29 Ocak 2010 Cuma

14 şubat geliyooooor...

evet evet, sevgililer günüsü.
konsept olarak karşıyız böcüümle sevgililer günü kutlamalarına. tek taşla evlilik teklifine karşı olmakla aynı sebepten. duygusal sebepleri maddiyatla birleştiren ticari zihniyetle, kendi çapımızda savaşıyoruz işte. :)

14-15 şubat günüsünün başka bir anlamı var iki yıldır bize. ne mutlu ki hafta sonuna denk geliyor. ve biz de kismetse istanbul yolcusuyuz bu sene. çünkülüm 2010 türkiye eşli go şampiyonası vaaaaaaar.
heyooo, yupiii, tey teyyy...
geçen sene eskişehirde düzenlenmişti. bu sene de istanbul'da düzenlemeyi uygun bulmuş TGOD. iyi de olmuş; ben maçlarımı yaparken, böcüğüm de memleket hasretini bir nebze dindirebilir.

eşli go şöyle oluyor; bir bayan ve bir bay oyuncudan oluşan bir takım oluşturuyorsunuz. fotoğrafta görüldüğü gibi.
herkes bir hamle yapıyor sırayla. takımdaki oyuncular konuşamadığı için birbirlerinin stratejisinden haberdar olamıyorlar. genelde biri bozuyor, diğeri tamire çalışıyor.
hehehe :)) geçen sene ben kerem sensei ile katıldım. son oyunu benim yüzümden kaybettik.
işte kritik ve vurucu hamle sırasında sevgili eşim kalp krizi geçirmediyse, bir daha kolay kolay geçirmez.
bu sene için henüz bir eşim yok. araştırmalarım devam ediyor. seviyesi benden yüksek biriyle katılmalıyım ki, hem keyifli, hem heyecanlı, hem de benim için öğretici olsun. kerem sensei yavru vatanda olduğu için gelebilir mi şampiyonaya, bilemiyorum. gerçi beni eş olarak ister mi, ondan da emin değilim :P

olsun ben yine de çok heyecanlıyım, laylay looooooooom.
:)))

28 Ocak 2010 Perşembe

iyi ki doğdun göksuuuu...

iyi ki doğdun, iyi ki dooooooğduuuuun, mutlu yıllar sanaaaaa.
göksu dünden haberini vermiş bir de kendisini pasta yapmış bile.
tam zamanında görmüş oldum ben de.

iyi ki doğmuşsun, iyi ki varsın da, gülen yüzün ve enerji dolu hayalgücünle tanışmışız.
arkadaşlığımız sanal platformda olsa da ben gerçekten seni çok seviyorum. iyi ki varsın...

ama ama sen yanlış anladın...

yani tamam ben kar yağsın dedim de, buzun üstüne mi yağsın dedim. artistik patinaj kaygan oldu yollar.
kardanpanda ve kardan manyak yapma projelerimi gerçekleştirmek için dilemiştim karın tekrar yağmasını. ama don yaptıktan sonra değil. hava hem buuuzzzz gibi, hem de kaygan.

aa bir de, dün akşam kombimiz bozuldu bizim. annemin ördüğü battaniyeler, bir normal battaniye ve yorganla uyuduk. böcüüm bile üşüdü düşünün yani. dışarısı -4, bizim ev 4 derece.
bugün ev sahibimizle konuşacak böcügüm. bakalım neler olacak?

25 Ocak 2010 Pazartesi

kardan ayıııı yapalııııım...

dediiik ve yaptık.
kafasına da benim ibiş beremi taktık.
böcüüm ayımızın gövdesini yaptı. ben de kafasını.
aaa sol kulağını da böcüğüm yaptı sahi. hakkını yemeyelim:)
kardan ayımız, otoparkta kuzu kuzu duruyordu sabah baktım.
kar daha yağarsa yanına yapmak için kardan manyak tasarlayacağım daha.
soğuk burundan, yanaktan ısırıyor ama olsuuuun.

heryer, yer yer beyaz beyaz.
bendeyse deli bir mutluluk var :))
2010 kardan ayısı ve biz.

23 Ocak 2010 Cumartesi

karlar düşeeeer, düşer, düşeeeer...

tobi de düşer.
tam ofisin köşesine geldiğinde;
"oooh. sağ salim düşmeden gelmeyi başardım" derken,
nazar değdi, göze geldim.
"ho hooop" derken, kendimi yerlerde buldum. git dizlerinin üstüne düş di mi? yok tam popiş üstüne düştüm. canım yandı, ıslandım, sinirlendim. kar neşem bi tarafıma kaçtı. acıyan taraflarda bi yerlerde şu an :P

yerler çamurumsu kar ama agaçlar, damlar, arabalar süper görünüyor. kar da tatlı tatlı yağmaya devam ediyor. nasıl huzurlandım anlatamam. yarın böcüümün sözü var, kahvaltıdan sonra kardanmanyak adamlar yapıcaz bi sürü.
yihhuuu...

ama şimdilik eve dönüş yolunda,
dikkatli davranılacak bir daha düşülmeyecek ve
ay ayayyy, of of offf nidalarıyla oturup kalkılarak iyileşme süreci yaşanacak.
yarın kardanmanyaklara hazır olunacak :))

21 Ocak 2010 Perşembe

tuhaflıklar mimi

7 tane tuhaflığımı yazmamı istemiş şuşu.
vallahi düşündüm düşündüm tuhaf bişi bulamadım. belki de başkasına göre tuhaflık olan bana normal gelmeye başlamıştır.

soruyorum nincaya, ilkini o söyleyecek;
1- ninca bana; çoooook konuşuyorsun, dedi. hiç de bileee, bu anormal sayılmaz diye itiraz ettim ama "çok konuşmak normal olabilir ama sen çooook konuşuyorsun"dedi. (benden başka itiraz eden olmadı:P)
2-aslı'ya göre umulmadık zamanda asabileşebiliyormuşum. (bak şu allahın işine. stajyerlerimiz birkaç defa gazabıma uğramış görünüyor. olabilir, mümkündür:))
3- esin de diyor ki; bazen de, ultra coşkulu ve çocuksu olabiliyormuşum. (ayıptır söylemesi, neşe kaynağıyımdır.)
4- böcüğüm'e sordum, e-posta yoluyla. aynen aktarıyorum:
- benim bir tuhaflığımı söyleseneeeee, hadiiiii...
- Ansızın böyle sorular sorman, dedi.
5- tobiciğiniz kendine sorar ve cevap verir; sessizlik karşısında kendine sorular soruyorsun, sonra cevaplar türetiyorsun, bazen de kendi kendine sesli konuşuyorsun. otobüs durağındakiler seni deli sanıyor, dedi.
6- mandalina ve portakal dilimlerini önce ışığa doğru tutar ve çekirdek var mı, diye bakarım. çekirdekliyse yemem.
7- kalabalık bir otobüse binmektense, karanlık ve ıssız bir yolda yürümeyi tercih ederim.

7 tane oldu di mi?
hehehe, başardım :))
ben de fikir böcükleri ve çilek kardeşi mimledim.

yamuk panda...

yine beli tuttu, yine yamuk panda oldu biriciğim.
her gün ilaçlarıyla işe gidiyor, iğnesini işyerindeki revirde vuruyorlar.
akşam da parasetamol içeren ilacını içiyor, yemek yerken bile uykulu görünüyor.

ağrı ve sızıdan ziyade bir haftadır, aikidoya gidemediği için üzüldüğüne eminim.
ben de ona "sık dişini, kendine dikkat et. iyileşmezsen aikidosuz bir hayat seni bekliyor" diyorum. iyileşince doktorun verdiği fizik hareketlerini hergün yapmaya söz verdi.
akıllı bıdığım beniiim. tü tü tü maşallah...

20 Ocak 2010 Çarşamba

ayşe kulin'li günler

herşey "adı aylin"le başladı.
"füreya" ile devam etti.
önce şaşırdım, "ne kadar içten hikayeler" dedim. aylin'e ağladım. füreya'ya imrendim.
foto sabah resimleriyle içlendim.
ayşe kulin'le aramıza yıllar girdi. fazla değil ama bu arada biraz da büyüdüm.
"nefes nefese" ile karşılaştık önce.
dedim kendime; "yok artık hasretlik çekmek, durmak yok, okumaya anlamaya devam..."
"umut" u aldım elime, cumhuriyet dönemine, sancılarına, iki ailenin mutluluk ve dramlarına şahit oldum.
dediler ki; "veda" serinin ilk kitabı. "geç olsun güç olmasın" dedim.
koca osmanlının çöküşü ve türk milletinin yeniden doğuşu sırasında esir şehir istanbul'un cesur insanları...
derinden etkilendim.
aşk,
aile olmanın anlamı,
mücadele,
savaş,
vatanseverlik
ve sevmeye dair...

ne desem boş.
okumak lazım, anlamak lazım.
şiddetle tavsiye ediyorum.

kapalıçarşı benim için bitmiştir!

dün gece pazartesi izleyemediğim bölümün tekrarını izledim atv'de.
salya sümük yerlerdeydim. cemali öldürdüler, senaryo gereğiymiş.
ama işin aslı şuymuş;
kaprisli yönetmen, "yemişim başrol falan, benim oyuncularım mum gibi olmalı, oyuncu kaprisi falan anlamam ben" der, başrol oyuncusunu yapımcıya şikayet eder.
aklı sıra adam edecek.
başrol oyuncusu da yemişim "yönetmen kaprisini, uğraşamam ben bu adamla" der, istifa eder.
yapımcı da "başrol oyuncumuz başka bir sinema filmine başlayacağı için ayrıldı, yerine başka bir arkadaş gelecek", der.
nejat işler gider,
yerine engin altan düzyatan gelir...
ve tobiniz diziye komple küser. diğer oyuncuların hepsine ayrı ayrı hastayım ama. o kadar saçma sebeplerden saçma bir noktaya geldi ki, benim sevgili dizim. bana göre cemal gitti dizi bitti. elveda rumeli de böyle bitivermişti saçma sapan. sorun atv' de mi, yönetmenlerinde mi, yapımcılarında mı?
bilemeyeceğim ama soğudum ben artık izlemem.
nejat işler'le bu sarı kafa bir mi canım?
aaaa....

18 Ocak 2010 Pazartesi

böcüğümle evlenme kararı aldık...

düşündük, taşındık...
böldük, çarptık.
topladık, çıkardık.
"nereye kadar gidecek böyle" dedik.
gez toz bir yere kadar,
"haydi ev'lenelim" dedik.
başladık çalışmalara...
basit bir matematikle şu sonuca ulaştım:
hayal etmek, başarmanın üçte biridir.
başlamak da bitirmenin yarısı olduğuna göre,
biz işin dörtte üçünü hallettik bile.
geriye evi ve en uygun krediyi bulmak kaldı.

banka kredileri araştırıyoruz, evlere bakıyoruz, hayaller kuruyoruz.
"dereleri görmeden paçaları sıvamak deniyor" buna ama,
dekorasyon dergilerimi bile karıştırmaya başladım ben :)
çoluğa çocuğa karışmadan sıkalım dişimizi, bir adım atalım. en az on sene kendimizi kredilere kitleyelim. ama sonunda kira paralarını havaya saçacağımıza bir ev sahibi olmuş oluruz diye düşündük.
düşünce konusunda süperiz de, bakalım eylem konusunda ne kadar süper olacağız, göreceğiz :)
bütçeniz ne kadar diye sorarsanız, işte işin en süper tarafı da bu; bütçemiz yok :P

yaşasın morgıç kredileri, yaşasın maaşlı köleler:))
beyazın denizbank reklamında söylediği gibi;
gıç, gıç, morgıç...

görseller için kaynak

15 Ocak 2010 Cuma

izlenecek bir sürü filmim oldu...


ilk müsait zamanda izlenecek olan: "ponyo"
çünkü o bir, Miyazaki filmi.
Japon animasyonun tüm dünyada kabul gören en büyük ustası.
mesela; yürüyen şato, ruhların kaçışı küçük büyük herkesin izleyebileceği türden baş yapıtlardan. tavsiye ederim...
sonrasında ise bir tim burton filmi var.
afiş rusca ama dil ingilizce.
bakalım hafta sonu seyredebilirsem, hafta başı da yorumlarımla karşınızda olacağımdır.

derine gittik, yumuklaştık döndük :)

dün akşam iş çıkışı derinlere gittim, doğumgünüsü fotoğraflarını anneciğine götürmek için.
gidiş o gidiş. önce biraz oyun oynadık. sonra kuzum banyosunu yaptı, misler gibi oldu, teyzesi de bir sürü fotoğrafını çekti yine :)
aman kuzu bir dillenmiş bir dillenmiş.
"de eeee", yapıyor, tokaya "tak" diyor, oyuncak klavyesinden müzik çalıp oynuyor,
"ayşe nerede" dendiğinde bebeğini getiriyor,
emekleyerek kaçış rekorları kırıyor,
temkinli adımlarla sıralıyor.
yoluna engel teşkil eden her türlü nesne ve insanı bir şekilde aşıyor,
kısacası hiç engel tanımıyor benim kızıl kuzum.

böcüüm de beni alma bahanesiyle geldi akşam ama bir baktık, salondan derinle yerlerde emekleyen koca bir panda var. çocukla çocuk olabilen dev boyutlardaki sevdiceğim gerçekten çok komik görünüyordu.
sadece o da değil ben, annesi, babası...
hepimiz 30yaş üstü kimliklerimizden sıyrılmış, maymunlukta son noktaydık. çok keyifli ve eğlenceli bir akşamdı.
allah nazarlardan saklasın,
tütü tü tüü, maşşşalllah....

12 Ocak 2010 Salı

hormonlu tavuk...

benim bildiğim tavuklar günde bir kere yumurtlar.
tabi hormonlu yemler verildiyse o başka. 5 defa da yumurtlar herhalde o zaman.

çöp tenekesi mide, gene neyi yuttu acaba?
bilmeden hormonlu domates mi yedi ki?
bu ay tobi de, ikinci kez yumurtluyor.
hayırdır inşallah, hayırdır inşallah...

11 Ocak 2010 Pazartesi

teyzesinin kızılşın tospaası 1 yaşında...

cumartesi akşamı derinimizin birinci yaşını kutladık.
kızılşın tospaamın saçları iyice koyulaşmış, kızıllaşmış. pek bir şeker olmuş.
ailenin fotoğrafçısı olarak nam saldığımdan, koca gece derinin peşindeydim; güleryüzlü kareler yakalayabilmek için.
ninca, hafıza kartını yüklediğinde ben de birkaç fotoğraf ekleyeceğim ama asıl hikaye "derindünyam"da...
yavru kuşun doğum günü partisi azz sonra,
bizi izlemeye devam ediniz...
:)

8 Ocak 2010 Cuma

hehehe:))

nihayet kararımı verdim. gelecekte olası iş pozisyonları da yaratabilmek içiiiin, fransızca öğrenmeye karar verdim. şimdi az tuzlusundan bir dil kursu araştırıyorum. temelimi profesyonel kurs ortamında atıp, sertifikalanırken; evde de, lö pandam da destek verecek, söz verdiii:)
purple hanım kızım da ingilişçemi ilerletmeye destek vereceeek. onlar da bitince japoncaya geçerim, çince en sona kaldı :P

5 Ocak 2010 Salı

yabancı dil öğreneyim diyorum...

yarım yamtalak bir ingilizcem var, onu biliyorsunuz.
"what's up man?" tadında ucundan sözlü yunancam,
kendimi 3 cümlede özetleyebilecek italyancam,
birkaç go hamlelik ve nezaket çerçevesinde japoncam
ve 2 küfürünü bildiğim fransızcam var.
görüyorsunuz işte;
toplamda6 dil biliyor sayılırım ama hala sürünüyorum, kıymetimi bilen yok.

bu bilgi dağarcığımı göz önünde bulundurarak
çince öğrenmeye karar verdim.
yani şu panda fantazisi gerçek olur mu,
panda olunmaz, doğulur mu?
bilemiyorum ama yarım kalmış lisanları bir kenara atıp, yepyenisine en baştan başlayayım diyorum, ne dersiniz?

ne işe mi yarayacak?
panda eğitmeni olabilirim, bir minyoncu tükkanı açabilirim, çinlilere türk kültürünü klonlamayı öğretebilirim. türkçe ders verebilirim. türk eriştesi ve çin eriştesi kokteyli yaparak yeni bir lezzet fırtınası yaratabilirim, patenti alıp, parayı kırdığımda da;
en gerçeğinden, pofidiğinden,şirininden bir pandam olaaabiliiiir.

tabi ki adı tobi olacak :)

4 Ocak 2010 Pazartesi

pandaların neden nesli tükeniyor?


işte bebek pandam tobi...evet, henüz benim pandam değil. muhtemelen adı tobi de değildir. ama birgün pandam olursa, aynı buna benzeyecek ve adı da tobi olacak. kuracağım panda evinin bahçesinde kardeşleriyle böyle süt içecekler.

hikayemiz,
çinin güneybatısında başlıyor.
bu maskeli ayıcıklar, doğduklarında miniminiminnacık oluyorlar. tüysüz fare yavrularına benziyorlar. gözleri ancak bir aylık olduklarında açılmaya başlıyor.
küçücük, minicik olduğuna bakmayııın, yetişkin bir panda yaklaşık 120kg.'cık.
beslenme derdi yok bu tombilik yaratıkların, bambu ver, yesin.
bol bol uyusun.
sevimli oldukları kadar cool hayvancıklar kendileri. çiftleşme zamanları dışında yalnız kovboy takılıyorlar. karı dırdırı yok, koca dayağı yok. bireysel özgürlüklerine düşkün, çağdaş yaratıklar yani.
öyle vahşi bir yalnızlık da değil, gayet uysallar. soba kenarında mırıldayan uykucu pisilere benziyorlar.

"neden nesilleri tükeniyor?"
sorusuna gelince...

şehirleşme sebebiyle yaşam alanları kısıtlanıyor, sanayileşme sebebiyle de nefes alamıyorlar.

bambu yiyorlar ama yan etkilerinden oldukça müzdaripler. bambunun kalori oranı çok düşük olduğundan, çiftleşme aktivitesinde biraz pasif kaldıkları söylenebilir. 2yılda bir, tek yavru doğurabildiklerini düşünürsek, çoğalmayı bırakın sabit sayıda kalmakta zorlanıyorlar. dünya üzerinde, hayvanat bahçeleri de dahil olmak üzere epi topu 1600 panda yaşıyor.
düşünün, sadece bulunduğunuz sokakta en az 100 kedi yaşıyordur.

bambunun bir diğer yan etkisi de, hazımsızlık yapması. sindirim sistemleri iyi çalışmadığı için, çoğu dışavurumsuzluktan yaşamı terkediyor.

kısaca bir panda sahibi olmak kadar, onu yaşatmak da çok zor.
dünya üzerinde doğan her panda, çin malı.
koyup cebine getirsen de, büyüyüp serpildiğinde çin,
biyolojik veli olarak, velayetini alıveriyor yavrucuğunuzun.

hadi çin kısımını atlattık diyelim, büyütüyoruz tobiciğimizi. tembellik ve uyuşukluk konusunda; "koalalar bile pandalara şapka çıkarır" gerçeğini ilke olarak kabul edelim öncelikle.
"uysal ve kendi halinde bir çocuğu kim istemez" derseniz, bir daha düşünün.
bu karar hayatınızı etkileyebilir, ruh sağlığınızı bozabilir. aşırı doz kendi haline olması sebebiyle;
-tobiii, oğluuuum. gel burayaaaa. bir dinleee, dudaklarımı okuu, hayıııır o yenmeeeez, çocuğuuuum, allahın pandasııııı...
diye çığrınsanız da, zor.
o bir panda, bu gerçeği kabullenmek lazım.
mayasında uyum yok. uzakdoğunun yalnız kovboyu... yuvarlansın, bambu kıtırdatsın, arada manitasıyla takılsın. oooh, misss...

sonuç olarak
panda beslemekten vazgeçtim.
güzel bir kostüm ve parmak boyası ile panda olacağım ben.
oooh, misss...

kardan tobiiii yapalım :P

kar yağıyooooo;
lapa lapa, top top...

berrrak pırıl pırıl havada topçuk karlar uçuşuyor.

sabah hiç neşeli kalkmadım.
normalde burnumu cama dayar, hatta çığlık bile atabilirdim.
ama, yok, ıh ıh...

belki kar çok yağar da tutarsa ve ben kardan tobi yapabirsem, neşem yerine gelir.
acaba, kış uykusu belirtileri mi baş gösteriyor bende?
hımm, google'da aratayayım sörç kısmısından, eylemlerim devam edecektir.
si yuu, baş baaaş...

foto:http://moblog.net/view/914201/winter-sleep

3 Ocak 2010 Pazar

hayat, paylaştıkça anlam kazanır...

yalan!..
hemi de en kuyruklusundan.
karşınızda oldukça paylaşımcı bir zat bulunmakta...

ekmeğimi, mandalinamı, selpak mendilimi, sigaramı paylaşırım. hem de hiç karşılık beklemeden...

oyuncak ayımı da paylaşabilirim, temelli değilse tabii.
sarıl, oyna ama sonra geri ver.

sıkıntılarımı paylaşırım.
vızıldanır, öfkelenir, sızlanırım. saçma sapan tepkiler versem de konuşur, rahatlarım.

hayallerimi paylaşırım.
çoğu zaman saçmaladığımı düşünseler de, nezaketlerinden gülümserler. yani sayısal çıkacak da panda besleyeceğim, hah. daha bahçeli evimiz yok diye eve köpek dahi alamıyorum. hayal işte ne yaparsın?

beklentilerimi paylaşırım genelde.
ofiste stajyerlerime anlatırım, dinliyor görünürler ama bildiklerini hatta bilmediklerini okurlar.

sevinçlerimi paylaşırım.
aptalca bir oyunda kazandığımda, keyifli haberler aldığımda, kendime ciciler aldığımda, yarımlar tamamlandığında, insanlık için küçük olsa da, bana anlamlı gelen büyük adımlar attığımda...

heyecanımı ve coşkumu paylaşırım.
yorgunluğa rağmen neşelenir, bitmeden yeniden şarj olurum.
neşemi dışa vurduğumda; hiperaktif, neşeli, çocuk gibi, eğlenceli ya da çatlak olarak nitelendirilirim.

bilgimi paylaşırım.
duyduğum, öğrendiğim, deneyimlediğim, araştırdığım her türlü bilgiyi; belki birine çare, umut olur ümidiyle paylaşırım.

umudumu paylaşırım.
negatife pozitif yaklaşır, küçücük, titrek de olsa bir ışık yakmaya çalışırım.

sorun ve soruları paylaşırım.
işte yalan burada başlıyor,
sorunları görmezden gelemem.
soru sormadan duramam.
beynim sürekli çalışır, sürekli üretir.
paylaşır, cevaplar ararım. sorular cevapsız kaldıkça çoğalır, çoğalır, çoğalır.

sorun paylaşmak.
sadece kendinle paylaşmak.
anlam karmaşalarında boğulmak, sorularla yorulmak.
hayat,
paylaştıkça duvara çarpman anlamına geliyorsa,
ağız, burun, kalp, beyin seni darmadağınık ediyorsa;

anlam kazanmıyor, gitgide anlam kaybediyor demektir.

hoşgeldin 2010.
bakalım kozmik sorulara yetecek cevaplar getirdin mi yanında?
2009'u sepetledik, rakı ve şarap eşliğinde.
dansözler fıkırdadı, kadehlerler tokuştu, 00.01'de herkes sarıldı, öpüştü, seni karşıladı.
362 günün kaldı.
göster kendini...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails