10 Temmuz 2014 Perşembe

boşluk...

korkmayın kendiminkinden bahsetmeyeceğim, yani bu ara tüm boşluklarım dolu.
deli bir koşturmanın içindeyiz ailece.
evimizin biriciği annemizi geçtiğimiz perşembe akşamı koah atağı yüzünden hastaneye kaldırmak durumunda kaldık. kandaki karbondioksit oranının yükselmesi sebebiyle acil doktorumuz yatış kararı verdi. bir ara yoğun bakım lafları etti ve yüreğimizi ağzımıza getirdi. neyse ki sorunumuz bpap cihazı ile sınırlı kaldı çok şükür. çünkü ismi lazım değil devlet hastanesi bu alete sahip değilmiş.
dediler ki, tıp fakültelerinde olur.
ee gidelim hadi sevk edin, yok edemeyiz 112 sizi nereye götürürse.
yani?
112 yi arariz nerede yatak varsa oraya götürür. en yakın fakültede yokmuş, sizi iz yol bilmediğiniz 45 dk. uzaklıktaki başka bir ile götürebilirler ama orada da yer yoksa başka birine götürürler. ama isterseniz siz kendi imkanlarınızla buradakine gidip bir deneyin.
elde telefon önce memleket kanalından tüm olası bağlantılar aranır. eşe dosta haber verilir. o fakültede ne var,ne yok öğrenilir. kalacak yer sponsoru sevgili arkadaşlarla konuşulur. ulaşım için özel ambulans hizmetlerihakkında bilgi alınır. binek araçla götürürsek seyyar oksijen aleti tedariği hakkında da bilgiler alınır. tek sorun hangi fakültede yer olduğunu anlamak için bizzat gidip acilden şansımızı denemeliymişiz. biz de memlket fakültemizden uzman bir prof. dr.'dan randevumuzu aldık. muayene garanti ama yatış muallak.
bir cihazın peşinden macera dolu bol şansa ihtiyacımız bir yolculuk yapmaya hazırlanmışken, çok şükür yine "tanıdık" aracılığı ile en yakınımızdaki fakülteden acile giriş yapsınlar talimatı ile bugün itibariyle annemizi sağ salim yeni hastanemize yatırdık. ablamız annemizin yanında refakatte. yarınki nöbet bende.
sağlık sistemimiz hani çok düzelmişti ya, hani bu adamlar çelışıyordu ya. yok anacım hala tanıdık, hala iltimas.
yani tanıdığın yoksa kaldın ortada. şans faktörü de önemli ama sağlık görevlisi değilsen ya da o çevreden tanıdığın yoksa durum ortada.
bu arada tobi jr. ilgisizlikten mütevellit isyanlarda, "ananeme teyzem baksın biz sen ve dedemle parka gidelim", "tatile gidelim", "eve gidelim" diyor, söz dinlemiyor, çoğu söylediğim şeyi duymamazlıktan geliyor, işine gelmeyen birşey olduğunda cazgırlık yapıyor, yapamadığında dagözyaşı kozuna sığınıyor.
bakalım yarınki tobi jr.hangi taktikleriyle gündemi meşgul edecek?

benim yakada boşluktan ziyade doluluk ve dolgunluk var. 3 gün önce üst dudağım şişti, indi. dün sol göz kapağım şişti inmek üzere. yediğim tuzlu ve baharatlı şeylere son dönemde böyle şiddetli tepkiler veriyorum. sıra bana geldiğinde ben de bir doktora görüneceğim. bakalım neler çıkacak?

yine hava aydınlandı ve yeni bir gün başladı. kuzumla babam derin uykudalar. aslında benim de uyumam lazım ama işte o boşluk uyutmuyor beni.

annem bilinmeyen bir sürecin ortasında ve evde yokken, herşey boş işte...

1 Temmuz 2014 Salı

ruhun yalnızlığı...

"Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan? " diyor Jehan Barbur.
Belki haberdardır da, bununla yüzleştiğinde ölmekten korkuyordur.

Hayatımın bazen contası gevşemiş bir musluk gibi amaçsızca aktığını hissediyorum. İçimden konuşup, içimden daraliyorum. Dışımda o pozitif gülümseme. Bir keresinde annem "neden hep problemli arkadaşlar ediniyorsun" diye sormuştu da, ergenliğimden bu soruya cevap verememiştim.
sanırım başkalarının sorunlarını halletmek, onları desteklemek kendimi kamufle etmemi kolaylaştırıyordu. Ve bunu hala zaman zaman yapmaya devam ediyorum.

Bu ara çok düşünüyorum neyi, neden, nasıl saklıyorum ve ne zaman'a kadar devam edecek diye.
Beynimin üst kısmında ciddi bir koordinasyon bozukluğu derinlerde ise derin şeyler oluyor bu ara.
Kendimi tamamlamak için tanımlamak mı gerekiyor yoksa başka sorular ve cevapların peşinde mi olmalıyım, tam olarak bilemiyorum.

Aslında ifade etmek istediğim çok şey var ama bu beni biraz korkutuyor.

Yani şu cümleyi yazmamın üzerinden en az 2 saat geçti. Bir yandan bu tarz karmaşalarımı halka açık yerlerde ifade etmemem gerektiğini düşünüyorum ama diğer bir yandan da bunu birilerinin okuduğunu ve belki de yalnız olmadığımı düşünme fikri beni bir nebze de olsa ferahlatıyor. Yani sanırım.

Sabah oluyor ve gün aydınlanıyor.
Bazen çığklıklar atarak kaçmak istiyorum (ki bu kimseden kurtulmak anlamında değil, daha ziyade kendimle başbaşa kalıp kendimi daha iyi dinlemek anlamında), sonra bu anlık isteğim derin bir vicdan azabına dönüşüyor. Tobi jr'ın yanına yatıp kokusunu içime çekerek uyuyakalıyorum.

Aynen birazdan yapacağım gibi.
Gün uyanır, tobi uyur...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails