30 Haziran 2009 Salı

aikido ve moriehi ueshiba sensei...

aikido nedir, ne değildir diye biraz bilgilendirme de yapayım dedim. üstteki resimdeki ak sakallı dede, Moriehi Ueshiba yani OSensei. kendileri aikidonun yaratıcısı, efsane sensei olur.
Osensei'nin başlattığı aikido disiplini, 1940 yılında japon hükümeti tarafından resmi olarak tanınmıştır.

Ai: uyum, 
ki: ruh, enerji, soluk
do: yol öğreti anlamına geliyor.

Aikido, savaş tekniklerini öğretirken, beden ile ruh arasında uyum sağlamak için gerekli olan disiplini de verir. Silahsız, kılıçla, sopayla ya da bıçağa, sopaya, kılıca, bir kişiye veya birden fazla saldırgana karşı, otururken veya ayakta, kendinizi savunmayı öğrenirken kendinizi tanımayı da öğrenirsiniz.
Aikidonun dayandığı temel felsefe, bütün insanlığı “evrensel bir aile” içinde birleştirmektir; amaç birisini yaralamak değil, aksine her şeyi korumak; kendini, saldırganı, çevrendekileri. 
Neye zarar verirseniz verin, sonunda en çok zarar verdiğiniz kendinizsinizdir. 

Hedef, farkında olmak, gerekli kontrolü elinde tutmak ve saldırganı yaralamadan ya da zarar vermeden etkisiz hale getirmektir. 
Kontrolün sizde olduğunu karşıdakine gösterip, sakin ve kendine güvenli bir tavırla saldırıyı nötralize etmek, sizi, saldıran, kontrolünü kaybetmiş, güç gösteren bir kişi olmanızdan kesinlikle daha korkutucu ve daha üstün kılar. 

Aikidoda hedeflenen, sadece kavgada değil, hayatın karşımıza çıkaracağı her türlü anlaşmazlık ve uyumsuzluk durumunda, bu tavrı sergileyebilecek gelişime ulaşmamızdır. 

Aikido, karşımızdakinin düşünce ve davranış potansiyelini sezebilmemizi ve davranışlarımızı bu duruma uyumlu hale getirerek kendi hayatımızın kontrolünü elimizde tutmamızı sağlar.

tatil programımızı yaptıııık çok heyecanlandım şimdiden:)

ilk hafta dağda kamp yapacağııııız, lay lay loooom:)) çünkülüm panda miniği sevdiceğimin aikido semineri var.7 gün boyunca günde 3 antreman yapacaklar. hem de sabahın köründe kalkarak, bırrr... tabi ben o saatlerde uyuyor olmayı planlıyorum:) aslında ben de çok özeniyorum. çok estetik bir spor. aikido yapanları seyrederken uyumlarından, şiirsel hareketlerinden etkileniyorum. bol bol seyredecegim. belki kamp dönüşü ben de başlarım:) evde iki panda yuvarlanıp dururuz :))

tabi ki 7 gün boyunca uyumak ve aikido seyretmek dışında planlarım da var. kitap okumak, resim yapmak, ruhumu beslemek ve yakaladığım kurbanlara go öğretmek:)))

kamptan döndüğümüz gibi eve gidip, tatilimizin geri kalanı için kaşa doğru yola çıkmak planlarımız arasında. dağda inziva sonrası insan içine karışalım dedik, carreta carretalarla yüzmeden tatil mi olur? 
çok heyecanlandım şimdiden. 

ofiste iki hafta üstüste izin kullanmak caiz değil sanırım ama yapacak bişi yok. beyimin tatil tarihleri fabrika tatili söz konusu olduğu için, standart tatil tarihi belli ve değiştirilemiyor. 3 kuruşa 10kuruşluk çalışmama ve bir sürü adaletsizliğe rağmen bu tatile de sorun çıkartırlarsa, kaşınmış olurlar gibime geliyor.  bakalım zaman, neler gösterecek?

29 Haziran 2009 Pazartesi

evim evim, derli toplu güzel evim:)

geçen hafta sonu ,babalar günü şerefine ziyaretimize gelen anniş ve babişimizin ısrarlarına karşı koyamayarak, nihayet evimizi derleme toplama eylemleri gerçekleştirdik. ama yazmaya fırsat bulamadım. geç olsun güç olmasın, dertop maceramızı anlatmaya girişeyim dedim :)

cumartesi ofisten eve geldiğimde pandam ve babişimi yerlerde koçtaştan alınmış, ayakkabılık montajı sebebiyle yerlerde sürünürken buldum. kullanım kılavuzuyla savaşarak sürgülü kapaklı ayakkabı dolabımızı kapının girişinde 2.5 saatlik bir süreçte monte etmeyi başardılar. ayakkabı ve terliklerimizi  halen kapı girişinde bırakmamıza rağmen, yavaş yavaş alışıyoruz :)
pazar günü kahvaltısından sonra da ikeaya doğru yol aldık. nihayet yatak odamız için kocamaaan dolap ve etajer aldık. 
"montajını profesyonel ekibe devredelim fikri" ortak kararımızdı. salı günü atom karınca ikea ekibi geldi. bize kalsaydı muhtemelen 1.5 ayda monte edebileceğimiz dolabımızı 1.5 saatte kullanıma hazır hale getirdiler.
ikea standında ortalama boylara sahipmiş gibi görünen dolabımız, bizim odamızda oldukça heybetli olduğunu ispatladı. neymiş; duvardan, tavandan ölçü almadan dolap almak demek, küçük çapta  dekorasyon faciasına yol açıyormuş. tabandan tavana bir dolabımız oldu:)
neyse ki ablacığımın yaratıcı fikirleri sayesinde en işlevsel cözümlerle odamızı yerleştirdik. 

"yahu bu dolap kocaman biz buna ne yerleştireceğiz" derken, dün farkettim ki; bizim dağınıklığı ancak bu devasa arkadaş toplayabiliyormuş. pek cici oldu maşallah:)

bekle bizi izmiiiiir:)

olmazsa olmaz listesi;
*kordonda gezinti ve gevrek molası, hatta çiğdem molası
*kıbrıs şehitlerinde yeme içme molası
*kıbrıs şehitlerinde turşu suyu içme molası
*kordonda içme molası
*kumru molası
*pasaport molası
*elbette go turnuvası :)
 
4-5 temmuz 4. izmir go turnuvasına gidiyoruuuuuz, lay lay looom.
bu seneki turnuva sponsoru ve yer sahibi özel ege lisesi

4 kategoride gerçekleşecek turnuvada, her kategoru için ayrı başarı ödülleri olacakmış. 
on kayıt listesinde şu an 118 kişi var ki, bu oldukça önemli. katıldığım katılımı en yüksek turnuva olacak. turnuva tarihinin yaz tatili sınırlarına girmesine rağmen, katılımcı sayısının yüksek olmasını goizm ekibinin sıkı çalışmasına bağlıyorum. izmir turnuva standartlarını birkaç çıta daha yükseltecek gibi görünüyor.
bize de şimdiden 4.bursago turnuvası sponsor arayışına başlamak düşüyor. sponsor kumbarası kayıtlarımız başlamıştıııııır:)))

26 Haziran 2009 Cuma

ben olsam ben de satmazdım, hıh...


ya baksanıza yaa ne şeker. sevimli köpek ve ilginç hikayesi işte burada.

mimanyak

heheh neden bilmiyorum bazen şu mim işi, çok hoşuma gidiyor, özellikle de kafamı dağıtma ihtiyacı duyuyorsam. 
sevgili gevezem beni mimlemiş veee başlıyorum, ta taaam;

*En mutlu olduğun zaman?
çocukça davrandığım değil, çocuk olduğum zamanlar...
*Hangi gizli güce sahip olmak isterdiniz?
beynimin en az %50 sini kullanabilmek isterdim. zeka ile ilgili bir takıntım var, nedense. keşfedilmemiş bir deha olduğumu düşünüyorum bazen. kyle XY, tam benim kalemim ama benim göbek deliğim var :)
*Çocukluk hayalin nedir?
öncelikle uslu çocuk olup şirinleri görmek elbette:) 
en az 7 yabancı dile sahip bir doktor olmak, zeka takıntım olduğunu söylemiştim. bunun yanısıra ek meslek olarak part time japon nincası ve cia ajanı olmak. 
bir de bir ara, hayvanlarla konuşabilen, uçabilen, sihirli güçleri olan  perimsi orman  kraliçesi olmayı istemiştim, kelebek takıntım da oradan kalma sanırım:)

*Ne renk olmak istersin?
kırmızı-beyaz çizgili tabi kiii:)

*Şu anda nerede olmak istersin?
oooo, bi sürü yerde. ama ilk aklima gelen beyaz kumsallı turkuaz denizli bir sahilde, gölgede, hamakta kitap okuyor olmak isterdim. kitap okurken heryere gidebiliyorum zaten:)))

ben de yol, ve mani'yi mimledim hehehe:)

biriktim...

uzun zaman oldu.
önce turnuva telaşı, sonra da katalog telaşı. 

geceledim, süründüm, bitirdim nihayet.

geçtiğimiz haftalarda,
pek çok gelişme ve gelişmeme oldu.

yeni işe baslayan bir arkadaşın krize rağmen, tesadüfen, benden fazla maaş aldığını öğrendim. tabi gözüm döndü ama sakinledikten sonra kısa ve öz bir konuşma yaptım. bazı durumlardan haberim olduğunu ve kriz sebebiyle anlayışla davranma dönemimin sona erdiğini, ve maaş bazında iyileştirme istediğimi söyledim. türkçesi zam istedim.
cevap tam 9 gün sonundaa bugün dile geldi. 
- aa o arkadaş o kadar almıyor ki, x alıyor, sana neden öyle söylemiş anlamadım. belki primlerle öyle diye düşünmüştür, bla bla bla..
- durumumuz malum. sana %x verelim, sen kimseye bahsetme. bir tek sana.
- olsa tükkan senin tadında söylemler, zaten elimizde doğru dürüst iş kalmadı. (kataloğun bitmesini beklediler diye düşünüyorum ve yoksa neden 9 gün beklensin. epi topu 2 ortaklar.)

yakınlarınızdan birini düşünün, yalan söylediğinde yaptığı standart bir hareket vardır, anlarsınız. ya kızarır, ya fazladan espri yapar, ya elindekilerle oynar falan. ne kadar mantıklı da konuşsa anlarsınız, bilirsiniz.
işte böyle, ben de anladim.

üzüldüğüm, azlık ya da çokluk kavramları değil. 
ne kadar dürüst olunduğuyla alakalı. 
başkalarıyla kendimi kıyaslayıp kıskançlık krizlerine girmediğim gibi, çok kudurmadıkça sorun çıkartan biri de değilim. 30yaşındayım, yumuşak başlı olabilirim ama aptal da değilim. 

neler olacak, zaman gösterecek...

24 Haziran 2009 Çarşamba

hoptirinaynaynoooom :P

gitti, hoppidi bitti.
katalog en nihayet baskiya gitti.
ivir zivir isleri kaldi elbet ama, büyük kismi bitti de gitti maşallah.
ivir zivirlari bitireyim de, yeni haberlerle karşınızda olacağım.
dönüşüm muhteşem olacak :))

22 Haziran 2009 Pazartesi

allah korusun

allah sizleri;
devlet hastanelerinin şerrinden korusun!
(dün akşam mudanyada astım krizi geçiren anneciğimi, hastane sanılan ahıra götürme gafletinde bulunduk. ne yazık ki o sırada başka şansımız da yoktu.)

hemşire niyetine ortada dolanan suratsız, kaba ve beceriksiz mahlukatlardan korusun! 
(nefes almakta zorlanan bir hastaya, "suratıma doğru nefesinizi üflemeseniz sevinirim" deme cesaretini gösteren ama; 
-düzgün nefes alabilseydi zaten hastaneye gelmezdi diye düşünemeyen,
-serum iğnesini takarken, o elin bir insana ait olduğunu hatırlamayan,
-iğneyi takarken kendisine çarpan, kendi gibi beceriksiz bir diğer hemşire yüzünden canımdan kıymetli anacığımın damarını patlatan,
-diğer eline iğneyi takma girişiminde, neredeyse google earth'ten görüntülenecek şekilde belirgin damarı bulduramayan,
- nihayet takabildiği iğneyi sabitlediği bantta, saç telleri ve toz  topakcıkları olduğunu farkedemeyen, (ki hastamızın astım hastası olduğunu, her türlü  toz zerreciğinin onda nasıl devasa etkiler yarattığını söylememe gerek yok.)
- oksijen borusunu bana taktıran, aleti açamadim diye de bana tavır yapan; ukala, kendini bilmez yaratıktan bahsediyorum. insan diyesim bile gelmiyor.)

acilde doktor niyetine oturan, beyaz önlüklü işi sadece ahkam kesmek olan, senelerce kitaplara gömülse de, mesleğinin sadece ilaç ismi söylemek  olduğundan ibaret sanan buyurgan mahlukatlardan korusun.
(pop star gibi giyinip şekil yapmış olsa da, benim bile bildiğim sağlık prosedürlerini yavşak bir gülümsemeyle geçiştiren beyaz önlük giymiş, aslında hademe olduğundan şüphelendiğim, pişkin insan müsveddesinden bahsediyorum.)

"daya oksijeni ver serumu, gönder şu patates çuvalını" edasıyla çalışan sevgili acil servis doktoru; 
-o, patates çuvalı değil, benim annem.
- kendisi kronik astim hastası olduğu kadar yüksek tansiyon hastası. ama sen bunu bilmiyorsun çünkü sormadın, daha da vahimi söylememize rağmen dinlemedin. 2 serum taktırdın ve tansiyonunun düşmesine sebep oldun. bizim yüreğimiz ağzımıza geldi yollarda ama eve ulaşmak öncelikli amacımızdı. çünkü bizim ev sizin hastaneden daha hijyenik.
-serum bittiğinde çıkartmak için muhteşem hemşirelerinizi ve de  bilgi almak için seni  aradığımızda, kimbilir  hangi deliğe girdinizse, hiç çıkmayın oradan. hasta ve refakatçiler bi şekilde başlarının çaresine bakıyorlar, hiç merak etmeyin.

bugünkü dileğim; 
allah devasız dert vermesin, verdiyse de can derdinizi anlayacak işinin ehli insanlarla karşılaştırsın. 

19 Haziran 2009 Cuma

ciyaaaaaaaaaaaaaak

ay, aman, offf.

asrın kataloğu dalında heykelciğimiz, sahibine teslime hazırlanıyor. turnuva dedik, iki gün ofisten uzaklaştık, başıma ne çoraplar örülmüş, haserim yok. terminler öne çekilmiş.
1 yıldır bitemeyen katalog için cumaya baskıya verilecek denmiş. saatlerimiz 22.30 gösterirken (cuma olduğunu hatırlatmaya gerek yok) 48 sayfanın 21 sayfası kontrole gidecek hale nihayet geldi. 
dün gece 01.30'da eve gitme şerefine nail olduğum için, yok artık diyor ve evime, kocama, şu an kentime doğru gelmekte olan babiş ve annişime kavuşma umuduyla tükkanı kapatıyorum.

ben salı'dan beri söylüyorum yetişmez diye ama, hormon tedavisi görüp, sakal bırakmam lazım sanırsam. bazen yaşanmadıkça öğrenilmiyor ya, öğrenecekler inşallah; "ben diyorsam bir sebebi vardır."

şimdilik baş baş evribağdiii:)

17 Haziran 2009 Çarşamba

deli yorgun ama mutlu tobinin haftasonusu:)





en sevdiğim çinli Guo Juan :)

ne şirin, ne tatlı, ne sıcakkanlı bir sensei anlatamam size.
güleryüzlü, bol mimikli çizgi film kahramanı gibi mini mini bir kadın geldi, pazar günü. 
turnuva yorgunluğu ve telaşesi içinde meltem gibiydi. 
Guo Juan'i çok sevdik. 
şu an eskişehir go oyuncularına ışık tutuyor, hafta sonu da ülkemizden ayrılacak. 
allah nazarlardan saklasın tü tü tü, maşallah:))
pazar akşamı ilk senseim fatih, ikinci senseim kerem ve yüce sensei guo juan; 
çiçekli masa üstümüzün üzerinde, serin balkonumuzda ve de benim go takımımla oynadılar. 
allayııııım, yetenekleri bana da geçer mi acep?:))

12 Haziran 2009 Cuma

turnuva karıncaları, göreve az kaldı:)

ofis çıkışı harekat başlıyor. figonimeyle kapalıçarşıdan guo juan ablamıza bakır cezve ve kahve takımı almaya gideceğiz. maum ev sahibesi benim, hatıra olsun:) çine ya da hollandaya gitme durumumuz olursa biz de onu ziyaret eder, bir acı kahpvesini içeriz, kısmet :P bursago olarak da düve derisinden, ustasından karagöz ve hacivat aldık. çok etnik ve orjinal bence. sopaları bile var, vakit olursa büyükşehir belediyesi rehberi ona karagöz gösterisi de izletecek, o zaman hediyesi daha anlamlı olur herhalde. yani oynamazsa da duvarına dekor olarak koyar:))

sonra capella obasında toplaşıyoruz. bursagolular, misafirler, hep beraber capellada buluşacağız kısmetse. herkes misafirini toplayıp, evine götürecek. yurtlarda kalacaklar için belediyeden araç gelecek. 

bizim evin ilk misafirleri olan kerem sensei ve eşsiz eşi tanseli, yoldan toplayacağız. izmir yolunda acıbadem hastanesini bulurlarsa bizi de bulmuş olacaklar:)
gece 23 suları gelecekleri için benim onlardan önce eve gidip yemeklik bişiler hazırlamam gerekecek ama olsun. dostlarımız geliyor. keşke daha hamarat olaydım da kısacık zamanlarda leziz börekler açaydım :P ama hazır kekun alıp pişirmeyi düşünüyorum, çok kolaycıyım di miii? :)))

11 Haziran 2009 Perşembe

panda jr. :))

bir bebeğimiz olursa böyle bişi olacakmış. ben bilmem beyim bilir:)) oturmuş uğraşmış. GeCe'nin bebişiyle arkadaş olsunlar hadi o zaman:)

10 Haziran 2009 Çarşamba

gözümü kararttım...

yetti artık.
sakin yaradılışımın altında bir ejderha var sanki. ama olgun olanından. yoksa şimdiye yüz defa püskürtmüştüm ateşimi. ama dedim;
"sabırr.. uygun zamanda uygun cümlelerle konuşmalısın."
şimdi de turnuva harala gürelesinin geçmesini bekliyorum ki, ağız tadıyla turnuvayı geçireyim. ama gümbür gümbür hazırım. 

sanırım bende genetik bir hata söz konusu. suskunlugu yanlış yerde erdem sayıyor, empati dozajını ayarlayamıyor, sonra da kırılıyorum.

ama görünen o ki, beni benden başkası düşünmüyor, düşünmeyecek de...

en çok üzüldüğüm de, gerçeklerin beceriksizlikle saklanabileceğini düşünmeleri. 
her gün hayatta olanlar hakkında yeni bir şey öğreniyorum. canım acıyor, ama yutkunup bastırıyorum içimde.

keşke hiç büyümeseydim.

9 Haziran 2009 Salı

ben de senin gibi olsam keskeeee:)

iki gıdım boş vakit buldum. bloglara göz atayım dedim. 

taş jojee abla gibi olmak istiyorum yaaa. outletim'den cok güzel ciciler almış, giymiş. içim gitti.
ya şu obez göbişim olmasa, ben de o tanrıça elbisesinden istiyorum.
ama bana olmas ki yaaaaa :(

zaten geçen gün, benden yaşlı bir bayan bana otobüste yer verdi. itiraz ettiysem de "ben birazdan ineceğim" dedi. ama inmedi3-5 durak. sanırım beni hamile sandı. ben de " yok ben sadece göbekten şişkoyum, siz beni yanlış anladınız" diyemedim. 
utandım...

aaaay, amaaaan, oyyyyy...

turnuvada son düzlüğü koşan japon atı tobi, 
dili bir karış dışarda bitiş çizgisini göğüslemeye hazırlanıyor. 
yürrrüüüü, hadi kızım yapabilirsiiiiin :)))

az kaldı. 
adım adım turnuva krizlerimizi takip ettiniz, ama inanın vıdı vıdılarımız sonlanmak üzere. cuma muhtemelen susmuş oluruz. çünkü misafirlerimiz gelmeye başlamış olacak. laylay lom. 
kerem-tansel ikilisi bizde görünüyor. son durum itibariyle, yasasiiin. 2. ciftimiz henüz belli degil. 

guo juani da evde misafir edecegiz ama henüz kmin evi olacağı belli değil. herkes istiyor, kadıncağızı parçalara bölemeyeceğimiz için kura çekeceğiz galiba sonunda:P

8 Haziran 2009 Pazartesi

piknikzedeyim :P

dün sevdiceğimin aikido dojosuyla pikniğe gittik. kocayayla sakura pikniği :) çok eğlendik. kılıç ve sopalarla yapılan antremanlarını seyrettik. bol bol tıkındık. 4 cekirgeye go öğrettim yasasiiin:))
ve kene yoktu ama bentedbirli paranoyak olarak, yere oturmadım bile. eve dönene kadar hersey yolundaydı ama çam ağaçlarının tozları beni kaşıntı komasına soktu.  uyurkan elimin üstünü kaşımışım yaralı böcek olduuum. :P

6 Haziran 2009 Cumartesi

heyoooooooooooooooo

sponsor da bulduk, laylay looom.
nilüfer belediyesi konaklama, ulaşım, yemek vb. organizasyon dahilinde hizmet sponsorumuz oldu.  turnuva mekanımızda da bir değişikik söz konusu, pazartesi belli olacak. güzeeel günleeeer bizi bekleeeeer:P
dün akşam melekler gibi uyudum valla ooohhh, misss:)))

4 Haziran 2009 Perşembe

yat kalk turnuva olduk

kafamdaki tilkiler dört dönüyor ve çanlar turnuva için çalıyoooor. 
ding doooong. 
çok az kaldı.
ştreşşş bile yaptııım:P

üç gündür; özi, purple, enga, aphelion ve figonime ile sabahtan akşama, canlı telefon bağlantılarıyla, iletişim halindeyiz. 

heyecan, korku, panik hepisi bir arada. 
gel vatandaş geeeeel, turnuvaya geeeeel.

deli manyak,
panik atak,
süper paranoyak bursagocular burada.

geeeeel, geeel:P

2 Haziran 2009 Salı

bir hamak alıp sallansam

ne yapsam ne yapsam
bir hamak alıp sallansam
kurtulur muyum bunalımdan
hamakta sallansam

balkon keyfimize keyif katmak amacıyla, balkona hamak kurma fikrinin cazibesine kapıldım, gidiyorum.
ama problemimiz hamağın iki ucunu bağlayacak yer olmaması. o yüzden ayaklısından olması gerekiyor. ya da tavanımız kuvvetliyse tavana asılabilir. ama çok güvenli gelmiyor, ayaklısı en mantıklısı. hem ayaklı, hem hesaplı olsa daha bir süper olur. araştırmaya devaaam:P

neyse haliiiiim, çıksın faaliiim:P


kızlar kahveye gelir. kahveler bitince hemen ters cevrilip, kapatılır tabaklar fincanın tepesine. sohbet muhabbet bir anda duraklar, herkes birbirinin gözünün içine bakar. işi bilenler bakacak kişiyi gözünden anlarlar. "bakarsııın, koçsun" nidalarıyla gaz verilir. fincandan tahlil ve tespit çalışmaları başlamış oluur.

bazıları tüm umutlarını fala bağlarlar. sanki her denilen olcakmış gibi  ciddi ciddi dinlerler, hayatlarına yön bile verirler ki, en tehlikeli tür de budur.

bazıları inanmamak, inkar etmek için yaratılmışlardır. "ne yani bunu fincanda mı gördun, peh" derler, bok atarlar ama, ilk kapatanlardan olurlar.

ayrıntıcılar vardır bir de. "uzun boylu bir erkek var" derler. "esmer mi, sarışın mı" diye sorar. "3-5 vakte kadar yola gidiyorsun" derler, başlar; "nereye, ne zaman, tam tarih desene yaaa, kiminle, uzun mu esmer mi, otobüsle mi, otobüsün plakası kaç?"

bir de ben gibiler vardır. fincanını kapatır, duruma göre. karşısındaki güzel şeyler söyleyince hayallere dalar, birkaç olay kurgular, neşelenir. fincan yıkandıktan sonra faldan önceki hayatına geri döner. 

geleneksel, kadınlar arası sosyal aktivitemizdir, kahve ve fal kapatma seramonisi. 
bazen keyifli, bazen iç bayıcıdır.  ama olmazsa olmazdır. 
ister inan, ister inanma.
fala inanma, falsız da kalma...

kahve ve fotoğrafı: kuru kahveci mehmet efendi

1 Haziran 2009 Pazartesi

bin muhteşem güneş


cumartesi başladım, pazar bitti.
cep boylarından.
"kipatım kalmadı okuyacak yaaaa" diye dört dönerken evde, 
"aaa sahi ben bunu okumamıştım" diye atıldım üstüne. güya dün yazlık-kışlık yerleştirmesi yapıyordum. baktım, habire tuvalet molası vermeye başladım. aklımın kitapta kaldığı gerçeğiyle yüzleştim. herşeyi ortalık yerde bırakarak, kitabı bitirmeye verdim kendimi. 
- bitti mi kipatın nihayet aşkım?
- taliban meryemin kafasını kesti.
- ?! yani?
- ama haksızlık buu.
- ?!?...
- neyse, sen de oku anlarsın.
sonuç olarak. afganistanda doğmadığım için, türlü baltalamaya karşın hala, 
laik bir ülkede yaşadığım için şükür allahıma.
düşünüyorum da; 
tanrı yolunda, çoluk çocuk demeden göz göre cinayet işleyip de cennetlik olduklarını sanan;
kendini bilmezlerden, cahillerden ve aptallardan allah korusun hepimizi.

sigarayla savaşıyorum...

kendime 1 haziranı hedef biçtim. "bırakıyorum uleeeyn" diye dayılandim. 

sabah, gözlerimi açtığımda ilk aklıma gelen sigaraydı. "içmeyeceğim" dedim, içmedim.
ofise geldiğimde de "içmeyeceğim" dedim, aklıma gelince coco star yedim bi dene. 

öğlen yemekten sonra. musallat oldu sigara yine. kovalıyorum gitmiyor. bilgisayara küfrettim, klavyeye, dışarıdan geçen arabalara içimden saydım durdum. kodlar girdi birbirine, dikkat uçtu. ekrana baktığımda aklıma tek gelen sigara oldu. 

evet, evet eşekim. yaktım bi sigara. 
hatta çeşitli bahanelerle 3 saatte 3 sigara içtim.
sigara:3 irade:0

günü yediğim gollerle bitirmeye çalışacağım, kendimden utanıyorum ühühhüüü hüüü :(

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails