30 Haziran 2010 Çarşamba

şizofren alice harikalar diyarında...





çocukken de bir garipti bu Alice.
büyümüş ama gariplik konusunda hala üstüne yok. aradan yıllar geçmiş ama hatalardan ders almak falan yok. yine mavi giysili tavşanı takip ediyor, yine ağaç kovuğundan uçup, aşağıda garip bir yerde buluveriyor kendini.
gerçekten wonderland var mıdır? yoksa alice şizofren midir? bilemiyorum ama "tim burton" ile "alice in wonderland" çok çok güzel olmuş. sinemada üç boyutlu seyretseydim eminim çok daha fazla beğenirdim. internetten indirilmiş bluray hali de gayet güzeldi.
tavsiye ederim, izleyiniz :)

bu arada alice'i oynayan "mia wasikowska"yı gözüm bir yerden ısırıyor ama nerede oynamıştı, bir türlü çıkartamıyorum. çok tanıdık, böfff, yaşlanıyorum galiba :P

tatil kokusu alıyoruuumm.

ohh mis gibi deniz koktu burnuma sanki. kulaklarımda köpüklü dalgaların hışırtısı. ayağımın altında sıcacık kumlar, ardımda antik kalıntılar, karşımda turuncu batan bir güneş...
yok yok hala buradayım, gitmedim ama kısmetse gideceğim. yaklaşık 1-1.5 ay sonra:) az kaldı sayılır.
henüz gedeceğimiz yere karar vermedik ama bu sefer kaşa gitmeyi düşünmüyoruz. orayı sevmediğimizden değil elbet. atmosferine, denizine, insanlarına ve yemeklerine bayılıyorum ama iki senedir kaşa yapıştık. diğer sahiller ağlamasın di mi?
kuşadası ve çevresi gibi bir düşüncemiz var ama daha kesinlesmedi. bu sene tarih-deniz açılımı planlıyoruz. ayyy, çok heyecanlandım şimdiden.
bir an önce bir rehber edinmek lazım, capon turistler gibi olmak, bir elimde harita bir elimde gezi rehberi dolanmak istiyorum:) planlamamızı yaparken bu kaynaktan yararlanacağız muhtemelen, bir de iyi bir harita edinmeliyim ki tapınaktı, kaleydi, sunaktı, gözden kaçırmayayım hiçbirini...
çok heyecanlıyım, çoooook :)))

24 Haziran 2010 Perşembe

go oynama iştahı kabaranlara...

işte size tüm yurttaki GOhane adresleri, buradan ulaşabilirsiniz.

4.ulusal bursa go turnuvası'ndan...



turnuva bitti tatlı anılarla :)

koştur koştur, yetişecek mi diye tırnak yerken. macera cuma akşam terminal bekleyişleriyle gümbür gümbür başladı ve göz açıp kapayıncaya kadar geçip bitiverdi. elimizden gelenin en iyisi yapmış olmanın huzuru ile dolu olsak da, keşke hiç bitmeseydi. çok eğlenceliydi her zamanki gibi. tahta üzerinde her ne kadar kanlı canlı savaşsak da, sonuçta dostluk kazandı.
soldan sağa kerem karaerkek 3., hayri kılıç 1., hüsrev aksüt ise 2. oldu.
kıran kırana mücadelelere şahit olan turnuvamızdan geriye bir sürü güzel fotoğraf kaldı.

17 Haziran 2010 Perşembe

ayyyy, yine çok heyecanlıyım...

turnuvanın başlamasına bugünü de sayarsak 1,5 gün kaldı.
ödül ve plaketleri almaya gideceğim kısmetse akşamüstü. sonrasında da turnuva organizasyonu toplantımız var. karşılama, konaklama ve turnuva detaylarını görüşeceğiz, son kez. sonra herkes görev noktalarına dağılacak. ön kayıt listesine göre, yaka kartları yazılacak. kurallar hatim edilecek. teşekkür belgeleri ve ödüller düzenlenecek. vs. vs. vs.

hepsini yazmaya kalksam, sayfa bitecek. biraz ayrıntıcıyım ya. bir sürü maddeli bir listem var. üniversiteden bu yana, tipik tik listemle pek çok organizasyonda görev almama rağmen; hep sanki ilk sefermiş gibi heyecan duyuyorum.
deli miyim, ne?
:))

16 Haziran 2010 Çarşamba

lütfücüüüüüm...


herşeyi yapıyorum da, bir tek gözlerimden alev çıkaramıyorum...

hele ki, excelle iki kutu bir sütun ile halledebileceğin,
fotokopi ile çoğaltmaya çalışacağın bir form için;
grafikerlik mesleğini icra eden
biz sabırlı kullarının nadide sabır kapasitelerini
hüüüp diye içine çekerken, "zahmet olmazsa" kalıbıyla
ruhumuza eziyet ettiğin için
seni tebrik eder, içtenlikle kutlarız...
saygılar...

yaşamaya değer...

bu çizgili kazaklı, sırt çantalı kız da kim, acaba? derseniz;
ismi paloma...
12 yaşında ciddi bir kız. doğum günü olan 16 haziran'da kendi ölümünü planlayan,
benim gibi sürekli çizgili giyen ve go oynayabilen değişik ve zeki bir kız...
12 yaşına gelmiş bir kız neleri akıl edebilir ve hayat kurgusunu nasıl değiştirir diye görmek isterseniz, buyrun seyredin.

türkçede yaşamaya değer olarak adlandırılmış olsa da, filmin orjinal ismi; kirpi.
ben dün başladım, bu akşam devam etmeyi düşünüyorum. bakalım neler olacak?

15 Haziran 2010 Salı

otopark girişidir, parkedilmez...

akıllı mıdır, deli midir?
uzaktan farkedilmez...

yok, yok ben bu insanları anlayamıyorum.
sıcağa bahane bul, ona bahane bul, buna bahane bul...
yaklaşık bir saat önce ofis balkonunda sinirim hopladı. birinci kat balkonundan aşağı atlayıp, çaçaron teyzeye kafa atıp, kafatasını merdiven köşesinde parçalamamak için kendimi zor tuttum. bir- iki salise gözümde canlandırdım ama neyse ki geçti.

yemeğimi yemiş, nurcişimle kahvemi tazelerken sohbet ediyorduk. apartmanın garaj girişinin önüne en çaprazından parketmekte olan araba ve içindeki teyzeyle gözgöze geldik. teyzeciğim istifini bozmadan arbadan indi. kızıyla yan apartmandaki fotoğrafçıya doğru yürümeye başladı. ben de;
- hanfendi...
- hanımefendi, hanımefendi (bileydim hooop, hist, teyze baksana derdim. hanımefendi dedik ya, havaya girdi)
-hanımefendi bakar mısınız?, dedim.
nihayet baktı.
-park ettiğiniz yer otopark girişi, dedim.
-1 dk. işim var sadece, dedi.
(soru: işin gerçekten 1dk.sürecekse. neden; arabayı durdur, parket,in, kitle, sonra tekrar bin, trafiğe çıkmak icin debelenme süresi için 15dk harcayasın? )
-birazdan araç gelecek, lütfen. ilerdeki köşeyi dönünce park yeri var, dedim.
hiç bir şey demedi. kızı aheste aheste annesini yanına geldi. aralarında bu derin mevzuyu tartışmaya başladılar. teyzeyle yine gözgöze geldik. "tamam" dedi, sessiz ama dudak hareketiyle.
ben de arkamı döndüm. mutfağa doğru geri yürümekteydim ki;
-sen hareketlerine dikkat etsene,terbiyesiz, diye bir cümle.
-hı..
arkamı döndüm.
-sen bana el kol hareketi yapamazsın, dedi.
-ben size herhangi bir hareket yapmadım, dedim.
-ya sabır diye elini kolunu sallayamazsın bana, dedi.
şaşkınlıktan sinire doğru geçen ben,
-ya, ne alakası var, hanfendi, dedim. o sırada elime bakıverdim, refleks olarak.
benim iznim olmadan kadına orta parmak falan mı gösterdi acaba? diye.
- sen bana ya'lı ma'lı konuşamazsın, bana hakaret edemezsin. sen bir insansan ben iki insanım, ben kendime hakaret ettirmem, terbiyesiz.
-anlamıyorum neden bahsediyorsunuz siz? ben size ne elim, ne kolum, ne de bacağım ile bir hareket yapmadım ki? dedim. teyze coştu.
-terbiyesiz, gir içeri, dedi.
iste orada kafamın içinden, gözlerimin önünden balkondan atlama sahnesi geçti. plakayı okudum.
-peki, dedim. ve içeri girdim.
etkili bir bakış fırlatmışım ki,
arkasına döndü, arabasına bindi, arabayı caddeye geri çekti.
(muhtemelen polisi arayacağımı falan düşündü. zaten biraz daha konuşsaydı, polis kesin gelecekti, olay yeri inceleme ekibiyle...)
ben de elim, ayağım titrer bir şekilde, ofistekilerin noldu, noluyor sorularına anlamlı cümleler kurmaya çalıştım.
içerdeki yorumlar;
- hava sıcak ya, insanlar delirmeye başladı. (sanki sahara çölünde oldu, olay)
-"bu yaşlı kadınlar da hep böyle, bi laftan anlamazlar" gibi bir cümle, tam duyamadım. (geçmiş olaylara istinaden kendini haklı çıkartmaya yönelik mesaj cümlesi)
- "millet deliye, biz akıllıya hasret. akıllı adamın bizimle işi ne ki, zaten. boşver sakin ol" (beni anlayan biri var, heyoo.)

bir daha parkedenin lastiklerini şişleyeceğim, kararlıyım.
en azından kavga, dövüş, şiddet ve cinnet için geçerli bir sebebimiz olur.

11 haziran, yurtta coşkuyla kutlansın...


göksu geri dönmüüüş. 11 haziran'da geri dönmüş ama ben daha yeni gördüm.
sıcak asabisi günüme, deniz serinliği gibi geldi vallahi.
göksuyu küstüren, beni karşısında bulur,
ona göre...

8 Haziran 2010 Salı

önce turnuva, sonra kpss, sonra tatil...


haziran etkinliği:
bildiginiz gibi 19-20 haziran 2010 tarihlerinde 4. Ulusal Bursa Go Turnuvası'nı düzenliyoruz. hazırlıklar dolu dizgin devam ediyor. şimdilik soğukkanliyim ama önümüzdeki hafta beni heyecan basacak, o kesin. her sene aynı şey oluyor. biraz korku, biraz heyecan...
acaba katılım çok olacak mı, misafirlerimiz rahat edecek mi? şampiyon kim olacak, organizasyonu kazasız belasız atlatabilecek miyiz? vs.
temmuz işkencesi:
turnuva coşkusunun ardından, kendimi eve ve test kitaplarına gömeceğim. çünkü 10-11 temmuz tarihlerinde KPSS eziyetinin iki basamaklı sınavına katılacağım. eğitim fakültesinin resim ana bilim dalı sıralarında, dirseklerimi çürüttüğüm onca senenin ardından; öğretmen olabilme umuduyla, hörmetli devletimin hazırladığı bu güzide sınava tekrar gireceğim. son sınav puanı 68 olmasına rağmen atanamama başarısı göstermiş olan tobiniz,
bu sefer kendine ve matematik dehası ablasına inanıyor ve min. 75 puanı hedefliyor.
ağustos coşkusu:
tatil ayı, yıllık izin ayı, hoppidi hoppidi tembellik ayı...
haftası belli olmamakla beraber,
insanlık için küçük ama benim için çooook büyük anlamı olan
iki haftalık yaz tatili...
çalışan insanın yıl sonu kutlaması ve yeni çalışma yılına yeniden başlaması.
trilayli, trilayli...
masa takvimimde tatile sadece iki yaprak kaldı,
ha gayret tobi, sık dişini...
:)))

7 Haziran 2010 Pazartesi

ilişkilerde tapu sorunsalı...

ev alırsın, gider evrak işlerini halledersin. verdisi, aldısı derken, sana evin tapusunu verirler. içi dışı, "al tepe tepe kullan" diye.
ev, senin tapulu malın olur.

ilişkiler bir garipleşmiş ben görmeyeli.
ister karı-koca, ister sevgili olsunlar,
hepsi aynı.
erkekler "kıskancım, ne yapayım"ın altına saklanmış,
kadınlar da "yalnız bırakma beni"ye tutunmuş.

erkek diyor ki; herşeyini bilmeliyim. kiminle ne konuştuğunu, kime ne mesaj çektiğini, kime ne yazdığını. sebep ise; "birbirimize tamamen açık olmazsak, yeterince yakın, yeterince sevgili olamayız" imiş.
e-mail, facebook, msn şifrelerini istiyor, telefon konuşmalarına kulak kabartıyor. hatta hafiyelik yapıp, bilgisayarının içine sızarak tüm yazılı kayıtlarını okuyabiliyor.
ama yetmiyor...

geçenlerde bir ev gezmesinde şahit oldum,
hanımlar, beylerinin sosyal aktivite zamanlarından şikayetçi.
sosyal aktivitelerse şunlar; tiyatro, TSM korosu ve spor. kahveydi, pişpirikti, birahaneydi değil yani. ve en geç 21.00 gibi evlerindeler.
ama yetmiyor...

erkekler de, kadınlar da aynı sebepten müdehaleciler.
sevgiye sahip olmak yetmiyor, tapuyu da istiyorlar.

benim olsun, benim dediğim olsun, benimle olsun, derken;
"biz" le yaşanılan ilişkilerin anlamı "ben",
sevginin gerekliliği sömürü,
sadakatin karşılığı saygısızlık olmuş.

çok yazık olmuş...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails