27 Temmuz 2011 Çarşamba

hoppidi hoppidi karşınızda; nikkentobi :)



geliyor geliyooor, www.nikkentobi.com geliyooor.
22 ağustos devlet filtrelemelerinden blogspotu kurtarabilecek miyiz? pek emin olamadığımdan, bloğumu kendi domainime taşıma kararı aldım.

wordpress tabanına yerleştirmeyi planladığımız web evimde (site deyince çok kapsamlı göründü gözüme :P) portfolyom, projelerim ve bloğum yer alacak.
bunu başarıyla halledebilirsem sırada bursago.com var.
çok heyecan yaptım, yupi yupi yupi ya yeee :))

25 Temmuz 2011 Pazartesi

haftasonu karmaşası...

ha geldi, gelecek derken hafta sonu hızla geldi. geçip gitti bile. cuma akşamı dombili dombili hissettiğimden kendimi, ablamla moral alışverişine çıktık. malum doğum sonrası beden deformasyonu yaşıyorum. hamilelikte aldığım kiloları hemen hemen vermiş olmakla beraber hala heybetli bir göbeğe ve en az bir buçuk beden fazlası olan göğüslere sahibim. doğal olarak hamilelik öncesi kıyafetlerimle sadece bakışabiliyoruz.
dünya kadar elbise deneyip ağız burun kıvırdıktan sonra iki kapri ve cici bir bluzda zar zor karar kıldım. ne giyersem giyeyim ayna beni hep tombalak gösteriyormuş gibi geliyor, küçülmeden rahatlayamayacağım gibi görünüyor.
neyse.
rüzgar gibi geçip giden haftasonumuzun cumartesi günü oldukça yoğunduk. öğlen saatlerinde "tiyator" ekibimizin zeus'u umut'un yakışıklı oğlunun sünnetine gittik. yavru böcüğümüz tobi jr. da bizimle beraberdi. eflatun cici elbisesini giydi, arabasından düğün mekanını ve balonları seyrederek sakin sakin oturdu. sünnet prensini ve ailesini tebrik ettikten sonra bir diğer organizasyon için yola çıktık.

şehrin sıcağına rağmen tatlı tatlı esen uludağ yolundaki lokalde aldık soluğu. tiyator'un afroditi ceren'in nikahı vardı. gelinimiz çok güzel olmuştu. nikah sonrası kokteyl organizasyonu, müzik seçimi, servis harikaydı. samimi bir ortamda çok güzel vakit geçirdik.havanın etkisi ile bebişkomuz bol bol uyudu. aralarda uyansa da hiç azıtmadan böcük böcük bakındı etrafa. babasıyla dans edip, kucak modelliği yaptı. keyfi oldukça yerindeydi.

mutlu çiftimiz ve misafirperver aileleriyle vedalaştıktan sonra birkaç çiftimizle bulvardaki caddeüstü'nü ziyaret ettik. "alkolsüz bira içebilirsin, süt yapar" dense de, ben icetea içtim. canım hiç bira çekmedi. ben kendimi sütten kesildiğimde evdeki meksika tekilalarına saklıyorum :)

organizasyonlardan yorgun, açık havadan maymun bir şekilde evimize döndüğümüzde uyuyan devi uyandırmış olduk. koca gün mis mis uyuklayan prensesimiz gitti, yerine azıtık versiyonu geldi. gece yarım'a kadar uyumadı. sabaha karşı 4:30'da, 6:00 da ağlayarak uyandı. pış pış ve tıp tıplar eşliğinde tekrar uyudu. cumartesi gece huysuzluğuna karşın pazar tüm gün melek bebek halindeydi.

21 Temmuz 2011 Perşembe

çalışma alanım :)


pek güzel şeyler bugün "çalışma alanları" konusunu işlemiş. ben de çalışma masamla katkıda bulunayım dedim:) oyuncaklı, az dağınık masam. bu eski zamanlara göre en topu hali.
işler sakin, masa sakin :)

20 Temmuz 2011 Çarşamba

ego meselesi...


mesleğimi soranlara bir ajansta köle grafiker olarak çalışıyorum diyorum, gülerek. meslektaşlarım beni anlarlar, özveriyle çalışıp yorulup nasıl bir karşılığı olduğunu. maaşlı köleleriz biz.
köleyim ama mutluyum aslında. esnek çalışma saatlerimize rağmen 3 senedir keyifle çalıştığım bir işim ve iyisinden iki patronum var.

okuldan ilk mezun olduğumda "kristal elma" ödüllerinde giyeceğim kıyafetimi bile tasarlamıştım. işin içine girdikçe ve bursa koşullarında çalıştıkça meslek hayatımın gerçekleriyle de yüzleştim. her ismin bir etiket olduğunu ve her etiketin altındaki kutunun da dolu olmadığını öğrendim. piyasada photoshop bilenin grafiker, üstüne freehand bileninse grafik tasarımcı sanıldığını öğrendim. hatta boyun bir karış uzunsa art-director bile sayılabilirsin. üstelik branşınızdan mezun olmaya bile gerek yok.
şu an çalıştığım ajans dahil olmak üzere, son çalıştığım 3 işyerinde de tek grafik mezunu bendim. iktisat mezunu, lise mezunu, endüstriyel tasarim mezunu yakın mesafe iş arkadaşlarım oldu. tesadüfe bakın ki hepsinin kartvizitinde sanat yönetmeni ya da art director yazıyor. veya yazmak üzere...

benim branşımda bir yetmez iki diplomam (biri MYO 2 yıllık Grafik Programı, diğeri Eğitim Fakültesi Grafik Ana Sanat Dalı diploması) olmasına rağmen kıçı kırık kartvizitime "yaz benim ünvanıma sanat yönetmeni" diyemedim.
benimkinde küçük harflerle "grafik tasarımcı" yazıyor.

çok mu önemli ne yazdığı? hayır, değil. bana göre değil. edebim, adabım kendimi böylesi bir ego şişkinliği ile alenen takdir etmeye müsade etmez.
ama senin verdiğin emeklerin üzerine yeni gelmiş birinin seni ezerek, mütevaziliğini hor görerek kartvizitine "sanat yönetmeni" yazdırdığında bu çok sinir bozucu olabiliyor. meğer ajansımızda ali taran kadar güzide bir şahsiyet varmış da benim gözümden kaçmış.

işin beni üzen yanı "takım arkadaşıyız biz" dediğim birinden bu tavrı görmek.
yine hayal etmişim, yine inanmışım. rakipsiz uyumlu iş arkadaşlarım olduğuna.
yine yanılmışım...

hangisi olmak doğru,bilmiyorum.
nihayetinde ego meselesi işte.
kiminin şişik, kiminin ise sönük.
bir gün de böyle biter, az biraz kırık, dökük...

poster

19 Temmuz 2011 Salı

ben de istiyorum...



evet evet ben de istiyorum. o kızınki gibi mavi saçlarım olsun istiyorum.
"ne, saçmalama!
senin yaşın geçti artık.
cık cık cık... sen annesin, oturaklı ol biraz."
eleştirilerini duyar gibi oldum bir an.
hayal bile edemedim, hayali hevesim bile kursağımda kaldı.

33 yaşındayım ve 4 aylık anneyim diye mi yapamam?
burası Türkiye hatta Bursa olduğu için mi yapamam?
toplum ve mahalle baskısı yüzünden mi yapamam?
bilemedim...

tamam. mavi çok göze batacaksa mor yapayım.
ı ıh, o da olmazsa kızıl saçlarımın ucunu pembe yapayım.
http://abeautifulmess.typepad.com
adresinden öğrendiğim modellerden de yapayım saçlarıma.
çok heves ettim bunu bir düşüneyim en iyisi ben:))

15 Temmuz 2011 Cuma

değilim...


"Vatanseverliğimi kimse sorgulayamaz.
Vatanseverlik bu ülke için canını verenlere kelle demek,
askerliği yan gelip yatma yeri olarak görmek,
Apo'ya Sayın diye hitap etmek,
dağdan inen köpekleri davulla zurnayla karşılamak,
kendi hocalarını M.Kemal Atatürk'ten büyük görmekse ve
en kötüsü bu adamları desteklemekse,
ben vatansever hiç değilim."
diyen arkadaşıma katılıyorum.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

momiji bebeklerinin hepsi benim olsun :)








momiji, 2005'te Warwickshire'da kurulmuş bir İngiliz markası.ilhamını arkadaşlıktan ve hayatımızdaki küçük mutluluklardan alıyor. farklı ingiliz tasarımcıların elinden çıkan momiji bebeklerinin altında bulunan yuvacıkta sadece size ve sevdiklerinize özel mesajlar için bırakılmış birer küçük boş kağıt bulunuyor. üzerini sizin dolduracağınız kağıtlarla göndereceğiniz bu mesajları momiji Bebekleri sizin için sır gibi saklıyor. siz de artık sevginizi gösterirken teknolojiden yararlanmak yerine bu romantik yolu denemek isterseniz,limango'daki momiji kampanyasından faydalanabilirsiniz. fotoğraftaki momijiler benim favorilerim.en güzelini seçeyim dedim seçemedim. hepsi ayrı güzel. ama yok yok en çok gözlüklü kitap kurdunu beğendim:)

8 Temmuz 2011 Cuma

yetenekli bıdık :)


teyzesinin gülü yasemin, henüz üç yaşında. poz vermek konusunda üstüne yok. kamera önünde olduğu kadar arkasında da yetenekli olduğunun kanıtıdır bu post.

19 mayıs haftası istanbul ziyaretimizde buluşmuş, bol bol özlem gidermiştik kendisiyle. böcüşüm fotoğraflarımızı çekerken. "ben de çekeceğim" demiş, sevgilisi (ki, kocam olur kendisi)kadraj ayarlamalarına karışmayarak, sadece makineyi taşımasına ve deklanşöre basmasına yardım etmişti. nihayet bilgisayara aktardığım fotoğraflara bakınca inanamadım.

dikkatli bakın, üç yaşında bir miniğin objektifinden bu kareler.
ışık yeterli olsaymış fotoğraflar tam sergilik...

bir gün çok meşhur bir fotoğraf sanatçısı olursa;
"onu ben keşfettiydim" diye şişineceğimdir.
tü tü tü maşallah.

7 Temmuz 2011 Perşembe

türk sinemasından seçmeler...


ilk filmimiz "Aşk Tesadüfleri Sever".
içinde Mehmet Günsur olur da güzel olmaz mı? hele bir de o Mehmet bir aşıksa o film tadından yenmez.böcüğüm bile kabul ediyor, adam hem karzimatik, hem sempatik, hem yakışıklı. onun kriterlerindeki "adriana lima" kim ise, benim icin de "mehmet günsur" o. allah sahibine bağışlasın, tü tü tü maşallah.

memo iyi de belçim değil mi? iyi, iyi..
yılmaz erdoğan'ın karısı diye önyargılı bakıyordum bu hanım kızımıza ama "deniz" performansıyla gayet başarılı buldum.

nihayet filme gelirsek, filme bayıldımmmm.
güldüm, ağladım. ne zaman film aklıma gelse; "ayy, ne tatlılardı yaaa." diyorum.
sanki deniz ve özgür bizim komşu çocuklarıymış da, onların hikayesini izlemişim gibi hissettim kendimi. kesinlikle tavsiye ediyorum.


ikinci filmimizin de konusu aşk.
"İncir Reçeli"
duygu ve metin'in hayattan saklanırken, birbirlerini ve aşkı bulmalarını anlatıyor. metin duygu'ya körkütük aşık olurken, duygu ondan çok önemli bir sırrını saklıyor. sırrı filmin ortasında bir yerde öğreniyorsunuz. ben olsam ne yapardım acaba? diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. ama sonrası klişeler zinciri.
"çıplak bedenlerin buluşması ve yerde yanan mumlar" hımm, ben bunu bir yerden görmüştüm, diyorsunuz.
"kıskançlık yüzünden göz kararması" hatun en gizli sırrını sana söylemiş. ama sen "kim lan bu adam?" diye sormadan tribe geçip, kıza hakaretler edip, bağını koparıyorsun.
"post-it ev dekorasyonu" bunu da yabancı bir reklamda görmüştüm.
hele sonu. söylemeyeceğim ama klişenin allahı son sahneydi diyebiliriz. güzel başlayan ama vasat biten bir filmdi. aa, gerçi ben bunu sonunda da ağladım o ayrı :)
zevkler ve renkler farklıdır. ben sonunu beğenmedim ama belki siz beğenirsiniz.


üçüncü filmimiz "çınar ağacı"
"uyuma anane, çok korkarım." diyor barış ananesine...
ananemiz, adviye hanım. 75 yaşında.
sağlığında malını mülkünü çocukları arasında paylaştırmış. belli periyodlar halinde çocuklarında kalıyor. çocukları, gelinleri, damatları ve torunları ile ilişkisinin komik ve traji komik yanlarını gösteriyor filmimiz.

ben çok beğendim. hele o barış paşanın "ananeeğ" deyişine hasta oldum.filmde nurgül yeşilçay da var, nejat işler, jülide kural da var ama. başrol barış ve ananesinde :) izleyin izleyin, tavsiye ediyorum.


son filmimize gelince;
dillerden düşmeyen, karizmatik, ağzı bozuk ikilimizden "Kaybedenler Kulübü" .
kesinlikle bir aile filmi değil. öyle cümbür cemaat seyretmeye kalkmayın. benden söylemesi.
iki radyocu, marjinal, maddi hedefleri olmadan keyfi yaptıkları radyo programıyla genç yaşlı pek çok yalnız yüreğe yarenlik yapan, iki yaşları geçmiş delikanlının sıradışı ve sıradan günlük hayatlarına tanık oluyoruz. sohbet muhabbet, aşk, seks ve bol alkol var.
ha, bir de erol egemen var. kim bu erol egemen diye sormayın bana valla ben de bilmiyorum :))

ben beğendim. hatta bu film türk sineması klasiklerinin arasına girer diye düşünüyorum. tavsiye ediyorum :)

6 Temmuz 2011 Çarşamba

flaş, flaş, flaş...


Ken, Barbie'yi terketmiş, duydunuz mu?

güne müzikle başlamak...


iki gündür ofis günüme tape five ile başlıyorum. hem de ne başlamak. miki mouse kulaklıklarımı takıyorum. tekrar tekar aynı iki şarkı. bayılana kadar:) ilki "A Cool Cat in Town" ikincisi de "Dixie Biscuit"
tey, teeeey.
günaydınlar, hepinize :)

5 Temmuz 2011 Salı

Bugün önemli bir gün...


hatta kuzum için tuttuğum günlüğe özellikle not edeceğim.
bugün önemli bir gün çünkü;
kuzum ilk kelimesini söyledi bu sabah.
"A-gu" dedi.

şimdi sırada "anne" var.
aslında o "agu"nun altında çok anlam gizli.
mesela "annecim ben seni çok seviyorum" demek istedi.
hatta "işe gitmez de benimle kalırsan ben sana daha neler diyeceğim?" demek istedi.

Annesi gibi sevimle konuşkan olmak için ilk adimi bugün attı kızım.
öncelikle biz ailesine, sonra da vatana millete hayırlı uğurlu olsun...

(bu arada fotoğrafımız 25 mayıs tarihinde teyzemiz tarafından çekildi. biz ailecenek yetenekliyiz biz canım :) )

4 Temmuz 2011 Pazartesi

bayıldımmm...

sabah "pek güzel şeyler" harika şeyler paylaşmış. mutlaka ziyaret edin, ben bayıldım...
ben de eklemeye calıştım fakat bende hareket etmiyorlar. siz en iyisi mi, gidip yerinde görün :)

fotoğrafçılığa soyundum...



ama çabuk giyindim :P


Cuma Begüm kuzucuğumuzun yeni doga fotoğraflarını gördükten sonra dedim, ben de kendi kuzumun fotoğraflarını çekeyim.
koskoca grafikerim, gözüm de var. benim tubina'dan neyim eksik, hahayyt dedim. çakkudu çukkudu başladım kuzumu çekmeye. salonun orta yerinde koltuğa özenle yatırdım kuzumu. başına da teyzeyle, dedeyi diktim; kuzuyu güldürsünler diye. başladım foto foto şipşakçılığa. ışık güzel, bebek güzel, kadraj eh fena değil. çok övündüm makinemiz nurinin küçük ekranına bakınca.

sonra aa bunun ayarlarına bakmadıydım ben dedim. iso değerinin azucuk yüksek olduğunu farkettiğimde ise herşey için çok geç olmuştu. kuzu mıkırdanmaya başlamıştı bile. yenilerini çekmeye fırsatım olamadı.

dediğim gibi;
fotoğrafçılığa soyundum ama çabuk giyindim.
tubinaaa bi geldiğinde, bizim kuzuyu da çekseneeee :)

1 Temmuz 2011 Cuma

sabah sabah...

sabah 6:35'te uyandı kuzu. erkenden başladık güne. meme emdikten sonra gaz çıkarttı. babasıyla sabah oynaşmasını yaptı ve babişini gülücüklerle yolcu ettikten sonra. bulutlandı gözleri. emzik istemedi, kucak istemedi, yatmak istemedi. huysuz huysuz ağladı sadece. yadak şarjörü dayadık ağzına. sol meme imdadımıza yetişti. bizim cadaloz gitti yerine melek asya geldi.sakinleşmesinin yanı sıra memede uyuklamaya başladı bir de. gazını bile yarı uykuda çıkardı. biraz popişe tıp tıp uyudu gitti. yatırdım ben hazırlandım. dedesine nöbeti teslim ettikten sonra, 8:30 otobüsünü kaçırmamak için hızlı adımlarla evden çıktım.

çıktım çıkmasına ama fazla uzaklaşamadım. asansördeyken birden ortalık karardı. elektrikler kesildi ve asansörde kaldım. kesintiyle beraber beyaz bir lamba yandı içeride allahtan, karanlıkta kalmadım. babamla iletişime geçerek kriz masası çalışmalarımıza başladık. kapıcımız yıllık izinde olduğu için o yönetime dışarıdan ulaştı,ben de içeriden asansör firmasına ulaştım. kat hizasında kaldığım için dışarı çıkmam için kapıyı açmak yeterli olacaktı. kurtarıcılarımızı beklerken babam bana durum raporu vermeye asansörün kapısına geldiğinde "bir el atsana babiş, belki açılır" dedim ve benim kahraman babam kapıyı açıp beni kurtardı.

çok korkmadım ama bir 5 dakika daha kalsaydım korkmaya başlayabilirdim.
otobüsü kaçırmamın ve kurtuluşumun şerefine elma suyu eşliğinde kısa bir kahvaltı ettim.

oysa ki uzun zamandır ilk defa oyle erkencikten hazırlanıp çıkma şerefine nail olmuştum. yok yok yaramıyor bana dakik ve düzenli olmak.
ekşın, macera, gerilim.
hepsi birarada.
sabah sabah... :)

gece bakımı :P

aksam 8 gibi eve varınca güzelleşme çabalarımız da gece yarısına kaldı malesef. yarın tiyator'un gıymetli fotoğrafçısı tuğçe'nin düğünü var. kısmetse elimizde mendilimizle yarın akşam halay başı, arası hatta belki de sonu olacağız. bu sebepten beyazları çıkmış saçlarımı boyadım az önce, yarı uykulu bir halde. birazdan yıkayacağım. parçalı bulutlu olmamıştır, inşallah :)
annem;
saçlar yanlardan ağarırsa asaletten, tepeden ağırırsa sefaletten...der.
benimkisi sefalet beyazları :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails