29 Temmuz 2010 Perşembe

1.5 gün kaldi :P


tatiiiiiil...
yupi ya yee...
cok az kaldi :))

uzanmışım şezlonga,
elimde buzlu limonataa.
unuttum işi ofisi,
aklımda deniz güneş, okurken pucca.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

süne öküzü belgeseli-1

süne öküzü nedir?
öküzün insan bedeninde varolmuş halidir.
süne zararlısı tabiatında, öküz karakteri ve ebatlarındadır.
kırsalda yetiştirildikleri gibi kentsel alanda yetişmişleri de vardır. boydan ve akıldan fakir, egosal yandan zengin, yalakalık potansiyelleri yüksektir.

eğitilebilir potansiyelleri vardır fakat, başarı yüzdesi çok düşüktür.
sahip oldukları bilgiyi hinlik, cinlik ve ikiyüzlülük hususunda aracı olarak kullandıklarından, çok verimli değildirler. ama reklamasyonları yüksek olduğu için, toplumun belli kesimlerinde kendilerine iki götlük yer açabilme kapasitesine sahiptirler. yalnızlığı sevmez sürekli komün halde gezerler. eşlerini yanlarından ayırmaz, içmeye sıçmaya hatta çalışmaya bile beraber giderler. yaşamsal bir alan keşfettiklerinde maaile yerleşirler, alanın etinden, sütünden, derisinden faydalanmaya ve sömürmeye meyillidirler.

doğaları gereği sevimlimsi suretlere sahip olduklarından tıpkı süne zararlıları gibi etkisiz görünür fakat etkilerini kısa zamanda gösterirler. sürekli yakınır ve şikayet ederler. sıcağı sevmez ve bu rahatsızlıklarını sık sık belli ederler. abartı tepkilere sahiptirler; "oha, çüş, vay anasını" gibi nidalarla şaşkınlıklarını ifade ederler. yapılan eleştiri ve iğnelemeleri yamuk ağız mimikleri ile geçiştirir, hiç üzerlerine alınmazlar.

bedensel anlamda dayanıksızdırlar. sürekli göt, sırt, boyun, baş bölgelerinden rahatsızlanırlar, şehrin tüm doktorlarına görünmelerine ve iğneden kevgire döndükleri halde bir türlü iyileşemezler. tıp aleminin çözemediği seri hastalıklardan müzdarip olurlar.

süne öküzleri'nin genel tariflerini yaptığımız bu bölümde; karşılaşıp da bir türlü çözemediğiniz bu tür hakkında az da olsa, sizleri aydınlatmak istedik. bir sonraki belgeselimizde süne öküzlerinin sosyal yaşamları ve toplum içindeki yerlerinden kesitler sunmaya çalışacağız.
bizi izlemeye devam edin...

23 Temmuz 2010 Cuma

yorumlarımız internette haber olmuş.

http://www.haber50.com/221139_Turk-Erkegi-Bunu-Yapar-Mi-.html
linkinde, anne kaz'ın ilgili postuna yaptığımız yorumlar, haber konusu olarak kullanılmış. sanal da olsa bir gazeteye yorumlarımı yayınlayabilirsiniz dediğimi hatırlamıyorum ama. neyse bu seferlik mazur göreceğim ama habersizlikten kıvranıyorsanız, sokaklara çıkınız. birkaç muhabir işe alınız lütfen. hazırdan bloglardan konu toplayıp, araştırmışsınız gibi yorumları kopyala-yapıştır yayınlamayın.
gazetecilik mesleğine ayıp...
biraz baktım da bir tane değil ki kardeşim. "ctrl c, ctrl v"yi bilen birden fazla blog, forum, site sahipleri. oh, oh masallah...

muhteşem fatima :)


türk asıllı, viyana bandrollü sanatçı diye tabir ediliyor, kendileri. türk folk müziği ve nefesli entrümanları kendi özgün bestelerinde birleştirdiği albüm "zirzop" yaratıcı ve eğlenceli. fatima spar & the freedom fries birlikteliği, kulaklarınıza ve ruhunuza hitap edecek.
kessinlikle tavsiye ediyorum.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

mahremiyete saygı, çok mu zor?

illa ben tuvaletteyken kapıyı açmaya çalışmak, çantamı karıştırmaya çalışmak gerekmiyor, mahremiyete saygı gösterebilmek için. masamın üzerindeki kişisel kullanımımda olan cep telefonu, bardak, kupa, kitap, defter ve kaligrafi kalemlerim, aynı mahremiyet kapsamına giriyor. kişisel eşyalarım onlar benim, ayırt etmek çok da zor değil.
merak ediyor olabilirsin, ilgini çekebilir, ama ortada olan herşeye el atamazsın.
ayıp!
masama her gelişinde kurcalamak yetmedi, şimdi de sormaya bile zahmet etmeden almak da, ne demek oluyor? kitaplarımı, dergilerimi oda oda aramak zorunda değilim.

25 yaşlarında bir insana;
"lütfen kişisel eşyalarımı elleme!
lazımsa da bana sormadan alma, bakma!"
demek bana ayıp geliyor.
5 yaşında çocuk dediğimiz, "ata ve zeynep "(patronlarımın çocukları)
geliyor ajansa, arada.
bit kadar bir kalemi isterken;
- size lazım değilse, alabilir miyim? diye isteyip, sonra da;
- işim bitti, teşekkür ederim, diye geri getirebiliyorlar.

ama öğlen yemek yerken bir bakıyorum, şahs-ı muhterem;
benim gezi kitabımı almış, gelmiş. bir de oturmuş, sayfalarını karıştırıyor.
yarım ağızla "afiyet olsun" dedin diye izin almış mı oldun, aklın sıra.
ya sabır diye kalktım, gittim ondan en uzak ofis köşesinde sigaramı içtim, geldim. paşa yemeğini yedi, odasına gitti falan, sonra hiçbirşey söylemeden geldi, kitabı masaya bıraktı gitti.
aldın hadi, sormadan. bari getirirken birşey de. teşekkür et, "kusura bakma sana sormadan aldım" gibisine benzer birşeyler gevele, ağzında.

alma ve isteme terbiyesi olmayan bir insanımsı,
verirken niye teşekkür etsin ki?

allahım sen bana sabır ver. bana yontulmamış, nezaket ve incelikten nasip almamış, haddini bilmezlere sabretme gücü ver, yarabbi. senin adını kullanarak, toplumda prim yapmayı marifet sanıp da; zerre kadar sana yaklaşamamış, bunun gibi zavallı kullarını ıslah et ve sana yakın, bana uzak eyle.
lütfen...

ruhumu öpmeyi unuttun...


"inci aral" kitaplarına devam ediyorum.
"ruhumu öpmeyi unuttun" hikayelerden oluşan bir kitap. ölüm-yaşam arasındaki ince çizginin yansımalarını anlatılmış. kitap, beni çok etkilemedi "ruhumu öpmeyi unuttun" ve "alın yazısı" dışında. beni asıl etkileyen, ne zaman "inci aral" okurken, kadın karakteri canlandırsam aklımda, karşıma "beste bereket"in çıkması oldu.
"beste bereket", inci aral'a çok yakışıyor. neden bilmiyorum. öyle hayranı falan da sayılmam, zoraki sevimli görünen dramatik hallerini pek sevmem bile diyebiliriz. satırlarda yüzerken, kadın karakterimin yüzü, aynı o.
yönetmen olup da, inci aral'ı sinemaya aktaracak olsam. başrolum belli yani ;)

16 Temmuz 2010 Cuma

HAYIR...

HAYIR, HAYIR, HAYIR...

12 eylül anayasası, darbe anayasasıdır.
baskıcı ve zorbadır.
demokrasi ve özgürlüğü kısıtlayıcıdır.

kabul.
değiştirelim ama böyle değil.
yargının bağımsızlığını yok ederek, değil.
ne olduğunu bilmeden, anlamadan değil.
okuyun, dinleyin, araştırın lütfen.

bizler türkiye'yiz...
dünyaya kafa tutarak,
kendi kurtuluş savaşını kazanan bir neslin çocukları,
torunlarıyız.

bizler insanız, bir sürünün koyunları değil.
başı çekenlere, başlarımızı feda etmek yerine;
aklımızı başımıza alarak,
kendimiz, çocuklarımız ve ükemiz için doğru kararı vermek için
çaba göstermek zorundayız.

LÜTFEN
düşünün,
sorgulayın ve
öyle karar verin...

15 Temmuz 2010 Perşembe

D&R kitap sepeti


tatil yaklaşıyor ve tatil hazırlıkları kapsamında kitap listemi oluşturdum. 3 kitap seçtim; yarın D&R sepetimize doldurup, internetten siparişimizi vereceğiz.
ilki tabi ki grange'nin "ölü ruhlar ormanı". piyasaya çıkalı 1.5-2 ay oldu ama kendimi tatile kilitlediğim için. mismis günlerimin ilk yoldaşı "grange" olacak.

ikinci seçimim; "ahmet ümit-istanbul hatırası". daha önce ümit'ten "bab-ı esrar"ı okumuştum. elif şafak "aşk"ı önce okuduğumdan, çok taklitçi olduğuna karar vermiştim. ama biraz araştırınca "elif şafak"ın kitabını, "ahmet ümit"ten sonra yazdığını farkettim. "elif şafak" taklitçi midir, esinlenmiş midir, bilemeyeceğim artık. edebiyat otoriteleri buna karar versin.
üçüncü tercihim ise blog dünyasının yakından tanıdığı bir isme ait. karşınızda "pucca"... "küçük aptalın büyük dünyası"nı en sona sakladım. tatilimin son kısmında, mismis anlarında gömüleceğim, pucca günlüğe...
geri sayım başladı.
tatile kaldı; 16 gün...

13 Temmuz 2010 Salı

...

koca çınar devrildi mi desek, bir dev göçüp gitti mi?
dev gibi kocaman da değildi, çınar gibi heybetli de görünmezdi.
minicik bir adamdı.
onu devleştiren cüssesi değil;
bilgeliği, asaleti, hoşgörüsü, sevecenliği ve profesyonelliği oldu belki de.

rahmetli bir japon için doğru bir dilek midir, bilemem ama;
Allah rahmet eylesin, Tamura Sensei, huzur içinde yat...

12 Temmuz 2010 Pazartesi

ayakkabı nasıl yıkanır?

çok cici keds bez ayakkabılarım var, lacili yeşilli ama ekose kumaşlı kısımları tozlandı, pislendi. pis görünmesinden de hoşlanmıyorum. temizlemek lazım dedim en sonunda makineye atıp yıkamaya karar verdim. eski bir bez cantanın içine tepiştirmeyi planlıyorum. umarım sağı solu kaymaz. varsa dahiyane öneriler, bekliyorum:)

9 Temmuz 2010 Cuma

bu arada yeni cicilerim geldi

serrosem sağolsun, yelpazelerimi göndermiş. dün müydü? yok değil, evvelsi gün elime geçti ama yazmaya vakitim olamadığı için haber veremedim. teşekkürler kuzuuu. çok ciciler.
çiçekli olanı, nurcişime erken doğum günüsü için hediye ettim. o da sağolsun bana beyaz puantiyeli mor bir plaj eteği almış erken doğumgünüsü hediyesi olarak. epey erken aslında. onun 30 ağustos, benim de 2 eylül. yaz geçmeden cicilerimizi verme bahanesi oldu birbirimize:)
siyah kapri taytımın üzerine çok cici durdu. plaj olmadan da giyebilirim diye düşünüyorum ama, beyaz peynir bacaklarımı biraz renklendirdikten sonra :))
hi, hi,huu sevindirik tobiyim:))

şom ağızlı tobi :P

sıcak dedim, yakıyor dedim. akşam ofisten bir çıktım, nasıl serin olmuş hava? ceketimi giyiverdim hemen. akşam yorganıma sarındım yine. sabah da ceketimi giyip çıktım, dışarı.
şom ağzımı kapatıp, yorum yapmaktan alıkoyuyorum kendimi. yoksa kar yağacak :)
yarın sınav var.
kpss'den içim çürüdü. son 1.5 ayda oturup çalışmaya kalkınca zor oluyor tabi. bu bana ders olsun. akşam eve gidince coğrafya ve tarihe bakacağım. eğitim bilimleri notlarımı da yarın yanıma alacağım ki, 12.00-14.30 arası tekrar bir gözden geçireyim.

09.30-16.00 arası; istediğiniz dinde dua, vudu büyüsü, sihirli değnek, ne varsa kabulüm.
şimdiden destekleriniz için teşekkürler. tobi kaçar, işlerini bitirmesi lazım. sonra kafa kalırsa, osmanlı tarihi ve türkiye coğrafyası ekonomik özellekleri beni bekler :D

7 Temmuz 2010 Çarşamba

sıcaklar gelmiş, benim haberim yok.

gündüz ofiste klima, akşam, balkonumuzun esintisi derken farkedememişim. bugün yarım saatliğine dışarı çıkma gafletinde bulundum da, ofisin kıymetini anladım. şükür öyle gezmeli tozmalı bir işim yok. bir de elimde bir ceket. saf saf taşıdım yanımda.
aslında bende de kabahat yok, güneşi sadece pencereden görür şekilde yaşamak zorunda kalınca, uyum sorunu yaşıyoruz elbet.

dün akşam 10 gibi çıktım ofisten.
boyacı küpü olmasın diye uğraş verdim. cici de oldu hani, menü kapağımız. bakalım beğenecekler mi? merakla haber bekliyoruz:))

6 Temmuz 2010 Salı

gün sonu...

Bir eşi olmalı insanın
Rüzgar onun kokusunu getirmeli,
Yağmur O'nun sesini.
Akşam..
. onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği,
Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken,
Cennetten köşe almışçasına
Sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı...
Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı,
Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın!!!
Ben seni ölene dek seveceğim boş laf!!!
Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim...

öğğrrk...


2 sene MYO grafik programı ve 4 sene grafik ASD olmak üzere branşımla ilgili iki üniversite bitirdim.
övünmek için mi söylüyorum? hayır, tabii ki...
dövünmek için söylüyorum.
bok yemişim, yıllarımı gelişmek, öğrenmek için harcarken. dikiş nakış kursuna gidip evde çeyizlik yapaymışım. ona bile gerek yok, badanacı olaydım keşke. düşünmek yok, kendini yırtmak yok. boya hazır, fırça hazır. muhatabın sadece duvar...

boyacı küpü gibi daldır, çıkar şeklinde hazırlanmıyor bu işler.
zaman lazım. düşünmek, kurgulamak ve uygulamak için.

etraf template denen hazır kalıpların içine işi gömen, sözde tasarımcılarla dolu. hadi basma kalıp olsun, düşünmeyelim. biraz üfürük, biraz efekt ile şişirelim. çok çok acil ya işiniz. iyi de uygulama için zaman lazım, ZAMAN!

"ya bu photoshopta yapılıyor herşey, niye bitmedi ki hala?"
ebenin amcası!
photoshop bir program canım kardeşim, yapay zekalı bir teknoyaratık değil.
ben de sindrellanın peri annesi değilim. öyle bir değnekte, şıppadanak olmuyor o işler.

kusucam, yok yok önce oynatacağım, sonra kafamdaki huni aracılığı ile galonlarca kusmuk doldurup, birer birer adreslerinize yollayacağım.
az kaldı, çok azz...

yorum öcüleriiii

bX-o3qgph öcü müdür, güve midir? her ne ise; yorumları yiyorlar, yayınlatmıyorlar. bilen var mı, nedendir?

mooor, mosmoooor...

hepsi benim olsuuuuuun. özellikle ilk ikisi:)
kara kitap: morları da alın gitsiiiiin,bas bas paraları tchibo'ya bir daha mı gelicez dünyaya. demiş. (şu an nedenini bilemediğim bir sebepten yorumlarım yayınlanamıyor)
o gazla sepetimi doldurdum ama hala satın al butonuna basmadım. basmamak için kendimi zor tutuyorum. bir an, "manyaklaşma tobi"diyorum kendime, sonra da "ama moooooor" diyorum. bir garip haller içerisindeyim. deryacığım da "yarın gider tükkanından bakarız, beğenirsen alırız" diyor. bu seferde ben ofisten çıkana kadar ya biterse, endişesine kapıldım. allayım, bana neler oluyor. mor bende manyamaya mı neden oluyor, acaba?






limango ile stilinizi keşfedin..

Limango'yu bilmeyeniniz yoktur, herhalde. ben keşfedeli 1 sene oldu herhalde. pekçok markanın seçme ürünlerine çok özel indirimlerle sahip olabiliyorsunuz. aa ,ben de üye olmak bu avantajlardan yararlanmak isterim derseniz, referans göstermek durumundasınız. bunun için de: ana sayfada bulunan anahtar simgesinin hemen yanına LMNG45971 referans kodunu girip; üye olursanız, siz de bu özel sitenin avantajlarından yararlanmaya başlayabilirsiniz.

az önce limango mini stil anketini doldurdum. müneccim midir, nedir? ben, nokta vuruşu diye buna derim :)) anket ruhumu okumuş :D
Sportif bir tarza sahipsiniz ve tarzınızda rahatlık kesinlikle ön planda. Saçınızı gelişigüzel toplayıp, üzerinize bir jean geçirip çıktığınızda bile kendinizi iyi hissediyorsunuz.Bu durumda kendinize yakışanı keşfetmek de sizin için zor değil. Gece, özel bir davete gitmek durumunda kaldığınızda, küçük siyah bir elbise sizi mutlu etmeye yetecektir. Bu durumda makyajda ve aksesuarda da sadelikten yana olduğunuzu söyleyebiliriz. Ne mutlu size!

işte festival, işte kapanış...

eski kızıl ordu korosu, şimdiki rusya federasyonu içişleri bakanlığı ordu korosu. isim değişmiş ama performans aynı. muhteşem, muhteşem, muhteşemler...
korosu, orkestrası ve dans ekibiyle bizlere harika bir gece yaşattılar. alkışlamaktan kollarım ağrıdı, avuç içlerim kızardı. bayıldım, bayıldım...
her sene gelsinler, her sene gidelim:))
yetkililere duyurulur...

49. uluslararası bursa festivali de dün akşamki konserle sona ermiş oldu. açılış konseri olan bursa senfonu orkestrası konserinin konuklar hariç kısmını da sayarsak
(vokaliz diye bir sözde acapella gurubu geldi ki; benim beyim duşta çok daha iyisini yapabiliyor. o kadar sıkıldık ki; konserin ikinci yarısına katlanamadan eve döndük),
gayet başarılı bir festival orgaizasyonu olduğunu düşünüyorum, geçtiğimiz seneye göre.
güzel bir yaz, güzel etkinlikler, tatilime de 24 gün kalmışken daha ne isteriz ki?
tchibodaki mor çantayı, mor şortu, mor ayakkabıyı da isteriz elbet ama kendimizi tutarız :))

5 Temmuz 2010 Pazartesi

ev sineması

dün perdeleri çektik, ses sistemimizi ayarladık ve daldık seyr-i aleme.
ilk filmimiz "unthinkable" idi.
teröristi canlandıran abimizi candan kutluyor. bendeki oscar heykelceğini ona veriyorum. senariste ve yapımcıya da ödül verelim. konu, kurgu, oyunculuk oldukça başarılı. hele filmin bir sonu var ki; ...tir tarzı. hala sonrasında neler olabileceğini düşünüyorum. çok etkiyeyiciydi, kesinlikle tavsiye ederim.
ikinci filmimiz ise "green zone "idi. amerikan işgali altındaki ırakta kitle imha silahlarını aramak ve bulmakla görevli bir amerikan subayının buldukları, "hatta bulmaz olaydım" dedikleri bu filmde. olması pek bir mümkün olan bir komplo teorisi üzerine kurgulanmış. hatta gerçekte de var olan, ismi açıklanmayan bir amerikan subayının basına istihbarat raporunu sızdırdığına dair söylentiler bile varmış. izlenmeli, tavsiye ederim.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

şaşırma ders notu; yıldızlı pekiyi...

dün akşam kutsal kadın lara fabian'ın konserinde kendimizden geçmekle meşguldük.
şükür ki, açıkhava tiyatrosu doluydu, rezil olmadık. bursa seyircisinin şaşırtıcı ve kendine has bir ilgisizliği, bir acayipliği vardır, bu tarz etkinliklerde. assolist gibi sonradan gelenler, maaile çoluk çocuk gelenler, vızıldayan bebeler gibi, olmazsa olmazımız.
lara fabian'a gelince;
insan değil, melek adeta. sesi, buğusu, havası, mimikleri, endamı, asaleti tanrı vergisi. kızım olursa adını lara koymak istiyorum. belki ona benzer. zarif ve güzel kadın...
herşey harikaydı. sahnesi, yorumları, seyirciyle iletişimi...

yalnız, şaşırmayı çok iyi biliyor, iyi çalışmış. geçenlerde paylaştığım konser videosunu izleyenler; lara'nın izleyicilerin sürprizi karşısında nasıl şaşırdığını, duygulandığını görmüşlerdir. dün akşam canlı halini biz de gördük. hem de öyle ahım şahım bir atraksiyon yokken. bazı sıralara dağıtılmış kalpli kağıtları kaldıran seyircilerine bir şaşırdı, anlatamam. ah, dedim ah... yapma bunu lara, yapmaaa.

dedim ya; sahnesi çok iyi. şaşırdı, duygulandı, şarkısını söylerken gözyaşı bile döktü, sesiyle içimizi titretti.
konser çıkışı gerçek hayat.
kulis çıkışı izdiham değildi elbet ama yine de ilgili 10-15 genç vardı. arabasına bindi. güleryüzlü maskesini kuliste bırakmış anlaşılan, gözlerini yola dikmiş, festival alanından uzaklaştı.

ben içimden ve dışımdan; "yoruldu tabi kadın" gibi yorumlar yapsam da, sempati yoksunluğu beni biraz hayalkırıklığı yarattı.
olsun, yine de harika bir gece geçirdik. romantik ve çok duygusaldı. böcüüm arada üşenmedi, şarkıların bazı kısımlarını anında çevirme inceliğini bile gösterdi. canım beniiiimmm...
ben de je taime... :))

2 Temmuz 2010 Cuma

blog dünyası ve e-hukuk karmaşası

sesi-yorum ve bir kaç blogger'ın da bahsetmiş olduğu yazıları içim cızlayarak okudum.
kafa karışıklığı olması çok doğal, çok da sıkıntı verici. siz üretin, elimin, yüreğimin emeği deyin, üç kuruşluk kazancınızın vergilendirildiğini öğrenin. "ülkeyi tapusuyla satanlar dururken, bir biz mi kalmıştık?" diyerek ağzınız iki karış açık kalsın.

Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı yazısını az önce okudum. küçük esnaf vergi muafiyeti koşulları açıklıkla dile getirilmiş. ama son iki paragrafta belirtilen kısımlar, ülkemizde yeni oluşturulan ve gelişmekte olan e-ticaret yönetmeliklerine dayandırılarak değerlendirilmiş diye düşünüyorum. e-ticaret ve e-hukuk konularını iyi bilen bir danışman bulunabilinirse; hem kanunu, hem de e-esnaf olabilme yolları hakkında bilgi alınabilir. bundan 10-12 sene önce internet kafelerin, hakkında kanun ve yönetmelik bulunmamasından kaynaklı olarak, işletme bazında pavyonlarla eş değerde görüldüğünü düşünürsek; ülkemiz e-hukuk oluşumu, oldukça zor ve sıkıntılı bir süreç yaşıyor. umarım herkes için adaletli bir çözüm bulunur.

cok yakın bir zamanda dernek kurulumu ie ilgili bilgi ve kaynaklarla karşınızda olacağım.
işleyen demir ışıldar, üretmeye devam :))

belleruche




nincanın rehberliğindeki yeni keşfimdir;
belleruche...
tam benlik.

"bittersweet", "alice russell" ve "nouvelle vauge"dan sonra yeni favorim. hele ki "late train" ve "like 4 the hard way"en favorilerim. son 1 saattir; tekrar, tekrar, tekrar dinliyorum. bayıldım, bayıldım, bayıldıııım...

gelin çiçeği

hobibox gelin çiçeği yapmaktan bahsetmiş bugün. hemen atladım; "benimkini de kısmen biz yapmıştık" diye. sonra baktım bi tane bile fotoğraf koymamışım.
oturup bir iki hesap yapınca farkettim ki, evleneli neredeyse 2 yıl olmuş. vaooov:P
bazen dünmüş gibi bazen de onlarca yıl olmuş gibi geliyor. bu, iyi bir şey sanırım. ilk günkü heyecanla, yıllardır birlikteymişiz gibi :)
sırrımıza gelince (sır değil gerçi herşey göz önünde);
saygı
sevgi
dengeli özgürlük
kendimize özel sosyal hayatlarımız
(böcüümün aikido, benimse go kulübüm gibi)
ve en olmazsa olmazı:
güven...
bizde işe yarıyor :))

1 Temmuz 2010 Perşembe

2 temmuz, kutsal gün...

49. uluslararası bursa festivali kapsamında;
kutsal kadın, "lara fabian"ın konseri var.
yani yarın akşam. çok mutluyum ve tabi ki çoook heyecanlıyım. "je taime"i söylerse eğer, ağlayabilirim. dinlerken tüylerim diken diken oluyor, her seferinde. hele paristeki seyircilerin vokalleri eşliğindeki o konserden sonra, çok daha bir etkilenir oldum. video eklemek isterdim ama yüklenmesi bir dert. bir zahmet "tık"layacaksınız.

Je t'aime, je t'aime
Comme un fou comme un soldat
comme une star de cinema
Je t'aime, je t'aime
Comme un loup, comme un roi
Comme un homme que je ne suis pas Tu vois, je t'aime comme ca

tatil gerekleri

1 ay sonrası için heyecan dorukta.
her zamanki gibi, tatilde lazım olacaklar listesi hazırlamaya başladım bile.
öncelikle gezi rehberi ve harita. atlas dergisini verdiği türkiye tatil atlasımızla işe başlayacağız. gideceğimiz noktalara karar verip, tarihlerine göre rezervasyonlarımızı yaptıracağız.
Ege ve marmarayı kapsayan karayolları haritası edinmemiz şart. neden?
çünkü biz türkiyeli capon turist konseptiyiz. boyunda fotoğraf makinesi, elde harita olmazsa olmaz :)
dütümüz ejder'le gidip, ulaşımda sıkıntı çekmeme kararı aldık. yaşasın ejderle ilk gezmeli tatilimiz olacak , heyoo:P
arabadaki konforu sağlamak için;
boyun yastığı; var yola çıkarken şişirilecek.
araba pikesi; klima vb, esinti durumlarında üşümemek için bana lazım.
piknik çantası ve örtüsü; yolda yiyip içmek için, ön koltuğa konuçlandırılacak minimize mutfak, mutfak müdürü benim, malum beyim araba kullanacak.
soğuk şeyleri mümkün olduğu kadar koruyan çanta; bir ismi vardı galiba ama bilemedim.
mini termos ya da termobardak; kahvesiz yolculuk mu olurmuş :p
aburcubur kutusu; kraker, büsküvi gibi bozulmayacak atıştırmalıklarla dolu olacak.
(biliyorum savaş çıkmayacak, kıtlık da olmayacak, kutuplara da gitmeyeceğiz, söz küçük bir kutu olacak:))
yolculuk müziği; yola çıkmadan böcüüm hazırlayacak.
ilk yardım çantası, yangın söndürücü, yedek lastik vb.; zaten var. emniyet ehemmiyettir...
tobinin ecza dolabı; aspirin, bebe aspirini, alerset (alerji hapı), fıfıslı kolonya, yara bandı, kağıt mendil, ıslak mendil, birkaç tane ağrı kesici, sinek kovucu losyon, nemlendirici ve kaşıntı kremi, güneş koruyucu krem.
kültür kiti; kitap, defter, kalem, dergi vb. hem yolda hem tatil süresince okumak ve çiziktirmek için:)

şimdilik aklıma gelenler bunlar,
şimdilik :P

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails