1 Mayıs 2020 Cuma

Yılda bir...

Yılda bir yazar olmuşum ya...
Hayat koşturması mı desek, kafayı toplayamamak mı, vakit bulamamak mı bilemem de bu akşam yazasım geldi.
Balkonda her zamanki gibi sigaramı tellendiriyordum. Yeni evimizin yeni balkonundan karşı sitenin bir haftada yeşilleniveren dev ağacına bakarken, gecenin körü ama afiyetle içtiğim duble türk kahvesinin eşliğinde. Haydi zengin kalkışı yapayım da açayım bilgisayarımı biraz after effect çalışayım hazır ufaklık uyuyorken dedim.  Sonra "eyvah, uyandı galiba" dedim bir ses duydum sandım. Meğersem iç çekmişim de bebek ağlaması gibi gelmiş. Kulaklarım mıkırdanmaya, mızıklanmaya duyarlı epeyce anlayacağınız.
Malum, korona salgını kapsamında evlere tıkıldık, kaldık. Bu hafta babamız da tam zamanlı işe başladı bana da huni takıp evdeki küçük cadının peşinde dolanmak kaldı.
Ablamız büyüdü neyse ki ders programına bakıp, canlı dersleri için bilgisayarın başına geçiyor, öğretmenleriyle ders yapıyor Zoom'da.
Ben de güya evden çalışıyorum ajansla eş zamanlı. Bu hafta başaramadım eş zamanlı olmayı, hatta zaman zaman çalışır oldum desem yalan olmaz. Ufaklık ne zaman bilgisayarın başına geçsem koparıyor yaygarayı.Ya kucağıma gelecek, ya da beni sandalyeden indirecek. İnat ağlaması ağlar ağlar, susar formülü işe yaramıyor. Ağlıyor da ağlıyor, çığırtkan tonu hiç azalmıyor hatta ara ara artıyor. Babasından geçmiş arnavut damarı var, bu da en büyük ispatı.
"İkinci çocuk mu istiyorsun, bravo iyi cesaret" diyenlere kızmış olsam da, hakketen nasıl bir gaza gelmeymiş arkadaş. Yani iyi hoş iki kardeş olsunlar destek olsunlar birbirlerine de. "Sen buna nasıl yeticen, yaşlanıyorsun be kadın nasıl kaldıracaksın onca yükü" diye bir kere sormadan kendine. Hoop koca göbişe merhaba. Gerçi biraz da kaderin etkisi de var. Yani yok madem denedik olmuyor tek cocuksa tek cocuk dedik, bir kaza kurşunu ile oldu o göbek. Hayat sen plan yapsan da kendi planını devreye sokuyor işte bir şekilde.
Hadi göbüştü, işti, işten atılmaydı, dava açsak mıydı, avukat bulsak mıydı derken, epey sıkıntılı bir süreci geride bırakarak, aslanlar gibi epiduralsiz normal doğumumu da yaptım nihayetinde.

Bebek kokusu cennet kokusu ama bende bir anormallik var. Sürekli bir ağlama krizi. "Susmuyor bu çocuk aman allahım napicam ben?" durumu, çaresizlik, "yapamıyorum, beceremiyorum" halleri. Yahu 7 sene önce yaptın çok da güzel oldu, nerden çıktı bu korkular? Bilmiyorum tabi o zaman neler olduğunu? Sanıyorum ki anormal bişey yaşıyor olsam babası, yani 10 sene aynı yastığa baş koyduğum adam fark ederdi.
Yani benim hüsnüm ve kuruntularım. Uykusuzluktandır, yorgunluktandır diye geçiştir dur.
Aradan zaman geçtikçe bende korkular artıyor, içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bir başımayken "bir şey beceremiyorum" diye ağlamalar, "kavanozu açamadım" diye kendimden nefret etmeler, "neden böyleyim"ler, "bu çocukları hak etmiyorum"lar, "dayanamıyorum atıcam kendimi balkondan" demeler (ki bahçe katında oturmaktan mütevellit, acıyla geri dönmeler), buharlaşsam yok olsam hisleri. Ama diyorum ya ağlamalar dışındakiler hep içimden içimden.
Dışımdan bir yazılım firmasında işe başlayarak çalışma hayatına geri dönmüş, hayatı normalleştirmeye çalışan iki çocuklu bir kadınım.

Hayatımın güzide detayını da atlamamalıyım. İşe başladığım için eve gelen bir de kayınvalidem var. 10 sene ne kadar minnoş olan iletişimimiz nasıl oldu da böyle tepetaklak oldu anlayamadım. Gerçi anlayacak halde de değildim, o da ayrı mesele.
Bunca harala gürele ve duygusal çorba olmamın yanına tuz da lazım değil mi, olmazsa olmaz. Eşimle de iletişimizi bir garipleşti. Hani eskiden 5 cümle kurardık ama gözlerimiz ışıldardı. iki cümle zar zor çıkıyor, o da ifadesiz, soğuk bir şekilde. Dedim herhalde yine yorgunluktan. İşte hep bir bahanenin arkasına gizlemek bütün sorunların kökeni. Bir ay, iki ay geçti ama içim durmuyor bir türlü, konuş da konuş, konuş da konuş. Mevsimlerden yaz olmuş bu arada, kayınvalide gitmiş, bakıcı gelmiş. O da gitmiş, sevgili halam gelmiş bizim kıza bakmaya. Halam desem de babamın kuzeni aslında. Ama can insan, bal insan! Arada onunla konuşur olmuşuz. "Ya siz karı koca bir çıksanıza ben çocuklara bakarım" diye vermiş izni. Ben de beyime demişim, çıkmışız beraber bira patatese. Ben diyeceğim ki; "çok yorulduk herhal, nedir bizdeki bu haller. hadi içelim biralarımızı, bakalım sevgi dolu yine birbirimize." Tabi ki yine hayat bize verdi yine tersini.
11. senede yüzleşmek zor oluyormuş bazı şeylerle. Hele ki taptaze bir bebe varken evde. Dedim noluyor allahım, bunu da mı beceremedim. Zaten alınmıştı randevum kız kankalarımın yaptığı bir müdehale sonunda, gittim ben de nihayet bir psikiyatr randevusuna. Bir özel hastanedeki psikiyatr ölçtü, biçti dizime klasik çekiçle vurdu. 15 dakikalık randevuda özetledi. Lohusa sendromuna bağlı depresyon. Bir kaç nasihat, bir antidepresan reçetesi, 2 hafta sonra kontrol randevusu. Kontrole de gittim ama ilaçlardan sonra bir garibim yine gün içinde kaygılarım azaldı ama gece uyurken uykularım hep havada. Sonra tavsiye üzerine başka bir psikiyatra gittim. Hem ilaç değişti hem de terapim başlamış oldu. E biraz da okudum neymiş bu lohusa sendromu diye.

İlk randevumda sordu bana sevgili doktorum nasıl hissediyorsun diye? 3 kelime ile özetledim.
"Kendimi yetersiz, değersiz ve çaresiz hissediyorum" diye. Oturduk kopnustuk, o sordu ben anlattım. Kitap okumayı sever misin? dedi. "Sevmem mi? Aradığınız inek öğrenci işte burada. Verin bana kitapları bulalım çaremizi" 2 bazen 3 haftada bir hiç vazgeçmeden gittim terapilere. İçimdeki kuşkuları, kaygıları yaratan o minik noktaları cımbızla bazense kepçeyle çekip bulduk. Nedeni üzerine konustuk, kabullenme üzerine çalıştık. Terapiye başlayalı yaklaşık 16 ay oldu. Salgın sebepli bir süredir ayrıyız ama arada hal ve hatrımı soruyor. "İhtiyaç duyarsan skype'tan konuşalım" diyor, sağolsun.
Lohusalar, depresyonlar, terapiler derken neler öğrendim neler? Meğersem ben burada yazdığım ya da sandığım gibi biri değilmişim. Yani belki eskiden öyleydim de çok değişmişim. Hani şu kabul görme ihtiyacı diye bir kavram var ya ben onun çok afedersiniz ama bokunu çıkarmışım. Hayır diyemiyorum derdim hep, hayır demeyi ayıp bilmekten de öte ya sevilmezsem korkusu yüzünden söyleyemiyormuşum. Sevgili otorite anneciğimin çok büyük etkisi var bu konuda onaylanma, kabul görme arzumun aşırılığı konusunda ama sorumluluğu onu atıp da kurtulmadım.
Kendimle yüzleştim.
Neden böyle hissettiğimle, haydi onaylanmadın ve malum kişiler seni sevmiyor. Bu hayatın sonu mu, sevilmeyi haketmediğin sonucuna nereden vardın, sevilmek için mi yaşıyorsun? diye. İşte bunun gibi sorulara gerçek cevaplar bulabildiğimde içimde; "iyi"leştiğimi gördüm. Terapistim bana "sen değişirsen dünya değişir" demişti de, ben onu "ben değişeceğim, herseye doğumdan önceki gibi güzel olacak" anlamı yüklemiştim başlarda. Ama sonra anladım ki, ben kendimi tanıdıkça zaten değişiyorum ve hayatta gerçekten beni mutlu eden, edecek olan kriterlerim de değişiyor. yani hakkaten dünyam değişiyor.
Ha bir de DEHB'li olduğumu öğrendim ki bu da başka bir hikaye ;)

19 Mart 2019 Salı

Yeni hayat, yeni bebek ve yepyeni bir ben...

Evet evet doğurdum ve minnoşkoyu 10 aylık ettim bile.

Uzun zamandır yazamadım, dürüst olmak gerekirse instagram çıktı çıkalı bir rehavet çöktü üzerime. Tembellik mi bu yazamamak hayır arkadaşım, varolan boş zamanı en iyi şekilde verimli değerlendiriyorum ve bence bunun için çok uğraşıyorum. Nasıl mı?
Hazır mısınız?

Başlıyorum;
Sabah uyan ablayı okula gönder,
giyin, arada uyanan bebeyi pışpışla, şansın varsa onu uyandırmadan evden çıkmayı başar.

İşe git, çalış, çabala, didin, vaktinde işten çıkama, çıkabilirsen eve doğru yola çık, alışveriş yap.
Eve varınca bebeyi pışpışla, ablayı atlama, ödev yaptır, emekleyen ve herseyini dişleyen salyalı böceği evdeki tehlikelerden uzak tut, sofrayı hazırla, bebeyi yedir, kendin herkesten sonra ye, sofrayı kaldır, ablayı eyle, bebeyi kıskanmasın diye ikisine de yetmeye çalış, arada becerebilirsen bir sigara içmeye balkona çık, ablayı yatır, bebeyi yatır derkeeeen.

Bak! Gün bitmiş bile, instagrama da ayıptır söylemesi klozet tepesinde vakit ayır ancak :D

Gün biter, gece başlar ama yapacaklar bitmez; ortalık toparla bulaşıkları kaldır, bilumum yerlere dağılmış kirlileri topla sepete koy, kalorifere asılmış çamaşırları, havluları katla kaldır, çöpleri at, yoğurt için süt kaynat, insansız hava sahası boş olan odaya gidip tablette kampüs aç ( bu deli kadın hiç işi yokmuş gibi Açıköğretim'de marka iletişimi okumak için kayıt olmuştur, manik bir anında :D ) vize konuları en azından okumaya çalış. Bebe mamaya kalkana kadar. (Bu arada dikkat yoğunlaştırma egzersizi olarak da ele düz örgü alınır ki odaklanma kolay sağlansın. Kaçak ilmekler olsa da bilare düzeltilir.) Yoğurt mayala,  Saat 2-3 arası bebe mıkırdanınca mama yap, besle, uyut. Görev tamamlanınca balkonda bir sigara içip.dişlerini fırçaladıktan sonra yat. Uyumaya çalış ve başar. Ta ki sabah 07.25'te saat çalana kadar.

Hadi şimdi biri bana  "tembel kadın neden yazmıyorsun" desin. ben yazarken ve yaşarken yoruldum, siz de bir zahmet okuyun hele. Bunlar işin fiziksel boyutları tabi, psikolojik boyuta hiç geçmeyeyim o  başka bir yazının uzun konusu.

Evrene yolladığım mesajlara yepyeni mesajlar ekledim, bu süreç içinde. Hepsini birer birer işleyeceğiz ama sonra ;) Erken öğle molası biter, çalışmaya devam...

bol görselli hikayeli hayat akışımı takip etmek isterseniz, iki tık, iki hesap ;)

https://www.instagram.com/nikkentobi/
https://www.instagram.com/yamukprensesveikicuceler/

11 Ocak 2018 Perşembe

gördük, çok şükür ;)

Yani sadece ben, perinatologumuz ve hemşiranımımız birlikte görmüş olduk. Beyzadem işte, küçük abla da okuldaydı. Detaylı ultrasonumuz sonucunda teknolojinin tespit edebildiği kadarıyla bir aksaklık tespit edilemedi çok şükür.  Minişkomuz küçük ama hareketliydi yine, ağzı açık poz verdi bu sefer anneciğine.
(ilk hamileliğim ve mega prensesliğim :D )

İlk hamilelikte aman ayağına taş değmesin prensesin tadında bir saltanat yaşarken; ikincisinde doktor kontrolleri,  ultrasonlar ve testleri tek başına yapıp hallediveriyorsun. Prenses yerini güçlü anadolu kadınına bırakıveriyor. Kesseler acımaz modunda her bir şeye yetişebiliyor oluyorsun ;)

(ara sıra atar yapsa da genelde sakin olan
küçük ablanın küçüklüğü )

İlkinde korkularım daha fazla, ikincide daha az olur diyordum ki, yanılmışım. ikisinde de endişe seviyem bir gıdım daha bile fazla olabilir. Hem bebişkonun sağlığı ve geleceği için endişeliyim, hem de ya bu ilkine benzemezse, uyumazsa, gazı daha çok olursa, ablası çok kıskanırsa, ikisine birden yetemezsem? gibi bir sürü soru dönüyor kafamda. Tek çocuk hiç çocuk derler ya hani, gözüm korktuğu gibi kendime de güvensizlikler baş gösteriyor.  İnanıyorum ki,  bebişko doğduğunda aile zorlansak da bir yolunu bulup düzene sokacağız. Eminim benim gibi birçok anne bu gitgelleri yaşamıştır. en azından benim çevremde birkaç tane var, oradan biliyorum ;)

Umarım umduğum gibi olur :D


6 Ocak 2018 Cumartesi

Aşerme vol.1

Derler ki, bebeğin ihtiyacı neyse annenin canı onu çekermiş. Ama bunun şehir efsanesi olduğunu düşünüyorum.

Asya'da çilek çektiydi canım tamam c vitamini eksiğim varmış diyelim. Ama şimdiki aşermem biraz değişik. Bol sucuklu, salamlı ve üzerinde erimiş kaşar olan hobi kumru (benim hayalimdeki sucuk ekmeğe kaşar ve azcık sosis eklenmiş hali ki, normalde sosis ve salamı da pek yemem yani. ) ve yumurtalı patates çekiyor canım. Yumurtalı patatesi de yumurtasından dolayı protein ihtiyacına yoralım da, bol sucuğun anlamı ne ola ki?
Gerçi hamileliklerinde midye dolma hatta tükürük köftesi canı çeken arkadaşlarım da yok değil. Yani 'körle yatan şaşı kalkıyor' a bağlayabiliriz bu durumu :D 

Diren anne, bu günler de geçecek ;)

5 Ocak 2018 Cuma

Münir Özkul'dan sonra



Gazeteci, mimar, gurme kısacası benim için ulu bilge Aydın Boysan da bugün vefat etti. Her ikisini de Allah gani gani rahmet eylesin. Nurlar içinde yatsınlar...

10 sene olmuş bak sen şu işe...

10 sene olmuş arkadaş blog yazmaya başlayalı. Gerçi son birkaç senelik performansım pek iyi değil ama vakit müsaitliği sebebiyle dönüşümün muhteşem olacağı inancındayım.

Meselaa bomba haberlerle başlayayım bir önceki bol çemkirmeli postumu okumadıysanız kaçmasın arada. Asya kuzuma  kız kardeş geliyor, Allah'ın izniyle. Bugün itibariyle 21. haftamız doluyor.
Evimizin ablası olaya hızlı adapte oldu. 3 hafta önce söyledik kendisine, bazı çekincelerimiz vardı bebişkonun sağlığı ile ilgili. Hele ki geçen seneki dış gebelik tecrübemizden sonra emin olmayı ve tehlikeli süreci atlatmayı bekledik.

Beklerken de benim göbek büyüdü tabi, artık küçük hanım "sen çok kilo aldın bir doktora görün istersen" demeye başlamıştı. Anlamış da kanıt arıyormuş bizim uyanık. E hata bizde :D  kız 6.5 yaşına gelmiş kimi uyuttuğumuzu sanıyoruz ki.

Gerek doktorumuz, gerekse öğretmenimizin de tecrübelerine dayanarak bekledik bunca zaman ama hiç de korktuum gibi olmadı. Her gün "günaydın kardi,  iyi günler kardi, okuldan geldim kardicim nasılsın, iyi geceler kardi" diyerek karnımı okşuyor. Bu aşkı doğumdan sonra da devam eder inşallah ;)


yeni yıl, yeni hayat...

Hoşgeldin 2018...
Yeni yıl dileklerimi yazardım normalde ama o kadar hızlı ve şaşrtıcı bir kapanış yaşadım ki 2017  için, anlatamam. Anlatırım tabi de, daha yeni yeni hazmediyorum. Vefa, emek, arkadaşlık, insaniyet, dindar zihniyet, kul hakkı, iş hukuku gibi ehemmiyetli hususlarda hayatımın dersini aldım dersem yeridir.

Bildiğiniz üzere bir kamu kurumunda şaşeron grafiker olarak çalışmakta idim. Şok edici bir hızla istihdam edildiğim kurumdan çıkartıldım. Hem de sevgili bakanımızın "taşeronlara kadro" isimli açıklamasının ardından. Hani dedi ya, "kimse işten çıkarılmadan, kadro alabilecek" diye. İşte o yasa meclisten geçmeden hemen önce 8 Aralık'ta olan oldu.

Ne ince hesaplar, ne kalın öngörüler ki sormayın. Seni çıkartıyoruz dedikleri gün sgk'dan çıkışımı yapmış, hödükyus insan kaynakları müdürlüğü. Sebebini sordum, doğal olarak. "Lüzum görüldüğü üzere" dediler. Mesaimin bitmesine 40 dk. kala burnuma ibraname kağıtlarını dayadılar, "hop" dedim. "Yazılı fesih sebebimi görmek istiyorum" dedim. "Yok" dediler.

Yazılı fesihi alabilmek icin bir hafta uğraştım. Hem de ne uğraşmak, beyaz masalardan dilekçe bile yazdım. yani bu ne inat diyecekseniz, işkurun biz sefil işsizler için sunduğu imkanlar fayda sağlamanın tek yolu malesef o yazılı fesih. Bir hafta sonra kendini yazılı fesih belge geldi, sgk çıkış sebebi ile. Çıkış Kodu diye bişi var benimkinde 22 yazıyor. Diğer sebepler diye birşey. O ne demek, hiçbir yasal hakkını alamazsın demek. Beynimden vurulmuşa döndüm ikinci defa. Bir hafta sonunu da uyku haram şekilde stres içinde geçirdim.

Allahtan zamanında iş hukuku dersi almış biri olarak, bazı süreçleri ve bazı itiraz hakları bulunduğunun bilincinde bir çalışan olarak Google'a sordum, "bu kod nasıl iptal edilir", diye. Kurumun 10 gün içerisinde kodu değiştirmesi için sgk'ya başvurması yeterliymiş. Ha bu arada, işimden memnun olan, bu çıkartılmanın benimle hiçbir alakası olmadığını söyleyen, bu memnuniyete rağmen kuruma girişimi güvenlikçi iş arkadaşlarımla engellemeye çalışan ve sonra da üç maymunu oynayıp topu büyük başkana atan (ki kendisi Belediye Başkanı oluyor.) değerli yöneticilerime cevap alamasam da mesajlar yağdırmak suretiyle düzeltilmesini sağladıkları için teşekkürü de bir borç bilirim. Neyse kodumun kodunu 04 ile değiştirdiler. İşkur ve diger maddi  haklarımı geri almış oldum.

Belediyedeki değerli yöneticilerimin (?!) yorumu ile tüm hata  iş bilmez Kenan Bey'in ki, o da müdürüne attı topu sonra,  tamamiyle tesadüfen ve talihsizce yaptıkları bir beceriksizlik olarak nitelendirildi. Hani koşturmasam, işten çıkartılmakla kalmayacak bir de yasal maddi haklarımdan da mahrum olacağım. Neden koca bir ilçeyi idare eden bir belediye'de hiiiç kimsenin bilemediği bir iş yüzünden. Ben içerdeydim halim bu, Allah vatandaşa sabır ve kolaylıklar versin.

Tüm bunların snucunda bir de avukatla görüştüm elbette.  İşin can alıcı noktasına geliyoruz çünkü.
Bu çıkartılma gerçekleştirinde 18 haftalık hamile idim ve işyerime raporumu 9 hafta öncesinde teslim etmiş idim.  Avukatım hamile ve sebepsiz yere işten çıkartıldığım için haklı olduğumu "işe iade davası" açarsam kesinlikle kazanacağımı söyledi. Ama sürecin son hukuki düzenlemeler ile 1,5-2 seneye kadar sürecin uzayabileceğini de söyledi.

Aile konseyimizin 2 üyesi yani ben ve eşim bu konuda enine boyuna düşündük.  Üniversite mezunu eğitimli bir birey için  haklarımı hukuki yollar ile aramam elbetteki mantıklı olan.  Fakat biz kararımızı bebeğinin sağlığı konusunda endişelenen ebeveynler olarak verdik. İşten çıkartılmaya çalışıldığım iki hafta içerisinde verdiğim kilolar ve yaşadığım yoğun stresin devamı endişemizi de arttıracağından, hukuk sistemi yerine ilahi adalete sığınma kararı aldık.

Süreç içinde çok şey de öğrendim, mesela neden apar topar 3 taşeron grafiker içinden benim çıkartıldığımı ve nedenini. Üniversite diplomamın olması ve arkamı kollayacak bir bürokratın olmaması elbette ki.
Kalanların biri sevgili başkanımızın yakın bir arkadaşının oğlu (üniversite mezunu), bir diğeri de dirsek temasında 2.5 sene birlikte çalıştığım başkanımızın ve özel kalem müdürümüzün akrabasının kızı ( meslek lisesi mezunu). Taşeron grafikerlerin sayısının azaltılması kimin insiyatifinde bilemiyorum tabi ki ama diğer insiyatifleri kimlerin aldığını artık biliyoruz.
Yani iyi bir çalışan olmak ve bunun için gerekli diplomaları almak yetmiyor hatta cezalandırılıyor. Hoşbulduk Yeni Türkiye...

Timsah gözyaşları ile benim için çok üzüldüğünü söyleyen, ortamlarda millete karşı şov yapan değerli çalışma arkadaşlarım bir kere bile aradılar mı?  mesaj, hal hatır epostası ya da birinden selam falan yolladılar mı? komik olmayın, tabi ki hayır. 16 kişilik departmanda sadece 2 iş arkadaşım vefakar diğerlerini Allah'a emanet ediyorum.

Günahlarını dualarla gizlemeye çalışan Allah'ın adını ağzına sakız yapan, şeklen inançlı, içten çürümüş insanları gördüm ve çok şey öğrendim. Vicdan muhasebelerini yapamadıkları için inkar yoluna gidenleri de gördüm ve onlardan da çok şey öğrendim. Doğmamış bebeğimin rızkında gözü olan, olanlara göz yuman herkesin hakkını Allah verecektir.

Ve öğrendim ki; gönlü güzel, ruhu temiz harika arkadaşlar, dostlar da edinmişim. Can arkadaşlarımın da kıymetini bir kere daha anladım. Süreç içerisinde ve sonrasında benim yanımda olduğunuz ve desteğinizi hiç esirgemediğiniz için teşekkür ediyorum sizlere.  Allah bereket, sağlık ve huzur nasip etsin hepinize, duamdır...


LinkWithin

Related Posts with Thumbnails