nemli bezle sileriz bişiciği kalmaz.
ay durun, ben sifonu çekerken, pelerinimi tutuverin de ıslanmasın. annem kızar, kostümü dikeceğim, pelerin ekleyeceğim, üstüne de S işleyeceğim diye az uğraşmadı kadın. 
-?!?

yuttum allahtan, yine demedim bişi :P
eğleniyorum işte içimden, kriz zamanı :))

konuya uygun bir fotoğraf aranırken bunu buldum.  
gerçekten cüneyit abimizin böyle bir filmi var mıdır yoksa biri geyiğine mi yapmış? bilemedim :P

23 nisana 1 kala kötü haber...

bize tatil yoooookmuş yaaaaa, ama ben çocuklar gibi şen olacaktım. sevdiceğimle kahvaltı ederken, dünya çocuklarının tv'deki gösterilerini seyredecektim, bayraklarla donanmış balkonumuzda sıcak çikolatamızı içecektik. uslu olursam bana uçan balon alacaktıııık. 
offfffff...

illüstrasyon: Sara Harvey

21 Nisan 2009 Salı

politobi-7

gudubetliğim üstümde ya bu ara, politobi olayını sallamıştım.
azıcık toparlanayım da yazmaya devam.

bugüüüün gün boyuncaa sadeceeee 5 sigara içtim ki, hiç fena değil :P gece de aynı azmi göstersem %50 başarmış sayacağım kendimi.

bursago turnuva afişi hakkında güzel gelişmeler var, cumaya kadar oylamaları başlatacağım kısmetse :)

aa dün kipatlıklarımız geldiii, artık küpüthanemize bir adım yaklaştık. 
170cm boyunda 5 raflı iki kitaplığımızı dizmeye başladım dün akşam. çoğu kitabım sığmayacak muhtemelen ama, bu da politobilik bir durum:) ne mutlu ki odaya sığdıramadığım, okunmuş bir sürü kitabım vaaaar, heyoo...

ofis aynı bi değişiklik yok, allahtan bana bulaşacak kimse yok, misafirleri var :P

MVAB

(MVAB: mazeretim var, asabiyim ben-MFÖ)

hadi dün geç yattım, biraz erken kalktım, uykumu alamadım. 
dingonun ahırı ajanstayım, sinirimi de alamadım. 
bir sebep daha var itiraf ediyorum :D 
sigara...

önümüzdeki ay mayıs içinde sigarayı bırakma kararı aldım. bugün de kendimi test edeyim dedim :P
sabah kalkış ve ihtiyaç ziyareti+1sigara.
evden çıkmadan balkon serinliği+1 sigara.
ofise gelişten  saat 14.00'e kadar hiç sigara.
14.00 kahve + 1 sigara...
40 dakika geçti üzerinden, aklıma düştü çıkmıyor. direniyorum...

ofiste de tütün ve tütün ürünleri yasaklansın ayaklanmasındayım.
gerçekten bıraktığımda,
zor günler beni bekliyor. 
görmeye tahammül edemem gibi geliyor. 
koşulları şimdiden olgunlaştırayım, zaafiyete karşı önem alayım dedim. 

15 senelik bağımlılığa karşı duracağım direneceğim. 

bitiricem olum seniii, inadım inat. tam gaz ileri vırrnnn:P

buyrun, burası yol geçen hanı;

nasıl yardımcı olabilirim?
hatta dingo'nun ahırı. dingo kim ya da kimler bilemiyorum ama iyiden iyiye çiftlik kıvamına geçmeye başladık. her kafadan bir ses. çiftlikte tek eşek kaldı, o da bütün seslere yetişmeye çalışıyor bütün gün.
efenim elbett eşek benim, hem de en salağından. 
"aman kriz zamanı, aman işsiz kalmanın sırası değil, aman yut kızım, at içine" de, sonra çıkıversinler tepene.
6. hafta oldu tek eşek kalalı. 
şef eşeğimiz firma dışında görev yapıyor. katalog yapmaya gitti 1 haftalığına, 6. haftanın ortasına geldik bile. güya yarın dönecekmiş, hiç sanmıyorum. ben sinirlenmeye başladım ya, beni uyutmak için söylediklerini düşünmeye başladım. bu kaçıncı yarın, saymayı unuttum. şef eşek gider, saf olan kalır...

ya banane normal koşullarda olsa, giden istediği yere gitsin, istediği kadar kalsın ama 2 kişilik işi tek kişiye yükledikleri zaman isyan edesim geliyor. gelmeli de. 
müşterinin yanında atıp tutuluyor, adamlara "bana güvenin, yetiştiririm" diyorum. sorumlu olduğum müşterilerin işleri çünkü, ona göre çalışma planı yapıyorum, adamlara termin veriyorum. 
adamlar kapıdan çıkıyor, "sen o işi kenara bırak haftabaşı başlarsın" deniyor. hafta ortası oldu, elleşemedim daha. nedeni de, başka bir müşteriye eş zamanlı termin verilmiş bile. hem de laftan anlamayan, randevu almak nedir bilmeyen, işin var mı yok mu sormadan çat kapı gelen dangul dungul bir müşteriye. 

tamam bu adamların hepsi velinimet, kabul ama benim sizlerin şahitliğinde verdiğim termin ne olacak? adamlar "bizim işimiz neden yetişmedi" dediğinde ben ne diyeceğim?  

ben arçeliğin robotu çelik değilim. öyle düğmeye bastın; logo çıkarsın göbeğinden, katalog çıkarsın dötünden...

"aa şükret, en azından maaşını sağ salim alıyorsun. kudurma."diyebilirsiniz. 2 kişilik çalışıp, bin tane adamın kahrını çekip, stresten kabarcıklar çıkarıp da karşılığını alamıyor olmak işte asıl koyan.
aaa sabah sabah içim daraldı yahuuuuuu...

20 Nisan 2009 Pazartesi

hayat geçip gidiyor...

sabah  sürüne sürüne kalktım, bi baktım saat neredeyse 18.00 olmak üzere. gün koştura koştura gidivermiş bugün. hafta başı stresi ve ofis çılgınlıklarıyla dolu. 

aslında günün bitmesi güzel, evime doğru yola çıkma zamanım yaklaşıyor. ama her gün böyle bitiverdikçe hızlı hızlı, hayatım ellerimden kayıp gidiyormuş gibi hissediyorum.

hani derler ya, sayılı gün çabuk geçer, diye. 
bir sonraki ayın başını daha bu aydan beklediğimizden midir,  bir ay deli bir hızla bitiveriyor, yitiveriyor. maaş için çalışıyor, çalışmak için yaşıyoruz sanki. 

neden ofis bezgini olduğumu sorgularken farkettim de, koştururcasına geçen zamanımın katili bu ofis / ofisler...
haziran ayında bir senemi dolduruyorum. eskiden o bir seneyi geçirmek ne kadar uzun gelirdi. mesela hiç  18 yaşıma gelemeyeceğimi düşünürken, yaş geldi 30'a. 
sonbahar yağmurlarında yazı özlerken, bakın şimdi neredeyse yaz geldi.

çocukken dedeler, annaneler derlerdi; "ah bu ömür ne hızlı geçti, hiç yaşanmamış gibi..." diye. ne dediklerini şimdi anlıyorum.  hiç yaşanmamış yıllar yaşıyoruz farkedemeden, sonra bir bakmışız herşey yalanmış, ömür geçip gidivermiş.

sonra sayısal diye tırmalarım tabi, bi çıksa da rahatlasam diye...
sanki, zamanı satın alabilecekmişim gibi.

olsun zamanı satın alamasam da boş zaman satın alabilirim. 
sevdiceğimle bir ege kasabasına yerleşip, organik domates, salatalık yetiştirir, dağ tepe kekik toplar. mis kokulu yemekler pişiririz dostlarımıza, sevdiklerimize.

belki küçücük bi bağda üzüm yetiştirir, şarapçılığı öğrenir, kadehlere sevgi dolu sohbetleri akıtırız.kıştan şikayet etmez, çıtır çıtır sobamızın karşısında kestane keyfi yaparız bol bol. 

görmek istediğimiz yerleri haritada işaretler, üç ayda bir pırrr uçuveririz, şu banka reklamındaki gibi.
hayali bile güzeeeel...

gerçek hayata dönelim, 
işler yetişsin, müşteriler fuara gitsin, patronlar ne yaparsan yap mutlu olmasın, gün bitsin, eve gidilsin.  
çalışılsın ama gene de yaranılamasın bi de "bak bakalım çevrene, kaç koca var tanıdığın benim gibi yardım eden" diye laf yensin. 
roller kesilmiş, biçilmiş, paylaşımlar; yardımlaşma adını almış. 

yemişim der-top- düzen bakanlarını...
beğenmeyen küçük oğluna almasın :)
almış olan da, şımarmasın...
akıllı olunsun, şişşşt....

:P

gözüm çapaklı,
başım dumanlı,
gün akıp giderken
gene geldi hafta başı...

of yaaa, bugün gene pazar olsaydı yaaaa, püffff :))

17 Nisan 2009 Cuma

aaaaaaaay, bayılıciiiiiim yahuuuu...

süper egolar gitti (bknz. süper ego)  nihayet. arkalarında bir sürü toparlanacak iş ve gerilmiş sinir yumağı bıraktılar. ama bencağızın onlara takılmaya bile zamanı yok, listedeki işler devam, çok yoruldum yaaaa :(

akşama go var, tek avuntum bu. cam taşlarımı tepikledim çantama, saatler sağsalim geçsin de, yarına kadar herşeyi unutayım diye bakıyorum. bugün açıkhava go keyfi yapacağız inşallah, trilaylay liiiiii :)

bu arada dün gece; sürpriz bir yağmur şakırtısına uyanmamıza rağmen, 
güneş pırıl pırıııııl. 
sırtımı güneşe verip ısınmak istiyoruuum. haydi saat 18.00 olsuuuun :P

16 Nisan 2009 Perşembe

işte benim köpüşüm :P

"yok bahçeli evde bakılır köpek, olmaz hayatım apartmanda" diye cevabımı aldığım "bizim de köpüşümüz olsun muuu?" sorumu geri alıyorum. 
ben bu köpüşten istiyoruuum.hem de en sevdiğimden çizgiliiiiii :P


AR-ge çalışıyooor

bir yandan ofisin işleri; yarın sabah yılan hikayesi olan bir katalog için müşterilerimiz nihayet teşrif edecekler. ben diyorum" bu adamla işi bitirmemeye çalışıyor" diye ama, herkes iyi niyetli bana göre. abartmiyorum tam 3 aydır, iki eksik ürün gelecek de fotoğrafları çekilecek. 2 fotoğraf için 3 aydır bekliyoruz. yarın bakalım neler olacak? 
bir de görseniz müşterilerimi, ego patlaması yaşıyorlar adeta. ben şöyle bilirim, ben şöyle içerim, ben şöyle süperim daha neler neler? aklıma hep MFÖ'nün "peki pekiii anladık" şarkısı geliyor. "sen neymişsin be abiii, a, a,aaaa..."

bir yandan da araştırma-geliştirme çalışmalarım; şu an sadece araştırma... geliştirme kısmında eve kapanıp, prototipler hazırlayacağım. koşullar uygun olursa 1-2 aya kadar birkaç ürün çıkartmış olurum diye umuyorum. cicilerimi fotoğraflarla sizlerin de beğenisine sunacak ve fikirlerinizi alacağım. haydi bakalıııım :))

çok çalışmak lazıııım çoook.

15 Nisan 2009 Çarşamba

politobi-6

hi huuu yihuuuu, Adobe IllustratorCS3 ile ilk nikkentobimi yaptım. hatta konusu da "nikkentobi alışverişte" ayyy, çok mutluyum lay lay looom :)))

pazardan aldım bir tane, eve geldim çok tane:)

japon pazarına gittim geçen gün, dikiş dünyası beni çağırıyor anladım. 
bi yerden başlamak lazım dedim ve Kolay Dikiş Dergisi-Sewing  sipariş ettim kendime. azimliyim, yapacağım.
perdelerimizi aldık, bu akşam da kısmetse koçtas.com.tr'den , ekonomik kitaplığımızın siparişini de vereceğiz. 
odamı toparlayınca 3. adımım da şu dikiş makinası olayını halletmek olacak. dur, dur, bi yere kadar. kozamın içinde kuyruğumu kovalamaktan sıkıldım artık. yapıcı aktiviteler zamanı.

illüstrasyon: ayşedeniz

14 Nisan 2009 Salı

doraaa gelmiiiş, hoşgelmiiiiş, ley leeey lübü lübüleeeey:))

14 mart 2009 cumartesi...
miniminicik kuzum dünyaya gelmiş de benim haberim yok. 
ah çok eşek bir teyzeyim ben ahhh.
anneciği beni affedebilecek mi acaba? nasıl oldu da atladım ben, ah bu kafacığımı yerine bir an önce oturtmam lazım. 

sağlıkla sıhhatle koccamaaaan, mutlu bir ömür diliyorum. nagişime, doracığıma ve volkan eniştemize. hay maşallah, tütütütü 41 bin kereee :)

söze, nişana, düğüne...

bu aralar sözlenen, nişanlanan, evlenen arkadaşlara benden küçük bir destek:P 
ben de zamanında bir sürü araştırma yapmıştım, aynısı olmasa da fikir verebilir diye düşünüyorum:) 

dalgacı güneş...

bu güneş de fazla oluyor ama artık. şımarıklık edip duruyor. ce e de, bi yer kadar.
 sen koskoca güneşsin. bi tepik atıp, gönderiver şu bulutu. yok, onlar itişip kakışırken, biz burada üşümüşüz, neşemiz bir içeri bi dışarı grip olmuş, kimsenin umru değil. 
belkim gaza gelir de kendine gelir dedim, var sanki bir kıpırtı :P

13 Nisan 2009 Pazartesi

arıyorum, bulamıyorum...

günümün kaybolanları;
* güneş. 
sanki tül perdenin arkasından bakıyor bugün. perdelerle bozdum ya kendimi bu ara, kıskandı mı ne yaptı? arada ce e yapıyor ama soluk biraz bugün.
* ateş. 
çakmak özürlüyüm, boyna asılan t-boxlardan almalıyım belki de, yüz bin milyon çakmaktan biri bile yok, çıldıriciim.
* neşe.
güneş soluk ya ondandır diyorum kendime. belki o tüllerin arkasına saklanıyor ben de onun arkasına gizleniyorumdur.
* motivasyon. 
deliriciiim, uyuz bilgisayar. az önce "ha gayret, bitiyo" dediğim ayak sağlığı kitapçığımı yaparken; freehand programım kendini kapatıverdi, kayıt yapamadan. şimdi sil baştan... 
salaklık ben de, CTRL+S,  bu kadar basit. kafam derlenip toplanmıyor işte...
* şahsen ben.
uzun zamandır arıyorum, her taşın altına, her aktivitenin kökenine, neşeye, durgunluğa, öfkeye baktım, üç beş bişiler buldum ama, genel tatminsizliğin temeline ait sağlam birşey bulamadım. yılmak yok, yola devam...

11 Nisan 2009 Cumartesi

politobi-5

hava güzel,ışıl ışıl.
bugünün tek politobisi bu, şu an. gün sonu ne olur bilinmez:)

teletabi derlerdi bana bazı arkadaşlar, şimdi de politobi oldum:P

cumartesi cumartesi, gel gör beni

normal koşullarda cumartesi içim ışık ışık yapar. ama bugünün cumartesisi  dolu dopdolu ve benim dışımda. çok şey yapılacak, çok yere gidilecek, çok iş halledilecek. sanki lisedeyim, bir okul günü, sınavlar var ve ben kendimi bahar dolu bir kırda hayal ediyorum ama, durduğum yer dört duvar.
öğleden sonra arka odalarımıza perde bakmaya gideceğiz, nurtopu annemle. ne perdeden anlarım, ne de bizim piyasada şu güzellikte perdeler var :P bulcaz artık çiçek- böcek bişiler :D

10 Nisan 2009 Cuma

politobi-4

 güneş gözlükleri çıkartılacak kadar güneş var artık, yaşasıııın...
 sevdiceğimin annesi annem geliyor bu akşam, heyooo, özleştik yahuuuu :)
 
bankaya söylendim durdum ama,
 şükür, krize rağmen bir işim ve bankaya düzenli ödememe yapmamı sağlayan maaşım var.
 şükür, güzin abla özim var, ben onsuz ne yapardım, süper insan :)
 şükür, ofis günümüz kazasız belasız bitti.
 ve yarıııın cumartesiiiii, lay lay looom. calışıyorum ama yarım güüün :P

deli oluyorum şu akbanka

ya, sadece akbanka değil, bütün bankalara. 
ama bu ara akbanka gıcığım.
yahu bir BTM olayını çıkarmışlar güya kolaylık olsun diye ama heryerde yok. kredi kartımı yatırmak için uğraşıyorum 3 gündür.  şubelerin çalıştığı saatlerde, ben de çalışıyorum. 
internet hesabım garantide olduğu için, havale parası ödemek istemiyorum, çünkü garantiye daha da gıcığım. hizmet bedeli diye kafasına göre istediği tarihlerde; yok ilk yarıyıl, yok ikinci yarı yıl diye dünyanın parasını kesiyor, hesaptan. geçen sene 70 lira yıllık hizmet bedeli ödedim. tek hesap, herhangi bir otomatik ödeme talimatı falan da yok. 

neyse, sabah "bir BTM buldum, yaşasın" dedim, hizmet verememekteymiş. şubenin önündeydi, "hadi şubeden yatırayım" dedim, ticari işlemlere bakıyorlarmış, kişi hizmetleri için en yakın şube altıparmaktaymış (altıparmak, güzide bir semtimizin adıdır, bulunduğum yere azıcık uzak).
yahu ben bu işkenceyi çekmeye mecbur muyum? nasıl sinir oldum anlatamam.  
ulen bitsin taksitlerim, istemiyorum kredi kartı. iptal edip kurtulacağım banka ve kaprislerinden hıhh.
çok kızdım :P

9 Nisan 2009 Perşembe

sabah neşesi :)

en büyüüük öziiii, başka büyüük yoook:)
sabah bir telefona uyandım, yoksa işe çok geç kalacaktım :) arka plandan bir sürü cıvıldak çocuk sesi geliyordu. kahramanımız "özi" aradı ve ve veeee müjdeli haberi verdiiiii. 
"3. Bursa Go Turnuvası" turnuva yerimiz sayesinde belli oldu, çok mutluyum höylöy löööy:P
(hemen turnuva afiş çalışmalarımıza başlıyorum, yaşasınnnn :P)
........................................................................................
evet, evet bence de "her çocuğun bir masalı olmalı"
pinomino sağolsun, ofise gelişimin ilk dakikalarında beni oldukça heyecanlandırdı. ben de masalımı hediye edeceğim, yeşilovacıktaki minik arkadaşlarıma. bahar geldi artık, tüm yürekler cıvıl cıvıl :))
........................................................................................
politobi-3
bugün tek pabuca 3 ayak soktum biliyorum ama, bugünlük böyle olsun. ofisteki yoğunluk yüzünden; 5 ayak, 8 kol, kafa, burun hepsi pabucun içindeydi. 
şükür, bugün de kazasız belasız bitti.
şükür, güneş gitmedi ve ben hala neşeliyim.
şükür, sanal ve gerçek dünyada bir sürü güzel dostum var, daha ne isterim:P

8 Nisan 2009 Çarşamba

politobi-2

 güneş açtıııı, bulutlar kaçtııı :)

 "ama ama, herkesin var benim yoook" derken; benim de ödülüm olduuu, lay lay looom :P

 listemdeki bütün işleri temizledim, gururluyum. 
 bitti mi?  hayır, yenisi geldi ama olsun :)

 postlarıma link vermeyi öğrendim, serrose sağolsun :)

 akşama gökhan&özlem çifti kahve içmeye geleceklermiiş, özlemiştim kuzucuklarımı :P

 heyooo, bugün de cıvıl cıvıl geçti yupiii:D

günün paylaşımı...

Bal Küpü
çook teşekkür ediyorum, güneş bulutları yenip de bizi aydınlatırken, neşemi ikiye katladığın için. seni şirin şey seniii:)

şöhret beni şımartamaz belki ama, ödüller şımartır, hem de çoook.

gelelim benim ödüllerime ta taaaam;

SenBenCem'e geliyor ilki. cemavar ile bize ce eee, yaptılar, yine birlikteyiz ne mutlu :)

serrose ödülü almış ama olsun. ben gene de veriyorum,bananeee. 
japonya elçimiz ve teknik senseimdir kendisi:P balığıyla sevgi dolu maceralarını bekliyoruuuuuz :)

bir gevezenin dünyasına kendi gibi süper bir ödül, yaşı küçük ama aklı büyük maşallah. allah nazarlardan saklasın.

kendimi bulmam lazım 'ı da unutmamak lazım, elin miami'sinde gezip tozmak, denizin güneşin keyfini çıkartmak varken üşenmiyor, yazıyor, paylaşıyor, sanırım bizi seviyoooo :)

meripoint aslında 2. ödülünü 4 gün önce aldı ama bu da 3 olsun :)

ve en bi gumbilerimin hepsi benden ödül sahibidir. aslında tek tek yazacaktım ama cavslar dolanıyor etrafımda, profil bükme makine kataloğu için. şimdilik izninizle :))

ne yalan söyleyeyim, bekliyordum ;

hem de tırnaklarımı yiyerek :P 
gelmeseydi eğer; "hıh zaten bu ödül olayı çok saçma, herkes birbirine yolluyor da, ne oluyor? ben zaten yeterince smart bir blogum, ödül de neymiş" diye bok atmaya hazırlanıyordum ;P

geldiii, nasıl sevindim, nasıl sırıtıyorum, nasıl şebekleştim anlatamam, görmeniz lazım.
ofistekiler "ahanda kız delirdi, profil bükme makinaları yüzünden tozuttu, sırıtıp duruyor" diyor muhtemelen.
şimdi postun içinde link bağlantısı nasıl veriliyor diye bir keşfetmem lazım, az sonra dönücem :D

7 Nisan 2009 Salı

politobi-1

elimde katı meyve sıkacağı, günün keyifli anlarını çıkarmaya çabalıyordum, çıkmayınca ben de kendime keyif yaratayım dedim,  bugünkü politobi köşemizde.

ofiste yalnızım birkaç saattir, telefon da çok çalmadı. karışan, görüşen yok, oooh kebap. 
15 dakikalığına aylaklık molası verdim kendime. bekleyen tüm düşünceleri, işleri iteleyip uzaklaştırdım kendimden. 
radyoyu açtım, sıcak kahvem ve ben. hemen sağımdaki camdan bakınca gördüğüm;
çiçek açmaya başlayan ağacın dallarına oturmuş, ayaklarını sallayan çizgisel parmak kız olarak hayal ettim kendimi. 
...parmak kadarsın. 
bırak dünyayı, üzerinde olduğun ağaç bile kendinden binlerce kat büyük. 
ama sen sallan daldan dala, umurunda mı dünya? ohhh misss:P...

aylaklığımın 10. dakikasında ofis insancıkları geri döndüler ama olsun, buna da şükür ... :)

yağmurlu gün sana da selam, heyy...

soğuk sevmem, yağmur yağmasını çamur oluyorsa sevmem, yaz yağmuru severim bir tek. bir de sonrasındaki toprak kokusunu. 
dün akşam ödüm çıtladı ya, malum güplemeden. huzursuz, kararsız bir şekilde yattım ama kalktığımda "şükür" dedim. sabah internette ilk iş rasathane web sitesinde yer kabuğu bursa hareketine baktım, herşey sakin. yine "şükür" dedim.
bu ara ne çok sızlanmışım, ne çok şikayet etmişim, bir göz attım da, hiç hoşlanmadım halimden. allah bugünümüzü aratmasın, daha çok şükredeceğim, daha az vızıldanacağım. çamur da olsa soğuk da olsa, içinden bir keyif çıkaracağım.  pollyanna tobi geliyooor, kaçııın :P

6 Nisan 2009 Pazartesi

öd&bok pastası

3.4...
bi güpledik ki sormayın. önce güm diye bir ses, yukardaki azman veletlerden geliyor sandım. arkasından sallanınca jeton düştü.
bana kalsa dökülüyordum sokaklara ama sakin pandam, sakinleştirdi beni. "panik yok" dedi ama ben çantam, telefonum, ceketimle hazır ve nazır oturdum bir saat kadar. "bak gördün mü devam etmedi, hem etse bile 2. kattan dışarı uçmayı mı planlıyorsun, cık cık çok tehlikeli" dedi sarıldı bana kocaman, sakinledim. uykum da geldi ama tırsıyorum doğrusu, off..

işlevsel ve estetik ev cicileri












fotoğraflar: http://vi.sualize.us/

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails