28 Aralık 2015 Pazartesi

Benim hayatım bir harika...

Benim hayatım bir harika...
Her öğün portakallı Ördek yiyor, canınız çekmesin diye fotoğraf paylaşmıyorum. Aslında Adriana Lima gibi vücudum var ama göze gelmemek için göbeğim varmış gibi yapıyorum. Evimiz içerden tripleks ama apartman görünümünde. Hizmetçiler uşaklar cirit atıyor ama siradan görünmeyi sevdigimden arada ütü falan yaptığımı söylüyorum. 
Sabahtan Akşama kadar eğleniyor ve mutluluktan sarhoş oluyorum. Benim hayatımda bebekler, çocuklar ölmüyor, tvde yarışma programı seyredip ne kadar mükemmel bi hayatım olduğu için şükrediyorum. Canavarlar ve kötüler çok şükür ki masallarda var. Laf aramızda Üst triplex komşumuz Süpermen ve eşi gazeteci Lois Lane. Yani hem bize bişicik olmaz hem de koskoca gazeteci yalan mi diyecek? 
O herşey yolunda derse yolundadır. Geri kalan kahrolası fotoşop.
Allah herkese benimki gibi harika bir hayat nasip etsin, innnşallah 😍

1 Kasım 2015 Pazar

pollyanna'dan seçim sonrası öğütleri...


* Oy verme bilinci gelişti, bu da bişeydir diyerek mutlu olunmalı,
* Kabullenişlik düzeyimizi yükseltmeli ve çoğunluğun kararlarına saygı duymayı öğrenmeli,
* Kabullenme yaşanamıyorsa, Uruguay'a göç yolları araştırılmalı,
* Muhalefet partilerine "muhalefet nasıl yapılır" konulu danışmanlık hizmeti verilmeli,
* "Nasıl da koyduk ama" tadında derbi benzeri yorumlara tebessümle bakılmalı, önümüzdeki maçlara bakıcaz tadında konu geçiştirilmeli,
* Hayal kurmaktan vazgeçince hayalkırıklığı olmadığı gerçeğine adapte olunmalı
* Sosyal medyada ülke kurtarma, karşıt görüşlere laf sokma gibi etkinlikliklere son verilip, daha verimli aktivitelere yönlenilmeli (kitap okumak (tarih, felsefe), belgesel izlemek, düşünmeyi öğrenmek gibi)

16 Haziran 2015 Salı

pek sevgili blog sayfam;

Ne kadar uzuun zaman oluyor vakit ayırıp da sana yazmayalı.
Bazıları "hevesin geçti, herhalde" dese de onlara kulak asmıyorum.
Sadece yazdıklarımın kişisellik derecelendirmesi konusunda bazı endişeler taşıyorum.
Malum akıllı telefonlar, sosyal medya hesapları ve google gibi arama motorları sağolsunlar, herkes herşey hakkında fikir ve bilgi sahibi.
Her gün yeni bir uygulamayı kurcalıyor ve dost sohbetlerimizde bile gündem maddemiz haline getiriyoruz.
Teknolojiyle gelişiyoruz ama sanki biraz da kirleniyoruz gibi.

Kimi zaman sinirleniyorum birilerine, aileme, arkadaşlarıma, eşime, işime, patronuma, iktidara, muhalefete...
Ya da üzülüyorum gençlerin ve çocukların ölümüne, kayıplara, adalete ve adaletsizliklere.
Geçiyorum bilgisayarın karşısına yazıyorum da yazıyorum.
Yayınla'ya tıklayamadan dalıyorum daha derin düşüncelere.
Şimdi yazdım ya birileri gücenir mi, gereksiz yere üzerine alınır mı, birileri birilerine mesaj verdiğimi mi sanır, ya da işine geldiği gibi mi kullanır, başım belaya girer mi gibi envai çeşit sorulara cevap arıyorum.

Dedim ya,  "herkes her şey hakkında fikir sahibi" ve daha da fazlasını isteyecek kadar hırslılar. Herkes yargılamanın daha da kötüsü yazılanları şahsi fikir ve stratejileri  doğrultusunda manüple etmenin doğal hakkı olduğunu düşünüyorlar.

Kamusal alanda "kendin olma" konusunda bazı çekinceler yaşadığım için uzun zamandır yazıp da yayınlayamıyorum.
Oysa ki yazmak, kafamdan geçen binlerce düşüncenin kaos formundan çıkıp anlam ve kavram şekline bürünebildiği eşsiz bir rehabilitasyon yöntemi bana göre. İşin garip tarafı sanki, "yayınla"dığım ve paylaştığım zaman varlıklarını kanıtlıyorlar.  Düşlerim ve düşüncelerim vücut buluyor ve nefes almaya başlıyorlar.
Geçmiş yılın ajandasında tutulmuş günlüklerden daha çok daha gerçek oluyorlar.
Gerçekliğin dayanılmaz tatmini midir, beni bunları yazmaya iten yoksa, "ben de varım ve yürüdüğüm hayat yolunda bir iz bırakıyorum" duygusu mu, bilemiyorum.
İz bırakırken, hem aydınlığa çıktığım için mutlu hem de hala gizlenebildiğim için tedirginim.

Hem çocuk hem de yetişkin olabilmenin verdiği ikilik gibi.
37 yaşındayım sayısal olarak, içimdeki bahar ise sanki 17. Ortalamasını alırsak ruhum 27 yaşında sayabilirim kendimi.



Hayatım; değişim rüzgarının bazen lodos, bazen de tatlı bir meltem olarak yüzüme vurduğu, ağaç dalına asılı boş bir salıncakmış gibi görünen değişik bir döneminde. Yaşadıklarımı bir sınav olarak görüyor; C (-) mi, A(+) mı olacak notum Allah bilir ama geçeceğime dair inancımı kaybetmiyorum.

Dinlenmek için değil, gelişmek için durduğum bu noktada “hayat boyu öğren”, “kendini her koşulda yenile” , “enerjini hayallerinle besle” ve “asla olduğunla yetinme” ilkelerimle güneşi selamlıyorum...

13 Nisan 2015 Pazartesi

annelerimiz bilirler...

Bu sabah annem ve Nurtopu annemin paylaştığı facebook fotoğrafı olur kendileri. 
Söz anlamlı ama paylaşanlar iki annem de olunca pek bi manidar.  
Ben mesajı aldım ve ne yazık ki onlar bunu ifade edebilmeyi 60'larını devirdikten sonra başarabildiler. 
Ben daha 37 yaşındayım ve sanmıyorum ki 60'ıma kadar bekleyeceğim. 
Annelerimiz bilirler, anne olmak pek çok şeyi yutmaktır, birikip de söylenemeyen sözleri bol bol da 
yutkunmaktır.
Allah biz kadınlara önce sabır, sonra dirayet sonra da biraz huzur versin...




3 Nisan 2015 Cuma

hiç'lik mevsimi...

geldi yine,
hiç'lik mevsimi.
hiçbirşey yapmak istemediğin, her şeyin üzerine geldiği, bir gün güneşli bir gün yağmurlu mevsimdir bahsettiğim.
hani her nefes alışında bir ferahlama ararsın da ısrarla için daralır ya,
hani kelimeler ağzında birikir, boğulacak gibi olursun ama hiiiç konuşmak istemezsin ya,
konuşsan da replikleri aynı oyuncuları farklı pembe dizi kahramanları gibi herkes aynı yorumlarla güya seni iyileştirir ya,
herkes narin bir papatyayken, sen bir kaya sanılırsın ya,
şemsiyeni dolmuşta unutursun da bir kırkikindi yağmuruna yakalanıp donuna kadar ıslanırsın ya,
gecenin köründe sigaranla yalnızlığını tam paylaşacakken çalışan bir çakmak ya da bir tanecik bile kibrit çöpü bulamazsın ya,
tam ağaçların baharda açan çiçeklerini görüp sevinirsin de, akşamına kar yağar hevesin kursağında kalır ya,
işte böyle birşey...

4 Mart 2015 Çarşamba

başımız sağolsun...

Atakan'ı için çırpınan, defalarca düşüp hep ayağa kalkmayı başaran sevgili gamzeli anne Gamze Akbaş'ı kaybettik.
Sevgili Gamze'ye Allahtan rahmet, tüm sevenlerine de sabır diliyorum.
Başımız sağolsun...

22 Şubat 2015 Pazar

anlarsan anlatırsın...

Minnak bebeğim büyüdü. Koskocaamaaan 4 yaşına girmek üzere.
Bana bir sürü soru soruyor, cevabını bildiğim ve bilmediğim. Mesela ölüme takılmış bu ara. Anne Atatürk şimdi nerede? Dilim varmıyor öldü demeye "yıldızlara gitti" diyorum. "Orada başka çocuklara yardım etmeye gitti, düşmanlarla savaşmaya".
Peşi sıra yeni soru geliyor; "düşmanlar gelirse, Atatürk geri mi gelecek?", "yok anneciğim gelemez artık, onun bizim dünyamızdaki görevi bitti" diyorum ve arkasından başka soru gelmesin diye dua ediyorum.

Çocuk benden daha çok biliyor aslında. "İnsanlar da, hayvanlar da yaşlanır sonra ölür anne Kayyu'nun dedesi gibi" diyor. "annanem de ölecek mi" diyor, ben "kapı çaldı dur bakayım, baban bana seslendi galiba" gibi sıçrayışlarla konuyu atlatma derdine giriyorum.
Çünkü bu ölüm meselesinin bendeki etkisini anlayamıyorum ki, oturup anlatayım çocuğa.

Doğamızda var, tamam.
Kaçınılmaz son, tamam.
ona tamam, buna tamam da ben tamam değilim işte.

Rahmetle andığım bir sürü sevdiğim var. Allah nurlar içinde yatırsın hepsini. Ama yokluklarına alışmak yerine telefon rehberinden silemiyordum bazılarının isimlerini. Geçenlerde telefonun bozuldu ve rehberim silindi de ne üzüldüm o numaralar da gitti diye.
Birini rüyamda görsem sanki yanıbaşıma gelmiş gibi mutlu uyanıyorum, çok özlediğimden.
Duygusallık mıdır benimki, kabullenemeyiş mi bilmem, bir türlü konduramıyorum artık olmadıklarını.

Ne zaman bir vefat haberi alsam, uzaktan ya da yakından. içim burkuluveriyor hemen. Anasını, evladını, torununu düşünüyorum, kimbilir ne halde kalakalmışlardır diye. Gidip hepsine ayrı ayrı sarılasım geliyor. "seninleyim, yanındayım, acını anlıyorum" dercesine, sıkıca sarılmak sadece.

Bugün çok sevdiğim çocukluk arkadaşımın dedesini kaybettik.  Bir ülkenin kuruluşuna şahit olan, pek cok nesil yetiştiren,  torununa aklını kullanırken vicdanını kaybetmemeyi öğretebilen, sevgili dolu bir eş, baba, dede ve büyükdede nevi şahsına münhasır, çok özel bir insan bugün yıldızlara kavuştu.

Hani çok mu anımız var saymakla bitmeyecek, ya da çok mu yakındık? değil... O zaman bana ne mi oluyor?
Valla ben de tam olarak  bilmiyorum. İnsan sevmek için onunla çok şey paylaşmama gerek olmadığını anlıyorum. Sevgisiyle büyüyenleri gördükçe saygım da, sevgim de, hayranlığım da kat be kat artıyor. Rahmetli Zişan babaaanemiz,  sevgili Alp, Reşat dedem, Fatmagül halam, Tevfik amcam, sevgili Necmiye, Ananeciğim, Hüseyin dedem ve tüm özlediklerim,  Allah sizi nurlar içinde huzurla yatırsın.
Dualarım hepiniz için..

1 Şubat 2015 Pazar

geliyor, geliyor TobiToy'lar geliyooor ;)


Hazır mıyıııız?
Merak ediyor muyuuuuz?
Cevap evetse, geri sayım başlasın;
beeeeş, dööört, üüüüç, ikiiiii.....

10 Ocak 2015 Cumartesi

kar tatili dediler, boş durmadık...

İstanbula kar yağmadan 2 gün tatil verdiler, tobi jr ile evde bol bol takıldık.. İlk günümüz yüz boyama kalemleri ile geçti. Babamız sadece elleriyle yırttı bu oyundan ama ben tek kaş super kahraman oldum.

Spiderman maskesinden sonra tobi jr. aldı sazı eline, kendini palyaço yaptı. Çocuğumun içinde bir sanat ateşi var ki sormayın. siz de yin palyaço biz diyelim panda :D
Morali bozulmasın diye gizli gizli güldük hep.
İkinci gün gribal etkiler baş gösterdi bende. Bilgisayarla olan dostluğumu bırakıp, kanepeyle samimiyete geçtim. Allahtan babamız evdeydi de baba-kız sinema partisi yaptılar.
ama boş durmadım tabi ki..
Tobitoy zürafalarımızı süsledim püsledim, yeni evlerine doğru çıkacakları yolculuğa hazırladım.


Kesmedi bir de renkli iğne işleri bile yaptım. Kar yağdı, her yer buz tuttu ama görüğünüz gibi bizizm evde bir safari havası, bir bahar havası ;)



6 Ocak 2015 Salı

kar başladı...

Sabahın er saatlerinde İstanbul'da da nihayet kar başladı. Hani hep sevinirim ya, kar yağsın heryer pamuk olsun, kardan ayı yapalım falan. Bu sefer sevinemedim. Haberler, uyarılar, kar başlamadan bizim bıdıkkonun okulunu bile tatil etti valilik. Ürperdim ama bu sefer soğuktan değil.
Az önce gökyüzüne ve sessizliğe bakıyordum. Birden öyle bir gök gürledi ve şimşek çaktı ki, bildiğiniz tırstım.
Yaz sonu pencerelere sineklik takmıştık, bizim kapalı balkonu bir kedi belledi diye, az önce camı araladım, sinekliği açtım. Zaten öldüresiye bir soğuk var bir de kar vurmasın belki hatırlar da  bizim kısa kuyruklu kedi geri gelir  balkona diye.
Ben çok üşür ve hep 5 kat giyerim ya evde dışarıda, halime çok şükür, Allah yakacak odunu, giyecek paltosu, ayakkabısı olmayana, sokakta ekmek parası derdindeki insanları korusun, kollasın. Bu sene de pamuk olmayıversin yollar, ağaçlar.
Kimse üşümesin, ne insanlar, ne kediler, ne köpekler, ne kuşlar.

Rüzgar esiyor, kar hızlanıyor ve içim kararıyor.
Belki de artık yatma zamanı.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails