31 Mart 2010 Çarşamba

işte bana lazım olan şey budur;


sarı kantaron otu...
doğal antidepresanmış.
mutluluk hormonu salgılatıyormuş.
stres, kaygı ve kuşku duygularını hafifletiyormuş.
adet dönemi sancısını ve sinirlilik halini azaltıyormuş.
doğal prozac etkisi veriyormuş.
doğal ürüncülerde hapları satılıyormuş.
kendimi bu kadar boktan derdin içinde, mutlu edebilmek için kaç tane yutmam lazım acaba? ya da otsal halinden 3-5 kilo alıp evde depolasam, yeniden mutlu ve cıvıltılı olabilir miyim?

günün gündemi;

cinnet eşiği ve kutsal deve sabrı...
bugün ofis cumhuriyeti, sabrımın sınırlarıyla oynaşıyor.

aranızda reklamcı olanlar bilirler. eşi, kardeşi, abisi, amcası reklamcı olanlar varsa da sorup öğrenebilirler. reklamveren isteklerini genelde müşteri temsilcisine sözlü olarak bildirir. müşteri temsilcisi de sözkonusu tasarımı yapacak ekibe "brief" verir. ingilizce briefing kökünün kısaltılmış halidir.

briefing/ brifing: bir işe başlamadan kesin ve ayrıntılı bilgi verilmesi için yapılan kısa toplantı demektir.

bizim sektörde nadiren toplanti yapılır. titiz ve programlı çalışan ajans MT'leri brief formu doldurarak tasarımcıyı bilgilendirirler. müşteri diyelim ki, broşür yaptırmak istemekte. muhtemel brief formunda yazması gerekenler şunlardır:

işin adı: x firmasi
cinsi: broşür
amacı: imaj odaklı ve/veya ürün odaklı
sayfa ebadı ve sayısı: 20x20cm 24 sayfa+4 kapak
açıklama: bu kısma genelde müşteri temsilcisinin önemli tespitleri, varsa müşteri portföyünde bulunan fotoğraf kodları ve içeriklerin dökümü ve ekinde de cd vb. dökümanlarının notları yer alır.
işin veriliş tarihi: işin tasarıma aktarıldığı tarihtir.
termin tarihi:müşteriye onaya gideceği tarihtir.
baskı tarihi: basıma gideceği tarihtir.
grafiker:blabla bla bla
müşteri temsilcisi: bla bla bla bla

şimdi bizim dünkü sözlü briefe gelelim.
broşür işi var. sayfa ölçüsü belli değil, A4 olabilir, sen bak. ya da a4 olsun ya, amaaan... sayfa sayısı da belli değil, sana bi mail attım. onda kodlar var oradaki görseller konacak, kaç sayfa verirse artık. kapakta atraksiyonlu bişiler yap. metin yok ama önce bi yapalım tasarımı sonra isteriz. 4 dilde yapılacak bu arada..
işin veriliş tarihi: 30 mart
termin tarihi:31 mart
baskı tarihi: 3 nisan

taslak yapılır ama sayfaların sonu görünmüyor, yüzlürce fotoğraf kodu var. müşteri aranır o, bu, şu konsun mu diye sorulmaya.
son bilgilendirme şu şekildedir; fotoğrafları biz seçebilirmişiz, hepsini koymak gerekmiyormuş.
imaj odaklı olacakmış, metin girilmeyecekmiş.
tek ürün gurubu olacakmış.
yani yaptıklarını çöpe at, yeniden başla...

işin verilişinin tamamlanma tarihi:31 mart
termin tarihi:1 nisan
onaylanırsa baskı tarihi:3 nisan

işin acı tarafı müşteriden bu iş alınalı, 3-4 hafta olmuş. yumurta kapıyı da aşmışız. aşarken de işin ayrıntılarını sormak kimsenin aklına gelmemiş. işi aldım demek güzel de, bi de sonunu getirsen, işini takip etsen, sen uğraşsan da son dakka beni uğraştırmasan, daha iyi olmaz mı?

şu 2 haftayı sağ salim atlatmayı başarabilecek miyim acaba?

30 Mart 2010 Salı

salı sallanır mı?

pazartesinin artçı sarsıntısı olur diye bekledim sabah ama tık yok.
dün öğleden sonra başım tuttuğundan erken çıktım.
5 gibi "paşa" çıkmış ofisten, kitap almaya diye, bir daha gören olmamış. sabah er saatte geldiğimde olay yeri inceleme yaptım. dün gece ofiste 4 kişilik çekirdek partisi yapılmış. türk kahvesi içilip, bulaşıkları lavaboya bırakılmış.
söz konusu "paşa" kod adlı şahıs, ne patron ne ortak. bildiğiniz etten kemikten, ben gibi bir çalışan. ama işin içinde "derin devlet" var. devlet büyüklerimiz kendisinin sıradan vatandaş olduğunu iddia etse de, "paşa"saman altından "devletin malı deniz, yemeyen keriz" stratejisi ile hareket etmekte.
bizim devletliler IMF'e "paşa" için kefil bile olacak kadar iyi niyetli, malesef...
"paşa" 10.04'te başkanlık konutuna teşrif etti, nihayet. devlet büyüklerimiz komşu vilayetlerde ziyarette olduklarından söz konusu durumu görmezlikten gelebilme konusunda kafaları rahat en azından...
devlet işleri, entrikalar, çıkar çatışmaları ve gizli stratejiler...

ofis cumhuriyetinden şimdilik bu kadar...

29 Mart 2010 Pazartesi

pazartesi gününüz kutlu olsun!..

sabah erkenden güle oynaya kalktım. giyindim, enerji dolu evden çıktım. sanki pazartesi değil de cuma. çalışma arkadaşlarım henüz teşrif etmemişken ofise vardım. gülücüklerle nurcişle kepekli ekmekli diyet kahvaltımızı ettik hemencecik.
nurcişim bi dizide görmüş, pazartesi sendromuna inat bir ofisin çalışanları birbirlerine, "pazartesi günün kutlu olsun" diyormuş.
biz de birbirimizi kutladık. neşe içinde haftayı karşıladık.
ne güzel di mi? neşe dolu pazartesi, laylay lom derken;

kutlu başlayan pazartesi, mutlu bitemedi malesef. tabiri caizse tüm kutlamalar elimde patladı.

geçtiğimiz hafta rusça yapılması gereken bir katalogla boğuştum.
işe başlamadan, bir dediği diğerini tutmayan müşterime rusçaya çevirilecek katalogun PDF'ini attım ki, doğrulasın. onay versin ki; yerleşim eziyeti tekrarlanmasın. yazılı onay istedim, sağolsun telefon açtı. "uygundur buna başlayabilirsin"dedi. şefime yazılı onay gelmediğini aradığını söyledim. "yapmaya başla, o zaman" dedi. onay konusuna takıntılıyım çünkü a der, b çıkar. c der, z çıkar.
mac kullanıcısı olduğumdan kullandığım macromedia freehand mx'e rusça font yüklenemiyor. hazır yapılmış tasarımı başka bir programda(adobe illustrator CS4) açıyorsunuz. sütunlara göre ayarlama yapıp, yazıyı text formatından çıkarıp, convert dediğimiz çizimsel hale getirip mx'e kopyalıyorsunuz. tabi yazı boyları, satır araları, paragraf boyları derken, epeyce uğraşmak gerekiyor.
uğraştım, perşembe akşamı kontrol edilsin diye PDF'ini yolladım. herşey yolunda, rusçaya çeviren arkadaş okuyacak varsa düzeltme word'de yollayacak. ben dönüştürme işlemlerini yapacağım. onay gelince de basacağız.

işte gözünü sevdiğim pazartesisi, bu katalog yüzünden karardı.
paşa geldi, açtık daha bismillah. sen yanlış kataloğu yerleştirmişsin demez mi?
afalladım.
"nassı, yani nasıl olur?
bu onayladığınız belge, hani uygun, başla demiştiniz" falan diyorum ama kulaklarım zonkluyor. "aynısı gibi duruyor ama bu farklı." demez mi?

beynim döndü.
"e peki madem yanlış belge o zaman neden onay verdiniz?" diyorum. "sil baştan olmasın diye gönderdim belgeyi size" diyorum. "neyse ne, öteki yapılacak" diye bağırdı.
işte benim film orada koptu?

"senin tribini çekemem, yapma. ben yaptıracak bi yer bulurum" diye bağrındı ve sazı elime ben aldım.
"bana eziyet olsun diye mi yapıyorsunuz, anlamıyorum. bu kaçıncı? onay veriyorsunuz da hiç mi bakmıyorsunuz. babamın hayrına mı onay istiyorum, sizden? sizin işini, sizden fazla önemsemek mi hata oluyor, ve bunun gibi birkaç cümle...
"en son haddinizi bilin" dediğimi hatırlıyorum.

terbiyesiz...
adam yerine konulunca, kendini adamdan sayan mahlukatlardan sıkıldım, artık.
3 kuruşluk insanlara altın muamelesi yapan patronlardan da sıkıldım.
gecelerce, sabahlara kadar iş yetişsin diye çalışıp da uykusuzluktan, yorgunluktan baygın mesailer de yetti artık.
hani kıymet bilen olsa, öpüp başıma koyayım.

güleryüzlü, sakin, vur başına al lokmasını. ez, tepele, yetmedi üstünde tepin.
kutlu ve mutlu pazartesiden arta kalan;
umutsuz ve yorgun tobi...
cümlemize hayırlı, uğurlu olsun...

23 Mart 2010 Salı

yeme de yanında yat...

ya da o yanaklara, ayaklara saldır. ye,ısır, mıncır, bitir...

tubiş ve hakan'ın yanak dolması kızları; begüm ve babişinin fotoğrafları üsttekiler.alttaki fotoğrafta da tubiş ve hakan var.
canlarım benim, büyümüşler de aileleri de büyümüş.
maşallah, maşallah.
tütütütü allah nazarlardan saklasın...

araştırmacı gözlüklü şirin


kaybolmuş değilim. hala buralardayım.
her gün bilgisayar ve internetle haşır neşir olup da, blog yazamamak; önünde frambuazlı pasta varken yiyemek gibiymiş, meğerse.

işler, işler, işleeer...
arada ev telaşesi, işyeri problemleri, hayatın olmazsa olmaz teraneleri ile meşgul idim, son zamanlarda.
bu tobi de çok yoğunmuş, tüh tüh vah vah demeyiniz. günün aşırılığı bir yana akşam tembeliyim aynı zamanda. dr. house 5. sezon bitmek üzere ve farmville'de de şato, at evi ve titrek bacakli bir tay sahibiyim artık.
gündüz telaşesinin asabiyetini püskürtmek için kendimi dizi ve oyunlara verdim. iyice yayıldım, anlayacağınız.

pozitif enerji saçmak için iyice şarj olmam gerekli, sanki. baharın gelişi ile dolu hatta dopdolu bir tobi de geliyooooor.sıkın dişinizi az kaldı.
herkese sevgiler saygılar...

15 Mart 2010 Pazartesi

tepemin tası

başım olur kendileri.
geçtiğimiz hafta kasıp kavurdu beni başağrısı.
kulaklarda vonklama, başımın tepesinde uyuşma halleri. tansiyon mu düşük dedik, 11'e 6 çıktı. aman aman düşük de sayılmaz dedik. kıvrana kıvrana cumartesiyi ettim. sonunda böcüümle doktora gittik. rentıp danışman hekimine anlattık derdimi. o da öncelikli olarak göz doktoruna yönlendirdi bizi. köstebeğimsi bakışlarımdan ilham aldı sanırım.
göz doktorumuz sevil hanım. kafaceğizimi bir sürü makineye sokup, gözlerimi iyice muayene ettikten sonra
"gözlük numaralarınız ilerlemiş" dedi ve reçetemi yazdı.
"yeni camları taktırınca gene gelin, odak noktalarını kontrol edeyim", dedi.
"1 hafta kullanıp da başağrısı devam ederse görme alanları kontrolü yaparız. oradan da bişi çıkmazsa nörolojiye görünürsünüz" dedi.
henüz gözlük kontrolü için gidemedim ama, kafamda duran gözlüklerimi gözüme doğru kaydırdım. baş ağrısı hafifcene seyretmesine rağmen bir de burun sızısını ekledik yanına.

hayırlısıyla şu kafatası sorunsallarımı halledelim de, söz size; bahar cıvıltısı postlarımla geri döneceğimdir. haydi şimdilik baş baş, herkese...

10 Mart 2010 Çarşamba

hem çok şanslıyım, hem de çok mutlu...

hani 8 marttı. kimse sallamamıştı ya.
o akşam eve gittim, sofra hazırlanmıştı hem de sürpriziyle.
tabağımın üzerinde kırmızı-beyaz karanfillerden oluşan küçük bir buket vardı. böcüüm, emekçi kadınlar günümü unutmamış, kendince küçük bir organizasyon hazırlamış. ayıptır söylemesi, miss gibi kekikle bezenmiş bonfilemi hemencik pişirdi. ağzım kulaklarımda yemeğimi yedim. emekçi her kadının arkasında ona özen gösteren kocası olduktan sonra sırtı yere mi gelir, peehh :)

sonra çiçeklerimi arajmanını bozmamaya gayret ederek, vazoya yerleştirip,
salonumuzun baş köşesindeki
"Atatürk"ümüzün yanına yerleştirdim.

hiç beklemiyordum. çok çok mutlu oldum, durup durup sarıldım böcük pandama.
iyi ki varsın hayatımın anlamı, seni çoooook seviyorum...

8 Mart 2010 Pazartesi

henüz bir kutlama yok, allah allah...

ofiste çalışan iki kadınız epi topu. birimiz yarı zamanlı, birimiz tam zamanlı...
birini saymıyorum (haremlik selamlığa döndürdü şu sabahları günaydınlaşma işini, azitti artık.), 3 medeni er kafası var. hu huuu, bugün 8 mart emekçi kadınlar günüüüüüü....

ben söyledim, dayanamadım...
bu er milletinin dünyadan haberi yok, olsa da kutlama nezaketi yok. elde var; bir yarım ağızlı kutlama, bir yeni hatırlamış tebrik, bir duymazlıktan gelme.

işleri yaparken kıymetliyiz de, iki kelimelik içten kutlamaya gelince mi, kıymet yok.
cık cık cık...
yok, yok bu böyle olmayacak. iş dünyasında kadınları örgütleyen bir derneğe üye olcağım. İK'da kadın devrimi yapacağıım :)))
vırnn, vırrrrrn...
tam gaz ileri :P

5 Mart 2010 Cuma

tobi hanım kızım :)

hehe dün akşam, hanım kız oldum, ev hanımı olduum, mutfak teyzesi olduuum da; kıymalı zarf böğreği ile fındıklı kek yaptım. aa bir de patates kaynattım salata için. ama taze soğanlarını ablam doğradı, geri kalanını da gelir gelmez mutfağa dalan cancağızım derya hazırladı sağ olsun.

derinim, kızılşın prensesim de geldi elbet. pıtı pıtı yürüyerek mutfakta bize eşlik etti.
buzdolabı magnetlerini mıncıkladı. annesine giydirdiğim aslanlı terliklere "ciciii" yaptı.
annem-babam-ablam üçlüsü de bizdeydiler.
ablamla derin pek bir iyi anlaştılar. "yakala-kaç" oynadılar.
burunlarına "bi biiip" yaptılar.
babama "dede" deyip kumanda gibi tüm "ellenmez" eşyalarını emanet etti ama yine de hiç sokulmadı.
annem de mama yerken eline kaşık verip; "al sen de anneye yedir" deyince, derin sultanın kalbini kazandı.
derinin ilgisinden mesut harika bir akşam geçirdik. giderken el sallayıp, göz kırptı bize miniciğim. yine bi sürü fotoğrafını çektim ama her zamanki gibi hafıza kartını evde unuttum:P

derinle evimiz daha mı güzelleşti ne?
derinin deryasııııı,
yine gelin bizeeee...

4 Mart 2010 Perşembe

start wearing purple, la la laaaaa :P

gogol amca ne güzel de söylüyor. tıpıtık tıpıtık başlıyor, çığlık çığlığa deli deli söylemeye devam ediyor.
kanım kaynıyor, içim fıkırdıyor.
bir sağa bir sola neşeyle kafaceğizimin coşası geliyor.
purpleeee for meeee noooooow, kısmında eşlik edesim tutuyor.
içimden takla, parende atasım geliyor. geliyor da, geldiği noktada duruveriyor.

bunlar kulak-beyin iletişiminde gerçekleşen bir minicik dakikacık içinde gelişen hareketlenmeler.

beden oturur pozisyonda, baş bilgisayar ekranına dönük. sağ el farede, sol el klavyede kilit halinde. kulakların içine sokuşturulmuş iki minik kulaklıktan çook yüksek desibelden müzik dinleniyor. allahtan dışarı ses vermiyor, dışardan az buçuk ses alıyor ama onu da beyin elinden geldiği kadarıyla sallamamaya çalışıyor.

ben mosmor giyinip, şarkılar öttürüp, coşmak, koşmak, kudurmak istiyorum. tüllü minik mor bir eteğim olsun, altında çizgili mor çoraplarımı giyeyim istiyorum. sonra da demek istiyorum;
bağrına çığrına,
kelebekler gibi sıçrarken daldan dala,
start wearing purple, purple, purple la la la laaaaaa....

2 Mart 2010 Salı

dizikolik

"dr. house" 5. sezona geldiiim, nihayet.
hem heyecanlı, hem komik.
böcüümün de ilgisini cekti nihayet. onunla tekrar tüm sezonları seyredeceğim.
"dollhouse" bitti. yenisi çekilmeyecekmiş. absürd bir son olmuş, iyiler kötülere karşı şeklinde ama olsun, gene de eğlenceliydi.
şimdi 6 bölümlük "lost room"u seyredeceğim.
sonra "how i met your mother" 5 sezonu baştan başlayacağım. barney ve ted en sevdiğim karakterler..
başka başka,
aa "coupling".
yıllar önce cnbc-e'de yayınlanmıştı çok eğlenmiştim seyrederken. şimdi ütü seanslarımızda tekrarlarını seyredeceğimdir. bol bol kikirdeme eşliğinde.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails