29 Aralık 2011 Perşembe

teşekkürler...


teşekkürler
2011,
yüce güç,
refakatçi böcüğüm ve sağlıklı spermleri,
bereketli rahmim,
doktorum sevil paker,
doğum hemşiremiz canan hemşire
çok teşekkür ediyorum size.
bana güleç yüzlü kızımı,
sağlık ve sıhhatle getirdiğiniz için.

hayatımın en anlamlı hediyesi kızıma,
"zişan asya"ma kavuştuğum için
şükretmek ve teşekkür etmek geldi içimden.
çekirdek ailemin atom çekirdekçiği için
binlerce, milyonlarca kez teşekkürler...

(fotoğrafımız, diş buğdayı organizasyonumuzda çekildi. bıdıksu seçtiği tahta kaşığı ile mutlu mesut oynarken objektifimize böyle yakalandı :) )

koş, koş, koş...

yıl biterken hayat tempom öyle bir hızlandı ki, sormayın.
kukimanya siparis aldı ve geceli gündüzlü çalışmalara başladık. yarın teslimatımız var , yorgun ama mutluyuz :P
oturup hayatında kek dahi yapmamış olan bendeniz, kurabiye yapmayı öğrendim.
bir de üstüne (her ne kadar, tanıdık da olsa :P) siparış alıp, kurabiye yapar oldum. hihohayyt.
kendime inanamıyorum :)
içim pır pır.
çok sevindirik oluyorum ben böyle kurabiye yapıp süsleyince.
kurabiye terapisi yapıyorum her akşam kendime, böcüşkom da yeme terapisi yapıyor kendine :)
özgün çalışmalarımın fotoğraflarını çekebilirsem akşam, yayınlarım.
dün akşam ablamı da terapi masasına oturttum. o da özgün çalışmalar yaptı.
annem "kreşte elişi yapan çocuklar gibisiniz", deyip, gülüyor halimize :)

26 Aralık 2011 Pazartesi

bugün çok pis mutluyum :)

sabah ofise geldiğimde sürpriz bir kargo karşıladı beni.
hani artik acanda hediye edilmiyor deyip, sızlanmıştım ya, geri aldim.

bacadan değil kapıdan geldi hediyem.
kızakla değil, kargoyla geldi hem de.
sevgili "kara kitap" yılın sürprizini yaptı.
sevinçten, bildiğiniz maymun oldum.
su an noel baba bacadan girip;
"al sana tobicim acanda deyil, ipad2 getirdim sana dese,
yürü git." derim ona.
o kadar yani :D

kendimi nasıl mutlu, nasıl şanslı hissettim anlatamam.
kara kitap bu tobi sana nasıl teşekkür etsin, bilemiyor.
abartma canım demeyin.
sevildiğini hissetmek, düşünüldüğünü bilmek harika bir duygu.
teşekkürler :)

23 Aralık 2011 Cuma

eski yeni yıl promosyonlarını özledim :)


evet, bildiğiniz ajanda, takvim promosyonlarından bahsediyorum. eskiden babam emekli olmadan çeşit çeşit firmadan ajandalar takvimler gelirdi. ablamla en güzeli seçer bir de aramızda tatlı tatlı didişirdik. koca sene ders notlarımı, sınav tarihlerimi o ajanda sayesinde kayıt altında tutar, dağınık ruhuma biraz düzen katmış olurdum. ajanda kullanma alışkanlığım lise yıllarından kalmadır. benden beklenmeyen bir düzen performansı gösterdiğim söylenebilir :)
oldum olası kırtasiye merakı olan bendeniz için masa takvimleri, duvar takvimleri hazine niteliğindeydi.
benim çocukluğumda eve gelen her hediyenin, hatta ambalaj kağıdının bile bir kıymeti vardı.
hala gelen hediyenin ambalajını itina ile açar, katlar kaldırırım. ihtiyaç olduğunda da çıkarır kullanırım.
son yıllarda promosyon anlamında mevsim kurak geçiyor. düşünün bir de ben reklam ajansında çalışıyorum.
masamda bir tane 2012 takvimi var. onu da ben yaptım, bir müşterimiz için. kendisi iş numunesi :)
elbet gidip kendime bir takvim ve ajanda edinebilirim. allah şükür onun hesabını yapacak kadar kıtıpyöz değilim. ama ne bileyim yeni yılda biri bir paket getirir içinden bir defter çıkar. sana özel değildir ama biri seni düşünmüştür işte. bu da her insanın hoşuna gider. en azından benim çok hoşuma gidiyor.
ne derseniz deyin.
"ayyy beleşçi tobi ya da banal tobi" deyin bana.
seviyorum işte kıçı kırık sıradan sürprizleri.
minicik de olsa "sizi de düşündük" promosyonlarını se-vi-yo-ruuuum :)))

22 Aralık 2011 Perşembe

zırtpırtcırt yönetmeni deyin bana...

kariyer planlamamı yaptım hedefime kitlendim.
"zırtpırtcırt yönetmeni" olmak yolunda kararlı adımlarla ilerliyorum.
çevrem yönetmenlerden geçilmiyor.
konulu, konusuz, konuksuz, tanıksız bir sürü film çevriliyor bu tasarım aleminde.
dedim; "benim neyim eksik hihoyt?"
"zırtpırtcırt yönetmeni" isim telif hakkı
sayın şipşakçı web yönetmeniz B. Şahin tarafından
şahsıma armağan edilmiştir.
dokunanı yakarım...

21 Aralık 2011 Çarşamba

cicik kuşlar benim olsun :)


bakın isim bile koydum.
onların adı artık cicik kuşlar.
yine kurabiyegillerden,
yine ilkay hanım'ın el emeği göz nuru
ve yine sevgiyle işlenmişler..

evet evrene pozitif sinyallar yolluyoruz :P
"ohhhm, cicik kuşlar benim olsun ohhhm"

20 Aralık 2011 Salı

kukimanyak oldum, hepimize hayırlı uğurlu olsun...

bilenler, bilmeyenlere anlatsın.
bilenlere söylüyorum; bildiğiniz gibi kurabiye kursuna gittim.
görmemiş bir kursa gitmiş, habire dillendirmiş demeyiniz lütfen.
mutfakla arası olmayan bendeniz için böyle atraktif çalışmalar,
clark kent'ten superman çıkması kadar ilginç.
bana inanmıyorsanız beyime sorunuz.
o kadar da değil demeyin, o kadar :)

neyse kurabiye kursuna gittim dedim ya,
o kurs sayesinde kayıp hamaratlık genimi buldum.
yemek becerisi makarna ve üç beş zeytinyağlıdan ibaret olan ben,
bebişkomu yatırdıktan sonra türlü türlü kurabiyeler deniyorum.
onları süslüyorum, onlarla deşarj oluyorum ve hepsinden önemlisi çok mutlu oluyorum.

kalite müdürüm böcüğüm ise
"aa, bu yamuk olmuş. bu çatlamış, bu eğimli olmuş sanki biraz" diyerek sürekli
kurabiyelerimizi imha ediyor.
sonra da "bu kurabiye aşkın en çok bana yaradı" diyor.

ilk heves mi, tutkuyla bağlanmak mı bilemiyorum ama ben bu kurabiye işini çoook sevdim.
cupcake ve seker pasta yapımını öğrenmek de planlarım dahilinde ama
sekerli kurabiyelerin picasso'su olmak hatta dali'si olmak gibi planlarım var.
çoook eğlenceliiii, yaşasııın...

bu arada kukimanya isimli bir site üzerinde çalışıyorum. bu kurabiye işi iyi hoş da, malzemeleri çok pahalı.
benim gibi heveslilere uygun koşullarda malzeme temini gibi bir misyon yüklenmeye karar verdim.
aynı malzemelerle pasta ve cupcake de süslyebiliyorsunuz.
finans ve arge konularında altyapı çalışmalarımı hele bir tamamlayayım,
kendime olduğu kadar çevreme de faydalı bir kukimanyak olacağımdır.
eylemlerim devam edecek, beni izlemeye devam edin anacığımmm :)

15 Aralık 2011 Perşembe

zişan asya'nın dişi çıktı :)







dün akşam aile arasında kızıma diş buğdayı organizasyonu yaptık. her zamanki gibi fotoğraf hafıza kartını evde unuttum. o yüzden kuzen tuğçe'nin objektifinden bir kare yayınlayabileceğim sadece. ama şimdilik :)
kızıma diş buğdayı çatlattık,diğer dişleri patır patır sağlıkla çıksın diye. başının üzerinden de 32 buğday tanesini sepeledik, 32 dişine de kavuşmak nasip olsun diye.
sonra kızımın önüne kitap, kalem, suluboya fırçası, tahta kaşık, telefon (ceren teyzesinin i-phone'unu koyduk ki, onu seçerse steve jobs olsun diye), makas, harici hard disk ve babasının tiyatro texti (tiyatrocu olur belki diye), spor ayakkabısını koyduk.
ve benim böcüşkomun seçimi ilk olarak tahta kaşık oldu. onu ivedilikle sol eline geçirerek sağ eliyle de kitaba uzandı. kitabı elinden bıraktığı gibi de suluboya fırçasını aldı.
sonuç olarak anlaşılıyor ki; tobi jr. master chef olacak, bunun üzerine yemek kitabı yazacak ama asıl mesleği olarak da pasta tasarımcılığını seçecek. hihihi :))

kuzumun ceren teyzesiyle diş kurabiyeleri yaptık. sevgili öğretmenimiz "kurabiyeden düşler- Ayşe"nin de bol bol kulaklarını çınlattık yaparken. kurabiyelerimizi poşetledikten sonra yukarıdaki etiketlerden yapıştırdık. diş buğdayımızı da küçük plastik kaplara koyduk. kabın çevresine yine benim hazırladığım bantları yapıştırdık. buğdayların üzerini fındık tozu ve renkli şekerlerle süsledik. diş buğdayımızın içine küçük altını temsilen 10 kuruş koyacaktık. 10 kuruşun çıktığı kişi de kızıma hediye alacaktı ama annane müdehalesi ile karşılaştık.
-"altın koymuyorsanız hiç koymayın. altını bulan kişi altını kullanarak bebeğe hediyeler alır. durup dururken kimseyi masrafa sokmayın" dedi. ee, biz de doğru söze peki dedik. gerçi kızımın düşünceli kuzenleri, yengeleri boş elle gelmemişler sağolsun. yine de bir sürü hediyemiz oldu :)

minnoşum pek bir mutluydu dün gece, evin kalabalığı ve gürültüsü karşısında biraz şaşırmış olsa da,özellikle önüne dizilen objeleri özgürce bızıklama fırsatı bulduğundan pek bir neşeliydi. misafirler gidene kadar uyumayan bıdığım saat 23.00 civarları uyudu nihayet. yorgunluktan bayılan miniğimi seyredip binlerce kez daha şükrettim.

ilk iki dişi için bu kadar tantana yaptık. 32. dişi için de babası kızına kısmet olur da araba alır inşallah, ben sıramı savdım :P

12 Aralık 2011 Pazartesi

de, de, de, de, de, de...

minik suratlı böcüğüm dün itibariyle dillendi.
durup dururken, birdenbire hecelemeye başladı.
son birkaç gündür tiss, tüss gibi sesler çıkartmaya çalışıyordu.

dün şakımaya başladı kuzum;
de, de, de, dee...
bab, bab, bab, baaab...
ge, ge, ge, ge...
ay, ayyy...

Allahım bugünleri de gördük ya, binlerce şükürler olsun sana.
o heceledikçe biz mest oluyoruz.
o minicik suratı nasıl yemelik oluyor, anlatamam.
heceledikçe yanaklarına gömülüyorum, ısırmamak için kendimi zor tutuyorum.
korkarım ki, böcüksu yakında benden korunmak için;
yeme, me, me, me...
git, git, git demeyi de öğrenecek :P

7 Aralık 2011 Çarşamba

cicikkolar :)

söz verdiğim gibi, diğer kurabiye tasarımlarımla karşınızdayım.
kpss engelini aşıp öğretmen olamadım ama,
bu işe çengel atıp kurabiye ressamı olayım diyorum, siz ne dersiniz ?
:D :) :P :O






5 Aralık 2011 Pazartesi

kurabiye canazoru oldum ben :)

canazor arkadaşım oslem'in deyimi ile ben de kurabiye canazoru oldum :)
cumartesi günü maksi hiper hatta hüpper eğlenceli bir gündü.
teşekkürler kurabiyeden düşler.
çok eğlendim, yepyeni şeyler öğrendim ve tabi ki öğrendiklerimi bir bir denedim.
o kadar saat iki denecik kurabiye mi yaptın? demeyiniz.
çok yakında diğer cici kurabiyelerimin fotoğraflarıyla karşınızda olacağımdır,
beni özleyin anacığııııım :)






1 Aralık 2011 Perşembe

iple çekiyorum...


neyi mi?
cuma akşamını tabi.
iş haftasının bitişini.
bu hafta çok zor geçti benim için,
sıkıntı ve muz kabuklarıyla dolu.
ipi çektim, çektim geldi,
şükür ki bitmesine çok az kaldı.
heyooo...

hafta sonu da kuzucuğumla,
2012 takvimi çekimleri yapacağız kısmetse.
objektifle arası pek iyi maşallah, şekil 1A'da görüldüğü gibi :)

30 Kasım 2011 Çarşamba

üç silahşörler ve cumartesi...


cerom ve oslem ve tabii ki bendeniz nikkentobi,
hep beraber elele tutuşup,
fotoğraftaki şirin kurabiyelerden yapma kursumuza gideceğiz.
başarılı olursam kuzumun diş buğdayında da bu cici kurabiyelerden yapacağımdır.
çok heyecanlıyım şimdiden, hiho hayyt.

29 Kasım 2011 Salı

aşkla...

"....
Neden veya nasıl olduğunu bilmiyorum bir gece sana "Odam kireç tutmuyor" türküsünü mırıldanmaya başladım. Bir kaç dakika içinde göğsümde uyuya kaldın. Göğsümde uyuman o kadar hoşuma gidiyordu ki seni beşiğine bırakamıyordum. Uyuyakalır da seni göğsümden düşürürüm diye korktuğumdan sabah kadar seni izliyordum. Her halde bir babanın uykusuzluktan keyif aldığı tek zaman kızının uymasını seyrettiği anlardır. Bu durum bir süre sonra alışkanlık haline geldi. Uyku saatin geldiğinde seni kucağıma alıp aynı türküyü mıraldandım ve sen uykuya daldın. Aramızda ki aşkın ilk tohumları da o zaman atıldı. Bu aşkın zamanla beni değiştireceğini ve bambaşka bir adam yapacağını fark etmemiştim o günlerde. "
diyor kızına aşık bir baba.
yine gözlerim doldu.
Allah sizi nazarlardan saklasın, tü tü tü maşallah...

28 Kasım 2011 Pazartesi

1,2,3 tıp...

ne ofis cumhuriyeti, ne de bizim evin halleri.
ikisinden de memnuniyetsizim, ikisinden de konuşmak istemiyorum.
sabah sabah canım sıkıldı.
miki mouse kulaklıklarımı takıp, sosyal iletişime kendimi kapatasım var.
günün ilerleyen saatlerinde belki biraz kendime gelirim.
en bi gumbilerimi okumak belki iyi gelir molalarda.

hem sonbahar, hem pazartesi hiç çekilmiyor vallahi :(

22 Kasım 2011 Salı

cızzt bızzt...

dokunmayın çarparım :)
havalardan mı, tabiatımdan mı bilinmez nasıl elektrikliyim bugünlerde anlatamam.
kapı kollarıyla kavgalıyız, orada çok güzel çarpılıyorum.
az önce patronumun elinden telefon alırken çarparım haaa, dedim.
çarptım :)
arada gidip ellerimi 5dk. lığına duvara dayıyorum,
fotoğraftaki böcük gibi olmayayım diye :P


fotoğrafın kaynağı burada statik elektrik oluşumunu da çok güzel anlatmışlar, sağolsunlar :)

21 Kasım 2011 Pazartesi

11 hiper hızlı sivilce, 1000 hiper düşünce...

perşembe gecesi yattım, cuma sabahı kalktim, nur topu gibi 11 sivilcem olmuş.
kafamın arka kısmına birden sivilceler doluştu.
-saçlarımı yeni mi boyadım?
-hayır.
-şampuanımı mı değiştirdim?
-yoo..
-alerji yapabilecek herhangi bir şey mi yedim? (mesela kavun)
-yoo, yemedim. zaten diyetteyim.
kaşıntıdan çok o sivilce batması var.
elim sürekli kafamda, millet bitlendim sanacak.

ama bu yeni değil. çocukluğumdan alışkınım aslında.
ne zaman sıkıntı bassa beni de sivilce basardı, elim sürekli kafamda olurdu.
yapma, etme, kaşıma demekten de anneme sıkıntı basardı.

büyüyünce geçmişti, ya da öyle sanıyordum.
ne sebep oldu anlamadım.

dürüst olmak gerekirse,
anlamamazlıktan da gelmiş olabilirim aslında.
bu aralar soldan soldan geliyorlar bazen.



hamilelikti, lohusalıktı, anne olmaya çalışmaktı, başarmaktı, başaramamaktı,
işe başlamaktı, aklının evde kalmasıydı vs. derken.
hayatımın tepetaklak olduğunu hissediyorum bazen.
tobi jr. büyüdükçe, sorumlulukları ve yorgunlukları arttıkça
kendimi bir hamburger köftesi gibi mengeneye sıkışmış hissediyorum.
o doğduğundan beri hayatım benim elimde değilmiş gibi düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi.
bazen işten çıkıp eve gitmek içimden gelmiyor. gönüllü mesai yapasım geliyor.
ya da çarşıya pazara çıktığımda vakit hiç geçmesin istiyorum.
sonra da böyle düşündüğüm için, bebişkoma harcadığım zamanı çok görüyormuşum
gibi geldiğinden dayanılmaz bir vicdan azabı çekiyorum.

böcük beyimle anlaşıp, cuma akşamını benim izin gecem yaptık.
iki haftadır cuma akşamı, yavru böcükle babası ilgileniyor,
ben de go'ya ya da ceromla buluşmaya gidiyorum.
aylak aylak takılmak, vitrin bakmak, havadan sudan konuşmak,
saat hesabı yapmamak bir nebze de olsa beni rahatlatıyor.
sonra da güzelim izin gecemi boşa geçirdiğim için hayıflanıyorum.
gece biterken keşkeler başlıyor.
keşke yeni aldığım masa örtüsünü dikseydim,
şu kitabı alıp okusaydım.
şunu bunu çizseydim vs. diyorum.

iki hafta hiç bana özel vaktim yok diye hayıflanıyordum,
şimdi de yetmiyor diye sızlanıyorum.
ne hissedeceğimi ya da ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum.
sürekli kendi kuyruğunu kovalayan şaşkın köpecikler gibiyim.
kafam kaşındıkça bunları hatırlıyorum, rahatlamam lazım.
ohmmm :)

17 Kasım 2011 Perşembe

2 tane yüz veya yüz tane 2 veya 200 tane bir...

nihohayyt.
bir tutam kekik ile hemencik sağ tarafta duran izleyici kutucuklarım 200 kişiyi işaret eder olmuş meğersem. ben de bu sebeple çok sevindirik oldum. bir tanelerim birleşip 200 tane oluvermişler.
kayıtdışı bir taneciklerimlerin de haklarını yemeyelim.
onları da toplayınca on yüz bin milyon baloncuk ediyor, hihuhuu:)
alişi bilmem ama benim daha çok saçım var daha çok ısınıyorum.
bir de sevinince cıvıtabiliyorum, mazur görünüz :))

16 Kasım 2011 Çarşamba

tek dişi çıkmış canavar :)



böcüşkomun alt çenesinde bir miniminnacık diş çıkıyor.
ilk pirinç tanemizin ucu cumartesi günü görünmüştü.
dün de, damağında beyaz bir çizgi vardı.
hemen dibiciğinde damağı beyazlamış. sanirim ikincisi de yolda.
çok sevindirik olduk, yupi ya yee...

jübile


dün akşam "cerom"la yeni diyetisyenimize gittik.
"eskisine ne oldu?" derseniz, bu yenisinin o kadar çok methini duyduk ki arkadaşlarımızdan.
dayanamadık aldık randevumuzu gittik.
diyetisyen konusunda maymun iştahlı olan diyet konusunda nasıl tutarlı olsun, diyor anacığım. :)

neyse yeni diyetisyenimiz cok sempatik.
yeni listelerimizi elimize tutuşturdu, 9 aralik gunune randevumuzu verdi gönderdi.
daha 30 m uzaklaşamamıştık ki, jübile fikri beynimize yerleşti.
"cake lounge" dan cupcake alıp lehmecun kaçamağı için "urfalı hacı dayı"ya gittik. ceren iki lehmecun yirken ben de bir kase çorba içtim. sonrasında da şekil1 A'da görülen şeker şeyleri mideye indirdik.
pişman değiliz :))

11 Kasım 2011 Cuma

11.11.11.11.11

2011'in 11. ayının 11. gününde saatlerimiz 11.11'i gösterecekmiş. aman da 1000 yılda bir olurmuş, aman kaçırmayalımmış.
epi topu 60sn'lik bir raslanti kaçırsam ne, kaçırmasam ne? nasıl yakalanır ki?
bu senekini ben kaçırdım yakalayabilenler varsa,söylesin.
bir işe yarıyorsa o dakikada saate bakmak, ben de seneye 12'ler için kasayım kendimi.
bayram telaşesinden sonra ne boş işler bunlar, yahu...

3 Kasım 2011 Perşembe

salya sümük...

hasta oldum.
pazartesi sabah hapşırmalarım başladı.
salı sabahı salya sümük idim. hemen soluğu aile hekimimizde aldım.
şu ara okullarda öğrencilere musallat olan virüsten kapmışım ben de.
emzirdiğimi söyleyince hemen antibiyotik ve parol tablet verdi. doktor dönüşü evde dinlendim.
dün sürünerek çalıştım. evde maske ile gezdim, bebişkomu kucağıma almamaya gayret ettim.
bugün daha iyiyim ama dün akşamdan beri benim küçük kuzumun burnu akıyor.
bir görseniz sümükleri akarken hissediyor, şaşkınlıkla gözlerini kocaman açıyor boncuk boncuk.
umarım böyle hapşırarak atlatır, daha ağırlaşmaz.
annesinin sümüklü böceğiii, sümüklerine kurban olrum ben seniiin :)

2 Kasım 2011 Çarşamba

iki şey...

feysbık'tan okudum. kuzumun neslihan teyzesi paylaşmış, kaynağını bulamadığımdan belirtemiyorum.
çok hoşuma gitti sizinle de paylaşayım dedim :)

İKİ ŞEY :
İki şey 'Kalitesiz insan'ın özelliğidir :
1- Şikayetcilik
2- Dedikodu

İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer :
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek

İki şey yanlış yapmanı engeller:
1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2- Hak yememek

İki şey kişiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

İki şey insanı 'Nitelikli insan' yapar :
1- İradeye hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak

İki şey 'Ekstra Değer' katar :
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek

İki şey geri bırakır :
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik

İki şey kaşif yapar :
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik

İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar :
1- Baskın yeteneği bulmak
2- Sevdiğin işi yapmak

İki şey başarının sırrıdır :
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek

İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır :
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık

İki şey milyonlarca insandan ayırır :
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek

İki şey gelişmeyi engeller :
1- Aşırılık (mubalağa,abartı,ifrat,tefrit)
2- Felakete odaklanmış olmak

İki şey çözüm getirir :
1- Tebessüm
2- Sukut (susmak)

İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır:
1- Anne
2- Baba

İki şey geri alınmaz:
1- Gecen zaman
2- Söylenen söz

İki şey ulaşmaya değerdir:
1- Sevgi
2- Bilgi

31 Ekim 2011 Pazartesi

tüm "koyun"ların bayramı kutlu olsun...

Cuhmuriyet Bayramı kutlamaları iptal edildi ya, kurban bayramı da iptal edilecekmiş.
bu vesile ile tüm "koyun"ların bayramı kutlu olsun.

29 Ekim 2011 cumartesi akşamı Nilüfer FSM bulvarında
50.000 Cumhuriyet insanı, çocuk yaşlı demeden Cuhmuriyet için yürüdü,
tüm engellemelere ve koyunlara inat...

28 Ekim 2011 Cuma

Anlık yaşıyoruz.. Bak, bir anlık...


dün akşam üzücü bir haber aldım. eski iş arkadaşım "nilüfer belediyesi konak kültür evi" teknik ekibinden sevgili "Serdar Şafak"ın geçtiğimiz hafta bir trafik kazasıyla aramızdan ayrıldığını öğrendim. aa, ne zaman, nasıl gibi sıradan sorularımı sordum ama ayrıntıları dinlemedim. nedense hiç inandırıcı gelmedi, şaka gibi derler ya, şaka gibi geldi.
bugün nette kanıt aradım, malesef buldum.
güle güle çöp adam arkadaşım, Allah rahmet eylesin, huzur içinde yat.

27 Ekim 2011 Perşembe

kaju-nmayın sakın!

geçen hafta salı akşamı çocukluk arkadaşım ayça'nın sürpriz doğum günü partisi için Nilüfer FSM'deki yeni açılan "kaju" isimli sözde arjantin restoranına gitme gafletinde bulunduk. arjantin restoranı olma iddiası nereden geliyor pek anlamadım ama bir keşif hevesiyle gittik. 12 kişilik kalabalık bir gruptuk. tobi jr. ve yamaç paşa da bizlerleydi.
çoluk çocuklu işten yeni çıkmış aç bir topluluktuk.
ama mekan işletmecisi, aşçısı ve garsonları sayesinde ıslah olduk.

ben diyette olduğum için ılık tavuk parçalı yeşil salata sipariş verdim.
eşim ise dana madalyon istedi.
masanın çoğunluğu tercihini pizza ve dürümden yana kullandı.
saat 20.00'de verdiğimiz siparişlerimiz 21.30 gibi teşrif etmeye başladı.
böcüğümün danası, bildiğiniz ekmek tahtasında servis edilerek geldi.
"aa değişik bir ambians olmuş hemen eleştirme" dediğinizi duyar gibiyim.
ama benim gördüğüm en az 10 sene kullanılmış ortasında geniş bir yarığı olan ve
neredeyse bir kayık gibi sallanan yurdum ekmek tahtasını siz görmediğiniz için çok iyimsersiniz.
et az pişmiş, hatta çok az pişmişti. dananın kanı çekilmeye fırsat bulamadan ateşe atılmış gibiydi.
onu görünce salata siparişi verdiğim için şükrettim.
sonra ona da pişman oldum tabi.

salatam 22.00 gibi masaya teşrif etti.
ondan 5 dk. sonra çatalım, ondan 10 dk. sonra da limonum geldi.
sanırım tavuklar arjantinden özel geliyor.
lezzet deseniz salata mı salata işte.
pizzacılar da oylarını gözümüzün nuru dominosa verdiler.

bebişkomun alt değiştirme maceramız da var ama onu anlatmayacağım.
yemek ve servis yetti bize, o eksiklikleri sallamadık bile.
sonuç olarak, böyle giderse tutunamazlar FSM'de.

bizi kaybettiler, hızlıca kendilerine çeki düzen vermezlerse daha çok şey kaybederler,
benden söylemesi...

26 Ekim 2011 Çarşamba

7. ay sonunda...


bu fotoğrafı bu sabah çektim.
elimdeki telefonu yakalamaya karar vermeden 2 sn. önce çektiğim karedir.
kuzumuz iki gün önce 7. ayını doldurdu. tam bir böcük oldu.
kumanda ve telefon avcısı.
telefonları mümkün olduğu kadar uzağında tutuyoruz ama kumandalar telefon kadar şanslı değiller :)
kumanda, koltuk kenarı gibi şeyleri ağzına sokmaya çalışırken,
onu bu nesnelerden uzaklaştırmak yerine "hayır" diyoruz.
yavaş yavaş tepki vermeye başladı.
en azından "hayır" dememle tekrar denemesinin arasında en az 10 sn. geçiyor.
bazen ağzına götürürken yan gözle de bizi kontrol ediyor.
gülmemek için zor tutuyorum kendimi ama azimliyiz, "hayır"ı öğreteceğiz :)

artık oturabiliyor. ellerinden tuttuğumuzda oturmak da kesmiyor direk ayağa da kalkıyor.
"emeklemeden yüreyecek bizimkisi" diyor babası. emekleme çalışmaları var ama şimdiye kadar sadece geri geri gidebildi.
ilerleyemediğinde bir sinirleniyor ki sormayın.
baktı oyuncağa ilerleyemedi, ulaşamadı, elleriyle "gel, gel" yapıyor.
anası kılıklı öyle ya da böyle anlatıyor kendini işte :P

sebze ve meyve püreleri yiyor böcük sultan.
en sevdiği ise yoğurt. bir de bebe püskeviti.
en sevdiği öğünün kahvaltı olduğuna bahse girerim.
ilk zamanlar rondodan sonra tel süzgeçten geçiriyordum püreleri.
şimdi sadece rondo yetiyor. arada minik parçalar kalıyor onları da yiyor.
ama işine gelmedi mi de havuç parçalarını diliyle dışarı itiyor.
çok uyanık çoook.
enginar, mercimek favorisi, pırasa ve kereviz haz etmediği yiyecekler.
az az kıyma katıyoruz öğle yemeklerine severek yiyor maşallah.
hafta sonu sakatatçıya gidip ciğerle ilk denememizi yapacağız.
sonra böbrek ve beyinle devam etme planlarım arasında.
ağız tadı bana benzediyse he türlü sakatati yer gibime geliyor ama babaya benzerse yandık :D

uykusu geldi mi mızık mızık hala.
inada binmediği günler en geç 22.30'da uyuyor idi.
dişleri kaşındığından son bir haftadır 23.00-23.30'dan önce uyumuyor.
allahtan gece uykusu eskisi kadar bölünmüyor. onunla birlikte anneciği de tos tos uyuyor :)

bu ara mama yedirme teknikleri üzerine deneyim kazandığımızdan,
bir mama sandalyesi edinsek mi acaba, diye düşünür oldum.
standart mama sandalyeleri yerine seyyar koltuk olarak da kullanabilirliği sebebiyle
"bumbo bebek koltuğu"nu araştırıyorum.
ülkemizde satışı yeni başlayan "bumbo"lar çok kullanışlı görünüyor.
en yakın joker mağazasına gidip bakasım var.
bilen, kullanan varsa yorumlarınızı bekliyorum.



bu cici bebeğin annesinin sitesi de burada. çok tatlı bereler örmüş bebişkosuna, çok beğendim:)

25 Ekim 2011 Salı

Lösev'den duyuru...

Sevgili Dostlar,
Lösemili ve kanserli çocuklar ile erişkin onkoloji hastaları depremden çok fazla etkilendiler.
Hastanelerde tedavileri yarım kaldı, ilaçları yıkılan evlerinin altında kayboldu.
Van aile komitemiz tedavisi yeni başlamış, ateşler içindeki bir hastayı hastane bahçesinde buldu
Ve Ankara’ya Lösante Lösemili Çocuklar Hastanemize yönlendirdi. Uçakla transferi sağlanıyor ve
Tamamen parasız en iyi tedaviler ile hayatını kurtarmaya çabalayacağız.
Ama geride çok sayıda lösemi ve kanser hastamız var. Onlarca hasta hastane bahçelerinde çadırda yatıyor.
LÖSEV’ kayıtlı yüzlerce kanser hastasının birçoğunun telefonu yanıt vermiyor.
Hiçbir lösemi ve kanser hastası soğukta çadırda – hijyenik olmayan koşullarda – yetersiz beslenerek
Yaşayamaz.

Siz de hem onlara hem de benzer durumdaki çocuklara destek olmak isterseniz yardımlarınızı LÖSEV aracılığı
ile bölgeye iletebilir, bağışlarınızı LÖSEV banka hesaplarına elden veya internetten yatırabilirsiniz.
Unutmayın ki; asagidaki posteri iletebildiğiniz hayırsever ve duyarlı kişi ile kuruluşların destekleri hayat kurtaracaktır.
Saygılarla…

LÖSEV Sosyal Hizmetler Birimi

24 Ekim 2011 Pazartesi

23.10.2011-13:42

sarsıntı,
yıkım,
toz bulutu,
korku,
şaşkınlık,
yüzleşme,
endişe,
bekleyiş,
gözyaşı,
soğuk,
açlık,
bilinmezlik,
çaresizlik,
acı...

dün Van-Tabanlı' da 7,2 şiddetinde deprem oldu.
arama kurtarma ekipleri, kızılay, asker, sivil herkes yardıma koştu.
biz televizyondan, CNNturk, NTV ve Habertürk'ten takip ettik,
diğer kanallarda normal yayın akışı devam ediyordu.
yarışma programları, entrika dolu yeni nesil türk dizileri doludizgin yayındaydı.

birileri hayatta kaldı, birileri öldü.
biz ise seyrettik.

tüm gün ev dışında olduğumuzdan biz depremden öğleden sonra haberdar olduk.
biz dünyadan bi haber iken annemler tüm gün Van Muradiye'de öğretmenlik yapan kuzenimi aramışlar.
telefon ağı çöktüğünden zorlukla ulaşmışlar.
sağlığının yerinde olduğunu öğrenmişler çok şükür.

dün gece kızım kucağımda uyurken dua ettim;
"Allahım sen kuzumu, kazadan, beladan, afetten koru.
evlatsız kalan analara, anasız kalan yavrulara sabır eyle,
merhametini eksik etme.
Sen ölenlere huzur, hayattakileri sabır ve dayanma gücü ver." diye.

korkuyorum,
bebeğim için, ailem için, kendim için.
eşini ve 4 aylık bebeğini kaybeden babanın acısını ta içimde hissediyorum.
içim kavruluyor.
dua ediyorum içimden;
"Allahım sen koru bizi, bizi birbirimizden ayırma.
bizi acıyla sınama." diye.
başka da elimden bir şey gelmiyor...

21 Ekim 2011 Cuma

bayramı yok, cadısı çok :)

ecnebi bayramlarına özenmem normalde ama şu cadılar bayramı yok mu?
beni feci baştan çıkarıyor.
fonda dış ses olarak annemi duyar gibiyim;
"bizim de şeker bayramımız var, işte al sana bayram".
olay, şeker değil anacığım.
olay, kostüm ve organizasyon.
ailece takım elbise, döpiyes, topuklu ayakkabı giyip iki dirhem bir çekirdek olmak yerine
vampir, hayalet, cadı, zombi falan oluyorsun.

çok eğlenceliii :) bu seneye yetişmez ama belki seneye tobi jr. ile
kostümlü kutlama yaparız kendi çapımızda :)

ecnebi bir ailenin cadılar bayramı hazırlığını sizlerle paylaşmak istiyorum. bu ailenin fertlerine ayrı ayrı bayılıyorum.












devlet babadan yalanlar...

Aslinda 87 sehit oldugu soyleniyor.
26'si resmen aciklandi.
Geri kalan 61 sehidi
gormezden gelmeyi mi planladi acaba devlet baba?
ya da gun gun alistira alistira mi
soylemeyi uygun gordu?

Umarim bu sayi sadece soylentidir.
Yarin bu soylediklerimden utanirim.
Umarim...

20 Ekim 2011 Perşembe

olmaz demekle olmuyor...

ölmez demekle de olmuyor.
şehitler de ölür, analar da kahrolur, reyna bile kapanır...

iki gün, bilemedin beş gün sonra unuttuğun sürece ne önemi kalır;
elinde bayrak çığlık çığlığa yürümenin?

sen 5'i de unut, 25'i de unut.
teröriste sayın diyen, sınır kapılarında karşılayan,
oturup hoş sohbetli pazarlık yapan adama gidip oy ver, e mi?
durmak yok, yola devam.
aferin size...

18 Ekim 2011 Salı

içiniz açılsın diye;

blog sayfamı yeniledim.
rengarenk, cıvıl cıvıl olsun, koşturarak gelen kış günlerinde
bir nebze sıcaklık olsun dedim.
banner'a çiçekler, kelebekler, çikolatalar, püskevitler koyarız da
tobi jr. koymaz mıyız?
kambersiz düğün, kuzusuz frambuazlı ruh pastası mı olurmuş?
köşeden bize muzur muzur baksın, gülsün istedim.

yazı fontumu hep özendiğim gibi en hareketlisiyle değiştirdim.
çok sevdim.
okunurluğu biraz düştü gibi geldi bana ama,
takdir sizlerin...

12 Ekim 2011 Çarşamba

diyet 1.hafta sonuçları

300 gr. yağdan vermişim. 200gr. sudan.
toplamda 1 haftada 500gr. vermişim, hem de göbişimden.
doktormuzun değerlendirmesine göre çok iyi değil ama kötü hiç değil.
yani açıklaması;
"iyi bir sonuç ama sakın şımarma, istikrarla devam et, cıvıma" demek :)
2 hafta sonra gorusecegiz hedefimiz en az 1,5 kq yağdan feragat.
çok azimliyiiim çoook.

aa azmimin ödülü olarak "bu hafta bir ikindi öğününe keşkül yiyebilirsin tatli olarak" dedi.
henüz değerlendirmedim, hafta sonunu bekliyorum. törenle yiyeceğim keşkülümü :))

6 Ekim 2011 Perşembe

en sevdiğim rejim, cumhuriyet rejimi :)


ama elimizde boğaz rejimi var. yeni adıyla sağyıklı zayıflama diyeti.
geçtiğimiz hafta cuma günü cerom beni doğum günü hediyeme götürdü. Bursa Acıbadem Hastanesi Diyetisyeni Petek Hanım'a gittik, elele tutuşarak. bir-iki hafta öncesinde bu konuda konuşmuş methini duyduğumuz bu diyetisyeni araştırmaya karar vermiştik. bu hararetli araştırmacı gazeteci moduna geçme sebebimiz ise ceromun çocukluk arkadaşımız gizem' i 38 bedenlik yeni haliyle görmesi oldu.
gizem, genç kızlığında bile 38 beden olmayan, 2 çocuk sahibi, uzun boylu ve etine dolgun bir bağyan arkadaşımızdır. dününü bilen bugün gizem'i gvrdüğünde şoka giriyor. ben utanmadan "liposuction mi yaptirdin" diye bile sordum. o da "Acibadem'de Petek Hanim'a gidiyorum" dedi.
Dedim sihirli değneği var herhalde bu kadının. ama değnek sallamak değil de değneği yutsan ancak böyle olur, diyerek az da olsa hasetlendim. neyse cerom da, dogum sonrası şımartayım ben arkadaşımı deyip Holyday inn'de Spa masajı ayarlasam mı, doğum gününe diye düşünürken; bir ampul yanmış kafasında. hemen almış randevumuzu.
işte geçen hafta velim cerom ile elele tutuşup gittik. halen bebiş emzirdiğim için protein destekli insafli bir listeyi verdi elime gonderdi.
81 kg.'ın 30kg. yağ imiş. max. 23 kg. olması gerekiyormuş. bu boya 19 kg. yağ yeterliymiş. yani ilk hedefimiz 23, ikincisi 19 kg. ilk hafta için hedefimiz 1 kg. yağdan vermek idi. bakalım bakalım sonuçta neler olmuş, göreceğiz. çok yakında :))

Güle güle Elma Kurdu...



hakkın ödenmez, boşluğun doldurulmaz gibi geliyor bana.
Kutsal Elma'nın efendisi toprağın bol olsun, nur içinde yat sen.

29 Eylül 2011 Perşembe

molotow kokteyli istiyorum...




yok anacım, koskoca ülkede molotow yok. bir tane distrübitör firma var. donut store diye. mail attık sipariş verdik.
- o renk yok, bu ebat yok. biz size beyaz yolluyoruz.
- dur canım kardeşim, biz beyaz istemedik ki. siyah istedik, mor istedik, yaldiz istedik.
- e onlar kalmadı, biz beyaz yollayalım.
- siparişi verirken neden söylemedin elimizde yok diye?
- öyle işte.
oldu gözüm, sen elinde kalanı yollayacaksan siparişi hiç alma. kafana göre yolla.
- a bu arada kalemler 6,5 lira degil, 9,5 oldu.
- e fiyat listesini sen yolladın yeni. TL üzerindendi hani.
baktın sipariş geliyor, euro da yükseldi. ee başka alınacak yer de yok, ittir ittirebildiğine.
ne bu kardeşim, sinir bastı vallahi bir haftadır.
"molotow yok, posca varmış, beha kırtasiyede varmış" dediler. sordurduk, kalmamış.
edding marka kumaş markörü varmış, araştırdık.kırtasiyelerin web siparişlerinde görünüyor, depolarında yok.

bu kalemleri genelde graffiti sanatçıları; duvar, çanta, şapka, ayakkabı boyarken kullanıyorlar. ben de kumaş üzerine uygulama yapmak istiyorum. hep aklımda olanları artık ortaya çıkarmak istiyorum. kumaşları çizebileceğim çıkmayan kalemlerim olsun istiyorum. çok mu yani, hı?

sıfır televizyon...

dün doktor kontrolümüz vardı.
7.5 kg ağırlığında ve 67 cm. benim küçük prensesim.
el, kol koordinasyonunu ve oturuş pozisyonunu oldukça başarılı buldu doktorumuz.
"kahvaltıya, hayvansal gıdalara, tüm sebzelere ve bakliyatlara başlayabilirsiniz" de dedi.
bugün leyla ilk yumurta ve labne peynirini verdi.
peynir günün favorisi seçilmiş ama yumurtayla pek hoşlaşmamış kuzucuğum.

günün diğer bir önemli bilgilendirmesi de televizyon seyretme konusundaydı.
doktorumuz en az 1 yaşına kadar "sıfır televizyon" dedi.
"seyretmeyecek, dinlemeyecek, açmayın yanında" dedi.
dinlenmeyeceklere radyo da dahilmiş. sadece sözsüz klasik müzik dinleyebilirmiş.

bebeklerin algısının üzerinde olduğu için bu uyarıcılar bebeğin zihninde karmaşa yaratıyorlarmış. duyduğunu algılama hızı ile gördüğünü algılama hızı tutmayınca algı güçlüğü oluşuyormuş.
daha geç konuşup, daha zor algılıyorlarmış. okul çağlarındaki algı ve dikkat bozukluğunun temelleri bebeklikte atılıyormuş.



dün akşam kızımın televizyona sırtı dönükken çok az sesle muhteşem yüzyıl'ı seyrettik.
neredeyse dudak okuduk diyebiliriz.
ana kucağında otururken o kadar mahsunlaştı ki bir ara,
elinde köpüşü ile uykuya bile daldı.
tv'sizlikten depresyona mı girdi acep, bu sakinlik hayra alamet değil derken farkettik ki,
ateşi yükselmeye başlamış kuzumun.
ee malum doktor kontrolümüzün yanısıra karma aşısı da vardı kızımın.
4 ayrı aşı oldu tabi ateşlemesi normal.
gece 3'e kadar vızıldadı, ağladı.
ateşi 38.2'ye kadar çıktı ama daha fazla yükselmediği için fitil kullanmadım.
ıslak tülbentle ayak tabanlarını ve eklem yerlerini sildim kuzumun.
yavas yavas atesi düştü, kucağımda uyuyakaldı.
salondaki kanepede uyuduk beraber 3 saat kadar.
sabah 06:30 'da uyandı, önce meme sonra mama,
7:30'da tekrar uykuya daldı allahtan yorgun böceğim.
10:30 civarları tatlı tatlı uyanmış böceğim.
hatta 10-15 dakika yatakta keyif bile yapmış.

tüm uykusuzluk ve yorgunluğa rağmen binlerce şükür ki, kuzum iyi.
Allahım sen devasız dert verme yarabbi.

"anne olunca anlarsın" derdi ya annelerimiz;
dün gece anladım...

23 Eylül 2011 Cuma

... ve titanik battı, herkes filikalara :)


dün akşam TiyatOR'un Uğur Mumcu Sahnesi'nde "karmakarışık" oyunu prömiyeri vardı. yani olması gerekiyordu ama olamadı.
son prova henüz bitmişti ki, sahnenin ortasına tavandan foş diye bir çağlayan aktı.
perşembeyi sel aldı, sahneyi su aldı.
kısaca dün akşamki yağışta tiyatroyu su bastı.
hem de ne basmak, bilek seviyesinde su var.
sanırsınız titanik.
kulis, sahne, salon her yer su içinde.

panik havası geçince pantolonları sıvayıp hemen ıslak dekor ve kostümlerin salondan çıkarmaya başladık.
zavallı montaj ekibi yorgunluklarını üzerlerinden atamadan, kurdukları dekoru tekrar sökmek zorunda kaldılar.
belediyenin üst yapısını gördük, umarız alt yapı bundan daha iyi durumdadır.
telefonla ulaşabildiklerimize bildirdik oyunun iptal olduğunu. ulaşamadıklarımızı da kapıda bekledik.
olan oyun ekibinin moraline oldu. zaten stres içinde idiler. şimdi bu stresleri iki katına çıkmış oldu.
oyun 29 eylül'e ertelenmiş gibi duruyor şimdilik.
sanki açık hava tiyatrosuymuş gibi yağmur yağmaması için dua etmeye başladık şimdiden :)

ben diyorum ekibe, üzülmeyin diye.
nazar çıktı nazaaar :D

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails