7 Aralık 2013 Cumartesi

ve şimdi reklamlar...

bildiğiniz üzere;
reklam sektöründe grafik tasarımcı olarak çalışıyorum. yani müşterilerimizin reklam ve gerekliliği konusundaki vizyonları sayesinde para kazanıyorum.
yeni ajansım, sosyal medya pazarlaması üzerine çalışıyor ve sosyal medya yönetimi konusunda adım adım ilerliyorum.
kariyerimin temel taşı reklamlar ama bloğum şahsıma özel olduğundan mümkün mertebe reklamdan ziyade izlenimlerime yer vermeye çalışıyorum. samimiyetim ve deneyimlerimle beğenilerimi yeri geldiğinde sizlerle paylaşıyorum diyerek başlıyorum.
yaklaşık iki hafta önce, yeni ikametimiz olan suadiyedeki evimize bir paket gelmiş. kargoyu nurten annem almış. kızı yatırmaya hazırlanırken annemin aklına geldi ve;
"aaa, sana bir kargo geldi" dedi.
ben de bizim kızlar bana sürpriz yaptı herhalde, diye düşündüm. annem arka odadan sürükleyerek kocaman beyaz bir paket getirdi. beyaz polikarbon küçük boy bagaj bavulu. üstünde ismim ve gönderici bilmediğim bir adres. heyecanla biraz da tırsarak açmaya başladım. kapağı bir açtım. gördüğüm ilk şey kapağa yerleştirilmiş sevgili tobi jr.ın fotoğraflarından oluşan bir kolaj ve mektup oldu.
"Yumoş Muhteşem İkili" bloggerlara özel bir hediye kiti hazırlamış meğerse. içinde omo sıvı deterjan ve yumoş yumuşatıcı ve cok cici örme bir battaniye vardı. oldukça hoşuma gitti ve çok da duygulandım. bayram değil, seyran değil cicili bicili bir hediye gelmiş ki hediyeleri kim sevmez.
bazı teknik sorunlar sebebiyle sizlerle fotoğraf paylaşamıyorum. ama sizlerle nacizane değerlendirmelerimi paylaşabilirim.
bebeişkomun kıyafetleri, hediye battaniyemiz ve kendi hırkam. sonuç kapalı balkonumuza misler gibi bahar doldu. çamaşırları topladığımız halde koku hala mevcut. battaniye yumuşacık ve hırkam da. temizliğine gelince granül sabunumuza artık veda etme zamanı geldiğini kanıtladı, bu da bize yetti.
sonuç deterjan ve yumuşatıcı gayet güzel. "eşim fazla mı parfüm kokuyor?" dese de ben sevdim. tavsiye ederim.

sadece tavsiye etmekle kalmayıp ürün, kampanya ve de yeni sosyal medya uygulamaları hakkında bilgi almanız ve yeni mobil uygulamasını gözden geçirebilmeniz için linkleri de sizlerle paylaşıyorum.
www.yumos.com
www.facebook.com/YumosTurkiye
twitter.com/YumosTR

“Muhteşem İkili”
Facebook Uygulaması:apps.facebook.com/yumosmuhtesemikili/
www.omokadinlarkulubu.com
der, miss kokulu günler dilerim...

7 Kasım 2013 Perşembe

vay anasını sayın seyirciler...

yahu ne kadınmışım.
özlemimle kavrulanlar, yokluğumda savrulanlar..

konu sevgili bloğum ve güzide postum.
işten ayrılalı 5 ay, postu yazalı 1,5 ay olmuş.
ama bugün belediyede şanım yürümüş.

ne diyeyim, beni sizler var ettiniz.

herkesle birlikte bu kadar olay yaratacak ne yazmışım diye okudum yazdıklarımı.
öyle olaylık birşey de yok hani. yaşadıklarıma, edindiğim deneyimlere dair şahsi değerlendirmelerim.
ne bir kişiye, ne de bir isme dair bir tane belirleyici ifade yok.

keşke ya şu işi de birlikte yapmıştık, ne güzel tasarımdı, ne güzel organizasyondu,
ne enerjik bir insandı falan diye konuşsalar yokluğumda.

asıl merak ettiğim, arayıp bulup da;
"ay gördün mü ne yazmışş? ne paylaşmıış?" diye buradan oraya beni gündeme oturtup duran kim?
hani kazara geri dönerim korkusuyla mı sürekli bir karalama, şüphe tohumları atma çabası var, anlamıyorum.

10 ay çalıştım, çok güzel projelerde özel insanlarla çalıştım.
çalışma koşullarımın beni tatmin etmediği duruma gelince de, müdürlerimle konuştum.
medenice, dostça el sıkışarak, helalleşerek ayrıldık.
korkmayın anacım bu kadar, geri dönmeyeceğim.
öyle arkamadan kampanya yürütmeyi de bırakın artık.
yahu hayat bunlarla uğraşmaya dert etmeye değmeyecek kadar kısa.

gidin enerjinizi devlete, millete hayırlı olacak şekilde harcayın.
haydi canlarım benim, haydi...



24 Eylül 2013 Salı

6.Ulusal Bursa Go Turnuvası hazırlıkları başladı. Ekim'de Mudanya'da düzenlenecek olan turnuvamıza bekliyoruz :)

23 Eylül 2013 Pazartesi

yaz bitti...

neler oldu neler?
her şey havada bir leylek görmemle başladı.
gezmek mi hem de ne gezmek.
bodrum, istanbul, avşa, gölcük.
2 aydır bavul boşaltamadım sadece revize ettim hava durumuna göre; yıka, ütüle, yerleştir.
yarına da kısmetse İstanbul yolcusuyum.

yokluğumda neler olduğuna gelirsek,
bildiğiniz üzere bir kamu kurumunda çalışmaya başlamıştım geçtiğimiz sene taşeron firma çalışanı olarak. bir umudum vardı 4B olarak adlandırılan bir kadro alabilmek gibi. ama ne mümkün. çalışmak başarmaya yetmedi. 18'lik yeni mezunlar, ahbaplar, akrabalar, partililer, örtülüler derken yan yattı, çamura battı bizim umutlar. kadro vermedikleri yetmedi, maaş da vermemeye başladılar. ihale olacaktı, ertelendi. 12 günlük ihalelerle toparlanan maaşlar geciktikçe gecikti. muhatap aranırken herkes elini ayağını çekti. mağduriyetimi ifade ederken en son aldığım en açıklayıcı cevap; amaan kocan ...'da çalışıyor sen de mağdur musun" oldu. oydu, buydu derken en sonunda baktım "kul hakkı, mübarek ramazan,inşallah, maşallah" kelimelerini ağzına sakız etmiş "müslüman" insanlara artık ne tahammülüm var ne de harcayacak enerjim, verdim istifamı temmuz başı işten ayrıldım.

ilk başlarda çalışmaya alışan bir insan olarak evde olmayı biraz yadırgadım. benim eve dönüşüm sebeiyle bakıcımız leyla ile de hizmet akdimizi feshettik. artık sadece arkadaşız :) tobi jr. artık 2,5 yaşında ve kreş yaşı da yaklaştığından normalde biz çalışan annelere lüks sayılan yeni iş arama sürecinde geçen zamanı kuzumla geçirme kararı aldım. 2 aylık bir bebeyken işe başladığımdan ilk defe bu kadar uzun bir süre başbaşa kaldık kuzumla. yorucu mu? evet. ama tüm yorgunluğa bedel. o da, ben de çok mutluyuz. Leyla'yı arıyor mu? hayır. çünkü leyla gelirse benim işe gideceğimi düşünüyor. "Leyla gelsin mi?" dediğimde, sert bir "hayır" cevabı alıyorum. "ama çay içmeye gelecek misafir olarak" diyorum o zaman "tamam gelebilir" diyor.

bu arada dumansız hava sahası balkonumuzda duman tütmeye başladı. 3 yıllık muhteşem iradem iş, güç mevzularına dayanamadı. işe güçe başlayınca irademi tekrar devreye sokarak, bu kötü alışkanlığı yeneceğim. 3 sene ağzıma sürmedim, di mi ama?

iş, güç mevzularında ailece yeni kararlar aldık. leyleği havada gördük ya, kısmet belki boğaza konarız belli mi olur? doğduğun yer midir memleket, doyduğun yer mi? işte bunun cevabını zaman gösterecek. baklalım kısmet, "Allah hakkımızda hayırlısı neyse onu versin" diye dua ediyorum.

hayat akıp giderken koşturmaca arasında göremediğim şeyleri gördüm, bu uzuun tatil döneminde. bir kere hayat çok kısa. ama bir evladınız olduğunda yarın öleceğinizi bile bilseniz onun geleceğini daha iyi nasıl yaparım diye düşünüyorsunuz.yani her günümüz değerli. bunu mümkün olduğu kadar sevdiklerimiz için, geleceğimiz için kullanmamız gerektiğini öğrendim. bugün göç durumuna geldiysek, kuzumun geleceğini kurmak için bunca zahmete değeceğini düşünmemizdendir. ben de isterim memleketimin hava sahası içinde soluyayım, çocukluk arkadaşlarımla ailece buluşup brançlar yapalım, çocuklarımız birlikte büyüsün.
ama burada o masalsı hayatı sürdürmek çok zor. kadını evde tutmaya yönelik bir sürü faaliyet başlamış. örümcekler insanların beynini yemiş ve bir kenara tükürmüş, beyinsiz mutantlar ellerini kollarını açmış. benim gibi senin gibilerin emeklerini, enerjilerini sömürüp, kullanıyor. burada mı sadece tabi kihayır, mutantlar her yerde. ama gerek mesleğim, gerekse piyasa koşullarında bana hareket edecek alan kalmayınca 4 duvar arasında sıkışıp kalmışım. son iş deneyimim şehrimde, ülkemde neler olup bittiğini görmemi sağlayan küçük bir pilot bölge oldu sadece.
bir de arkadaş kelimesine nasıl derin anlamlar yüklediğimi farkettim. ne kadar gereksiz insanlara ne kadar fazla değer verdiğimi yaşadığım hayal kırıklıklarıyla öğrendim. sosyal arkadaş ve gerçek arkadaş ayrımına vardım en nihayetinde. yaş 35 anca aydım ama olsun. geç olsun güç olmasın demişler, buna da şükür.

blog yazmaya hiç vakit bulamadım mı bunca zaman? vakit oldu elbet ama bol bol candy crash oynadım. bir türlü yazasım, söyleyesim gelmedi. gaza boğulurken taksim, ankara, hatay, kadıköy ben de etkilendim yoğun sisten. herşey boğazımda düğümlendi. yokluğumda gerçekten inanan ile inandığını sananve inanamayı istediğinden söylenen yalanlara sıkıca sarılan insanları gözlemledim, dinledim. zor zamanlar işte bilirsiniz, ne yazacağımı da bilemedim.bunca şey olup biterken, bodrumda terliklerimle poz verip, kurabiye tarifleri okumak içimden gelmedi işte. neyse ne.
yoktum,geri geldim işte.

yolcudur abbas bağlasan durmaz.
6. ulusal bursago turnuvası için afiş tasarımı yapmam gerek, izninizle tobi kaçar.

6 Haziran 2013 Perşembe

memleketimden insan manzaraları- 02

http://www.youtube.com/watch?v=a_48C1JiIgo
çapulcu musun, vay vay...
http://www.youtube.com/watch?v=zzEo5E8vLxQ
duyarlı vatandaşlar, Tayvan'da gözaltı istiyor.

türk basını daha ilk günden farkını ortaya koydu.

bu gece acaba gökte kaç yıldız var? sorusuna mobeselerden naklen yayın.

vatan aşkının yaşı yok.

duygusalız...

chomsky, sen de mi bürütüs?

çarşı zulme karşı.

kararlı gençlik.

çocuklar duydu ve koşup geldiler.

sana herşey yakışır.

sadece saygı...

tüm penguenler aynı değildir.

metrodaki sade vatandaşa da gaz bombası.

gençlerde beslenmenin önemi.

polis değil, haşereyle mücadele timi sanki.

çağrı.

diren, geliyoruz.

sadece taksim meselesi değil, tüm yurt direniyor.

yorumsuz.

bölücü değil bütünleyici eylem.

en meşhur çapulcular.

yorumsuz.

kullanma talimatını okuyan var mı?

hayırlı damat.



5 Haziran 2013 Çarşamba

memleketimden insan manzaraları-01


gezipark severlerin polise karşı ayarsız güç kullanımı.

bir direnişçinin notları.

direnişe esnaf desteği.

yüzümüzden tebessüm hiç eksik olmadı.

bir direnişçinin notları.

yaratici sloganlar üretildi.

genci yaşlısı desteğini esirgemedi.

ben direniçinin zeki, çevik ve romantiğini severim.

can dostum.

big bang teorisi.

cnnturk'ten basın desteği?!

bu fotoğraftaki mağduru bulunuz.

adana'dan kardeşliğe davet.

yorumsuz.

eylemimizi yapar, sabah gelir etrafı da toplarız.

dersime çalışamadım, çünkü...

türk genci yaratıcıdır.

4 Haziran 2013 Salı

çapulcudan sevgilerle...

Çok yoruldum...
Halkin masum niyetlerle baslayan direnişine yamanmaya calisanlari gördükçe yorgunluğum artiyor.
Ben meydanlari savunmaya yaninizda değildim. Oturduğum yerde gaz bombasina da maruz kalmadim.
Ama inanın sosyal medya ajanları, provokatörleri, hükümet yandaşlari, yavşak basın,
meclisten geçen kanun tasarıları, sevdiğim insanlardan haber alamamanin verdigi inanılmaz endişe yoğunluğu daha bir yordu.

Bazen durmak koşmaktan daha çok sorumluluk yukluyor insanin omuzlarina.

bunca şey olurken her kafadan cikan sozde yandas sozler, komplo teorileri,
yalan yanlis yardim istekleri, fake cikan doktor telefonlari paylasirken,
birileri "göbeğini kasiyarak bizi birşeylere alet etmenin mutluluğunu mu yasiyor acaba" korkusunu da yasiyorum.

Bir süre sakin kalip, duygusal ve fevri tepkileri bir yana birakip olaylari objektif değerlendirmeye ihtiyac duyuyorum.
siddetin hic bir turlusu tasvip etmiyor, herkese sagduyulu ve insanca davranmayı oneriyorum.

16 Mayıs 2013 Perşembe

anneler ve kızları için...



selamlaaar,
sevgili elif,
“anneler ve kızları için” fikirlerden yola çıkarak yazmaya başladığı bloğuyla blog dünyasına hızlı bir giriş yaptı.
tobi jr.'ın pek sevgili arkadaşı ada düdid'in yetenekli annesini kutluyor ve harika tasarımlarının devamını diliyorum.

Annesi gibi giyinip, annesiyle yemek yaparak, annesinin çantasını ayakkabısını kullanarak büyüyen, ya da hiç büyümeyen anneler ve kızları için mutfak önlüğü, makyaj çantası-kalem kutusu, havlu, çanta gibi ürünler var.

Hepsi kendi tasarımı.

Çekiliş sonucu bir arkadaşımıza bir hediye yollayacak. Anneniz ya da kızınızla bir fotoğrafınızı yollamanız yeterli.

http://griffelif.blogspot.fr/

İsterseniz sayfayı tercüme etmeniz mümkün.

Fotografınızı yollamanız için mail adresi:

griffelif@hotmail.fr

iyi şanslar :)

2 Mayıs 2013 Perşembe

çilek şurubu

çilek geldi, asya kudurdu.
her dakikası çilek.
"çiyeeeek, hadi gel oynayalıım"
"çiyeeek, jıpjıp yapıcas"
"çiyeeek, çisifiym seyredelim"
"çiyeeek, oraya gitmeee"
"çiyeeeek, geeel"
"çiyek, şen yapıyoşuun?"

çilek geldi, hoşgeldi de, koşarak uzaklaşmasa bari.
tobi jr. ve yoğun ilgisi sebebiyle bursa'yi kendi yol haritasından silecek gibi duruyor.
birileri çocuk yapar, birileri de bakar diyor artık, ama kendisi uzaktan bakacakmış.
ah asyacığım ürkütme teyzeni demedim mi ben sana?
:)

30 Nisan 2013 Salı

ben o bakışları çok iyi tanıyorum...

far görmüş tavşan bakışı onlar.
hani şaşkınlık ifadesi olarak tanımlanır ya, bir de hay allah şimdi buna ne cevap versem de şiş de kebap da yanmasa durumunu temsil eder aslında.

hay allah arada kaldım paniğidir bir nevi.
durum idare etme çabasını anlıyabiliyorum, aman tatsızlık çıkmasın, hır çıkmasın gürleşmeyelim, huzur ortamını koruyalımı da bir nebze anlayabilirim. ha bir de şiş kim, kebap kim? kimin kalbini kırmamk önem arz ediyor o da önemli tabi.

nedenli ya da nedensiz aptal yerine konmayı kaldıramıyorum, sanırım.
ilişkileri dengesi safa yatarak, geçiştirerek ya da unutturmaya çalışarak sağlanmaz.
yani bence.

hani 2-3 yaşında olsam belki yerim, ama değilim malesef.

ah be tobi sen yine neden bahsediyorsun ki, derseniz;
konumuz,
kıçıkırık bir ekmek tahtası...

kriz çakışması

ailece krizlerdeyiz.
evimizin gerilimi hiç bitmiyor. 2'den 37'ye aksiyon dolu dizgin.

dün gece ikiye doğru evin iki keçisi uzlaşılmaz bir inatlaşma içine girdiler.
tobi jr. ağlayarak uyanmış, "annemle uyuyacağım" diyor, babamız "hayır, cici kızlar kendi yatağında uyur" diyor.
bense sabırla uzlaşma anını bekliyorum bana bir ömür gibi gelen ama en az 15 dakika suren ağlama ve zırlamanın arkasından olaya dahil olmak için iki defa odaya gittim.

kriz başka bir ikili olana babamız ve bana sıçradı. "şimdi girersen bu kadar şeyin anlamı kalmaz"mış, müdehale etmemeliymişim.
ben de "o daha iki yaşında, bu kadar ağlatmanın alemi yok, bu artık eziyet etmeye giriyor" hışımla odaya girdim kızımı kucaklarken, eşim de hışımla dışarı çıktı.
ne dediğini anlamasam da bir süre söylendiğini farkettim ama üzerinde durmadım. minikkom hala hıçkırarak bişiler anlatmaya çalışıyordu.

kuzumu göğsüme yatırarak sakinleştirmeye çalıştım, susmasını ve sakinleşmesini söyledim.
"tamam annecim, sen bir sakinleş, konuşacağız seninle" dedim.
5-10 dakika sonra tatlı tatlı "baban senin iyiliğin için söylüyor canım, abla olmak için kendi yatağında yatman gerekir. hem senin için daha faydalı" falan dedim
ama bu sefer ben kucağında uyuyayıma döndü olay.
bir de babaya çok içlenmiş, "sürekli babam izin vermedi, babam kıjdı" deyip duruyor.
nereden aklıma geldiyse sıdıka isimli, köyde yaşayan küçük kızın görevlerinden bahseden bir hikaye uydurmaya başladım.
sıdıka'nın annesinin, babasının ve kendisinin görevleri hakkında bir ödevi varmış.
sıdıka da bu ödev için babasından yardım istemiş. babası da annesinin görevlerini ve kendininkilerinkini anlatmış.
sonra da sıdıka'ya onun görevinin yemeklerini yemek, derslerini yapmak ve uyumak olduğunu anlatmış."
bu arada miniğe arada sorular soruyorum gözler kapalı ama uyumak yok.
"neymiş annecim, bak sıdıka'nın babası ne demiş, duydun mu? herkes kendi yatağında yatacakmış." "hayıl, ben kucağında uyucam"

sonra sıdıka'nın babası taktik değiştirip başka bir hikaye anlatmaya başlamış. ;)
"bak sıdıkacığım, perileri biliyorsun izliyorsun demiş. tinkerbell nasıl işçi periyse, su perisi, bahçe perisi hatta diş perileri bile var. bir de büyüme perileri var. sen uyuyunca yanına gelir sana şarkı söylerler. böylece daha hızlı büyürsün, saçların da boyun da daha hızlı büyür, dişlerin daha sağlıklı olur" demiş.
bizimkinin gözler açıldı, böcük böcük bakmaya başladı. dikkati çekmeyi başardık.
"ama bu periler her zaman gelmiyorlarmış. özellikle sen uyuduktan sonra geliyorlarmış, bir de yalnız uyuyor olman gerekiyormuş.
çünkü sadece çocukları büyütüyorlarmış. anne ve babalar zaten büyükmüş. şarkılarını sadece büyümesi gereken çocuklar için söyleyebilirlermiş."
"o yüzden senin odanda, kendi yatağında uyuman gerkiyormuş asyacığım, baban da bu yüzden sana ısrar etti.
büyüme perileri gelsin de sna en güzel şarkıları söylesinler diye. tamam mı annecim ne yapacakmışız şimdi?"
"senin kucağında uyuycam, şonra kendim yatağimda uyuycam, periler şarkı söyleyecek."
evet aferin, şimdi ben bir şarkı söyleyeyim de sen uyu, olur mu? haydi tatlı rüyalar, tatlı büyümeler kuzucuk"
dedik ve 5 dakikaya kalmadan kuzu uykuya teslim oldu. onu yatırdıktan sonra bir süre koltukta oturdum bir iki defa uyanıp "oturuyor muyum" diye sordu,
"buradayım annecim sen uyuyunca içeri gidip yatacağım ben de" dedim. "mamam" dedi ve nihayet sabah 4 gibi derin bir uykuya daldı.
sabah kalktığımda da hala yorgun ve mışıl mışıl diye uyuyordu.

sonuç, son 3 gün içinde yaşanan ikinci 2 yaş krizimiz bu. bir pedagogdan yardım mı istesek diye düşünmeden edemiyorum.



çocuklarda 2 yaş sendromunu anlatan Sn. Serap Duygulu'nun sitesindeki değerlendirmeleri bir süre uygulayıp beceremezsek de profesyonel yardım almayı ciddi ciddi düşünüyorum, haydi baklalım hayırlısı...

"Bu dönemde çocukla inatlaşmak, hiçbir yarar sağlamayacağı gibi işleri daha da zorlaştırabilir.
Aile ortamında geçerli olan disiplin kuralları ne ise aynı şekilde devam edilmeli, ancak çocuk üzerinde zorlayıcı olunmamalıdır.İnat eden çocuk aynı zamanda hırçınlaşabilir ve kendini
yerden yere atarak ciddi öfke nöbetleri geçirebilir.Böyle zamanlarda ebeveynlerin tutumu çok önemlidir.Bu öfke nöbetlerinin geçmesini beklemek ve çocuğun üzerine düşmemek ilk çözüm önerisidir.
Aslında amaç, inatlaşmanın öfke nöbetleri haline gelmeden çözümlenmesi olmalıdır. Ebeveynlerin sıklıkla yaptığı yanlışlardan biri, inat eden çocuğun istediğini yapmaktır. Böylelikle çocuk, ağlayarak, inat ederek, hırçınlaşarak istediğini elde ettiğini görecek ve her zaman, her koşulda bunu bir davranış kalıbı olarak sergileyecektir.
Oysa, öncelikle inat eden çocukla konuşmak, onu ikna etmeye çalışmak ve dikkatini başka yerlere çekmek etkili bir yöntemdir. İnat eden çocuğun birincil amacı annesinin ya da bulunduğu ortamdaki insanların dikkatini kendi üzerinde toplamaktır. Tutturmaya başlayan çocukla konuşmak ona “ benim için değerlisin, sana önem veriyorum” demektir. Ancak bazen, çocuğun inadını kırmak ve onu sakinleştirmek mümkün olmaz.Bu durumda çocukla tartışmak veya azarlayarak, kızıp bağırarak birşeyleri kabul ettirmeye çalışmak yarar sağlamaz.Belki sadece o an için korkarak susar ya da çok daha şiddetli ve ciddi tepkiler verir.Öfke patlamaları yaşayan çocukla konuşmaya çalışmak boşa çaba harcamaktan öteye gitmez.Böyle gergin anlarda susmak ve mümkünse çocuğu güvenli bir ortamda yalnız bırakmak en iyi çözümdür.Ağlayan ve inat eden çocuğa onu anladığınızı ama bu ağlamanın ve tepinmenin yararı olmadığını söylemek ve sakinleştiğinde oturup konuşalım demek çok etkilidir.Böylece çocuk, bu davranışlarının sizi etkilemediğini ve isteklerini bu şekilde yaptıramayacağını görecektir.Bunları söylerken çok kararlı ve sakin olmak gerekir.Gerçekten de durum normale döndüğünde yani çocuk sakinleştiğinde onunla konuşmalı ve ortak bir çözüm yolu bulmalısınız.Konuşurken ‘ben’ dilini kullanmak, ‘böyle bağırıp ağladığında, ne istediğini anlamıyorum ama konuşunca ne güzel anlaşıyoruz’ demek doğru davranış kalıpları oluşturmasında teşvik edici olacaktır.Her çatışma ve inatlaşmada aynı kararlı ve tutarlı tavrı göstermek temel kuraldır.Ebeveynlerin tutumunun çocuğun gelecekteki davranış ve kişilik özelliklerini belirleyeceği unutulmamalıdır.
Çocuklar bitmek tükenmek bilmeyen bir merakla her konuda soru sorarlar.Her şeyin nedenlerini öğrenmek isterler.Bu nedenlerin doğru açıklanması inatlaşma ve çatışmaları engellemek açısından çok önemlidir.


Genel olarak bakıldığında pek çok sorunda olduğu gibi çocukla konuşmak,ona önem vermek sorunu daha sorun haline gelmeden çözecek sihirli noktadır.
Kendisine açıklama yapılan çocuk önemli ve değerli olduğunu fark edeceği için daha ılımlı ve uyumlu davranacağını söylemek mümkündür.
Küçük çocuklar ve inat üzerine yapılan araştırmalarda; ailesi içinde önem ve değer gören,söyledikleri dinlenen ve kendileriyle konuşulan çocukların sosyal uyumlarının, böyle bir eğitim tarzı benimsemeyen ailelere oranla çok yüksek olduğu görülmüş.
Bu çocuklar yetişkin olduklarında da gerek eğitimdeki başarılarıyla,gerek toplumsal uyumlarıyla göz dolduran çocuklar oluyorlar.Aynı zamanda arkadaş ilişkilerinde mutlu ve doyumlu oldukları gibi başkalarıyla empati kurma becerileri de oldukça yüksek oluyor."

28 Nisan 2013 Pazar

ben ne zaman...



ben ne zaman,
içimden gelenleri geldiği gibi söylesem, bir kabahat işlemişim gibi oluyor.
ben ne zaman,
içimden gelmiyor diye sussam ekstra sessizlik oluyor. sanki birilerini incitiyormuşum gibi.
ben ne zaman,
boşversem herkesin dolası geliyor.

ben ne zaman pozitif kostümümü giyip, rolüme iyice bürünsem herkesin en sevdiği oluveririm.
ideal evlat, ideal eş, ideal anne.
şikayet etmeyen, mutlu eden, anlayışlı, düşünceli.

vesaire, vesaire, vesaire...

bugün üstümde hala pijamalarım var.
tobi jr. elinde elma, miki kulüp evini seyrediyor.
tibo elinde aslan sütü, dizi seyrediyor.
hayat, onlara güzel valla.
oooh, misss...

"Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.
CAN YÜCEL
"

fotograf - marion cotillard

gitmek üzerine...

bu sabah misi köyüne kahvaltıya gittik kızlarla. görünürde 4, realitede 6 kişiydik.
bayan göbişlerle günümüz ve gelecek kaygılarımız üzerine uzuuun uzuuuun sohbet ettik.
birken iki olmak sonra skoru üçlemek hatta dörtlemek hususundaki gösterilecek üstün cesaretten bahsettik. konuştuk, dertleştik, paylaştık. güzel ve anlamlı bir gündü.
eve geldiğimden beri adaptasyon sorunu yaşıyorum. rahatlamam gerekirken daha tahammülsüzüm. tobi jr. ile gereksiz bir inatlaşmaya girdim. o, kazandı. büskivi tabağı hala yerde duruyor. 2 yaşındaki yavru ergenimizle ilk çatışmamızı kaybettim. yenilginin üzerine üzerime bir durgunluk çöktü ki sormayın.
boşvermişliğimi de cebime koyup gidesim geldi.
eskiden cumartesi akşamları birlikteliklerin rengini belli ederdi. iki sevgili cumartesi gecelerini birlikte programlamıyorlarsa bu yakın bir ayrılığın işareti olurdu. hatta böyle bir cumartesinin ardından terkedilmişliğe şahitlik etmişliğim de vardır.
35 yaşındayım.
şairin dediğine göre yolun yarısındayım ki, şanslıysam.
5 yıldır evliyim, 2 yaşında dünyadaki herşeyden kıymetli bir kızım var. dünya bir yana o bir yana.
35 yaşındayım ve yolun muhtemel yarısına gelmiş olmanın ağırlığından mıdır bilemiyorum, bir kopuşa şahitlik ediyormuşum gibi geliyor bazen. bedenimin yükünü taşıyamayan bir ipin ucunda uçurumun kenarında sallanıyormuşum da ipin liflerinin birer birer ayrıldığını hissediyormuşum gibi.
"bir ara sokakta ölmüşüm, dün.
öylesine yani" gibi.

güneşin aydınlattığı günde, anlamlı dizelere sahipmiş gibi dörtlük yazmaktan bahsederken,
gecenin karanlığında ikilik mısralardan ziyade tekil cümlelerden oluştuğumu farkediyorum.

ergenken iki ismim olduğundan iki farklı kişi olduğum inanır, herşeyin bana karşı olduğuna inancımı körkütük besler, bir de bu ikiliğin yarattığı kara dumandan zevk alır, içime çekerdim.
çünkü öylesine özel biri olduğumu düşünerek mutlu olurdum.
erdim yetiştim kendimce ve etken yetişkin olduğumu sanarken aslında edilgen erişken olduğumu görüyorum şimdi. bukalemun gibi uyumlu olmak adına sürekli kabuk değiştiren, içindeki gerçek hislerle hindi gibi kabaran, çatal diliyle susup susup arada tıslayan ve başaşağı durmaktan mürekkebini akıtan tükenmez olarak adlandırılan tükenir bir kalem gibi hissediyorum.

yok, yok regl olma arifesi değil buna sebep.
evet üç beş sivilce çıkarttım ama bahar alerjisine veriyorum şimdilik. hormonal dışavurumun arkasına gizlenmeyeceğim bu sefer.

ne düşünürseniz düşünün.
kimsenin ne diyeceğini umursamadan, teselli beklediğimi sanmanızdan korkmadan kırk yılda bir yazasım geldi işte.
dedim ya, bu gece biraz aydınlık buralarda.

şimdi "game of thrones" izleyip, ejderhalarım olsa ne manyak bişi olurdu hayalleri kurarak uyumaya gidiyorum.
winter is coming...

15 Nisan 2013 Pazartesi

iyi bir çocuk olursan, bir gün şirinleri görebilirsin...

geçen gün feysbıkta bişi okudum. hani herkesi gün boyu beğenip, paylaştığı özlü sözlerden.
"küçükken masallar uyuyana, büyüynce de uyanana kadarmış" diye.
uyurken kızımın masumiyetine bakıyorum. canım sıkıldıkça burnumu mis kokulu gıdısına gömüyorum.
bugünlerde hem çok şükrediyor hem de içimde kabaran dalgalı ruh için biraz daha fazla sabır dileyerek bol bol dua ediyorum.
isyankarlığımı bastırıp aman çok şükür bebem sağlıklı sıhhatli diyerek pollyanna tavrıma daha bir sıkı tutunuyorum.
spora mı başlasam, yogaya mı diye düşünüp kendimi işin stres ve hırslı doğasından koparmaya itiyorum bilinçli ve azimli olarak.

kamudaki zenciliğimi bir kenara bırakmaya çalışıyori, kendimi işime veriyorum.
"hah tamam bak işte sen kendini işine ver", deyip tam aptal ama mutlu bir dünya yarattım diye sevinirken,
çaaat..

yok burada ya kalp hastası olucam ben ya sinir.
çalışsan da kötüsün çalışamasan da.
hatta boksun, bok.

27 Mart 2013 Çarşamba

bursago'dan medyatik eylemler


bursago toplandı da röportajlar bile verdi arada derede :)
sevgili Ferhan Petek ve Woman Tr' a ilgilerinden dolayı çok teşekkür ederiz.
ben yokken bari, hadi okuyun gari.
Go’ya giden yol: Cafe Capella
Röportaj: Ferhan PETEK
Fotograf: Erdal MUTLUER

oh yooooo...

ay cok yoğunum.
çok gribim.
az gergin, çok doluyum.

az bekleyin, dönücem ben size...

27 Şubat 2013 Çarşamba

kadın olmayaydım da;

konsantre bir meyve suyu olsaydım
şu an pekmez kıvamlı benzin tadına dönmüştüm garanti.
dura dura burada kendimi bozmustum yani o kadar iddialiyim :P

kamusal alanda kadınsallığımdan soğudum.
kadın hakları savunucusu ve faaliyetleri organizatörü bir bağyan geldi günün son çeyreğinde.
şişirdi, bitirdi beni.
sesi çın çın kulaklıklarımdan sızıp beynimde zonkluyor şu an.

hani dedim ya,
meyve suyusu gibiyim, hatun suyumu çıkardı 1 saatte.
beynime bir pipet sokmuş da,
höpürttürerek çekiyor.
aaay bayıldııım :)

18 Şubat 2013 Pazartesi

Türrrrrrrrrkiyye güzeliiiii...

dizi: işler güçler
bölüm: 29
replik sahibi: sadi

gün: bugün
saat: az önce
arayan: ...
benim tepkim: olley, türrrrkiyye güzeliiii.

lan oğlum bu son iki haftadır ne güzel haberler alıyorum.
ne güzel müjdeler veriyor bana en sevdiklerim. Allah hepinizi nazarlardan saklasın e mi?

bu arada çok sevdiğim başka bir arkadaşım,
bir haftadır ciğerine yerleşmiş görünen illet bir firüs yüzünden hastanede.
sırt ağrılarının yanı sıra
bebesinden ve ailesinden uzak kalmanın hüznüyle iyileşmeye çalışıyor.
Allahım canım arkadaşıma da acil şifalar ver e mi?

pazartesiniz hayırlı uğurlu olsun.
umutla yeni haberlere gebe olsun innnşallah...

15 Şubat 2013 Cuma

"Çocukları Yüzünden Pepee İzlemek Zorunda Kalan Aileler Dayanışma Gecesi, İstanbul Nişantaşı'nda Gerçekleştirildi"

Grubun bir araya gelmesinde önemli rol oynayan organizasyon sorumlusu Onur Mertenek (33), Pepee bağımlılığını aşmak isteyenlerin öncelikle bu sorunla yüzleşmelerinin önemine dikkat çekti. “İsmim Onur Mertenek… Ben bir Pepee bağımlısıyım”

zaytung


hehe ben de ben de.
mırıldandiğim şarkılar hep pepee şarkıları artık.
fırından çıkıyorum "iki ekmek aldim eve gidiyoruuum"
tuvaletim geliyor "çişiimiz tuvalette..." (ayrıntılara girmeyeceğim korkmayın.)
susuyorum "susadıııım su isterim"

doktor bey ne olacak benim bu halim, lütfen bi yardım edin :)

7 Şubat 2013 Perşembe

bir rüya gördüm...

blog dünyası oradaydı.
dünlük, sergül ve göksu ve pıtırcanım asya,
İstanbul'da bir otelin üst katında kahve içip manzara seyrediyoruz.
sokaktaki evleri su basmış, sular çekilsin diye bekliyoruz.
ama pek bir mavi, pek bir berrak su.
bakalım neler olacak?
ben iyiye yordum,
hayırlı haberlerinizi bekliyoruuum :)

31 Ocak 2013 Perşembe

yeteneğim yetmiyor...

içimdekini dışarı vurmaya varolan yeteneğim yetmiyor işte.
keşke şöyle genç osman abimiz gibi gitar çalıp da şarkı söyleyip de deşarj olabilsem...

ya da gene kelly gibi sokakta dans ederek ifade etsem sıkışmışlıklarımı.
ya da step up4'teki gibi artistik dans yorumları yapabilsem.

olanın üzerine birazcık daha ya da birazcık daha fazlasını eklesem ve
onun gibi olabilsem,
kalemimden böğürsem :P
ya da onun gibi çiziversem.
veyahut onun peşine takılıversem de,
onun gibi anlatabilsem kendimi.
işte biyerinden tutunabilsem hayata,
ona buna benzer gibi, ya da


tam da oldugum gibi...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails