20 Aralık 2012 Perşembe

kar yağıyoo....

lay lay loom.
bahçe oldu bembeyaz.
ben de şimdiden akşamki kardan ayı organizasyonu için telaşe düştüm.
ay şu eldivenimin teki nerededir ki? tobi jr'in eldiveni nerede ki? diye
beynim kımıl kımıl :P
kar yağıyooo, yihhuuu...

Sahibinden Satılık...

oldu da bitti maşallah.
babacığımın evi bitti nihayet, geçen hafta sonu teslim aldık.
şimdi bunu satıp bize yakın bir ev alma planları içerisindeyiz.
hayırlısı neyse o olsun artık.
bu da ilanımız.
ilgililere duyurulur.

18 Aralık 2012 Salı

bir maniniz yoksa...

teyzeciğim,
bir maniniz yoksa ve kıyamet de kopmazsa
22'sinde annemler size gelecek.
bir de bir fincan okunmuş pirinç istiyor,
gerekirse 21'inde kullanacakmış.


haydi bakalım.
21 aralık geldi gelecek.
bir de cumaya denk geliyor ya,
şirinceye gidenler mi dersiniz,
son dakka kendini kitaba, duaya verenler mi?
bir de tellaller, kıyamet alameti yorumcuları var.
tv'de "yok bu balık sadece afet dönemi görülür. en son buz devrinde görülmüş. bak kıtalar ayrılmış." haberleri,
"mübarek cuma'ya da denk geldi bak, bak" diye kanıt toplayan
CSI kıyamet devriyeleri de var.
bir tanesi de bizim ofiste.
zaten üç cümleden biri,
"islami kurallara göre..." diye başlar
".. aksini iddia etmek küfürdür" ile biter.
haftanın 5 günü X 8 saat.
gerisini siz düşünün, hayal gücünüze güveniyorum.

bizse inceden tırsmak suretiyle,
hayatımıza devam ediyoruz.
aslında resmi tatil ilan edilmesi gerek ama,
bakalım.
devlet büyüklerimize buradan sesleniyorum.
1 ocak değil, 21 aralık tatil olsun.
şöyle ağız tadıyla ailece bir ateş yağmuru izleyelim.

şirincede güneş tutulması + kıyamet programı yapmadık ama
benzer projelerimiz var, henüz karar vermediğimiz.
mesela "sattas" FSM Hayal Kahvesi'nde olacak o akşam. bir tür kıyamet kopacak ve sallanacağız bir sağa ve bir sola.
ya da muchos tecimos'lara "güle güle oturun partisi" de muhtemel planlardan. yani kıyamet kopmazsa oturursunuz gibi bir şey...
22'si sabahına da ceromland'de kahvaltı sonrası gün buluşması.

ay anacım kopsa bir deert, kopmasa başka bir dert.
kıyamet ola ki, koparsa diye hakkınızı şimdiden helal edin a dostlar,
sonra defterin başında tartışma yaşanmasın.
kopmazsa önümüzdeki günlerde ve senelerde bol bol görüşmek dileğiyle...

10 Aralık 2012 Pazartesi

Dominique Dillon de Byington...

isim uzun ama
kendisi kuş gibi bir kız.
ürkek ve kırılgan görünümlüsünden.
ama özgür küçük bir kuş...
Dillon doğal seslerle piyanoyu kaynaştıran deneysel ve elektronik pop diye tabir edilen tarzda müzik yapan genç bir arkadaşımız.
buyrun buyrun...

şuşi ve ben...

caponumtrak beğenilerime bir yenisini daha eklemek isterim.
şuşi...
malum bursa, kimilerine göre taşra.
bir zamanlar şey pub'ın olduğu yer uzakdoğu lezzetlerini bünyesinde barındıran bir restaurant idi ama günümüze kadar dayanamadı.
şimdilerde ise korupark'ta sushico modası esiyor.
çekik gözlü mutfağını merak eden varsa buyursun.
bendeniz ilk şuşi deneyimimi kani roll ile yaptım. dedim "çiğ balık ağır gelebilir, en iyisi yengeçli bir başlangıç yapalım." iyi ki de garson beyi değil de kendi iç sesimi dinlemişim.
iç sesimle sakinleştirdiğim midem kani roll ile biraz coşsa da, sakinliğini korudu. garson beyimizin yönlendirmesi ile içinde yok yok olan acılı canadian roll ile şuşi dünyasına giriş yapan sevgili kader ortağım benim kadar şanslı değil idi. ilkini karambole yedi ama ikincisinde de yaşama sevinci de uçup gitti. sevgili arkadaşımın yüzü öyle bir düştü ki, midesiyle birlikte yerle bir oldu.
neymiş şuşi ağız tadımıza uyan bir lezzet değilmiş. ben balığı ızgara seviyorum arkadaş. yosunlu pirinçli versiyonu tercih edebileceğim bir tür değil.
sushico'ya bi daha gider miyim? evet.
çünkü tadını merak ettiğim tai, çin ve bilumum uzakdoğu yiyecekleri var.
şuşi yer miyim? sanmıyorum, belki başka bir türünü tadarım ama ruh halime bağlı.
restoran nasıl? güzel.
çalışanlar ilgili, yardımsever ve kısmen bilgili.
çubuklarımız için aparat teklif eden top sakallı garsona yardım tarzı ve nezaketi için yıldızlı pekiyi veriyorum ama sipariş verirken ukalalık eden köse abimize zayıf veriyorum. "şu kani'nin içindeki nedir?" diye sorduğumda "altında türkçesi yazıyor" diyen sevgili arkadaşım soruyorum sana simuri'nin neresi türkçe? ilk defa şuşi yiyorsak da çok şükür okuma yazmamız var.
bir de pos cihazı krizimiz var, kendisiyle. kartiniz onaylanmadı, sizinki de onaylanmadı diye trip attı ama ısrarlarımız sonucunda paşamın pos cihazı arızalı çıktı.
sen bizi ezik mi sandın. hı?
terbiyesiiiiz :)

6 Aralık 2012 Perşembe

dün Trt'de izledim...

ben de az önce izledim.
Kolombo, Kunta Kinte
Uzay Yolu evimizde
Kovboylar, Apaçiler
Ceyar, Bobi ve Küçük Co
Arı Maya vardı bir de
Ağlardım Arı Maya`ya
Annesi öldü çünkü
Üzüldü, çok üzüldü...
buyrun buradan izleyin...

5 Aralık 2012 Çarşamba

Bu Arada Dinlemeyen Var Mı?

varsa çok yazık.
hemencik açın dinleyin.
türkçe reggie yapılır mı, diye merak eden varsa onlar da buyursun lütfen.
solist abimiz saçtan fakir, sakalda zengin olup ürkünçümsü bir dev gibi görünse de, özünde nevi şahsına münhasır bir insandır.
şiddetle tavsiye ederim.
dinleyin uleeeyn :P

2 Aralık 2012 Pazar

ailecenek severek izliyoruz :)


agamemnon, richard philips, manyak cafer, köyün delisi de artık blog dünyasında.
tavsiye ederim...

minik yavru mevsimi...

senseimin deyimiyle yavrulayan yavrulayana...
cuma akşamı da sürpriz bir atakla aramıza "Eymen Urar" katılmış meğerse. biz onu haftaya bekliyorduk ama dayananmamış minik prensimiz.
sağlıkla sıhhatle gelmiş, hoşgelmiş.
ne mutlu bize :)

23 Kasım 2012 Cuma

böyle kar yağsın...

sonra her yer böyle romantizm koksun.
ooh, miss...
Photo From lillyunique.tumblr.com

21 Kasım 2012 Çarşamba

bir garip kutlama...


bundan 6 ay önce falan sorsanız, "yok ya böyle birşey kutlanır mı ki?" derdim. bugünse kutlanabilirmiş dedim, hatta dün kutladık.
bir arkadaşım 8 yıllık kocasından boşandı. biz de güya ona destek vermek için toplandık. kimse uygun kaçmaz diye dile getirmedi ama içimizden kutladık işte.
bir bitişe ve yeni bir hayatın ilk gününe tanık olduk.
biraz hüzünlendik, biraz da imrendik ucundan.
yeniden yeni bir hayata başlama fikri cezbetti belki de bizi.
dedim ya garipti dün akşam.
galatasaray da mençıstırı yendi ve maç bitti.
belki de daha yeni başlıyor.
olamaz mı,
olabilir...

19 Kasım 2012 Pazartesi

kış geliyor...


hava soğuyor.
herşeyin enerjisi içine kaçıyor.
ayıcıklar kış uykusuna, minik hayvancıklar da kuytusuna kaçıyor.
bense nerelere kaçsam diye düşünüyorum.
haftada bir akşam ahşap boyama grubuna mı katılsam,
kendimi arka odaya kapatıp kpssye mi kassam,
bahar gelmesini beklemeden tenise mi başlasam.
ya da internetten deli gibi dizi ve film indirip kampa mı girsem.
hepisini yapmaya hevesim, daha da doğrusu evden kaçmaya niyetim var.
böcükkomla geçirdiğim zaman elbetteki çok kıymetli ama
bu ara bana gelenler geldi yine.
hamile kaldığımdan beri hayatım çok değişti.
bebeğine göre yaşa,
kocana göre yaşa,
ailene göre yaşa,
gelene gidene göre yaşa.
ben ve kendim ayrı düştük.
herkesin bir hobisi var benim de popim olsun istiyorum.

ben ki özgür bir kuş idim,
artık ne uçabiliyorum ne konabiliyorum.
birilerinin ahı mı tuttu ne, anlamadım...

9 Kasım 2012 Cuma

bu kız beni görmeli bana kazak örmeli...

pinterest yine yeni bi iki bişi gördüm.
yine bayıldım.
kış de geldi ya,
isterim de isterim :)
pugnat.com
wendyslookbook

6 Kasım 2012 Salı

kamulaşıyorum az kaldı....

4B, 4C, 657 bi de 5393.
anacım geldiğimden beri rakamsal bilgi düzeyimde ciddi bir artış var.
buralarda 3 cümleden biri kadro.
kadro- referans- başkan üçlüsü ciddi prim yapan konulardan.
seçim tarihi de açıklandı haydi biz sefiller 1,5 sene daha rahatız bakalım.

olaya ayrımcılık ve kayrımcılık gözüyle bakan çok.
bakmayana uzaylı gibi bakıyorlar.
benim durumum şaşkın bakışlı kedi yavrusu.
o ne ki, aa öyle mi?
durumlardan ziyade insanlara şaşıyorum.

bugün bir kez daha şaşırdım.
aramızda bir acan var arkadaşım.
hem de patavatsız türünden.
hadi anlatıyorsun da, neyi anlattığına da bak.
artı kimi kime anlatıyorsun.
dur bir de bu komediye bak.

az kaldı aaaz. kamulaşacağım tez zamanda.
şamşırıp kalmaya son.
alemin bir saftorozu ben kalmışım meğerse,
haberim yok :P
bunların yanında iş konuşana rastlamak da çok az bu arada.
parantez içinde,
üç nokta.

nikkentobi, kamudan bildiriyor;
genel tespitlerim şimdilik bu kadar ana haber merkezim,
iyi yayınlar...

2 Kasım 2012 Cuma

Bir ara sokakta öldüm…dün

Bir ara sokakta öldüm…dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire

Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?

O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm…dün

Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari'yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi'yi
Düşündükçe
Ölüvermişim…dün

Böylece bitmiş yani,
Birdenbire

Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe.
iki kedi de bulanınca
kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini.

balkabağı mevsimi bile değilken
dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
ve saat henüz 12`yi vuramamışken
kalkmış otobüsler durmamaya.

mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
hatırlamam ama
öylece kalakalmışım kalkamamışım.

şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan
vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
kayıklar da serseri misinalar
otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
her gece.

bisikletleri balkonlarında unutanlar
her an yağmur yağsın diye dua ediyor
üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
aynı kuru kahveciden gün aşırı iş olsun diye
yüzer gram kahve alıp evde iş olsun diye öğütüyorlar
ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü.
kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye...

bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta.

balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
sökülüvermişim
şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi.
sıkıntı işte.
ya da ölmek yerine
iki adım yol yürüyeydim de
konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle
gitmek yerine...


19 Ekim 2012 Cuma

masal ve kuzey...

beşikten kerttim ben onları.
biri sevgili çocukluk arkadaşım ayça'nın kızı, diğeri eşimin çocukluk arkadaşı gökhan'ın oğlu. ikisi de dün dünyaya geldiler. biri acıbademde diğeri jimerde doğdu. işin enteresan yanı masal annesinin doğum gününde, kuzey de babasının doğum gününde doğmuş oldu. siz söyleyin bu bebeleri tanıştırıp kaynaştırmayayım da ne yapayım ?
:)

17 Ekim 2012 Çarşamba

içimden 500'e kadar saysam, işe yarar mı ki?

şiştim.
hani var ya bi balık arada şişiyor, işte aynı onun gibi şiştim.
yok vallahi özel ilgi ekstra şevkat falan istemiyorum.
kulaklarımı tıkayıp tek ilgilendiğim şeyin işim olmasını istiyorum ama olmuyor.
öküze özenen kurbağa gibi şişine şişine patlayabilir miyim ki acaba?
3 gr.'lık huzurum, uçmasın diye sürekli çekeleştirdiğim aklım ve mümkün mertebe tek yöne kanalize etmeye kastığım sınırlı üretim dikkatim vardı.
şu an pooof.
balon patladı hepsi toz oldu.
gün ışığına az önce çıkmış köstebek gibiyim.
allahım nereye geldim ben?

alınmaca gücenmece yok ama kendimi çok ötelenmiş, itelenmiş hissediyorum.
ve bunu hakedecek hiçbirşey yapmadığıma mı üzülsem, çözüm bulamadığıma mı üzülsem?
bilmiyorum. işsiz kalsaydım en azından bu bir süreç yoksa yok derdim ama onu da diyemiyorum, çok sıkışmış hissediyorum kendimi.
çok pis ağlıyasım var.
burnumdan çoook derin nefesler çekiyorum içime.
en iyisi çıkıp mola vereyim olmayacak böyle.
tebdili mekanda ferahlık vardır herhalde, yani umarım...

12 Ekim 2012 Cuma

gidersen...

bana da bir dengini yolla...


Jehan Barbur,
bu akşam saat 19:30 'da Özlüce Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde.
biz orada olacağız, sizleri de bekleriz.

8 Ekim 2012 Pazartesi

akşam yıldızı...

bugün komple can sıkıcı başından sonuna.
için için kabardıkça yürağim şu dilimi tutamıyorum.
hah, söyledim rahatladım hazzı taş çatlasa 5 dk. sürüyor.
"söylemese miydim?
sussaydım keşke.
ne gerek vardı duygularını söylemeye?
bak, yüzü düştü yine.
küstü mü ki? migreni tutmaz inşallah.
gidip özür mü dilesem?
ne için hissettiklerim için mi özür dileyeceğim? olmaz öyle şey.
içimden hissetmeyi ne zaman öğreneceğim acaba?
en iyisi gidip boşver regl olucam herhalde deyip konuyu kapatayım.
ya da susayım en iyisi."
gibi içsel soru cevaplarla devam ediyor.
nutellaya gömülüp ruffles komasına giresim var.
herşeyden öte deli gibi sigara içesim var ya neyse...

süper kahraman arkadaşım sayesinde bu karanlık gecede bir yıldız parladı az önce.
kimine göre klişe yada gereksizce.
ama beni mutlu ediyor. kendim olabildiğim ve böyle de kalabildiğim için ödül aldığım tek platform blog dünyası olduğundandır belki de.
uzun lafın kısası ödül aldım, evet başım göğe erdi :)

ödül bende elim sende diyerek paylaşmak isterim ki,
oscar goes to,
kara kitap
gece
geveze

öptüm hepiciğinizi, esen kalın, haydi baş baş :)

biriktirici oldum ben..

post yazamaya yazamaya pek bir birikti yazılacaklar.
habire söz veriyor, habire yapmıyorum di mi?
bir yerden başlayayım madem.
geçtiğimiz hafta böcükkom salya sümük hasta oldu.
anası hastalanır da kızı boş durur mu? hafta sonu babamız tiyatro festivali sebebiyle istanbulda olduğundan biz de hasta masta demeden annaneyle dedemizin yanına kaçtık.
iyi ki de gitmişiz, ananemiz kuzumuzun öksürüğünü kısmen de olsa sona erdirerek uykusuz gecelerimize bir son verdi.
nasıl mı?
her derde deva aslan sütü sayesinde.
annanemiz avucunda ısıttığı az biraz aslan sütünü bebemizin göğüs kısmına sürüp tülbentle kapattı. elinde kalan ıslaklığı da ayak tabanlarına sürüp çoraplarını giydirdi kuzumun. 10 dk. sonra böceğim öksürüp tıksırmayı bırakıp mışıl mışıl uyumaya başladı.
ilk başta "bebemin tenine alkol sürmeyelim" falan diye bıdı bıdı etmiş olsam da,
"o kadar ilaç kullandık bana mısın demedi, deneyelim artık ne yapalım" raddesine gelmiş anne versiyonu olan bendenizi, sevgili valide sultanım rahatlattı.
meğersem daha önce benim üzerimde denemişmiş. öksürükte göğsüme, gaz sancısında da karnıma uygulamış. "ablanda dünya ilaç kullandık ama sende hiç kullanmadık' diye açıkladı bu gizli wikileaks sırrını :)
asya böcek 18 aylık ve öksürüğe böyle bir çözüm denedik, işe yaradı.
Ayrıca annanemiz kendi astımı için kullandığı doğal öksürük şurubundan da bana yedirdi. iki çorba kaşığı bala bir çorba kaşığı oranında tarçın ekleyip bir güzeel karıştırıyorsunuz, sabah akşam bir tatlı kaşığı yiyorsunuz.
bu formül de bende işe yaradı, bizden söylemesi :)

iş değişikliği sebebiyle..

dengem kaydı.
iş değişti,
uyku düzenim, ödeme düzenim, ev düzenim
her şeyim değişti...

adapte ve oryante olacağım diye kendimi kasmaktan karnıma ağrılar girmeye başladı artık.
bilindiği üzere aklım ve ruhum az biraz dağınık.
ama düzensevermiş bir insanmışım onu anladım. işe başlayalı 7 hafta oldu, ama düzenim hala yok.
masam, kalemim, telefonum, bilgisayarım belli olsun, aradığımı bulayım, yerimi bileyim istiyorum artık.

sistem ağır işliyor da bu kadar mı ağır olur kardeşim. kaplumbağalar bizden hızlı neredeyse.
iş sana gelince acil yetişecek,aman çabuk koştur.
bir çöp kovası lazımsa bilmem kime başvur, yazı yaz.
özel sektör çalışma disipliniyle kamuda yer edinmeye çalışıyorum.

konseptte herşey yolunda, lafa gelince herkes arı gibi maşallah. hele kıdemli müdürler ortadayken zehir gibiler. ama iş rutine geçti mi, bir ağırlık bir rehavet. insanların ağırkanlılığı yoruyor beni.

bakteri yiyen organizma düşünün. yararlıları yiyip dönüştürüyor,
dönüştüremediklerini düşürmeye çalışıyor sürekli.
kendimi çoğu zaman istenmeyen çocuk gibi hissediyorum,
hani kürtaj edilemeyen ama doğal yollardan düşsün diye beklenen.

maddi manevi daraldım, tıkandım.
yer edinme derdini bırakıp, işime odaklanmak,
puslu hava ve düşüncelerden uzak pırıl pırıl güneşi hissederken sıcaklığı da içime işlesin istiyorum.
çok mu istiyorum?

24 Eylül 2012 Pazartesi

köh köh, öhö, hapşı, tıpşi...

hastayım yine yeni yeniden... yazacağımdır az kaldı biriktiriyorum...

14 Eylül 2012 Cuma

trilaylayli anaciim

yogunluktan midem bulaniyor artik. hem ofis hem ev dolu dizgin bu ara. gunduz ofis mesaisi, gece de beyimin tiyatro etkinliklerinin tasarimlariyla mesgulum bu ara. o yuzden ne yazabiliyorum ne de okuyabiliyorum bu ara.
sizleri unuttum sanmayin, aklimdasiniz. dedim ya her sey bu ara :P
yine fazla kalamayacagim ama sizi yeni oyunumuzun afisiyle basbasa birakiyorum. bu sefer cocuklar icin bir kukla oyunumuz var.
3 gun bursa'da, 5 ekimde de caddebostan kultur merkezinde festival kapsaminda sahne alacaklar, cok heyecanliyiz coook :)

5 Eylül 2012 Çarşamba

saate bakin,saate!

Saat 07.35...
Servisteyim. Sizlere cep telefonum araciligi ile ulasiyorum.
Artik sabahlari 6.30da kalkiyor, 7.20'de servise biniyorum.
Gozunuz motivasyon gorsun hahaytt.
Kendimle gurur duyuyorum.
Evden cikmadan kahvaltilik sandivicimi de hazirliyorum,
Hatta makyaj bile yapiyorum.
:)
Tabi iste feci yogun oldugumu soylememe gerek yok. Hemi de cok feci :P
olsun mutluyum, huzurluyum.
Allah nazarlardan saklasin tu tu tu...

27 Ağustos 2012 Pazartesi

bergüzar görünümlü işgüzar

anacım yok, kaçış yok.
onlar her yerde.

duruşuna bakıyorsun;
işini bilen, altyapısı sağlam, bilgisi görgüsü yetkin.
sonra gözlüklerini takıyor bir daha bakıyorsun,
içinden canavar çıkıyor sanki.
tek amacı sabah geldim, akşam gittim, mesaimi doldurdum diyen,
rica minnet iş yapan ki onu da yarım yamalak yapan,
elinde bir tek örgüsü eksik canavar ama giyim kuşam sağlam.
diğer bir versiyon da
akça pakça yüzüne bakıp aldandığınız ağzını açınca ego kusanı.
iki tiplemenin ortak özelliği ise,
üstlerine vazifeymiş gibi,
"o iş ne oldu, bitti mi, gitti mi?"
"ben geçen gün gördüm eşim bile dedi bu ne biçim fotoğraf böyle,
kim ilgileniyorsa söyleyelim de kaldırsınlar"
deyip bir de avırlı tavırlı haller.
ben sessizimdir, sakinimdir, uyumluyumdur, şevkatliyimdir ama...

herkes yerini bilecek, tavrına dikkat edecek,
egosuna ve tribine hakim olacak.
aman dikkat...

26 Ağustos 2012 Pazar

basibosluk ve huzur...

Carreforda aylaklik keyfindeyim. Evin kalabaligindan kactim.
Nazimin gececegini umuyor, eve gitmek icin cok da acele
Etmiyorum.
Hamileligimin 7. Ayindan beri hayatima mudahale had safhada.
Tobi jr. Dogduktan sonra bu mudehale cig gibi buyudu.
Artik beyimle ne kafamiza gore takilabiliyoruz ne de
Evde basbas kalabiliyoruz. Hafta sonlari ozellikle kamuya acik alan gibiyiz.
Meshur cat kapi ziyaretleri, isigi gordum geldimler. Yola ciktiktan sonra
Arayip haber vermeler.
Evet kzum masallah cok tatli ve slzler de cok.seviyor ve ozluyorsunuz. Allah bozmasin..
Biz de sizi cok sviyoruz ama ozel hayatimiza biraz saygi istiyoruz.

Evde bebegim, kocam, ailem ve yapacak bir suru isim var. Ama ben carrefourda
Aylaklik yapiyorum. Boyle de dusununce vicdanim da sizlamiyor degil ama sozlerimi
Kontrol etsem de hislerim boyle.
Boyle iste...

23 Ağustos 2012 Perşembe

günler geçiyor koştur koştur...

sevgili sevenlerim,
sizlere yeni işimdeki geçici masamdan sesleniyorum. bilgisayarciğim sipar edildiğinden gelmesini heyecanla beklerken, izin hakkını kullanan mesai arkadaşımın bilgisayarından yazıyorum.
işler çok, vakit az.
ama neşe çok, stres az.
tasarım bol, karışan az.

Allayım sen bizi nazarlardan koru yarebbi :)
fazla kalamayacağım ama sözüm söz ilk fırsatta bol fotolu bir post yazacağım.
bayramda çok gezdik, çoook :)

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Kum canavarı ve tobinin maceralari

Tobi tatilden bildiriyor...
Tobi jr. İle erkencikten yatmak durumunda kalan anne, sabah 4de uyanır, gezinir, tikinir, post yazar.

Kuzumuz kum canavarı...
Oysa ki ben su canavarı olduğunu düşünmüştüm, hayal görmüşüm. Tobi jr.tatli su balığı olabilir ancak. Havuz performansımız denize nazaran çok daha başarılı. Her ikisinin girişinde de, oryantasyon anne kucağında gerçekleşiyor. Anne su kenarına oturuyor, bocuk de kucağına. Alıştırarak, oyunlar oynayarak, seslendirme yaparak, cip cip gösterileri ve mehter marşı eşliğinde suya değmeyi başarıyoruz. 15 dk. Sonra anne-baba işbirliği sonucu bağır çağır simide yerleştirilen Tobi jr. Ayakları yere değmeyecek seviyeye gelince susuyor.
Evet, sevgili kum canavarımız sudaki kuma tahammül edemiyor hem de ayağında "apika"lari varken. Kuma gomulunce ayaklarinin kayboldugunu saniyor sanirim.
"Apika"nin Tercümesi ayakkabı oluyor ki, bu da böceğimizin dillendiginin kanıtı. Babaannemizin adı, Nunu.
Attinnn: attı
Ini: ineceğim
Aşaa: aşağı
Bebi: Pepee
Bunlar dısında otudu, kaktı, düştü, emmek, meynir, şu, şüt, annane, dide, teyze, a şun (aysun), abi, ho ho, pisi, me, al, ver soyleyebildiklerimizden.
Mikirdanmalar başladı. Anne kaçar. Tatil boncuğu ultra süper anneci oldu, bu arada.
O koala, ben okaliptus...
;)

(bu arada türkce karakter sıkıntısı ipadden kaynaklı. Lütfen kusuruma bakmayın)

26 Temmuz 2012 Perşembe

sivrisinek mevsimi açılmıştır.

hepiciğimize hayırlı uğurlu olsun.

bizim sitenin arka tarafında ıslah edilmeyi bekleyen bir dere var haliyle de bol bol sivri sineğimiz var.
biz odamızda raid'in fise takılan likit zımbırtısını kullanıyoruz.
tobi jr. için ise tamamıyla bitkisel "bella B"nin sineksavar fıştırıklı losyonunu kullanıyoruz.
ama dün sevgili arkadaşım berrak kendi formülünü anlattı, gayet de mantıklı geldi.
tatilde deneyeceğimdir.

gizli formülümüzün adı "lavanta yağı".
aktardan alınıyormuş.
bebenizi cildine sürmeden önce avucunuza dökecekmişsiniz. sonra yavaş yavaş bebenizin tenine.
sivrisinekler yaklaşmıyormuş bile ne yemesi.
çay tabağına biraz döküp pencere kenarına da koyuyormuş ki, esintiden odanın içine doluyormuş,
bizim likit raid'in görevini yapıyormuş.
kış kış sinekler, kış kış.
annemler de tabletli raid sineksavarların içine zakkum yaprağı koyuyorlarmış, denemek lazım.
ilk önce lavanta yağını deneyeceğim, bakalım neler olacak ?

25 Temmuz 2012 Çarşamba

şıp şıpıdık...





allayııım, tatil geliyooor. hemi de gümbür gümbür.
bu sabah itibariyle kağıt üzerinde de olsa sırtımdaki yükleri attım.
"hoplayıver çekirge, zıplayıver çekirge. pıtı pıtı pıtıııı" modundayım sabahtan beri.
oyucaklarım da, ayaklarım da bu güzel hava değişimine hazırlar.
hissediyorum bu tatilde kuş gibi hissedeceğim ve gerçekten bir ohhh, çekeceğim.
bakın, bakın.
ohhhhh...

24 Temmuz 2012 Salı

kimine yolun yarısı, kimine...


yaş neredeyse 35...
yarımıydı, çeyreğiydi diye düşünürken,
bir bakmışsın yolun sonuna gelivermişsin.

görüşmeyeli konuşmayalı yıllar oluyor.
ama belleğimda hep aynı güleç, güzel insan.
B'ye duyduğu tutkulu aşkı, sarımsak kokusuna olan antipatisi ve
tabi ki metallica james abimize benzerliği ile
aklımıza geldikçe kulaklarını çınlattığımız, sevgili arkadaşımız
"Süleyman Avcı"nın vefatını,
acı kaybını yeni öğrendik.
Allah rahmet eylesin, nur içinde yatırsın.
Allah tüm dostlarına ve ailesine sabır versin.

başımız sağolsun...

23 Temmuz 2012 Pazartesi

geri sayım başladı...

tatile ve yeni hayatımın başlangıcına çok az kaldı.
tatil ile yenilenip yeniden doğacağım.
en azından planlarım bu yönde.
"yahu tobicim, altı üstü 2 hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçecek, çok fazla anlam yükeyip şu tatile,
hayal kırıklığına uğramayasın."
diyenleriniz olabilir. haksız da sayılmazsınız.
ama benim de hayallerimin tatili, tatil yapmak olunca böyle kesinimsi konuşabiliyorum.
camış gibi yatsak da, sıcaktan patlasak da, soğuk diye denize giremesem de,
tatil iyidir, mutlulk vericidir, umut vaat edicidir.
kısaca tatil can'dır...

20 Temmuz 2012 Cuma

Ramazan geldi, hoşgeldi...



yanında misss gibi pide kokusunu, paylaşmanın mutluluğunu, izzetli ikramlı sofraları, davulcuları ve bol hoş sohbetli aile buluşmalarını getirdi.

Her ramazan olduğu gibi bu sene de Allah bizi,
gösteriş ve şaşaa budalalığı ile yapılan iftar şölenlerinden, sahte müslümanlardan,
laf olsun diye konuşan sahte alimlerden, cehaletin kılıcıyla oruç tutma/ tutmama bahanesi ile,
iyi niyetlilere her türlü tacizi yapabileceğine inanan saçma zihniyetlerden korusun.

Yaz sıcağında niyetlenip Allah rızası için oruç tutan herkese Allah kolaylık versin ve Ramazan ayı boyunca iyi niyetlerinizi Allah kabul etsin.
...sübhaneke, amin.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

talihsiz kaza...

benim minicik, küçücük çitlembiğim talihsiz bir kaza geçirdi.
kaza geliyorum demiş gerçi ama biz tedbirsizliğin adını kaza koyduk mecburen aman kimse üzülmesin diye.

perşembe akşam üstü eve varmama on dakika kala, telefonum çaldı. leyla ile konuşmayı beklerken;
"merhaba ayşe hanım, ben emel. apartman komşunuzum. kızınız düşmüş, ağız bölgesinde kanaması var, tıp fakültesine götüreyim diyorum, bakıcısı yanımda. sizin de onayınızı almak istedim."
dedim, "geliyorum hemen, çok yakındayım."
koştum, koptum.
o kadar mesafeyi nasıl gittim ben de bilmiyorum.

kuzumu öyle kanlar içinde ağlarken gördüğümde içime bir taş oturdu sanki. hemen kucakladım kuzumu. koalam yapıştı kollarıma, sakinleşeceğine bastı yaygarayı. can acısı, korkusu... ah, balım benim, düşündükçe içim yanıyor annesinin bir tanesi.
emel hanım sağolsun, benim soğukkanlılığımı da takdir ederek yardım önerdi. hemen yakınlarımızda yer alan dört çelik çocuk hastanesinde soluğu aldık. babamıza da haber verdik, o da fabrikadan yola çıktı. nöbetci hekim, düştüğü ve ağız kısmından yara aldığı için her türlü kötü durum senaryosu üzerine karın filmi ve kafa filmi istedi. emel hanım da eşim yanıma gelene kadar bizimle kaldı, sağolsun. o soğukkanlı ama kalbimin dakikada 1500 attığı anlarda anlayamamışım, meğerse kendisi tıp fakültesinde iç hastalıkları uzmanıymış. bileydim direk fakülteye gidelim derdim, sonuçta kafası çarptıysa ihtimali ile beyin cerrahisine sevk edilmesi gündeme geldi. çekirge devlete ya da tıp fakültesine sevk edelim dediler biz de tıp fakültesi seçeneğimizi kullandık.
acil serviste sorumlu doktor sağolsun çok ilgilendi bizimle. üç saat acil servis dolaylarında bekledik. bebişkomda kusma, bilinç kaybı ya da konuşamama gibi bir anormalite olup olmadığını gözlemledik. olmayınca doktorumuzun bakım önerileri ve izni ile hastaneden ayrıldık.

kuzumun ağzındaki kanama ara ara devam ettiğinden benim içime sinmedi ve başka bir doktor görüşü daha almak istedim. böcüğüm de hem fikir olduğundan en yakınımızdaki alternatif olan acıbadem hastanesinin yolunu tuttuk. acil servisteki hemşire ve doktorumuz film ve kan testleri sonuçlarımıza baktılar. herşeyin yolunda olduğu ve ağız bölgesindeki yaralanma dışında iyi olduğuna ikna olduk. doktorumuz minnoşumun ağlayarak ortalığı yırtmasına rağmen damak ve dudak bölgesini inceleyerek daha sağlıklı bir tespitte bulundu.
evet alt dudakta dişleri sebebiyle derin bir kesik olduğunu onayladı ama üst damakta da bir yarık tespit etti. asıl kanama da üstten kaynaklanıyormuş. hemen plastik cerrahi doktorunu arayıp, sabahın erken saatlerinde bize randevu verdi.
"bu akşam dolven verin, biraz ağrısını ve ateşini keser sabah erkenden doktor Ayhan Okumuş'a gösterin ki işin uzmanı durumunu değerlendirsin" dedi.
sabaha kadar 2 saatte uyandırmak üzere yatmaya hazırlandık ama korku ve acıdan perişan olmuş kuzum kucağımdan bir dakka inmedi. kucağımda kısa aralıklarla uyudu. ne süt ne su içebildi.

sabah hazırlandık, doktor randevumuz için hastaneye vardık. doktorumuz sağolsun, hemen ayrıntılı bir şekilde muayene etti. normalde en az10 gün sonra iyileşebilecek yaraları olduğunu ama henüz 16 aylık olduğundan yemek sonrası ağız çalkalama, yara temizleme işlemlerini yapamayacağından, besin artığı kalması halinde enfeksiyon riskinin doğabileceğinden bahsetti. sancılı ve risk taşıyan min. 10 gün iyileşme bekleebileceğimiz gibi. kesiklerin dikilmesi halinde bu süreci kısaltabileleceğimizi ve bebeğimizin iyileşme sürecindeki konforunu arttırabileceğimizden bahsetti.
el kadar bebemize anestezi verilip uyutulması taraftarı olmadığımız halde daha fazla ve uzun süre acı çekmesine razı gelemedik ve bu minik operasyonunun yapılmasına izin verdik. pediyatri cerrahı, anestezist, iki hemşire ve doktorumuz birlikteliğinde kuzumuz minör cerrahi odasına yatırıldı. 20 dk.lik işlem sonucunda doktorumuz dışarı çıktı, sürecin başarılı ve normal ilerleyişinde gerçekleştiğini anlattı. bakımında yapmamız gerekenleri tek tek anlattı, sorularımızı cevapladı ve reçetemizi verdi. başka bir ameliyata gideceği için iznimizi isteyip yanmızdan ayrıldı. pediyatri cerrahı bize ayılma sürecinde yapmamız gerekenleri anlattı ve hemşirelerimiz eşliğinde nekahat bölümdeki yatağımıza yerleştik. sultancığım yan yatsın diye ben de yanına yattım. ara sıra ağlayarak, ara sıra da uyuyarak 2 saatte tam olarak ayılan böceğimle birlikte beklerken babamız da taburcu işlemleini gerçekleştirdi. bu arada doktorumuzun muayenesi sırasında bizimle ilgilenen asistan ablamız yanımıza gelip hatrımızı sordu hemşirelerden bebişkomun durumunu öğrendi ve halen ameliyatta olan doktorumuza bildirdi.
çocuk hastanesi, tıp fakültesinde de ilgi alaka iyiydi ama ne yalan söyleyeyim özel hastanenin özel ilgisi gibi değil.
aklımızda soru kalmadan güvenle hastaneden ayrıldık.

özeli, devleti hastanelere, Allah mecbur etmesin.
bu kadarla atlattığımız için binlerce, milyonlarca şükür Allahıma.
kuzum yavaş yavaş iyileşiyor.
suyu ve sütü biberonundan su püskürterek serçe gibi besliyoruz.
iki gündür meyve püresi ve yoğurdu kaşıkla ağzından akıtarak vermeye başladık. karnı doydukça kendine gelmeye başladı. ilk gün şiş olan dudakları yüzünden goril yavrusuna benziyordu, iki gündür şempanze yavrusu gibi küçülmüştü. sabah angelina coli dudaklarıyla insan görüntüsüne kavuşmuş gibiydi. 3 gündür koala gibi bana yapışık yaşayan kuzum işe gelmek için evden ayrılırken ananesiyle trt çocukta keloğlanı seyrediyordu. sanırım hem kendini iyi hissettiğinden hem de hayatın gerçeklerinden haberdar olduğundan başta "anni gel, gel" demesine rağmen, sonra el sallayarak beni yolcu etti prensesim.

Allahım, sen büyüksün, yokluğumda da varlığımda da kuzumu koru ve kolla.
Devasız dert verme yarabbim...

9 Temmuz 2012 Pazartesi

feysbık paylaşımı



Sevgili dediğin
güzelliğiyle seni kendine aşık eden değil,
sana kendin olabilme şansını verendir.

Che Guevara

demiş, feysbık bilgini
valla ben onun yalancısıyım.
hoşuma gitti da paylaşmadan geçmiyim dedim.

dündem tespiti...

bildiğiniz üzere bizin günlerimiz tobi jr. ve maceralarıyla geçip gidiyor.
günün olaylarıyla değil dünün olaylarıyla meşgulüz artık.
dünya dönüyor aynı hızla ama biz biraz geriden takip ediyoruz.
ne yalan söyleyeyim çok da iyi ediyoruz.

dün akşam derinim tospaam ve kocaman ailesiyle köyde yemekteydik.
jr. böcek ve derin ablası kah uyumlu, kah didisken, kah itişken oyunlar oynadılar.
paylaşımlarda bulundular hatta bir ara birbirlerine sarılırken pozlar verdiler.

iki günlük dündem tespitlerime göre;
kuzucuğum çok sosyal ve uyumlu.
ama fakat birazcık da inatçı.
koç bebesi ya illa inatlaşacak.
konu üzerinde mutlaka a, b,c planları var.

cinsiyet ayrımsız,sevdiği herkes abi.

beyaz saçlı amcaların hepsi dide.
ama gerçek dedemize verilen iltimaslar yok, uzaktan dede onlar.
yatıyor kalkıyor dide, ananemiz de biraz kıskanıyor haliyle :)

anni=anne,
didde=dede,
annna=anane demek.

köpeklerden biraz tırsıyoruz ama
henüz 3m bile yakınlaşadığımız halde kedilerin peşinden ayrılmıyoruz.

tavuklara ekmek verirken mutlaka kendimize de ayırıyoruz.

birinden hoşlanmadıysak, sesini bile duysak anında kaçıveriyoruz.

yaprak sarma ve köfte seviyoruz,
görünce mammma mammma diye ortalığı yıkıyoruz.

akşam olunca "anni fiss" diyerek, sinek ilaci hatırlatmamızı yapıyoruz.

suya bayılıyoruz, banyo yaptıktan sonra küvetten çıkmamak için direniyor,
afra tafra yapıyoruz.

bulduğumuz ısak mendillerle yer silip, toz alıyoruz.

hamarat böceğim aynı annesine çekmiş.
pek bir titiz :P
hahah, babamız duymasın,
duyarsa gülmekten çatlamasın :D

6 Temmuz 2012 Cuma

pojitif cuma etkinliği-3


bugün cuma lay lay lom, yarın cumartesi laylay loom.
yarın kpss sınav maratonuna rağmen, yarın cumartesi laylay loom.
akşamı annemin dizi dibi. tobi jr.'in anane ve dede ile buluşması laylay loom.
sonuç olarak bugün cuma, yukarıda da cuma masası :D
lay lay looom :)

insanlık için küçücüüük....

bizim için kocciman bir adım oldu dün akşam.
sevgili nermin teyzemin önderliğinde ilk bluzumuzu diktik,
hatta kovalaklık yapıp bugün üzerime giydim bile.

neler öğrendiim?
hazır bir bluzdan (ki basit kesimli bir bluz oluyor kendileri) kalıp çıkarmayı,
kalıbı dıştan 1 cm paylı hazırlamayı,
kumaşın enini ve boyunu,
kalıbı yerleştirerek çizmeyi, ultrasonik dev makasla kesmeyi,
ön prova yapmayı,
ütülemenin önemini,
dikmeyi (seyrederek)
dikerken kumaşı kıvırmayı,
bitince de giyip salına salına gezinmeyi öğrendik.
yihhhuuuu,
ay çok sevinçliyim, mutluyum, heyecanlıyım.

uygulamalı ev ödevi olarak,
kalan kumaşlardan jr. böceğe de minyatür bluz dikeceğim.
biraz tırsıyorum, ama yine de çok heyecanlıyım,
yuppiiii demiş miydim?

3 Temmuz 2012 Salı

özlüyorum...

nurcaaan seni çok özlüyorum, bilesin.
beni bir anlayan sen vardın, sen de gittin.

ama biliyorum ki senin için çok daha iyisi oldu,
darısı başıma.
bir gün kukimanya büyürse
ben de senin gibi kendimin, keyfimin ve kahyasının patronu olacağım.

evrene pojitif sinyaller yollayalım, ohmmm :)

2 Temmuz 2012 Pazartesi

beni kategorize etmeyin...

ama tek kelimeyle anlatmayı deneyebilirsiniz.
ben denedim çok da güzel oldu :)

olay şu, bendenizi tek kelime ile anlatmanız gerekse ki, gerekiyor.
ne derdiniz?
der misiniz?
araya bosluk koymadan yazılan tamlamalar da kabulüm :)
frambuaz ve frambuazlı ruh pastası demek yok yalnız :P

29 Haziran 2012 Cuma

pojitif cuma etkinligi-2


şöyle bir evimiz olsa,
şöyle de bir terası.
entel modern teras partisi versek.
kavanozlarda içecek ikram etsek.
yerlere minderler atsak,
meyve kasalarını beyaza boyasak.
hava da biraz esse.
yeniden genç olsak, ya da gencecikmişiz gibi yapsak.
uzaktan bakışsak, bir kurabiyeyi paylaşsak.
dünya umrumuzda olmasa,
asya ayağımızın dibinde oynasa.
basit olsak, mutlu olsak.
ayaklarımızı uzatsak, huzurla dolsak.

ohh miss...

böyle bir filim olsun, hayatımız çizgi film gibi olsun :)



kaynak facebook oldugundan link veremiyorum.
bulursam yazacagim söz :)

bu post pojitif cuma gunu etkinliği kapsamındadır, eylemlerim devam edecek.
çok uzaklaşmayın :)

28 Haziran 2012 Perşembe

yine, yeni, yeniden tobi diyette...

dün cümbür cemaat diyetisyendeydik.
devamsızlıktan kalan cerom, yavrulama hazırlığındaki arkadaşımız ayça ve ben deniz,
Jimer hastahanesinin yolunu tuttuk.
tüm randevularımızı birleştirip diyet oturumu yaptık resmen.
sabırlı ve sevecen doktorumuz Sabiha Ataç Asan, her zamanki güleryüzüyle karşıladı bizi.
tartılara çıkıldı, sonuçlara bakıldı. tombalak ayça hep benim üzerime oynadı.
-ikinciye hamile bizim tobi, göbek oturmuş gitmiyor.
-aa bak ben 5 aylık hamileyim göbeklerimiz aynı.
-akşam mantı yiyelim diyor kızlar, bu ne biçim diyet? (kaşla göz arasında ispiyonladı bizi)

dedim dur, duur. sen bi doğur ben sana o zaman sorucam, dedim.
kolay mıymış bu göbekten kurtulmak?

neyse sonuç bendeniz iki ayda 2 kg almışım.
listem yenilendi, motivasyon ayarım yapıldı.
randevularımız alındı.
27 temmuz için sözleştik.

akşam berraklara gideceğimizden Berrak'ın randevusunun bitmesini bekledik.
böcüğüm de jr. ile gelip beni aldı. ailecek ev gezmesine gittik. nesli ve leman taşkardeşler de geldi. sarı canan da.
4 kaşık mantımızı yedik, kuzu kuzu sofradan miyavlamadan kalktık.
biyler alt katta maç seyrettiler. biz kızlar ve çocuklar da üst katta nasıl gidecek bu göbek konuşmasının ardından leman&nesli taşkardeşler spor koçluğu ve mekik ağı projesine beni de kattılar. beyimi de denetçi yaptılar ki çok isabetli bir tercih olduğunu belirtmek isterim. hamileliğim boyun9ca beslenme koçumdu toplamda 11 kiloyla hamileliğimi tamamlamıştım. işin özü şu. ben başlangıç aşamasında olduğum için 15 mekikle başlayacağım.
her akşam yatana kadar benim belirleyeceğim bir sürede 15 mekik çekeceğim. 50ye gelene kadar her gün 5'er arttırma yapacağım. 50ye gelince sabitleyeceğim sayıyı. çekmediğim her gün için 5 lira borçlanacağım kızlara.
bu akşam başlıyoruz, devlete millete hayırlı uğurlu olsun.
ve bir gün ayyy nasıl zayıfladııın? diye soranlara cevabım;
formumu boğazımı kısmama ve iradeli spor koçlarıma borçluyum, olacak :)

ve koçum bana ödül olarak belkilim yaz sonunda zelazo etkinliğine gönerir. ben de onların yaptıklarını yapmak istiyorum.
lütfeeen.

27 Haziran 2012 Çarşamba

yağngığn vaar...


bilindiği üzere tüm bloglarda ortak, çarşaf çarşaf postların yayınlanmasından farkettiğiniz üzere
bursalı blogger'lar olarak geçtiğimiz haftalarda buluştuk.
buluşmaz olaydık.

önce şaka sandım, değilmiş.
hani bizim buluşmamızı duymayan kaldıysa diye herhalde,
yerel bir gazetede buluşma fotoğraflarımız yayınlanmış.

duyunca kulaklarıma görünce de gözlerime inanamadım.
buluşma anısı olduğunu sandığım fotoğrafları kim,
hangi amaçla gazeteye verdiyse kendisini buradan tebrik etmek istiyorum.

fikrimi ve onayımı almadan yayınlama cüretini gösterdiğiniz için de ayrıca teşekkür ederim.

bir daha buluşmak mı, yok ben almayayım.
herhalde bir sonrakini de otobüs duraklarına raket olarak bastırırsınız.
ne bileyim hapşırdım ama bakın ben ne güzel hapşırmışım,
haydi herkese gösterelim hatta gazetelere basalım.

anlayamıyorum, gerçekten.
yok, yok gerçekten hiç bana göre şeyler değil bunlar.
buluşup kaynaşmasak da olur,
yok ben almayayım...

26 Haziran 2012 Salı

woody'ciğim sen bunu yapmışsın ama olmamış...


4 yetişkin ve 1 bebek mevcudumuzla seyrettik filmini woody'ciğim.
ınk zınk, olmamış oturmamış.
karakterler ayrı tırt, konu ayrı tırt.
kadro sağlam, yönetmen sağlam ama gerisi yok anacım olmamış.

tavsiye edemiyorum ama
yine de siz bilirsiniz yok ben illa seyredicem derseniz, ben engel olmayayım.

20 Haziran 2012 Çarşamba

bu da benden olsun








günde 1500 kere dinlemeye rağmen hala sıkılmadığımdan,
günün şarkısı takdimimdir...

kim vazgeçti?

biz mi vazgeçtik aşktan?
yoksa bizden vazgeçen aşk mıydı?
sizden adam olmaz, yetti artık diyerek arkasına bile bakmadan mı uzaklaştı yanımızdan?
aşkı tükettik mi, yoksa kendinden mi bezdirdik?
ya da dönüştürüp başkalaştıralım derken suyunu mu çıkarttık?

önce kim vazgeçti,
midesindeki kelebeklerden?
güne coşkuyla başlayıp tutkuyla bitirmek varken,
pijama ve terlik moduna ilk kim geçti?

ne zaman huysuz ve bezgin şirin olduk?

evlilik gerçekten aşkı öldürüyor muydu?
bugün pitikolocik danışman bir arkadaşımla bunu sorguladık.
sosyolocik aile olma kaoslarından dem vurup
az buçuk teknolocik gelişmelere de kanca attık.

sonuç,
...

sonu
...

19 Haziran 2012 Salı

takınya tak tak...

" Takıntıların var mı? Yoksa kim takar takıntıları, sallamışım dünyayı modunda mı yaşarsın hayatı?" demiş ve mimlemiş beni supercellma.

kopya çekeyim ne yazmış diye okudum da yazdıklarını.
görünüşte pamuk gibi şeker bişiye benziyor çok sayılmaz ama az deli değilmiş yahu.
bildiğiniz obsesüf kümülüs bir karakter.
yollarda horon tepip, saat takmadığında nü pozda olduğunu düşünen bir şahsı muhterem.
iyisi mi siz gidin kendiniz okuyun, dedikodusunu yapmak gibi olmasın :)

unutmadan ben de mimleyeyim de,
ben görmedim, duymadım olmasın :)
öyle ekistra mesaj da atmiiyciim. herkes istediği sorudan başlayabilir.

özgün ve anasına (http://esinozgun.blogspot.com/)
afrida aramızda çıtır olduğundan mim olayına sıcak bakacağını düşünüyorum :)
ve sevgili karakitap'a gitsin mim, mom, mummmm...

gelelim bu güzide sorunun cevabına.
takıntılarım var mı?
olmaz mı ?
mesela pembe renge takıkım ben. kılım, uyuzum.
hele kız çocuklarının pembe panter gibi baştan aşağı ton uyumu gözetilmeden giydirilmesine hepten takıkım anacım.
ben de kız annesiyim, sizi anlamaya çalışıyorum ama olmuyor.
pembe, güzel kullanıldığında güzel bir renktir sevgili
anneler, annaneler, babanneler ve teyzeler...
göz zevkime tecavüzden sizi hapse atasım var.
taktım bir kere...

dumansız hava sahasındaki dumanlı bacalara takığım ben.
bir zamanlar ben de sizin gibiydim.
kül nefesli tiksinç kokan.
o zamanki halime ışardan bakıyorum da öğğrk diyesim geliyor.
kapalı otobüs duraklarında sigara içenlere,
açık havadayım, "pöfürderim sanane duman sana geldiyse banane" tavrındaki tüm şahsiyetlere takığım, dalasım var.

çileğe takığım bir de. çilekli çamaşır suyu çıksa alıcam neredeyse. kokusuna da kendisine de hastayım. yiyesim var.

türk dili konusunda takıntılıyım. soru eki -mi'nin ayrı yazılmaması, bağlaç -ki'nin bitişik yazılması deli eder beni.
ha bir de franboğaz diye bir meyve yoktur. frambuaz ve/veya ahududu vardır.
sonuç olarak bendeniz de okulduğu gibi yazılan "frambuazlı ruh pastasıyım".
azıcık dikkat ve özenle dünya daha yeşil bir yer olmaz mı, hı?

sabah kahvesi ve bitter tadelle takıntım var. insan bir yandan alercilerden kaşınırken bitter tadelleye aş erir ki, anlamıyorum. aramızda sado mazo bur ilişki var sanırım. kaşıntıdan ölesim var.

oranın buranın müdürü olmuş ama bir dişini fırçalama alışkanlığını edinememiş, öğretmenim diye gezinen ama çantasına bir roll on dahi atamayan buram buram ter kokan insancıklara da takığım. işte diploma cehaleti alır, eşeklik baki kalır derler ya. bazısına okul da kesmiyor. aile terbiyesi mi eksik desek, otoritesi mi? yoksa hiçbiri mi? ne desem boş, ağlayasım var.

olası acil durumları gözden geçirip, çantamda el feneri, şarjı tam cep telefonu, bir pet şişe su, alerji hapı ve en az bir ağrı kesici,yara bandı, merhem, selpak mendil, defter, kalem, kitap bulundururum. o yüzden sırt çantamla gezerim. çantasız çıkmam abiii :)

bence bu kadar yeter. ürküntü yaratmadan tadında bırakayım.
beni sevin, sevmekten vazgeçmeyin lütfeeen :)

18 Haziran 2012 Pazartesi

çilekli haftasonu...

alerciklerim yüzünden uzak duruyorum bu ara çilekten ve yeşilliklerden.
çivi çiviyi söker derler ya, ruhsal alercilerime merhem olsun diye bol çilekli bir haftasonu geçirdik.
istanbul memleketinden misafirimz vardı. minnak mamuk çilek kardeşim geldi bizi ziyarete.
gezdik, tozduk, evin yolunu zor bulduk.
ama ne iyi geldi anlatamam.
arada yapak kııı, sen gel gene e mi?

tobi jr. babişkosunun babalar gününü kutladı...


annesi de yardım etti biraz :)
bir günlük gecikmeyle olsa da
tüm babaların babalar ve dedeler günü kutlu olsun...

15 Haziran 2012 Cuma

prima bebeğimle büyüyorum...

hamileler, taze anneler ve anılarını tazelemek isteyen tecrübeli anneler lütfen aşağıdaki linke tıklayın ve farklı dönemlerdeki bebeklerin ve ailelerin yaşadıklarına tanık olun.
http://www.youtube.com/watch?v=NhRUOjPVtb4&feature=relmfu
prima çok güzel bir paylaşıma imza atmış,
tebrik ediyorum.
çok faydalı, lütfen videoları sırayla izleyin.
kesinlikle tavsiye ediyorum...

13 Haziran 2012 Çarşamba

başaramadım...

bildiğiniz üzere haves edip, molotow sketch battle'a katılacağımı bildirmiştim.
yarışmadaki başarsızlığımdan değil de katılamayışımdan bahsediyorum.
sen haftalarca yayıl, yumurta kapıya gelsin.
son gün, son saatler çılgınlar gibi tamamlamaya calış,
tam tara gönderime hazır ol, dakika farkıyla sitedeki katılım formunu kaldırsınlar.

benden size tavsiye işinizi gücünüzü son dakkaya bırakmayın, benim gibi böyle şaşakalmayın :(

ama kazanmak değil katılmak önemliydi manasında,
katılmaya niyetlenip uğraşmak da önemliydi :D
yarışma konusu rengarenk molotow yazmak ve
tasarımın yapımını 4 aşamalı olarak kaydetmekti.
molotow ile paylaşamadım muhteşem çalışmamı ama sizlerle paylaşayım dedim.


grafiti çekirgesi olarak senseimden;
"hiç fena değil tobi abla, doğru yoldasın" övgüsü bile aldım.
sensei gibi olmak için daha kırk fırın ekmek yemek gerekiyor ama diyetteyim, hahahah.
evet evet iğrencim :)

5 Haziran 2012 Salı

bin doz öfke...




Öfkeden delirdim
Bir boğa gibiydim

Çirkin sesli bir politikacı
Üçüncü sayfaya düşmüş bir katil

Ne önüme bakıyordum
Ne arkama,
Varsa yoksa
Bilendikçe bilenen
Zihnim

Sonu gelmiyor diye ağlıyordum

Sonu gelmesin diye
Saplıyordum iğneyi
Bin doz öfke
Bin doz bela

Şimdi bir meleğim
Huzurlu ve sakin
Beni üzenler ölmesin
Ama

Sürünsünler karanlık zindanlarda

Ne önüme bakıyordum
Ne arkama
Varsa yoksa
Bilendikçe bilenen
Zihnim

Sonu gelmiyor diye ağlıyordum
Sonu gelmesin diye

Saplıyordum iğneyi
Bin doz öfke
Bin doz bela

diyor, melis danişmend.
dinleyiniz...

4 Haziran 2012 Pazartesi

o loooo :)

tobi jr. herşeyi taklit ettiği bi dönemden geçerken,
minik dudaklarını büzerekten o loo demeye başladı.
onur mu diyor derken elini kulağına dayadığını farkettik.
meğerse böcük su alo demekteymiş.

senin adın ne dediğimizde "azzya"
annenin adı ne dediğimizde "ayyye" ,
babanın adı ne dediğimizde "babba" diyor.

"anne ya da baba nerede?" dersek, parmakla işaret ediyor.
ortamda yoksak "yok" diyor.
akşamları internette konuştuğumuz için,
"annane nerede?" deyince bilgisayarı gösteriyor.
"annane nasıl yapıyor?" deyince de "öhö öhö" öksürük taklidi yapıyor cingöz :P
çok güzel "deddde" diyor.
bunların dışında sabah uyanınca ilk "annne" diye sesleniyor.
sultanı yataktan kaldırmaya gittiğimizde de perdelere "aç" diyor.
hemen arkasından da "attaa" geliyor.
çok gezenti bizim kız çook.

kuzumla şarkı söylüyoruz. bana eşlik ediyor.
"kağga gaak" diye.
"aaç, çiçi" diye doğa tanımlaması yaparken pisi pisi die de kedi çağırıyoruz.
ama köpek gördü mü çok tatlı oluyor.
"ho ho" diyor eliyli işaret ediyor ama köpek yaklaşınca kollarını saklayıveriyor.
venüs yaladığından beri, köpekler söz konusu olduğunda biraz temkinli.
sanırım huylandı biraz.
dedesi "tavuklara gidelim" deyince "epmek" istiyor minnoşum.

bilmediği bir beş vakit namaz diyordum.
ezan okunurken hemen amin deyiveriyor.
oysa ki iki defa "amin amin yapıyor amca"demiştim.
sünger bob, hemen emiverdi işte.

Allah kuzumu nazarlardan saklasın,
çok sosyal ve çok böcük oldu çoook :)

1 Haziran 2012 Cuma

güle güle ejder, hoşgeldin kapiçino...

yaklaşık yarım saat önce sevgili ejderle yollarımızı ayırdık.
tobi jr. büyüdüğü, onunla birlikte eşyalarının ve ihtiyaçlarının da büyüdüğü
yeni bir hayata sahip oluduğumuzdan,
vefakar dütümüz ejder bundan sonraki seyir hayatına
başka bir aileyle devam edecek.

yaklaşık 3 senedir bizim kahrımız çekip sırtında taşıyan
2003 model ford fiesta modeli ejderimize huzurlarınızda teşekkür etmeyi bir borç bilirim.
kendine dikkat et ejder, yolun açık olsun...

1+1 ejder gidince ne yapacağız sorunsalına çareyi "kapiçino"da bulduk.
ejderden sonra kendilerine 4+1 muamelesi yapsak, çok yerinde olur.
bugün babişkomuz evrak işlerini tamamlayabilirse yeni düdütümüzü getirecek.

kazasız belasız, hayırlı yolculuklar yaparız inşallah, kapiçinoyla.
renginden dolayı geçici ismi balkaymak koymuştum ama oy birliği ile kınandım ve veto edildim.
şimdilik kapiçinoda karar kıldık bakalım :)

buluştuk, kaynaştık...

salı akşamı işten çıktım, koştur koştur beyimle küçük bir işimiz vardı onu hallettikten sonra
babişkomuzla vedalaşarak teyzemiz ve tobi jr. ile FSM Leman Kültür'ün yolunu tuttuk.
tabi sosyal hayata karışmayan bir biz varmışız.
TiyatOR'un güzelleri ve dadaşları hemen girişte bizi karşıladılar.
"ay, bu kız ne çok büyümüüş, hakikaten teyzeye benziyoo" nidaları arasında,
"ben de iyiyim, çok sağolun kızlar"' dediğimde sevgili gözdem bana;
"ayy, çekilsene kızım yaa saçlarından göremiyorum güzelliği" dedi.
susakaldım desem yalan olmaz.
"piki madem ben aranızdan çekileyim" diyerek bir de,
mimiksel duygu sömürüsü yaparaktan birazcık ilgi çekmeyi başardım dersem, yalan olmaz.

kızlarla vedalaşıp, zirveye dogru ilerlemeye başladık.
bu Leman epey büyük bir yermiş meğerse 3. kata ulaştığımızda,
kalabalık ve bol gürültülü blogır masasını bulmakta pek zorlanmadım.
kalabalığı görüp,
asosyal yanım coşunca biraz ürküp nasılsa beni tanımıyorlar geri mi dönsem diye düşündüğüm sırada
smilena ile gözgöze geldik.
kendisiyle daha önce tanışmasak da ben onu, sevgili öziciğim ve bloğu sayesinde çok iyi tanıyordum.

deriin bir nefes alıp masaya yürüdüm.
"ay tobicim sen bu çeneyle nasıl yani?" demeyiniz.
arada çekinik genlerim hortluyor işte.

daha masaya vardım, selam ben ayşe deniz derken,
bir anda bütün masa ayağa kalktı.
fotoğraf çekilme sırasına denk gelmişim, meğerse.
dakka bir gol biiiir.
elimi kolumu nereye soksam derdinde ve şaşkınlığındayken bir kaç kare içinde
tüm dağınıklığımla görüntülendim.
bütün fotoğraflarda blur efekti ile yer alma isteğim kabardı.
moda ikonları görseler beni suratıma tükürürler herhalde.
o dakkadan sonra "anneyim, entelim ben" falan diye
belki beni görmezden gelirler diye umut etmekten başka bir çarem kalmadı.

kuzumu teyzesiyle başbaşa yemek telaşına terk ettikten sonra
amaan dedim ilk izlenimle sıçtık bari sevecenlikten yırtayım diye attım kendimi sohbet diyarına.
sevgili maya ve annesi, semi ve elbetteki taze anne adayımız elif 'in sıcacık sohbetleriyle çekinik genlerimi bir güzel üzerimden silkeledim ve
sosyal tobi olarak geceyi bitirdim.
bir sürü yeni blogır ile tanıştım, üniversiteden sevgili Elif ile karşılaştım. tabi önce o beni tanıdı, benim jeton sonradan trink etti. her zamanki gibi sevecen ve alımlıydı.
heey gibi blog dünyası sen nelere kadirsin, kimleri tanıştırıp, kimleri buluşturuyorsun?

işte o akşamdan birkaç kare sizlere.
cok hayın bir insan olarak, içinde olmadıklarımı seçtim hihoha :D



LinkWithin

Related Posts with Thumbnails