29 Şubat 2012 Çarşamba

kedilerin gücü adınaaaa....


sevgili "dün-lük"ün ev pisicikleri saçaklı ve pasaklı'nın aşk meyveleri;
fotoğrafta görünen dört minik bebe.
sevgili arkadaşım dün-lük ve ev kankası "ay çöreği"
evlerinde hali hazırda iki yetişkin kedi beslediklerinden,
mecburen bebelere birer yuva arayışına girdiler.

ay bu bebelerden biri benim evimin bebesi olsun, diyen varsa.
mesela bu şaşkoloz :P
hemen bir tık lütfeeen :)

28 Şubat 2012 Salı

Bursa'da İstanbul trafiği, böğrk...

sabah sabah yollarda sıkıştım, kaldım...
sabah otobüsüm 45dk. geç geldi.
komşu teyzelerle otobüs durağında bekleşen penguenler gibiydik.
gelir gelmez otobüs şoförüne cörledik, hep beraber.
garibim şoför amca da;
"siz şükredin ben heykel'den dönüp de geldim.
diğer iki araç Derebahçe dolaylarında mahsur kaldı." dedi de,
olayın vahametini anlayıp, sustuk.
tam susmuştuk ki Küçük Sanayi- Beşevler rampasında kalakaldık.
nasıl bir trafik, anlatamam.
şimdi İstanbullular diyordur içlerinden,
"biz o trafik işkencesini her gün yaşıyoruz, biz ne yapalim?" diye.
Allah kolaylık ve sabır versin size.
ben bir sabah trafiğinde darlandim,
yaşama sevincim koşa koşa eve geri döndü resmen.
tamam kar yağmasını seviyorum, tamam bembeyaz her yer çok güzel ama
ben evden pencereden dışarı bakarken.
böyle çamuruydu, trafiğiydi, buzuydu, yoluydu,
istemem artık.
kış kış karlar, gelsin bahar...

21 Şubat 2012 Salı

bulmak çok zor...

"bu ülkede kan bulmak bile bu kadar zorken, iliği nasıl bulacağız" diye isyan edesim geliyor, bazen.
kan arayanlara, trombosit arayanlara hatta ilik arayanlara bile belki bir yardımım dokunur diye çırpınırken.
bana sorulan şu sorulara sinir oluyorum;
akraban mı?, neyin oluyor?
bir tek sen mi kaldın canım?
bir yaşama el uzatmak için illa akraba olmamız gerekmiyor.
bir yakınım olmaması, yardım isteyen bir insan olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
evet, bu soruyu sorduğuna göre
sen insanlığa yabancılaşırken, ben tek başıma kalmışım.

bugün facebook ve twitter hesabımdan kan ihtiyacı duyurusunda bulundum.
başına "bir yakınımız için" diye eklemek zorunda kaldığım için çok üzgünüm.
yakınlık derecemiz kimseyi ilgilendirmediği halde bundan medet umduğum icin çok üzgünüm.
artık hayatının değeri de kim olduğuna göre, kimin yakını olduğuna göre belirleniyor.
bunu tekrar farkettiğim için tekrar çok üzgünüm...

14 Şubat'ta beyimle sevgi adına bir adım attık.
ilik donörü olmak için bir tüp kan verdik, kemik iliği bankasına gönderilmek üzere.
bunu "ben yaptım", demek için yazmıyorum.
"siz de yapın, çok zor bir şey değil" demek için yazıyorum.
belki de 40 binde bir, sizsinizdir.
belki de bir gamze gibi bir anneye ya ada atakan gibi bir bebeye yaşam hediye edeceksinizdir.

gamze ne yakınım, ne de arkadaşım.
gamze kücük oğluna hasretle kavuşmayı bekleyen sevgi dolu,
içten, yürekten bir anne.

yakınınız değil belki ama
çok da uzağınızda değil.
40 binde bir ama
hiç değil.
evet bulmak çok zor ama
imkansız değil.

insanlığınızı hatırlamak için geç değil,
inanın bana bu hayatta hiçbir şey
bir yaşam şansı vermekten daha değerli değil...

20 Şubat 2012 Pazartesi

şeytan aldı, götürdü...

yok, yok, yok...
bilimkurgu filmlerinden birkaç bilim adamı gelmiş de belleğimin bir kısmını silmiş gibi.
gözümde durması gereken gözlüklerimi en son nereye koymuştum hatırlayamıyorum. yok, bulamıyorum.
hem de yenilerini. geçtiğimiz hafta eskilerini kaybettim. bütün hafta boyunca dolandığım her yeri aradım, arattım.
sonuç, yok...

cumartesi göz doktoruna gittik, reçetemi kaptım. o muydu, bu muydu derken seçtim ve yeni gözlüklerimi aldım.
dün akşama kadar herşey yolundaydı. mutluydum.
ah o şeytan yok mu? bu seferde geldi yeni gözlüklerimi götürdü.
yok.
gecenin körü ve sabahın bir körü aradım taradım,
yok.
en son gözüme damla damlattık salonda, gözlüklerimi taktım.
sonrası yok.
ne zaman çıkardım, nereye koydum?
yok.

işin garibi mi desek, kaderin cilvesi mi, şeytan şakası mı?
sabah yenisini ararken eskisini bulduk, leyla ile.
gerçekten bir kapı kapanırken, ötekisi mi açılıyor?
yoksa erkenden bunamaya mı başladım?
ya da fringe'deki deli bilim adamları ben uyurken belleğimin bir parçasını mı aldı?
ne yapacağım ben bu dalgınlıkla hiç bilemiyorum.

bunlarla kalsak iyi, cumartesi bebişkomun pandalı beresini ve cicili kırmızı tokalarını da kaybettim, carrefour'da. :((
böyle olunca kendimi hiiç sevmiyorum, tüh sana tobi, yuh sana tobi...

13 Şubat 2012 Pazartesi

dünyanın en anlamlı sevgililer günü hediyesi...


bu sene sevgilinize, eşinize değil de
atakan'a bir hediye verseniz,
ne güzel olur?

bu seneki hediyeniz bir tüp kan olsa,
gamze yavrusundan hiç ayrılmak zorunda kalmasa
çok daha güzel olur.

şu linke bir tıklasanız da dünyanın en sevgi dolu çiftini birarada tutabilmek için;
sizin için küçük ama onlar için anlamı çok büyük bir hediye verseniz,
en güzeli olur...

9 Şubat 2012 Perşembe

"alp 1 yaşında" kutlaması...

alp paşanın 1. doğum gününü aile boyu kutladık, çok eğlendik.
tobi jr. sosyal oldu.
ilk defa akran bebeklerle karşılaştı, oyun oynadı.
oyuncak kavgası bile yaptı ama gayet barışçıl şekilde :)
baktı ilgi çok, marifetlerinin çoğunu gösterdi.
"oy, hanımey"le halay çekti, burnunu kulağını gösterdi, tay taylar yaptı.

çok güzel bir geceydi.
paşanın annesi gizem ile hazırladığımız doğumgünü süsleri, evi tam bir parti havasına sokmuştu.
alp paşa çok mutluydu.
bir de yanakları çok tatlıydı.
bak yine aklıma geldi de ağzım sulandı.

bol fotoğrafımız var, o yüzden susuyorum.
iyi seyirler...












8 Şubat 2012 Çarşamba

hazımsızlık çekiyorum...

son yarım saat içinde jet hızıyla gelişen, şekil ve tavır değişikliklerini hazmetmeye çalışıyorum.
hem de hiç çalışmadığım yerden gelince, afalladım bir an.

sözlü ve sanal yoldan mesajimi ilettim.

ne kadarını duyuldu, anlaşıldı ya da ne kadarını duymazlıktan gelindi, bilemiyorm.
artık duyanlar duymayanlara anlatsın.

ne kimseyle uğraşacak enerjim ne de tafra çekecek halim var.
varsa benimle bir derdiniz, yolunu yordamını bilin ona göre davranın.
kime neye kızdıysanız, ona surat yapın.

evet fazla tepki verdiğimi düşünebilirsiniz.

ama bu ofiste her konuda arkalarında durup desteğimi esirgemezken,
böyle ulu orta afra tafra çekemem ben.
herkes yaşını, yerini bilsin.

ben kimseye saygısızlık etmem, kendime de ettirmem.
bu böyle biline...

6 Şubat 2012 Pazartesi

oyun parkı mı, çit mi?

iki gündür internette araştırıyoruz.
forumlar okuyoruz, bloglara bakıyoruz, bilenlere soruyoruz.
geri geri emekleyen, tay tay yapan, yürümeye heveslenen 10 aylık bir bebemiz var.
aile büyüklerimizden gelen öneriyi dikkate alarak, başladık düşünmeye.

oyun parkı mı,
çit mi,
hiçbiri mi?

sizce?

anti sendrom...




pazartesi iki doz öneriyorum kendilerini.
gerçi ben aşırı doz almış durumdayım.
bu bum ba, bu bum ba, a bum bum baaa...
"kimbra" hanım kızımızdan "settle down" favorimdir, tavsiye olunur :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails