31 Aralık 2010 Cuma

malikanemizde yıl sonu kutlaması...

bu sene de, her sene olduğu gibi evdeyiz. neden mi?
en keyifli kutlamalar evde yapılıyor da ondan.

bir keresinde arkadaşlarla tabu oynayıp, gülmekten kırılmıştık.
bir keresinde arkadaşlarımıza gidip, yemekten patlayıp, harika sofra sohbetleri yapıp.
yine tabu oynayıp, mızıkçılık edip kudurup sonra da uyumuştuk.
bir keresinde annemlerle cümbür cemaat dayımlara gidip çocuklarla tombala oynayıp, çekirdek çitlemiştik.
geçen sene de tibet babam, serdar san, böcüüm ve ben yine süper bir sofra ve sohbet eşliğinde harika bir gece geçirmiştik.
23.45'te uyuklamaya başlamış, 00:05'te annemlerle telefonda iyi yıllar konuşması yapıp, herkesle vedalaşıp yatmıştım:)

gelelim bu akşama.

bu akşamın konsepti pijama-terlik-televizyon-ps3.
bizim gibi birkaç arkadaşımızn da programlarının aynı olduğunu öğrenince dedik ki;
"kapın gelin pijama ve terliklerinizi. bizim televizyonda buluşalım."
onlar da coşkuyla teklifimizi kabul ettiler.

akşamki menümüzü böcüüm oluşturacak. çünkü ben çalışıyorum, o tatil.
herşeyi onun üstüne yıkıp işe mi geldim? yooooo,dün akşam zeytinyağlı yaprak sarması yaptım.
bir de gidince hemencik ıspanaklı börek yapacağım:)
ona ise, ana yemek ve salatalar kaldı.

ee misafirlerimiz de içecekleri ve çerezleri kapıp gelecekler. ee, daha ne olsun.
yaşasın ev kutlamaları.
yıl sonu olması, sebep mi bahane mi bilemedim.

herkese iyi yıllar, iyi eğlenceler :)

aradığınız kişiye ulaşılamıyor...

yılın son iki günü itibariyle aradığınız kişiye ulaşılamıyor.
sebep sakarlık.

telefonumu dün sabah, ayıptır söylemesi klozete düşürdüm.
çekinmeyin, gülebilirsiniz. ben dünden beri gülüyorum kendime.
çünkü o sırada klozeti kullanmadığım gibi, en az 3-4 adımlık da uzaktaydım.
elimdeki kulak temizleme çubuğunu çöpe atmak için
hızlı bir sağa dönüş manevrası yaptığım gibi
elbisemin ön cebindeki telefon benim dönüşümle daha da hızlanarak uçtu.

uçtu uçtu, klozet kapağına çarparak sekti ve cup diye suya düşüverdi.

hemen elimi poşetleyerek daldırdım suya, telefonumu çıkardım. hemen ayak havlumuz üzerinde parçalara ayırdım.
silerek kurutmaya bıraktım.
ıyyk, igrençsin demeyiniz. dediğim gibi klozetle işim olmadığı gibi,
çamaşır suyuyla yeni dezenfekte etmiştim.
zaten korkum da kurumaması değil, çamaşır sulu suya maruz kalıp kalmadığı...

böcüüm bir telefon doktoruna götürecek kısmetse bugün. içini açıp alkolle temizleyip, kapatıp deneyecekler.
böcüüm, "kendine yılbaşı hediyesi telefon aldırmak için yaratıcı bir uygulama yaptın, tebrikler" dese de,
umarım telefonum ölmez, yaşar.
çünkü ben onu çoook seviyorum.
çünkü içinde bir sürü cici mesajım, videom ve fotoğrafım var.
böcüümün 2 sene önceki yılbaşı kutlamasında söylediği türkü,
derinimin mevlut goruntuleri, banyo videosu,
böcüümün damatlıklarıyla ilk fotoğrafı,
annişimin doğum günü videosu ve daha neler neler.
lütfen bozulmaaa, bana geri dön telefonuuum :)

29 Aralık 2010 Çarşamba

28 Aralık 2010 Salı

sabah sürprizi :)






kargo geldi, izmir'den.
nagişim ve dora'dan...

sabah sabah çok mutlu etti beni. nagiş teyzesi kızımın ilk yeni yıl hediyesini göndermiş. çok cici maymunlu bir body, ve tabii ki çizgili çok şık bir tayt. yaz sonu cici cici giydirip, poz verdirip yayınlarım kısmetse.

dedim "dur daha kendi gelmedi, şımartma bizi şimdiden" dedim ama "hiç üstüne alınma bu asya ile bizim aramızda" dedi, teyzesi.
çok şımardım:)))

yukarıda dora'mın muhteşem fotoğrafları var. eee annesi gibi güzel sanatlara pek yatkın, gördüğünüz gibi. resim, müzik... maşallah hepsinde bir harika. maşallah, teyzesinin çitlembiğine 41 bin kere hem de...

27 Aralık 2010 Pazartesi

masaüstümü temizledim...



dışarısı karanlık, içim daha bir karanlık.
baktım masaüstüm de çer çöp içinde.
silkineyim, kendime geleyim dedim.
öncelik çalışma alanımı düzenledim. bir de masaüstü resmimi değistireyim, noel ruhuyla ;)


birazdan meyve ve gazete molası vereceğim.
kuzucum göbiş taklalarına da başlar, biraz da onu dinlerim.
ohmmmm..

kış kış keçiler,
kış kış...

ohmmm...

sen anlamazsın, büyük sözü dinle...


yaşım 32 ama yeterince büyük değilim.
çocuğu yapabilecek kadar büyüğüm ama ihtiyaçlarına karar verecek kadar değilim.
bebişim daha doğmadan ailevi kuşak çatışmaları başladı.
odası, arabası, yatağına karar veremeden; "sen anlamazsın, ben bilirim"ler şimdiden başladı.
doğup da bakımı için görüş ayrılıklarında kızılca kıyamet kopacak herhalde.

bebeğimiz daha doğmadı ama mevlütünde giyeceğine karar verilmiş, tül ve kumaş bakılıyor.
bebeklerin süslü püslü gelin gibi giydirilmesine karşıyım, diyorum. sen karışma, deniyor.
ilk önce titreşimli park yatak alalım diyoruz, karyolası ve odasını sonra hazırlayalım diyoruz, diyorum.
neymiş öyle park yatak falan, ne kadar gereksizmiş.
bilmem kim şunu alın demişmiş, daha kullanışlıymış, yılbaşından sonra gelip bakacaklarmış.

"arabasını beğendik", diyorum. daha çocuk doğmamış, ne arabasıymış. hele bir doğsunmuş, bakılırmış.
"ama hastaneden çıkınca arabaya koltuğuyla oturtmak lazımmış kanunen " diyorum.
ne çok biliyorsun, biz kanunları araştırırz sen merak etme, oluyor.

heveslerim içime içime kaçıyor. böcüüm "sen istediğin gibi hayal et, kimseye kulak asma" diyor ama ben biliyorum.
son güne kadar birşey yapmayacağız sonra emrivakilerle yangından mal kaçırır gibi yaptırımlara maruz kalacağım.
aman ben doğumuma odaklanmalıyım, ne halleri varsa görsünler diyeceğim.
her zaman olduğu gibi yarım yamtalak, olduğu kadarlarla idare edeceğim.

ya da atağa kalkıp kafama göre yatağıydı, arabasıydı, alıp getireceğim eve.
ben bunu beğendim, kusura bakmayın diyeceğim.
binbir surat ve kaprise maruz mu kalayım, heveslerimi içimde mi patlatayım;
henüz karar veremedim.

fotoğraf

22 Aralık 2010 Çarşamba

neşeli şirinim ben:)


sabah rutin kontrolümüz ve gizli şeker testimiz için hastanedeydik, böcüümle.
uzun bir bekleyişin arkasından bir plastik bardak dolusu, çok şekerli suyu içip 1 saat sonra kan vermek için sözleştik. laboratuar hemşiremizle. o arada gidip doktorumuza gidip muayene bile olduk.
doktorumuz her zamanki gibi neşeli ve güleryüzle karşıladı bizi. ben bayılıyorum bu kadına. içimi ferahlatıyor gülüşüyle. ilk günden beri çok güven duyuyorum kendisine. Bursa'da hamileyseniz ve hangi doktora gitsem diye düşünüyorsanız, benim doktorumu şiddetle tavsiye ediyorum.
Özel Bursa Doruk Hastanesi doktoru Op. Dr. Sevil Paker.
reklamları geçersek, çok neşeliyim çünkülüm, kontrolümüz çok iyi geçti. prensesimiz 830gr ve 34 cm. herşey normal görünüyor dedi doktorumuz, sorularımızı cevapladı. paranoyaklığımı bildiğinden ben sormadan bir sürü konuda bilgi verdi. gülüş cümbüş bir randevumuzu daha geride bıraktık.
çıkışta kan şekerim için kan verdim, öğleden sonra arayıp sonucunu öğreneceğim. 140'tan aşağı çıkarsa "hiç bir sorun yok" demekmiş. bir de en son 3 sene once tetanoz aşısı olduğum için tek doz tetanoz vurulmamı söyledi. aşı takvimime aile hekimliğim kontrolünde devam etmem daha sağlıklı olurmuş. acilde de vurulabilirsiniz dediler ama şansımıza ellerinde tetanoz aşısı kalmamış. malum bebişlerin de aşı dönemi. hastane aşıda ağlayan bebek kaynıyordu:)
bebişimiz gayet sağlıklı ve bu dünyada bugünlük benden mutlusu yook:)

21 Aralık 2010 Salı

Sevgili Rana,
benim icin facebookta paylaşmış.
çok duygulandım, ofiste çaktırmadan ağladım bile :))

ANNELERE.....

Anne demek;


* Yenilen her lokmadan sonra alkış kıyamet koparan,şenlik havasına
bürünendir.

* Çıkan her pirinç tanesi diş için tüm hısım akrabaya telefon açandır.

* Tüm hafta hayalini kurduğu pazar kahvaltısına oturup asla yiyemeden
kalkandır.

* Sabaha kadar kırk sefer uyanarak,sabah kalkıp zombi gibi işe gitmektir.


* İşten eve geç gelmenin vicdan azabıyla bebeklerinin yanına kıvrılıp
saatlerce koklayandır.

* Tatil yapamamanın kitabını yazandır.

* Eskiden hergün uğradığı kuaförünün yolunu unutandır.

* Çaydanlığın kapağı ile pet şişeyi kapatmaya çalışandır.

* Parça pinçik olmuş pazar gazetesini birleştirip okumaya çalışandır.

* Gecenin bir yarısı gözü kapalı süt ısıtıp,gözü kapalı geri dönendir.

* Saatlerce leblebi parmaklı ayakları öpmekten sonsuz keyif alandır.

* Temcid pilavı tadındaki baby tv yi seyretmektir.* Bebek şef şarkısı
söyleyerek,fırsat bu fırsat deyip birşeyler yedirmeye çalışmaktır.

* Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak,mısırı tanelere ayırmaktır.

* İşten yeni gelmiş ve içeri ilk adımı atmışken,"Anne atttaaaaa"
sözleriyle çark edip,en yakın parkın yolunu tutmaktır.

* Anne demek bebek havuzunda yüzmektir.

* Başka bir anneyi nerede görürse görsün "Seni çok iyi anlıyorum tatlım
"bakışı atandır.
* Aşı takvimini ezbere bilendir.

* Kazara kendi için alışverişe gidip nasıl olduysa bebek kıyafeti dolu
poşetlerle geri dönendir.

* Ne kadar sert olursa olsun hayır demeyi beceremeyendir.

* İşe yetişmek için düğmelerini bahçede ilikleyendir.

* Uyduruk ninni besteleyendir.

* Çantasında sürekli Oyuncak kurbacık,ıslak mendil ve kreker taşıyandır.

* Son teknoloji telefonu denize atıldığında ,diken diken olmuş her bir
saçına rağmen,annecim telefonlar yüzemez diyebilendir.

* Anne demek eskisinden bin kat daha güçlü olmak demektir.

* Anne demek hayatının sonuna kadar ve sonunun da ötesinde birileri için
endişelenmektir.

* Anne demek iki küçük melekle,gururla, küçük dağları ben yarattım edasında yürüyebilmektir.

* Anne demek yüreĞini parçalara bölüp herbir parçayı özenle onlara sunmaktır.

* Anne demek 9 ay karnında taşımak değil,ömrünün sonuna kadar yüreğinde taşımaktır.

Alıntı

18 Aralık 2010 Cumartesi

tematik kaos

temamla bozdum kafayı.
yok bi türlü istedigim gibi olmuyor.
hazır şablonda bile bir istikrar yakalayamadım.
güya tasarımcıyım, peh.
gelgit aklim zevkime müdehale ediyor.
sonunda karman çorman şeyler çıkıyor.
bir süre sapsade takılmaya karar verdim.

başlangıç zihnimize dönelim, ohmmmm...

basit güzeldir, ohhmmmm...

15 Aralık 2010 Çarşamba

av mevsimi...


profesyonel oyuncu kadrosu, "cem yılmaz"ın inanılmaz performansı, müzik, görüntü bir harika...

tek problem sinema filmi olarak başlayan film, dizi film edasında sona eriyor. filmin 3.çeyreğinde sonunu tahmin ediyorsunuz. hikayenin orjinaline sadık kalalım istemiş de olabilirler de, bu kadar da belli edilmez ki..
senaristimiz ve yönetmenimiz türk izleyicisinin zekasına güvenememiş;
"daha komplike hale getirmeyelim, anlayamayabilirler" demiş herhalde. herkes "filmin sonun tahmin ettim, yaşasın" deyip sevinsin istemiş, diye tahmin ediyorum.
tahmin edilebilirliğinin hayal kırıklığı dışında gerçekten hoş bir filmdi. müzikler ve cem yılmaz'ın döktürdüğü türküler çok güzeldi.

cem yılmaz bildiğiniz gibi değil.
gerçekten deli, laz bir polis.
"idris" (cem yılmaz) hayatının dramasını yaşıyor.
malesef sinema salonundaki izleyicilerin çoğu gülüyor.
neden?
çünkü işin içinde cem yılmaz var, ağlaması bile komiklik olarak algılanıyor ister istemez.
idris özel hayatının başaşağı gitmesine dayanamıyor, kafayı sıyırmak üzere. izleyici gülüyor.
hani derler ya, güleriz, ağlanacak halimize diye, aynen öyle...

herşey bir kenara, oyunculuklar harika.
Deli İdris, Avcı Ferman, Çömez Hasan, Asiye...
yok, yok siz kimseyi dinlemeyin. gidin bir görün.
ben tavsiye ediyorum.

13 Aralık 2010 Pazartesi

dilek listem ve gerçekleşenler

geçen sene pino'nun hazırladığı dilek listesinden kendime de bir tane doldurmuştum. bu sene de hazırlamış, onu da dolduracağım ama şimdi değil.
şimdi geçen seneki dileklerimi ve olanları mercek altına alalım.

1. madde: yavru yumuk ev köpüşü.
köpüş alamadık ama ev bebişi yaptık. kımsetse 2011'de kavuşacağız. dilek olmuş, sayabiliriz.
2. madde: çizgili kociman çalışma odası.
kociman bir eve taşındık. çizgisiz dağınık bir çalışmama odamız var. bu dileği de olmuş sayalım.
3.madde: bahçeli bir ev.
işte bu olmadı. bakalım kısmet. 10 sene içinde olmasını umuyorum.
4.madde: kaykay yada paten. önce kayabilmek için düzgün, deliksiz ve tehlikesiz bir yol ya da pist dilemek gerekiyormuş. yeni evimizin olduğu yollar gayet düzgün. göbiş ve benim için kaymak gayet tehlikeli bir aktivite artık. bu dilek de olmadı, olamadı.
5.madde: maaşa zam, işe devam. kriz bizi teğet geçti şimdilik. bu dilek de oldu:)
6.madde: nikkentobi ürünlerinin satışa çıkması. işte bu bir dilek değil, ütopya. satıştan önce, imal edilmeleri gerekliliği konusunu atlamışım biraz. 15 sene içinde, inşallah.
7.madde:6.ya bağlı madde, bu da olmadı.
8.madde:ailemle aynı şehirde yaşamak dedim tersi oldu. nurtopu annem bodrum'a yerleşme kararı aldı. ablam gölcük-bursa arası mekik dokumaya başladı. babamın işleri sebebiyle annemler en az bir sene daha bursa'ya gelemiyorlar. bu da olmadı.
9.madde: hihihi bu madde yüzünden çok azar işittim. "ulu orta yazmasana kızım, silsene şunu yaaa" diye tacizlere maruz kaldım. sonuç; bu dilek de olmadı. evrenin suçu yok, bizim hatunun niyeti yok :P
10.madde: bakın bu oldu. bereketimiz doldu taştı. jr. yolda, daha ne isteriz? :))
11.madde:berkitom askerden geldi, iş buldu, evine yerleşti bile. artık dileğimiz mürüvveti üzerine olacak:)
12.madde:hah, tamı tamına 5,5 aydır sigara içmiyorum. hiç de canım istemiyor:))

"At Doğuran Savaş" ve TiyatOR

provasıydı, afiş tasarımıydı derken, çekirdek ailemizce içinde olmaktan gurur duyduğumuz TiyatOR ekibinin muhteşem görüntüleriyle sizleri başbaşa bırakıyorum.








huzur istiyorum...


evde, ofiste, otobüste, telefonda huzur istiyorum.
huşuu içinde uyumak, uyanmak, yola çıkmak, çalışmak, kavuşma heyecanı ile evime gitmek istiyorum.

çok gerginim, her an herkese patlayabilirim.
çevremde pek çok kişiye biriktidiğim öfke tomurcukları var.
arı kovanına çomak sokmak usulü tavırları var ki, yaa sabırrr diyorum.

patlarsam biliyorum, yine suçlu ben olacağım.
tahammülsüz, agresif, uyumsuz ilan edileceğim.

dudaklarımı ısırıp, kulaklıklarımı takıp kendimi soyutlamaya çalışıyorum herşeyden.
kendimi işime gömüp bir an önce akşam olmasını diliyorum.
eve gidip, kimseyle konuşmak zorunda kalmadan uyumak istiyorum.
ne gücenen, ne kırılan olurdu çevremde.

mümkün olsa, ne güzel olurdu.

illustrasyon:http://tarelkin.deviantart.com/

10 Aralık 2010 Cuma

bir şeye de itiraz etmediğin bir günü görecek miyim, acaba?

böcüüm bana der: "masallah çarşı, herşeye karşı" diye.

ama yok ben o kadar değilim.

nincanın yerine gelen yeni arkadaşımız. çok iyi allah bozmasın. insaniyetli falan ama herşeye bir itiraz durumu var ki, bazen dayanamıyorum. kulaklıklarımı takıp soyutlamaya çalışıyorum kendimi ortamdan. sıkıntı basıyor, duydukça.

fotoğrafçı ne biçim çekmişmiş, bu bilgisayarda hiç arşiv yokmuş, o site dandikmiş, bu öyleymiş, şu böyleymiş. bu beğenmezlikleri. bende de otomatik savunma tepkisi oluşmaya başladı. yok o öyle değil, şu sebepten, bunun işleyişi bu gibi demekten, sürekli boklamalara karşı aklama stratejileri geliştirmekten yoruldum artık.

bir de itiraz durumları var. peynir resmi lazım oldu geçen hafta bendeki arşivden ayıklayıp, vereyim dedim. o konsept arıyormuş. "iyi bir bak, içlerine beki işine yarar birşey çıkar. "diyorum. sonuçta kullanıp kullanmadığını bilmiyorum çünkü yardım etmekten vazgeçtim. ne halin varsa gör misali, "nasıl biliyorsan öyle yap" dedim.

tamam iyisini sen bil, en iyisi sen ol. itirazım yok. işte rekabetten oldum olası nefret ederim. ben takım adamıyımdır. ekip çalışması severim. yardım isteyenin yanına koşarım. işim olmasa da gerekirse gecelerim, sabahlarım, gocunmam. iş bitmelidir ve benden yardım istenmiştir. böylesi bir salak olduğum için, çok çektim zamanında. ne yazık ki hala da akıllanmamışım.
bırak, ne karışıyorsun. herkes kendi bokunda boğulsun. sanane tobi, sanane...

yine birşeylerden bahsediyorduk. mr. hope, ben, mr.itiraz.
mr. hope'un zihni sinir projelerinden birini konuşuyorduk. yok, o iş olmazmış, zırtmış, zortmuş. en sonunda dayanamadım; "bir şeye de itiraz etmediğin bir günü görecek miyim, acaba?"deyiverdim.

hiç tepki vermedi.
ya, anladı. ya da anlamazlığa geldi.
göreceğiz...

ya hormonlarım kudurdu gene, heyheylerim toplandı başıma.
ya da, sabrımın istinad duvarları inceldi.
neymiş?
göreceğiz...

kar yağıyoooooor :))



kar tutar da kardan ayı yaparız yine, inşallah. kardan snoopy de olur. 1978'de bir grup çocuk, uğraşmış yapmış:)

daha sabah rüzgar, yağmur, fırtına mağduru olarak sırılsıklam ofise geldiğimde, kışa lanetler okuyordum.
ama;
kar yağmaya başladı ve pozitif duyguyar sardı etrafımı.
karyağıyooooor, yaşasıııın:)

kızım bile hissetti neşemi. içeride kıpır kıpır, maşallah.
oppidi oppidi, kar yagsin oppidi:))))

7 Aralık 2010 Salı

sana bayılıyorum...

sadeliğine, ifade tarzına.
basit, güzeldir. sen yapınca daha bir güzel.
stephane tartelin, sen bir tanesin:))



6 Aralık 2010 Pazartesi

Ayşe Öner ile bebeğim olacak semineri...

cumartesi is çıkışı, hatta bir yarım saat öncesi böcüüm beni aldı, korupark'a bıraktı.
danışmadan seminerin 4. katta yapılacağını öğrendim. çıktım, bir baktım satranç federasyonunun salonunda yapılıyormuş. yani 4.bursago turnuvasını düzenlediğimiz salon. bir anlığına geçtiğimiz haziran ve turnuvaya dönsem de heyecanla seminere odaklandım. girişte kayıt masasında karşılandık. seminer, mustela'nın sponsorluğunda olduğu için, katılımcılara mustela ürünleri, numuneleri ve bilgilendirici broşürleri ile küçük bir paket hazırlamışlar. sağolsunlar, nezaketleri ve hediyeleri için...
salona girince kendime orta kısımdan oturacak bir yer seçtim. salonun henüz yarısı dolmuştu ben gittiğimde. 15 dk. içinde, salon doldu hatta beklenenin dışında katılım olduğundan sandalye eklemesi de yapıldı.
ve sahnede Ayşe Öner...
çok sıcak ve samimi bir insan. hamilelik ve doğum üzerine konuştu. bizlere nefes egzersizi yaptırdı. diyaframdan nefes alıp-vermenin kasılmalardaki etkisinden bahsetti. gebelik egzersizlerinden birkaç hareket gösterdi ve yaptırttı. konuşmasını bitirdiğinde, "bir ara verip daha sonra bebeğinizi emzirmekten ve ilk banyosundan bahsedeceğiz" dedi.
demesiyle hurrraaa, gözü dönmüş, hatta kıtlıktan çıktığını sandığım hamilelerin bir kısmı arka kısımda bulunan yiyecek standlarına hücum ettiler ki, henüz konuşma daha bitmemişti. Doruk Hastanesi Uzm. Doktoru Melike Yıldırım, doğum ve hamilelik hakkındaki sunumunu bardak, çanak sesleri arasında yapmak zorunda kaldı. hamile kalmanın görgüsüzlüğü arttıran hormonlar salgılattığını bilmiyordum, öğrendim. gerçek mola verildiğinde yiyecek standı bomboş olduğu gibi, sözkonusu hormon patlaması yaşayan hanımlar sponsorlardan huggies'in dağıtmakta olduğu yenidoğan bebek bezine doğru hücumdaydılar.
ben ofiste yemek yiyememe olasılığımı düşünerek meyve öğünümü biraz erkene almıştım. o sebepten açlık hissiyatı içerisinde değildim. mola hakkımı hücumdan kaçınarak tuvalete giderek kullandım.
mola sonrası rehavet yaşasam da biraz salonda gezinerek, kendime geldim. seminerin doğum sonrası ilk günlerde yapılması gerekenler etabını dinlemeye başladık. geçtiğimiz hafta d&r'dan ayşe hanım'ın kitabını almıştım. kitapta anlattıklarının özetiydi anlattıkları. uygulamalı gösterimleri ise harikaydı.

bir ara bebikim doğsa da, uygulasak diye gaza bile geldim:))
akşam böcüküme aldığım notları birbir anlattım. ilk emzirmeydi, banyoydu, göbiş bağıydı...
ne kadarı aklında kaldı baba adayımızın, bilemiyorum ama, yılmak yok beraber öğreneceğiz :)

www.ayseoner.com.tr adresindeki bu yararlı videoları izleyin ve izletin der, şiddetle tavsiye ederim:
http://www.ayseoner.com.tr/node/89
http://www.ayseoner.com.tr/node/96
http://www.ayseoner.com.tr/node/88
bu arada ayşe hanım, önümüzdeki 4 hafta boyunca salı günleri tv8de ebru şallının programına konuk olacakmış. orada da uygulamalı gösterimleri olacakmış, bilginize...

2 Aralık 2010 Perşembe

at doğuran savaş ve TİYATOR



TİYATOR yani, Oyak Renault Tiyatro Topluluğu...
dün akşam "uğur mumcu sahnesi"nde ilk gösterisinde "at doğuran savaş" adlı oyunu sergilediler.
muhteşem performanslarıyla, harikaydılar ve dakikalarca ayakta alkışlandılar.

afiş, davetiye ve program tasarımları bendenize,
dekor ve kostüm tasarımı Aslıhan Pekün'e,
koreogreafi Arzu Somers'e,
ses ve müzik Olcayto Gönder'e,
ışık tasarım Mustafa Yıldırım'a aitti.

bu muhteşem oyunu ve oyuncularını yaratan kişiyi de unutmamak lazım.
24 amatörden 24 oyuncu ortaya çıkaran, yüce isim ise;
Ahmet Somers idi.

ve elbette oyuncular. onlar harikaydılar.
olymposun tanrı ve tanrıçaları gerçekten yeryüzüne inmiş gibiydi.
övünmek gibi olmasın, benim böcüümde o sahnedeydi ve
tiyatro dünyasının en karizmatik ve en yakışıklı agamemnon'u da,benim beyimdi.
bence :)))

yorucu ama mutluluk ve heyecan dolu bir geceydi.
9-15 aralık gosterimlerinin davetiyeleri simdiden tükenmiş. 22 aralık için davetiye yapmamı rica ettiler benden.
oyunun AVP'de de oynanması için çalışmalar başlatıldı. şaka maka, bizimkiler kapalı gişe oynuyorlar.
allah, nazardan saklasın. tü tütü maşallah:)))

1 Aralık 2010 Çarşamba

önce maşallah demeyi unutmayalım :)


sizi müstakbel kızımla tanıştırayım.
tobi jr...

epeydir postlarım bebek kokuyor, biliyorum. üçlü ve kardiyo testlerimizi sağ salim atlatmayı bekliyorduk. allaha şükür 5.5 ayımızı tamamladık. tobi heyecanını içinde tutamazdı, hayırdır 5.5ay sesi çıkmamış derseniz; çıktı, çıkmaz mı? ama bu adreste.
aman ilk üç ay geçmeden kimseye söylemeyelim.
aman 5. aya bir gelelim, derken;
en nihayetinde dün kalp ritmlerimiz kontrol edildi. doktorumuz "şimdilik herşey normal ve yolunda görünüyor" dedi ve biz de bir "ohh" dedik.
daha ne diyeyim. artık,en bi mutlusundan anne adayıyım ben. :))

mustela ile "bebeğim olacak" seminerleri

mustela ile "bebeğim olacak" seminerleri bursa ayağı, 4 aralık cumartesi günü bursa korupark avm'de yapılacak. ilk başta mustela nedir ki diye tereddüt etsem de, sonradan hamileler için çatlak kremi markası olduğunu öğrendim. cahilliğimi mazur görünüz. ben sadece "lierac" ve "vichy"den haberdar idim. ee, ne demişler; bilmemek değil, öğrenmemek ayıp. :)
katılmak için 0 216 386 38 13 'ü arıyorsunuz. isminizi ve telefon numaranızı verip, kendinizi kayıt ettiriyorsunuz. herhangi bir katılım ücreti alınmıyormuş.
katılımcı uzmanlardan biri ünlülerin doğum hemşiresi olarak da bilinen Ayşe Öner. diğeri ise Doruk Bursa Özel Hastanesi
Kadın doğum uzman doktorlarından Melike Omak Yıldırım. açıkcası ben çok merak ettim. kaydımı da yaptırdım. yalnız baba adaylarının da katılıp katılamadığına dair bir bilgi verilmemiş. onu da öğrenirsem, böcüümü de peşim sıra seminere götürebilirim :))

29 Kasım 2010 Pazartesi

kayra gelmiş, hoşgelmiş...

10 kasım'da karar vermiş, "e hadi ver bakalım elini doktor amca çıkmama yardım et" demiş ve heyecanla yollarını gözleyen anneciğine sağ salim kavuşmuş.

annen ve babanla sevgi ve sağlık dolu koca bir ömrün olsun...


çok çok çok cici...
ayrıca çok yaratıcı ve akıllıca.

şahsen tobi jr. için böyle bir sürprize hayır demem.

26 Kasım 2010 Cuma

"mahfel" SATILAMAZ...



yıl 1994.
henüz lise son öğrencisiydim. yarım dönem önce Bursa'ya taşındığımız için pek kimseyi tanımıyordum.
hafta sonu üniversiteye hazırlık için Tan dershanesine gidiyordum.
kıvırcık saçlarımı ortadan ayırdığım, her nedense kambur ve kafam önde, walkmansiz dışarıya adım atmadığım zamanlarım.

bir gün dershanedeki ders çıkışı arkadaşlarımla mahfel'e gittik. 1-2 saat oturduk ama fazla konuşmadık. hep dinledik, seyrettik. yan masamızda oturan üç kişinin yaş ortalaması yaklaşık 70 civarları, bizim masanınki ise taş çatlasa 16.

ne zaman kafam dağınık olsa, soluğu mahfelde alırdım. sessizce oturup, sıcak bir çay eşliğinde çevremdekileri izlemeye...

salaş ve kendine özgü bir havası vardı, mahfel'in. birgün mahfel'i yaktılar. güya elektrik kaçağıymış. hiç inanmadım.
yandığını televizyondan seyretmiştim. içim cızlamıştı.
yarısı gitti, yarısı kaldı. giden yarısını mado yaptılar.
kalan yarısını da şimdi kebapçı yapmak için uğraşıyorlarmış. yeni duydum yine cızladı içim.
işe yarar mı bilinmez ama,
cumartesi saat 17.00'de çay içme eylemi'nde setbaşı-mahfel'de olacağım.
mahfellilere duyurulur...

mahfel'in satış habeerleri medyada da yankı bulmuş durumda. ne mutlu ki, birileri de bizim gibi mahfel'e ve tarihe sahip çıkmaya çalışıyor;
Peki Mahfel’le ilgili kaygılar yersiz çıkmazsa ne olur?
Orhan Kemallerin, Oktay Akbalların, Sebahattin Alilerin uğrak mekanı asırlık tarihi çınar Mahfel, göz göre göre yok olur.
Bu biirr…
Kentin en değerli bölgelerinden biri olan ve yeşil alan olarak gözüken güzelim bölge, birilerine peşkeş çekilmek suretiyle ranta açılır…
Bu ikii…
Bursa’nın merkezinde nadir yeşil alanlardan biri katledilerek, yerine beton yapılar yükselir.
Bu da üççç…
Yani, tarihimizi yok eder, mirasımıza ihanet ederiz.


diyor, Mustafa Özdal.

24 Kasım 2010 Çarşamba

pratik baba ödülü


sevgili tubiş ve hakan'ın ortak mahsülü olan minik prensesimiz begüm'ün pratik babası hakan'a verdim, ödülü...
haksız mıyım?

hamaratlık hevesim geldi

dikiş makinemi ablamdan almayı başarabilirsem ilk olarak yeni mutfak masamıza örtü dikeceğim. o yüzden cumartesi öğleden sonra kumaş avına çıkacağım.

yeni evimizin yeni mutfağı genişcene olduğu için ikea'dan jokkmokk masa-sandalye setini aldık, cici mutfağımıza.
şimdi onu süsleme zamanı.
masa örtümün kumaşından, dört tane de yastık yapmayı planlıyorum.
ablam "hazır yastık alalım, kumaşıydı içiydi derken aynı maliyete geliyor" dedi.ama masası ile takım olsun diye aynı kumaştan yastıkları ben yapacağım.
tamam, kabul.
dikiş makinemle birlikte beklediğim performansı gösteremedik ama uğraşmadan, denemeden de öğrenemem ki.
annem ne zaman birşey yapmaya kalksam; "sen beceremezsin, bırak ben dikerim" deyip, elimden alıyor denemelerimi.
kötü niyetle yapmadığını biliyorum elbet ama hevesim de kırılmıyor değil.
bu sefer kararlıyım kare yapmaya çalışırken üçgen dahi olsa, düz yerine yamuk da olsa, masa örtümü ve yastıklarımı ben yapacağım.
onlarla pratik ettikten sonra, tchibonun bu haftaki konseptinde gördüğüm yeni yıl kurabiyelerime uygun küçük sepetcikler yapmayı planlıyorum. bakalım, bakalım :)))

örtmenler gününüz kutlu olsuuuun...


öncelikle sevgili ablacığımın ve öziciğimin öğretmenler gününü kutluyorum.
iyi ki varsınız...

ve geri kalan tüm iyi dileklerim;
küçük beyinlere bilgi yığmaktan çok düşünmeyi öğreten
ülkemin genç, olgun tüm öğretmenlerine gelsin,
iyi ki varsınız...

12 Kasım 2010 Cuma

bir çocuğun hayatından daha değerli ne olabilir ki?



ithal kurban alıp da birilerinin zenginligine katkıda bulunacağınıza, kurban bağışınızı Lösev'e yapmaya ne dersiniz?
düşünün;
bir çocuğun hayatından daha değerli ne olabilir ki?

hepinizin, kurban bayramını kutlar, sevdiklerinizle nice bayramlar geçirmenizi dilerim.
tatil sonrası görüşmek üzere :)))

9 Kasım 2010 Salı

Modazon 1.sezon başladı.


www.modazon.com

oyyy, yirim seni beeen...

yavru fillere ve yunuslara zaten bayılıyordum. bir de şu anne karnında olan hallerini görünce, daha bir bayıldım. baksanıza şu masumiyete.
yirim ben onu, yirim.



6 Kasım 2010 Cumartesi

kesin birinin ahı tuttu...

bugün 3.günüm.
hastayım ve tam 3 gündür sesim kısık. yok çıkmıyor.
zorladığımda ise acıma ve yanma hissi var, boğazımda.
çok konuştuğum için biri canından bezip,
ah etti hehalde diye düşünüyorum :)
bronşit-faranjit karışımı ÜSYE olmuşum.
perşembe doktora gittim, 7 gün kullanımlık antibiyotik va şurup verdi.
gidip reçetemi kendi doktoruma da onaylattım. paranoyaklıkta son nokta.
artık iki doktor görüşü olmadan aspirin almıyorum, dermişim :))
perşembe öğleden sonra ofise uğrayıp, doktor kararı ile istirahate çekileceğimi bildirdim. 2,5 gün işe gitmeyecek olmanın vicdan azabı ile yanıma evde yapmak için iş bile aldım ama, ancak bugün ayaklanabildim biraz. biliyorum ki, böcüüm pazar dönüşü beni bilgisayarda yakalarsa kıyamet kopacak. napiim işler birikecek, pazartesi yarı iyileşmiş halde hepsi üzerime çullanacağına, evden biraz olsun azaltayım dedim. bakalım bakalım beyim gelmeden ne kadarını yapabileceğim :P
şimdilik izninizle. beni özleyin anacığııım :))

3 Kasım 2010 Çarşamba

bademciklerim gıdıklanıyor :(


biraz da yanmaya başladı. burnum da uyuntu uyuntu kaşınıyor.
nezle veya grip oluyorum, sanırsam galiba.

oysa ki, kaçtım, saklandım, kolonyalarla dezenfekte ettim kendimi habire.
ellerimi yıkamaktan derilerim soyulacak neredeyse. yok, yok...
gene buldular beni hayın mikroplar. daha da ağırlaşmadan önlem olsun diye;
kendimi c vitamini ve bitki çaylarına gömdüm, sabahtan.

ada çayı yapraklarını fincana atıp, bolca limon sıktıktan sonra elma kabuklarını da tepiştirmek ve
tepesini çay tabağı ile kapatmak suretiyle boğaz yumuşatma formülümü demlenmeye bıraktım.
ilkel yöntemleri bir kenara bırakıp, kendime şu kapaklı süzgeçli seramik fincanlardan alma zamanım gelmiş sanırım.
telefonuma not ettim. bir sonraki boyner veya YKM ziyaretimizde bakacağım.

babişimin her grip olduğumda
"mikrop, mikroba bir şey yapmazdı ama aranız bozuk herhalde" der ki,
muhtemelen akşam telefonda yine bu cümleyi duyaçağım:)
burnum akmaya başladığında da "burnuna musluk takalım, olmayacik silmeyle" der şakacı babam :))

neyse,
mikrobu kapmış bulunmaktayım.
hepimize hayırlı, uğurlu olsun.
umarım az sürünmeli bir süreçle atlatırım.
dua edin bana :))

illustrasyon:http://endorphine-drops.deviantart.com/

28 Ekim 2010 Perşembe

yazamıyorum

çünkü;
- çok yoğunum.
- kara bulutlar kapladı kentimi, yağmur dinmek bilmedi, içim karardı.
- sanki odun taşımışım gibi sırtım ağrıyor.
- pazar yine kpss sınavım var.
- cumhuriyet bayramı sayesinde elde ettiğimiz bu güzide tatili ders çalışarak geçirmek gibi can sıkıcı planlarım var.
- evdeki pc'ciğimi hala internete bağlayamadık. böcüüüsümünkinde de ilham gelmiyor.
- yazmak yerine; yemek yeme isteği ile yanıp tutuşuyorum ama çok kilo aldım.
- hava çok kasvetli.
- sanırım kar yağmayan kışa alerjim var.
- hayatımda yepyeni gelişmeler oluyor ama sevinemiyorum, paranoyak damarım tutuyor.
- PS oynamaya başladım. en sevdiğim araba yarışları. gerçekte ehliyetim yok ama sanal ortamda tam bir trafik canavarıyım.
- spartacus izlemeye daldım, 13. bölüme geldim. iyi ki roma döneminde yaşamamışız.
- nazara inanmaya başladım, kaygı ve paranoya sınırlarında ilerliyorum.
- parça bölük uykularım ve cinnetlik öfkelendiğim rüyalarım var.
- yağmursuz havalarda akşam yürüyüşlerine başladım, her akşam yarım saat.
- kafam azıcık dağınık bu ara.

19 Ekim 2010 Salı

yılın en şaşkoloz polar ayıcığı


yağmurdu, çamurdu, seldi derken kış kapıya dayandı. ha geldi ha gelecek.
kış aylarının sevimli maskotu kutup ayıcıklarını reklamlarda, kreasyonlarda, oyuncakçılarda bol bol göreceğiz yine.
ama ben en sevimlisini buldum az önce, çok şaşkoloz di mi? :))

13 Ekim 2010 Çarşamba

kemirgen tobi


çattt, çatırt, çutırtt...
kırt kırt, kıtırt.
ve karşınızda yaş ceviz canavarı tobiniz.
bayılıyorum kendisine.
zarlarını iyice temizleyip süt beyaz lezzetine gömülmeye bayılıyorum.

ofiste ceviz yiyebilmek amacıyla sert kabuklu cevizler için çantamda taşıdığım bir ceviz kıracağım mevcut.
klavyemin önünde kabuk kırıp ayıklama işlemini yapıyorum,
çıkarttığım sesler yüzünden çevreye verdiğim rahatsızlıktan dolayı şimdiden özür dilerim.

baş parmak ocelerim çizik çizik.
yeşil kabuğu olmamasına rağmen,
başparmak ve işaret parmak uçlarım biraz koyulaşmış gibi görünüyor.

yaş cevizin faydaları saymakla bitmiyormuş.
mesela şekli beyine benzediği gibi, beyne inanılmaz faydalıymış.
çocuklarda zeka gelişimi için birebirmiş.
yaş cevizde %5-6 civarlarında C vitamini bulunuyormuş.
henüz kurumadığından yağ oranı da kurusuna göre oldukça düşükmüş.
mide gazını gideriyormuş.
kanda zararlı kolestrolün birikmesini önlüyor ve yüksek kolestrolu düşürüyormuş.
ayrıca ceviz yaprağı kaynatıldığında şeker hastalığına,
yaprağı ve kabukları birlikte kaynatılıp balla karıştırılırsa da kansizlığa iyi geliyormuş.

bu kutsal sonbahar meyvesi; hem lezzetli, hem yararlı.
şiddetle tavsiye olunur, yiyiniz :))

11 Ekim 2010 Pazartesi

neler oluyor bu hayatta?

karışık duygularım var bu ara. bir gülüp, bir anda ağlak moda geçebildiğim.
"aman tanrım ne güzel bir sonbahar, yapraklar ayaklarımın altında çıtır çıtır" derken
"üşümekten sıkıldım, havalar gene soğudu, battaniyemin altında uyumak istiyorum."diye derin bir mutsuzluk hissediyorum.
ya da endişe krizlerine kapılıyorum. böcüüm biraz gecikti diyelim. "trafiktendir, ancak gelir" derken,
"hava da yağmurluydu, yolda bişi olmuş olmasın. gecikecek olsa zaten arardi." deyip. n
ormal bir alo sesi duyana kadar saniyeler geçmek bilmiyor. ses normal ve herşey yolundaysa da agresif bir şekilde konuşup, telefonu neredeyse yüzüne kapatıyorum bazen. eve geldiğinde ise sinirim geçeli çok olduğundan, güleryüzle karşılayıveriyorum. garibim kafası iyice karıştı bu aralar.
allahtan çok anlayışlı ve bana kırılmak yerine hep alttan alıyor beni. "ben bu adamı severek ne iyi etmişim" deyip,
"bazen de yazık mı etmişim?" demekten de alıkoyamıyorum kendimi.

bu aralar bu gibi sebepler yüzünden sürekli yazamıyorum.
bir an, "ben bu dünyanın tekerine çomak sokarım, dağıtırım uleeeyn" edasıyla kafa atma isteği ile yanıp tutuşuyorum.
"amaaan, koy götüne gitsin, çok pis uykum var, yemişim yazmayı çizmeyi'" dedirten bir umursamazlık.
ya da "sonbahar geldi, trilayli. hoptirinayni. bugün o işimi de yapayım, bunu da hatta. çıkışta da çarşıya gider bir yıldır bekleyen işlerimizi yapar, oradan da ona, buna, şuna uğrarım" diye manik atak bir ruh haline bürünüyorum.

geçici bir dönem biliyorum. biraz hormonlar, biraz tobisel haller, biraz sonbahar, biraz yorgunluk.
bu arada nasıl uykum var, anlatamam. içim uyumaya başladı, dışımı ise pes etmemesi için zorluyorum.
sıcak yatağıma ışınlanmak için tüm ayıcıklarımı feda edebilirdim.
ee, tobiiiim eeee, e...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails