28 Nisan 2010 Çarşamba

sportif pandayım ben:)

20 nisan salı günü
ilk ders;
ay nasıl heyecanlıyım, nasıl anlatamam. senseim sabırla temel hareketleri, temel cimnastik hareketlerini anlattı. bana alçak düşüşleri gösterdi. ben de taklit etmek suretiyle yapmaya çalıştım.

21 nisan çarşamba;
ham vücudum spor komasına girdi. her bir kasımın ağrısı ile mücadele ettim. ama keyifliydi, mazoşist mi oldum ne? :P

22 nisan perşembe;
senseim sağolsun sabırla bana omuz üzerinden yan takla atmayı öğretti. en azından denedi. ama bu aikido garip bişi. daha doğrusu insan beynisi çok garip. ezberlediği taklayı unutması ve yenisini anlayıp bedene algılatması, ne zor bir şeymiş. attığım taklanın refleks haline gelmesi gerekiyormuş. çok zor görünüyor ama azimliyim, başaracağım :)

23 nisan cuma;
benim bayramım, hatta tatilim. öğlene kadar uyuduk, tembel kahvaltısından sonra böcüümle yanyana bilgisayarda oyun oynadık. bol yayılımlı tembel bir gündü. ohhh, misss...

24 nisan cumartesi;
ayvalık tostu kahvaltısından sonra erkenden dojoya gittik. çocukların antremanını seyrettik. Oğuz senseimiz oglu rüzgarı antremana getirmiş. onu mıncıkladım, sevdim. 23 nisan sebebiyle çocuklar tatami' de oyun oynadılar. balon ve bayrak yarışları yaptılar. rüzgar da emekleyerek aralarına karıştı. 16.00' da yetişkin antremanı başladı. ben yine köşemde "Bülent" senseimle duruş çalıştım. benimle birlikte yeni başlayan bir arkadaşla ilk takım hareketlerini yapmaya çalıştım. beraber çalıştığın kişiye "uke" deniyormuş. henüz "uke"min adını bilmiyorum. perşembe gelirse, beraber tepişeceğiz.
bazı hareketleri yapamadığımı düşündüğüm için, moralim bozuldu. becerememe korkusu sardı içimi. belki atlatırım. kocam bana sen duble japonsun diyor, "hem go hem aikido, yılmak yok, ben sana inanıyorum" dedi. hocam da; "biz de ilk başladığımızda böyleydik, çalışarak, azmederek bugünlere geldik" dedi. bakalım göreceğiz. tobi san da belki bir gün tobi sensei olur :)

27 nisan salı;
gribimsi birgündü. canım bırakın aikidoyu, yataktan kalkmayı dahi istemedi ama el mecbur kalktık, işe geldik. böcük bey pandası antrenmana gitti ben bir günlüğüne kaytardım. ama perşembe bir aksilik çıkmazsa gideceğim. akşam evde biraz çalışırız beyimle. bir günlük kaybımı telafi ederiz :))

yani dolu dizgin aikidoya devammm, maceralarımla tekrar karşınızda olacağım :))


21 Nisan 2010 Çarşamba

göksu kaybolmuuuş...

yok...
"aradığınız blog bulunamadı" diyor.
nasıl yani?

göksuuuuuu, nerdesin ?
ses veeeer.
öyle hüüüp diye kaybolamazsın.
göksuuuuuuu....

:(
bilen, duyan var mı?

göksuuuuuuu, umarım iyisindir. sesimi, seslenişimi duyarsan bir haber et, noluuur?
merakla bekliyor olacağım...

20 Nisan 2010 Salı

20 nisan ve başlangıçlar...

folik asit kullanımıma bugün başlamış bulunmaktayım. kapsamlı araştırmalarım sonucunda öğrendim ki; panda jr. öncesi en az 3 ay için gereklilikmiş.

daha bi gerekli olan da sigara ile birlikteliğimizi sonlandırmak.
o da yakındır. inşallah boşayacağım bu sigarayı.
annem verem savaş derneğinin sigarayı bırakma seminerine gittiğinde, doktor hanım çok güzel bir örnek vermiş. "sigarayı bırakmayın, öldürmeyin." " diyelim ki çok da iyi olmayan kocanız öldü. istemediğiniz ayrılık sonucu dul kalırsanız; dayak bile yemiş olsanız, kocanızı ağlayarak özlersiniz" demiş.
"ama kocanızdan isteğinizle boşanırsanız, bırakın arkasından ağlamayı, kurtuldum diye şükredersiniz" demiş. "yani sigarayı öldürmeyin, boşayın" demiş.
bakalım önce bi avukatla mı görüşsem diyorum ben de :P
başlangıç planım; sigaradan boşanmak...

diğer bir başlangıç da, aikido olacak kısmetse. akşam 19.00'da antrenmanımız başlıyor. böcüğüm beni 18.00 gibi işten alacak ve ilk aikido dersim için sakura dojosuna gideceğim.

ilk birkaç antrenmana eşofmanlarımla katılacağım. eğer yatkınlığım varsa ve daha da önemlisi şahsi doyumum üst sınıra ulaşırsa devam edeceğim. bir nevi oryantasyon yapacağım yani.
"tamam ben bu aikidoyu sevdim ve devam edeceğim" dersem. beyimle gidip beyaz kıyafetlerini alacağız.
aslında beni bu konuda gaza getirecek en önemli husus "siyah hakama pantolonunu giyme şerefine erişme" durumu olacaktır.
yaniiii,bir nevi ninca olabileceğim demektir.
bilen bilir, çocukluk hayali ninja olmak olan bir çekirgeyim, ben.

sonuç olarak;
panda ailesi aikido' da yakında sinemalarda :)))

yok yok deli değil, kendi halinde :)))

kim mi?
üm tabi kii...

anlatayım diyeceğim size üm, nedir, kimdir diye.
ama yok yok anlatılmaz yaşanır insanıdır kendisi.

kedi, köpek hayvanat delisi ve bilgilisi. veteriner hekim olur kendileri.
renkli, desenli çorap manyağısıdır. üşenmemiş fotoğraflarını çekmiş, koymuş bloguna...

yakın zamanda evde koleksiyon halinde olan orkidelerinin de fotoğraflarını yayınlayacakmış. bir de bakım taktiklerini anlatsa, daha bi süper olur. bende evdeki sopa görünümlü orkidemi adam ederim belki.

üm, üm buraya yumruk havayaaaaa :P

yer yarılmış da içine mi girmiş?

yok...
1 haftadır gördüğüm her eczaneye dalıyorum, yok.
kalmadı, gelmedi, hiç yoktu...

bugün en nihayetinde bir eczacı açıklayabildi; ithal ürün olduğundan dağıtımında sorun yaşanıyormuş. ama ne zaman geleceğine dair bir fikri yoktu. bir iki dakika bakıştıktan sonra
eşdeğer bir ürün tavsiye ettiler, Folacin...
bulunamayanı günde üç tane alınıyor imiş, bunu günde bir almak yeterliymiş. 400 mikrogrammış. aldık bakalım.
"folikplus" araştırmalarıma devam edeceğim elbet. kıyaslama yapmam lazım, yoksa meraktan çatlarım. bakalım eşdeğer mi, üst versiyonu mu, alt versiyonu mu?
bilen, kullanan varsa yorumlarınızı bekliyorum.

13 Nisan 2010 Salı

benim olsuuuuun


deli deli bişii.
deli oldum.
400 dolarcıkmış ama çok da güzelmiş.
nerde onu giyecek parti, karnaval, eğlence buralarda.
olsa kumbaramı kırar, böcüüme miyavlar, eşelenirdim vallahi.
e bi de içine girebilmek için, göbüşüme liposuction parası lazım:P

yaa, beniiim olsun yaaaaa....

zip it çantam da geldi :)

şirin mi şirin, doğası gereği çizgili. zip it'im beniiim, canıımmm, cici işlevsel zebram.
zip it mantığı ve ürünleriyle 3 sene önce t-box aracılığı ile tanışmıştım. kalem kutusu boyuyla. bu sivri zekalılık örneğine ilk görüşte vurulmuştum. internette zip it markasıyla karşılaştığımda deli olmuştum. o renkler, şekiller... "yaa elin amerikanyasında var neden bizde yok" demiştim. geçen haftalarda markafoni'de gördüm. ninca ile sipariş ettik, hem de indirimli olarak. dün geldi cicim. ninca kalemliğini de aldı ama ben kendi kendime "abartma, tüm çizgili ürünlere sahip olamazsın" diyerek iradeli davrandım. aferin bana ama nincanin renkli kalemliğinde gözüm kaldı gibi bişi.

olsun siyah beyaz çizgili zip itim ve ben çok mutluyuz. geçen yaz zara'dan aldığım çizgili t-shirt' ümle kardeş oldu, hep beraber izmire gideceğiz.
"zebra koalası tobi, tatilde"
:P

sakura aikido'nun izmir çıkarması

geri sayım başladı.
cuma günü yola çıkıyoruz kısmetse cümbür cemaat.
iki günlük yan gel yat tatili.
misss...
izmir, gümüldür' deki denizatı'na gidiyoruz, kısmetse. mavi bayraklı plajı, bungalow tipi evcikleri ve yüzme havuzu varmış. ama beni cezbeden tek şey 3 ayrı bahçesi olması oldu. al kalemini kağıdını, kitabını, müziğini kaybol.
yaz öncesi kısa tatilimizde en büyük hedefim kaybolmak :)

böcüğümün içinde bulunduğu (ben de fahri üyeyim) sakura aikido dojosu ile birlikte gidiyoruz, ulusal bir aikido semineri sebebiyle. 2 gün onlar panda olacak. ben deniz ise şezlong, hamak, minder gibi yatay düzlem koalası olacağım.

kene mevsimi açılmamışken çimlerde yuvarlanacağım. kumsalda yalınayak yürüyüp, kumdan kale yapacağım. belki denize ayaklarımı bile sokarım. yeterince ısınmışsa tabi:)

ay çok heyecanladım şimdi. akşam çantamı hazırlamaya bile başlarım, bu gazla.

iki günlüğüne herşeyi atacağım sırtımdan. iş, ofis, arkadaş, ev hepsini bırakıp, iki günümü kendimize ayıracağım. telefonumu kapatıp, bavulun ceplerinden birine tepiştireceğim.

bahar daha buraya gelemedi ama ben bahara gidiyorum.
tobiniz yenilenip, cıvıldayarak dönecek kısmetse, inşallah...

12 Nisan 2010 Pazartesi

akşam 5 çayına film izlemeye bekleriz...

ne demek, ne demek?
aaa ofisimiz her türlü hizmeti vermektedir.
cafe-restaurant ve etüt merkezliğinin yanında dvd kulübüyüz.
bugünkü gösterimimizde "neredesin firuze" var.

facebookta üç dakikalık video izlemek falan kesmez bizi. "ooo, saat de 5 olmuş, ay canım da işten nasıl sıkıldı? dur bi film seyredeyim de kendime geleyim." diyen varsa bize bekleriz. müşteri mi, amaaan beklesin canım. sizin film keyfinizden daha mı önemli? haşa...

yorulmuşsunuz, yorgunluktan bir deri bir kemik kalmışsınız. isterseniz iskender de söyleyeyim size, bol tereyağlı, ooohh miss. biliriz her yemeği sevmezsiniz. taywanlı kadrolu masörümüz de az sonra gelir. beraber bi çay demleriz.
nasıl?
ne zahmeti canım, biz sizin paşa gönlünüzü eğlemek için varız. ofis mi, iş mi, bırakın canım şimdi bu tatsız mevzuları. cumhuriyetimiz sizin için var. alın canım, tepe tepe kullanın. sizden mi değerli aaa...
aa film sarmadı, uykunuz mu geldi? henüz bi çek yat alamadık, devlet başkanımızın odasına. ee iki kişlik koltuğunda yatıyorsunuz, endişeleniyorum, bir yeriniz tutulacak diye. siz en iyisi, eğitim yalanını atıverin gene. hatta yalana bile gerek yok. nasılsa karışan, görüşen yok. devlet büyüklerimiz cuhmuriyet dışındalar, 6'ya kadar bekleyip ne yapacaksınız? 15dk. bile erken çıksanız kardır.
bugün de, bizimle olma şansını bizlere bahşettiğiniz için minnettarız. hakkınızı nasıl ödeyeceğiz bilemiyoruz, vallahi...


bir an önce hafta sonu gelse de, herşeyden uzak bi kafamı dinlesem...
çiçeli böcüklü bahar gelemedi yerine cinnetli baharı yolladı.
yummaktan gözlerim ağrıdı artık. huzur istiyorum, uzaklaşmak istiyorum.
sık dişini tobi, az kaldı.
izmir seni bekliyor, dayan...

günün anlamlı şarkısı

Uyumlu faniler bana uyumsuz derler. 
Delirttiniz beni ey ehven-i şerler 
Uzlaşırsam namerdim ateşe verseler 
Garanti muhabbetlere yılışamadım
Herkesin münasip bir dayısı var
E insanoğlu bu iyisi, ayısı var 
Benim zarar bildiğim elaleme kar 
Adamını bulup da uyuşamadım
Sürüden ayrılanları kurtlar yer 
Arkanı sağlama al ey akıllı beşer 
Ben çatlarım kurallara uyarsam eğer 
Ruhumu şeytanla bölüşemedim
Ha desem olmaz a ah desem olmaz 
Birine uysa öbürüne uymaz
Yarelli yarelli yarelli o zaman
Yarelli yarelli yarelli o zaman 

7 Nisan 2010 Çarşamba

"ağrı"nın derinliğini bilir misiniz?

peki ya acının derinini, en dibini...
kim olduğunu, neler yaşadığını bilmediğiniz halde, küstünüz mü bir kimliğe?
adını bile ağzınıza almadan, yok saydınız mı varlığını?
ve nihayetinde insan olduğunuz gerçeğiyle yüzyüze kalıp, utandınız mı kendinizden?
sorularımı soruyorum ama ben bile cevap veremiyorum.
basmakalıp düşüncelere bağlanmışlığımla yüzleşiyorum.
tarafsızım deyip de, gizliden bir taraf oldurulduğumuzu keşfediyorum.
aslında taraf olamayacak kadar bilgisiz olduğuma şaşıyorum.

daha çok okumak, öğrenmek, bilmek; suskunlukların ardındakini bulmak lazım geldi bana.

ece temelkuran,
"ağrı"nın derinliğine inmiş.
kendi deyimiyle "bu meselenin entellektüel endüstrisi"nin içine girmek istememiş.
tanıklarla, röportajlarla; ılımlısıyla, aşırısıyla, milliyetçisiyle, insanıyla anlatmış.
yaranın kabuğunun nasıl kalktığını, nasıl için için kanadığını...

önyargılarım yok, demeyin. muhakkak vardır.
benim varmış, kendimdeki kara deliği okudukça farkettim.
sırtınızı dönüp, asırlık suskunluğa gömülmeyin. dile getirmek zorunda değilsiniz,
sadece okuyun...

tavsiye ediyorum.

3 Nisan 2010 Cumartesi

paskaaaalya, paskalyaaaaaa...

hımm, geçmiş zaman iyice bir hesaplamam lazım.
tarih: 2005, nisan ayının ikinci haftası.
ev arkadaşım aiesec'le yunanistandan türkiyeye staja gelen, "danae". birlikte geçirdiğimiz keyifli 2 sene sonunda fahri kız kardeşim ilan ettim kendisini.
danae'nin annesi "despina" hem kızıyla özlem gidermeye, hem bizlerle tanışmaya, hem de kızının gidip de bir türlü dönemediği ülkeyi "Türkiye"yi görmeye gelmişti. özellikle paskalya zamanına denk getirmiş. kuzusuyla birlikte yumurtu boyayıp, gülüşüp aynı çocukluğundaki gibi eğlenebilmek için.
danae türkiye'de geçirdiği 2 yıl boyunca telaffuzu yamuk olmakla beraber çok güzel türkçe öğrendi. despina sadece yunanca konuşabildiğinden, bir hafta boyunca aramızda yunancadan türkçeye, yetmediği yerde ingilizce çevirmenlik görevini de üstlenmişti.
neyse gelelim paskalyaya.
despina gelirken malzemelerini de getirmişti. üçümüz birlikte yumurtalar boyayıp, üzerlerine tavşan stickerları yapıştırmıştık. samanlı küçük sepetlere yerleştirip, tavşanlı çikolatalarla süslemiştik. pazar sabahı kahvaltıda renkli yumurtaları tokuşturup, sonra da afiyetle yemiştik.
onlar o öğleden sonra istanbul'a gittiler gece ayini için. sanıyorum rum-ortodoks kilisesi olan "aya tria" da gece ayinine katılmışlardı.
despina ülkesine dönmeden önce, kuzusunun tercümanlığı ile bize teşekkür etmiş, "kızım sizlerle tanıştığı içi çok şanslı, unutmayın atina'da artık bir despina teyzeniz ve nikos amcanız var." demişti.
işte ben her bahar, bu tatlı bayram kutlamamızı ve sıcacık dostluğumuzu hatırlarım.
yaşasın paskalya, yaşasın kuzuların dostluğu...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails