27 Ocak 2011 Perşembe

Ce e...

tam anlamıyla bir ce e yapıp, kaçacağım.
kısa bir durum raporu vereyim, merak etmeyiniz, dedim.

salı günü doktor kontrolümüz vardı.
ultrasona bakınca ne görelim?
asya kuzusu başaşağı bir şekilde potada bekler duruyor.
eyvah eyvah be yaa, diyerek doktorumuz 10 günlük yatak raporu verdi.
iki gündür ablamda yatay pozisyonda dinlenmedeydim. evime daha yeni gelebildim.
ana kız camış gibi 8 gün daha yattıktan sonra tekrar doktor kontrolümüzü yapacağız asya potadan çıkmışsa rahat bir nefes alıp, temkinle işe devam edeceğiz.
yok yerim iyi derse, malesef erkencikten doğum iznimize ayrılıp tahmini 8 haftamızı da yatay pozisyonda geçireceğiz.
korkmayınız.
tobiniz göbüşünü ova ova dizi sayredip, bol bol uyuyor.
moralim şimdilik gayet iyi kızımız gayet sağlıklı ve 10 günlük mola tamamıyla önlem...
şimdilik baş baş. beyim kızmadan kanepeme doğru yol almam lazım, ke4ndinize iyi bakınız.
Not:
* sevgili kara kitap kargon salı sabahı geldi, çok çok çok teşekkür ediyorum. kitaplarımı okumaya şimdiden başladım. en yakın zamanda görüşmek üzere...
* heti pörtlek tuuu yuuuu, iyi ki doğduuun göksuuuuu, mutlu yıllar sanaaaaa...

21 Ocak 2011 Cuma

tobi ve muhtesem gobişi :P


"bir annenin paylaşımları" blogunda göbişinin heybetinden bahsetmiş. benimki de kocamaan oldu.
bakın bakalim hangimiz daha tombalak :)

20 Ocak 2011 Perşembe

kuzumun teyzesiiiiii,

iyi ki doğduuuuuun...
bugün, benden iki buçuk yıl önce dünyaya gelen ablacığımın doğum günü.
29. yaşının 6. yılını kutlayacağız bu akşam.
birkaç arkadaşla beraber nezih bir kutlama yapacağız kuzumun kuzu teyzesine.

çocukluğumuzda tatlı tatlı boğuştuk.
çocukluğumuz, yaşları yakın iki kız kardeş olarak çok eğlenceli geçti.
birbirinden heyecanlı maceraları birlikte paylaştık.
hala "hatırlıyor musun?" diye başlayan her cümlenin sonunda tatlı anılarımıza geri döner,
o günleri gülümseyerek adeta tekrar yaşarız.

gençliğimizde ciddi ciddi yoluştuk.
yaşları yakın iki kız kardeş demek, ergenliğini yaşayan iki kız kardeş demek.
yani iki tane, dünyanın kendi etrafnda döndüğünü zanneden zibidi :P
çekişmeler, kıskançlıklar, otorite kurmaya çalışmalar, kazak-gömlek savaşları vs.
kızlardan biri başka bir şehirde ünversiteye gider,
hırgür, yerini özleme bırakır.

şimdilerde yetişkinliğimizi sürerken mutlu mutlu sarılışıyoruz.
Allah nazarlardan saklasın.
anacığımın gözleri yaşarıyor valla, bu canciğer kuzu sarması hallerimize.
yıllar geçtikçe birbirimizin kıymetini daha iyi anladık sanırım.
bir de birbirimizi olduğu gibi kabullenme olgunluğuna eriştik.

güleryüzü, iyi niyetliliği ve sıcacık kalbiyle
sağlık ve sıhhatle hep yanımda ve hep mutlu olsun benim güzel mavişim.
kısmeti bol, enerjisi yüksek, nice mutlu yaşlara ablam.
seni çoook seviyorum, iyi ki doğdun, iyi ki varsın...

17 Ocak 2011 Pazartesi

rüzgar gibi geçti...

29 hafta, bir solukta geçiverdi. kaldı geriye 11 haftamız.
aldı beni heyecan. yanında merak, endişe ve özlem de var.

ayşe öner kitabımı her okuduğumda, rüyamda kızımı görüyorum.
onu ya emziriyorum, ya uyutuyorum.
kokluyorum bol bol, o kadar güzel kokuyor ki, sabah uyandığımda bile kokusunu hissediyorum.

geçen hafta, "eli şafak- firarperest"i aldım.
kitap okumayalı çok oldu, dedim kendime.
her yazının ardından gözlerimin yaşarmaya başladığını farkettim.
hele ki bu sabah. otobüste okuyayım dedim.
iki bebeğiyle birlikte balkondan atlayan genç anneden bahseden yazısında,
bıraksam kendimi hıçkırarak ağlayacağım.
"kapat, kitabı. salya sümük rezil olmanın alemi yok." dedim kendime.
son üç ay hormonları diyorlar sanırım buna.
mide yanmalarımla beraber sulugözlülüğüm de geri geldi.

bilenler bilir, az biraz sakarımdır.
ama bu ara maksi hiper sakarım.
telefonumun son üç haftadır başına gelenler malum.
bugünlerde de yine aradığınız kişiye ulaşılamıyor.
bir talihsizlik sonucu geçici olarak hizmet dışı.
telefon doktoruna gitmek için bekliyor.

geçtiğimiz perşembe de, nurcişe süt banyosu yaptırdım.
kızcağızın üzerindeki siyah elbiseyi kazara sabote ettim.
elimdeki süt bardağını nasıl becerdiysem, bilmiyorum, resmen kızın üstüne boca ettim.
elbisesinden çizmelerine öyle bir dağıldı ki, kısmi dalmaçyalı dekoru yapıverdim en modasından kızın üzerine.
işin komiği bir bardak süt bu kadar geniş alana yayılırken,
kendi üzerime bir damla sıçramadı bile.
nurciş;"seni tanımasam kasıtlı olarak döktü üzerime diyeceğim" diyor.
bense günlerdir özür diliyorum ve süt bardağımla beraber kendisinden uzak duruyorum.


*gevezem firarperest için okuyucu yorumlarını da alalım, demiş.
hemmen geliyor ;)
henüz kitabı bitirmedim ama gayet güzel. gazete yazılarının derlediği bir kitap. simdiye kadar elf şafak kurgularını ve hikayelerini okumustum. bu kitapla elif şafak'ın gerçek hayattaki olaylara bakış açısını gözlemleme şansına sahip oldum.
yazılarının yanı sıra yazarımızın gerçek kimliği hakkında da bilgiler edindim.
bence elif şafak; hayal ve kurgu dünyası geniş olmasına rağmen ayakları sıkıca yere basan, duru bir kadın...
okumanızı tavsiye ederim...

14 Ocak 2011 Cuma

gribal enfeksiyon şüphesi ile,

evdeyim.
sabah uyandığımda bademciklerim tombiş olarak karşıladılar beni.
'eyvahh'dedim.
'son iki bucuk ayda grip olamam, böyle bir lükse sahip değilim.'
bademciklerim tombişliğine ek olarak, bir de kafam kalkmıyor.
zaten iki gündür, taş taşımışım gibi kendimi yorgun da hissediyordum.

hemen ofisi aradım, bugün işe gidemeyeceğimi söyledim.
iyice sarınıp, tekrar yattım.
az önce uyandım. uykum kesintisiz değildi ama dinlendiriciydi.
kahvaltımı ettim, e-postalarıma bakmak için bilgisayarıma geçtim.
kendimi iyi hissediyorum diye yayılmak yok.
birazdan kalkıp kendime ıhlamurlu ada çayı yapıp, yarı yatar pozisyoda yastıklarla donanıp oturacağım.
biraz kızımla ilgilenip, onunla konuşacağım.
belki de biraz mozart dinletirim kuzuma, ruhu doysun miniciğimin diye.
sonra ana-kız ikimize de yine pış pışşş :))

12 Ocak 2011 Çarşamba

dar alanda kısa paslaşmalar...

sığışamıyoruz.
özellikle gündüzleri.
ben bilgisayara doğru yaklaşıyorum, benim balık kızımsa horon tepmeye başlıyor.
arkama yaslanıyorum, sakinliyor.
ee işim var, tekrar çalışma pozisyonuna geliyorum.
bizimki horon yetmezse al sana karate gösterisi diyor.
ayyii yyah diyerek tabir yerindeyse göbişe girişiyor.
artık öyle kıpırdanmalar değil hissettiğim. ciddi ciddi tekme atıyor sultanım.
tekme atılması neymiş, yeni anlıyorum. bundan öncekiler şevkatli okşamalarmış.
bazen göbüşümde yuvarlak hatlı sivrilmeler oluyor.
ben de mikropluğuna gıdıklıyorum artık neresiyse kuzumun.
ya kafası, ya poposu, ya da dizidir diye tahmin ediyorum.
babası kıyamıyor kızına;
-oynamasana çocukla, rahat bırak, diyor.
ben de;
-biz onu oynamak için yapmadık mı? diye soruyorum.
kuzum doğunca o da benimle oynayacak gibi geliyor ya, neyse :)
5 dakika mola verip arkama yaslandım, sakinleşsin küçük kuzum diye.
o zaman da bir uyku bastırdı ki, sormayın.
gözkapaklarıma ağırlık bağlamışız da açmak çok çok zormuş gibi hissediyorum.
15 dk uyusam kendime gelirim diyerek kendimi yatağımdaymış gibi hayal ediyorum.
ı ıh, olmuyor. hayal gücüm ofis koltuğunu yatak yapmaya yetmiyor.
koltukta da uyuyabilirim, başarabilirim derken, bir baktım ofis telefonu cığır cığır çalıyor.
keşke ehliyetim olsaydı, işe arabayla gelmiş olsaydım keşke.
şimdi gider içine kıvrılır, biraz kestirirdim diye hayıflanıyorum.

pes ediyorum.
ben uyuyamadım ama kızım uyudu galiba deyip, dikkatlice oturma pozisyonumu değiştirerek
çalışma moduna geçiyorum. şimdilik ortalık sakin.

bel ağrısı, öğlen uykusu koması, kuduruk kuzu tekmesi ile dolu bir iş gününü daha yarıladık.
gün bitimine az kaldı, ha gayret :))

10 Ocak 2011 Pazartesi

miskin kış aktivitelerimiz

tabi ki, vazgeçilmezimiz; PTT.
pijama, terlik, televizyon...
yaşasın diziler :))

dün akşam yeni bir diziye başladık. şimdiden 3 bölüm izledik. feci sardı bizi.
"The Event" dizimizin adı.
türüne, lost türü diyebiliriz. gizemli olaylar, entrikalar, taraflar ve taraf olamayanlar...
bana kalsa sezonu yarılardık dün akşam ama saatlerimiz 00.06'yı gösterdiginden,
4. bölüm bu akşama kaldı kısmetse.
çok meraktayım, acaba neler olacak?

geçtiğimiz hafta da "The Boardwalk Empire" izlemeye başladık.
ben çok beğendim. 2. dünya savaşı sırasında Atlantic City'deki içki yasağı ile zenginleşen gangsterleri anlatiyor, dizi.
dekor, kostüm ve kurgusuyla oldukça başarılı bir dönem dizisi.

cuma akşamı böcüümün izlemeye başladığı bir diğer dizi ise, "Band of Brothers".
2.dünya savaşı sırasında normandiya çıkartması ile başlayan maceranın kahramanları olan havacı "easy" bölüğünün savaşın acımasızlığı içerisinde hedeflerine ulaşma ve hayatta kalma mücadelelirini anlatıyor.
ben bu dizinin kısmi izleyicisiyim. çünkü bol silahlı, bombalı kısımlarında battaniye altına gizleniyorum.
"The Passific"teki gibi vahşi savaş sahnelerindense, makul savaş sahneleri var.
savaşın ne kadar saçma olduğunu bir kere daha anlamaya sebep olan, dizinin yaratıcıları; Tom Hanks ve Steven Spielberg. kurgu ve görselliği siz düşünün artık.

tavsiye bizden, takdiri sizden.
iyi seyirler...

7 Ocak 2011 Cuma

dostça beddua :P

biz türküz, ondan mıdır?
başka milletlerde de var mıdır, acaba?

neden mi bahsediyorum. hesap ödemek için birbirine ısrar eden iki arkadaştan bahsediyorum.
başrollerde bendeniz ve cerom var.
mantıcıda yediğimiz öğle yemeği sonrası kasadayız.
kasadaki masum kızcağız; 'ayrı ayrı mı, birlikte mi alalım hesabı?' dedi.
ikimiz de, 'birlikte' diye atladık.
cerom nakiti uzattı, ben kartı.
kasadaki masum kız, şaşkın bir şekilde bizim uzlaşmamızı beklemeye karar verdi.
cerom,
- ölümü öp, ben vereceğim, dedi.
- aa, hayatta olmaz, dedim
- ben de hayattaki halimden değil, ölümden bahsediyorum. ölümü öp, dedi.
- ama beddua ederek olmaz ki, dedim.
- ama bu dostça beddua, dedi.
- o zaman da sen de ölümü yala cerom, bak bu da dostça dedim.

biz gülme krizine girdik.
kasadaki masum kız önce afalladı, sonra insiyatifi ele alarak kartı aldı.
ödememizi nihayet yapıp, kapıya çıktık. öpüşüp vedalaştık.
ayrılırken bana 'önce ben beddua ettim', dedi güldü.
ofise döndüğümde anladım ki, kasada ödeyemediği nakiti benim cebime koymuş çaktırmadan.
bir dahaki sefere daha uyanık olmalıyım:))

hesap ödemek uğruna birbirine beddua eden millet, tek biziz herhalde.
şaka bir yana, Allah yazdıysa bozsun. ben canım arkadaşımı hep kanlı canlı göreyim.
tövbe, tövbee...

6 Ocak 2011 Perşembe

İstanbul'daki duyarlı insanlara sesleniyorum.


Biliyorum, her dakika buna benzer e-mailler alıyorsunuz ama,
yardımcı olabilirseniz çok sevinirim.

Çok yakın bir dostumuzun kuzeni CEM YAZICI için ;

İSTANBUL'DA OTURAN AB Rh(-) GRUBU KAN VEREBİLECEKLER,
LÜTFEN YARDIMLARINIZI BEKLİYORUZ.........

05324426473 SEDA YAZICI
05322730199 VAHİP YAZICI
05322869501 FARUK ABDULLAHOĞLU
05334544602 SERPİL YAZICI

3 Ocak 2011 Pazartesi

sonu da, başı da güzeldi...

ayıptır söylemesi çok eğlendik biz.
yıl sonu kutlamamız planladığımız gibi bol yemekli, mezeli ve sohbetli geçti.
fotoğraf yayınlayamıyorum çünkü bir cep telefonu görüntüsünden başka fotoğrafımız yok.
neden?
çünkü ali alper, "nasılsa kıvanç'ta makine var", demiş.
kıvanç da "nasılsa onur'da makine var" demiş.
onur da "nasılsa kıvanç makinesini getirir" demiş ve bizimkinin şarjının olmadığını farketmemiş.
ayşe de zamannında şarj aletini kaybettiğinden, eğlencemiz görsel kayıtlara geçemedi :P
planlarımızda tabu oynamak da vardı ama yorgunluktan oynamak nasip olmadi.
02.30 gibi uykulu gözlerle sonlasa da gecemiz, çok güzeldi.
misafirlerimiz;
hülya-kıvanç çifti, meryem-ali alper çifti ve sedat teki olmasaydı bir yıl bu kadar keyifle uğurlanabilir miydi?
bilemiyorum, sanmıyorum:))

yıl biteeer, eğlence bitmez dedik.
meryem, ali alper, sedat, ben ve böcük beyim ile sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra,
"sirekin"ler ile misi köyünde buluştuk.
"izmirliler güneşi görünce soyunurlarmış" sözü boşuna değilmiş. güneşin peşi sıra dökülmüşler yollara.
ne de iyi etmişler. misi köyü kahvesi'nde bol köpüklü türk kahvelerimizi içtikten sonra küçük bir misiköy yürüyüşü yaptık.
köy kahvesinin sobasının etrafında oraletlerimizi içip, gazetelerimizi okuduk.
bari bu küçük gezimizi görüntüleyelim deyip, kıvanç fotoğraf makinesini yanına almış. fakat hafıza kartını evde unutmuş bu sefer.
dönüş yolunda yemeklik alışverişimizi yapıp,"sirekin"lere doğru yola çıktık, hep beraber.
cips ve patlamış mısır eşliğinde cameron diaz'in başrolünde olduğu "kutu- the box" filmini izledik.

sonundan hiçbirşey anlamadık. ayrıca cameron diaz romantik komedi ve maceralarda oynasın. drama hiç ona göre değil.
tavsiye etmiyorum, bizimki gibi gülüş cümbüş bir ekiple seyretmiyorsanız, sıkılabilirsiniz.

sonra tv'de yayınlanan "esaretin bedeli-shaw shank redemption" izledik. benim 5. veya 6. izleyişimdi. son 10 yılın en iyi filmlerinden biri seçilmiş. bakın bunu tavsiye ediyorum, hala izlemeyen varsa, tabii.
sonra yemek yedik. sonra yine tv izledik, meyve yedik. iki günlük tüm tembellik aktivitelerimizi yaptıktan sonra, gözlerimizden akan uykularla evlerimizin yolunu tuttuk.

dedim ya: yılın sonu da, başı da güzeldi.
yine yapalım :)))

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails