30 Aralık 2008 Salı

egemene alkıııış:))

biz adamı askere gönderelim;
 daha bir ayı dolmadan ankara go turnuvasında boy göstersin. terik ediyorum kendisini buradan, go meraklısı bir komutan bulmuş anlaşılan. biz buradan mudehale edemedik turnuvaya ama azimli insan, askerden tunuvaya yetişmiş...
egemene alkııış, alkııış...

II.geleneksel "ayşe yeni yıl" kurabiyeleri...

2. geleneksel ayşe yeniyıl kurabiyelerimi yaptım dün akşam...
agresif gudubet modumu sesimden anlayan  sevdiceğim "gel seni arog'a götüreyim neşelenirsin biraz" dedi ama, ben "ı ıh" dedim.  "hadi sen seversin pizza falan ısmarlayayım sana" dedi ama paracıklarımıza kıyamadım. 
dedim biraz silkeleneyim ve harekete geçeyim. kepekli spagetti bolognese yaptım, acı mı acııı:) knorr geleneksel lezzetler toyga çorbası yanına.. yemekten sonra da kendimi gaza getirmek suretiyle kurabiyelerime giriştim. geçen sene kelebekti, bu sene de yıldız oldu, hem de çikolatalı ve kurdelalı...
fotoğrafı yok malesef, yaparken yarim çekti beni ama, bitmeden kendim de çekip koyacağım inşallah:)

29 Aralık 2008 Pazartesi

soyadı karmaşası...

grip olduğumda ilaçlarımı aldığım, eczaneden aradılar... muayene kayıtları ve sağlık karnemdeki soyadım tutmamış. tembellikten nüfus kağıdınu hala değiştimemiş olan bendenizin soyadı değişimimi 2009'a kadar sigortaya bildirmem ve karnemi değiştirmem gerekiyormuş. eczane yıl sonu kapanışını yapamıyormuş...
29'u bugündü, 30 ve 31'i kalıyor geriye ama. yumurta kapıya gelmiş işle alakalı işler ve bööle kişisel işler toplaşıp karşıma dizilmiş durumdalar. 

benim parmağımı kıpırdatacak halim olmamasının yanı sıra; 
ACİİİL?! yetişmesi gereken müşteri kataloğumuzun, 15 gün boyunca fotoğraflarının çekilmesini beklemiş, nihai sonuca ancak geçtiğimiz cuma ulaşmıştık.
şimdi de "yarın yollamamız lazım, adamlar tepemde, sonuç bekliyorlar, gerekirse geceleyin ayşedeniz hanım" dendi. içimden "ooooldu", dışımdan da "..." demiş bulundum. saat 17.15 itibariyle buyurgan yetkilimiz, paydos deyip çıktı bile. saat 17.56 benim gözlerim ekrana yapışmışlık durumundan yaşlanmış, beynim von vooon vızıldamakta... 

söz konusu katalog yaklaşık 300 küsur üründen oluşuyor, ürün fotoğraflarının yanısıra; ayrıntı, üretim ve imaj fotoğraflarının da bu sözkonusu kataloğa yerleştirilmesi gerekiyor. yazılması gereken tanımlama ve teknik detayları saymıyorum. 
işin acı tarafını söyleyeyim bu sözkonusu fotoğraflarla ürünleri bundan iki hafta önce tasarımını yapıp yerleştirip müşteriye sunmuş ve "ı ıh biz böyle istememiştik" gibi bir yorumla karşılaşmıştık.

plansızlık, yanlış zaman yönetimi, sağlıklı müşteri briefinin alınmaması ve özellikle gerçekdışı terminler verilmesi sebebiyle, ACİİİL diye tanımlanan bir kaos ortaya çıkıyor. henüz tasarımı bile olmayan ürün kataloğumuz ve ben başbaşa kalıyoruz, geri kalan paydosta...

böyle gelmiş de, böyle mi gider? şikayet etmiyorum, alıştım bile denebilir... müşterime karşı mahçup olmak istemiyorum elbet ama, paldır küldür yalapşap birşeyler gönderdik diyelim, içime sinmemesinin dışında, işin tekrar geri döneceğini de biliyorum... hem de öfkeli müşteri psikolojisiyle...

ya buyurgan yetkilime kafa tutup kendi olası terminimi dayatacağım, ya dayatmak yerine hehe deyip oyalayacağım, ya da yenileceğim. bilemiyorum...

sabah da sağlık karnemi yaptırmam gerekiyor, ne zaman, nasıl, ne şekilde herşeye yetişirim bilemiyorum, ooofff, oooofffff...

gudubet gün..

tersimden kalktım kesin bugün... işe geç kalmamın yanısıra, gayet sıkıcı başladı günüm. hala sabah suratsızlığımdayım. kış sendromu mu, soğuk depresyonu mu bilemiyorum, eğer ikinci hayat diye birşey varsa; ben kesin bir kuştum ve kış aylarında sıcak ülkelere göç ediyordum...

25 Aralık 2008 Perşembe

kala christmas manarimou :)

merry christmas...
illüstrasyon: http://vladstudio.deviantart.com

pamuklarımız şekerlenmis bal gibi oldu...

aynen oyle, kıtır kıtır ve kaygan, sonu vıcık vıcık olacak malesef. o yüzden tum ilkogretim öğrencileri ve öğretmenleriyle duadayım, daha coook yağsıııın, daha kardan adam yapıcaz yaaaa...

24 Aralık 2008 Çarşamba

burası pamuuuuk gibi ooolduuuu:)

pamuk pamuk bembeyaz... kış aylarından pek haz etmem genelde, çünkü soğuğu sevmem, çok üşürüm... ama kar yağdı mı, neşeli soğuklar diyorum ben buna, en sevdiğimden :))

23 Aralık 2008 Salı

gizemli katalog :)

geçtiğimiz hafta, bizden katalog ve web tasarımı isteyen ismi lazım değil, ofis mobilyası üretimi yapan bir müşterimizi ziyarete gitmiştik. cepli pantolonumdan oluşan iş yeri kostümümü cici kız pantolon ve ceketimle kombine etmiş, profesyonel görünümlü tasarımcı kimliğim ve elimizde sunum dosyamız, tasarımlarımızı sunmuştuk. firma yetkilisi beyefendi, tasarımlarımızı elinin kenarıyla itip; "cık cık olmamış, istediğim bu değil" gibi tepkilerde bulunarak, aslında bizden gizemli bir katalog istediğini söylemişti. 

müşterimiz, sebep olarak da,
her ne kadar ürün tasarımlarının çalınacağından endişe ettiğini söylese de, aslında tasarımlarının çalıntı olduğunun anlaşılmasından endişe ettiği kanaatine vardım. benim gibi dekorasyona meraklı, interneti aktif olarak kullanan birinin pek de zorlanmayacağı birkaç araştırmadan sonra haklılığımı kanıtlayan bazı sitelere rastladım. 

gizemli kataloğu yaptım, az önce sunumu tekrar yapıldı ve kabul edildi, sebep, gerçekten gizemli oluşu.... :) nasıl mı? hiç bir ürün tam gorunmuyor, masa mı, dolap mı olduğu bile belli değil. sadece dokulara zoom yapıldı, altına da edebi yazılar yazıldı. 

bir tasarımcı olarak, dünyanın bir ucunda yaşayan japon tasarımcı kardeşlerimizin emeklerine yapılan saygısızlığın pazarlamasında rol almak hoşuma gitmese de, ürünlerin görünmeden satışının yapılamayacağını düşündüğümden sebep, içim az da olsa rahat...

21 Aralık 2008 Pazar

en sevdiğim pazar sabahı...

öğle vakitleri kalk, avatarı seyrederken kahvaltı et, bilgisayarın başına geçip en sevdiğin şeylerle uğraş, ama gün hiiç biitmesin... ama her güzel şeyin sonu olduğu gibi bu güzide tatil günümüzün de bir sonu var.
en sevmediğim ise pazar akşamı...
günün ucundan tutup çekeleştirseniz de zaman sanki atlaya hoplaya ilerliyor, gözlerim kapansa da uyumak istemediğim tek gün pazar günü...
çünkülüm, azcık dinlenen vücudumu gaza getirip kağıda kaleme sariliyorum, ayıcıklarım ve tavşancıklarıma kavuşuyorum, bugün de çok çalıştım, işte karşınızda uyku perisi ve uykucu bobo...
:)kendileri eğer beğenilirse, bebe battaniyesi olacaklar, inşallah :))

19 Aralık 2008 Cuma

günün unutulanı:

bir adet cep telefonu...
14.20 itibariyle telefonumu neden açmadığıma dair bir e posta alana kadar fark edememiştim. sanırım evde unuttum, yani umarım. otobüste falan düşürmediysem şayet, evde salonda masanın üstünde beni bekliyor olmasını ümit ediyorum :)
unutkanlık, dağınıklık ve aklın bir karış havada olmasına karşı önlem olarak, ne yapmalıyım bilmiyorum. hafıza ya da vitamin hapları mı alsam, doktora mı gitsem, karar veremedim.
akşamları işten çıkarken, ya usb belleğimi, ya kitabımı, ya da (en kotusu de bu) çantamı almadığımı farkedip, geri geliyorum. anahtarları unutup da geri gelememeyi saymıyorum bile... 
bazen kendimden çok sıkılıyorum, toparlanamamaktan sıkılıyorum ki, beni tanıyanlar bilirler; bir sırt çantam ve bir de capraz askı çantam ile gezerim ama onlar da toparlanmama yetmiyor. 
ne olacak benim bu halim?

18 Aralık 2008 Perşembe

ikea, evimizin ıvır zıvırı...

evet, akşamki umut dolu keşif maceramız,
hayalkırıklığı ile bitti. katalogtan beğendiğim hesaplı kitaplık, son derece kalitesizmiş. güzel ürünler de var elbet ama; nakliye, montaj ve taksitsiz seçenekleriyle hesaplayınca ekonomik anlayışımızın dışına çıktığı için, bulaşık süngeri, peçete ve bulaşıklık gibi bir iki ıvır zıvır alıp evimize geri döndük. yani odam hala dağınık ve bir süre daha oyle kalacak sanırım :(
ben internetten model araştırıp hayal etmeye devam edeyim madem, çok cici şeyler buldum:)


17 Aralık 2008 Çarşamba

ikea, evimizin herşeyiii...

ha açıldı, açılacak derken, terminale her gittiğimde binası bitmiş mi, bitmemiş mi diye bakarken, nihayetinde ikea açıldı. bu kadar beklememe rağmen halen gidememiş olmanın derin hüznünü yaşıyordum ki, olaya el koyarak, bu akşamı ikea akşamı ilan etmiş bulunuyorum. sevdiceğimi halı saha maçından vazgeçirmek suretiyle kitaplık almaya doğru yola çıkacağız, iş çıkışı, çok mutluyum:))

mutlu olmak, sadece ikeaya gitmek, para harcamak bazında değil elbet. artık evimiz, yuvamız olarak değerlendirilebilecek yerleşkemizin dağınıklıklarına acil çözüm gerekiyor. çalışma odası olarak kurguladığımız odada ben, bilgisayarım, kitaplarım, dergilerim, kaynaklarım, boyalarım, hatta ütülenmeyi bekleyen çamaşırlarımız, ütü masamız ve çamaşırlığımız, hep beraber kardeşçe yaşama sınrlarını aşmaya başladık ki, daha sevdiceğimin bilgisayarını odaya taşımadık bile.
bana daral geldi artık, çizim yapacağım zaman bir kaynak lazım oluyor ve nedense hep aradığım, yığının en altından çıkıyor. en alttakini çıkarırken diğerlerine neler olduğunu siz tahmin edersiniz sanırım. kafası, dikkati dağınık birini dağınık bir odayla başbaşa bırakınca, olası felaketlere hazırlıklı olmak yerine, islevsel büyüüük bir kitaplıkla işi çözmek zorunluluk haline geldi...

bir tek nakliye olayını nasıl çözeceğimiz konusunda bir fikrim yok ama sora sora bağdat bulunur, buluruz birşeyler sanırım...

fotoğraf: http://chocolate-chandelier.deviantart.com

13 Aralık 2008 Cumartesi

yakında kendimi de kaybedeceğim :)

dün akşam beremi kaybettim, bugün buldum allahtan. roland gross kardeşimin koltuğunun altına saklanmış ama özicim, adli tıp titizliğinde yaptığı araştırma sonucunda buldum kırmızı başlığımı:) çok sevindirik oldum. 
kaybetmeden anlaşılmıyor sahip olduklarının değeri... annemleri arayıp onları, ne kadar çok sevdiğimi söyleyeyim en iyisi... 

12 Aralık 2008 Cuma

mingiyango...

biz özel sektör çalışanlarına bahşedilen 4 günlük bayram tatili sona ermiş olup, ofislerimizdeki yerlemizi almış bulunmaktayız. ne sıkıcı bir cuma günü, normalde insanın içi neşe ve huzur dolar, ama ama bugün, mesai başlangıcı, püfff..
son zamanlarda sürekli işten, çalışmaktan şikayet eder oldum, biliyorum... sanırım yaşlanıyor ve huysuzlaşıyorum :))
bu arada ne sayısal, ne süper loto, ne de on numarada birşey çıkmadı:( bir de yılbaşı milli piyangoyu deneyeceğim, belki de sıraa bendeee:)
*bu arada "mingiyango" kuzenim gedizin, minicik bir bebeyken, yaklaşık 28 sene önce, milli piyangoya kattığı yorumdur:))

aslında kafamda türlü türlü tilki dolanıyor şu iş memnuniyetsizliğim üzerine, bakalım; ya şartlar olgunlaşacak ve ben isteğime ulaşacağım, ya da ben olgunlaşıp, elimdekine kanaat getirmeyi öğreneceğim.

evrene pozitif sinyaller yollamaya devam ediyorum, herşey çoook güzel olacak diye, pollyanna tobiyim şimdilik:)))

ya böyle ikramiye çıksın da, yatlarım katlarım olsun değil derdim, öncelikli planım güzel bir ege kasabasında ailece sığışacağımız kocamaaan bir ev almak, bahçesinde organik sebze yetiştirecebileceğim. sonra disneylanda gidip elim kolum bir sürü oyuncakla dönmek, noel baba misali, kuzucuklarıma ve kendime :) 

ve evimin çatı katında küçük bir atölye, çizim masam, boyalarım ve şovalem ile... 
çok bişi değil vallahi :))

4 Aralık 2008 Perşembe

çok çalıştım, çok yoruldumm...

gece 01.30'da  işten çıkabildim ve yattığım yeri bilemeden uyumuşum. yorgunluk ve grip beni maymun etti. bu ara yazamayışımın, msne dahi giremeyeşimin başlıca sebebi iş, gribe rağmen çalışmaya çalışmak. bu akşam süper loto, cumartesi de sayısal loto oynayacağım, çok hırslandım :)

2 Aralık 2008 Salı

gene bademciklerim şiştiiiiii...


yutkunamıyorum puff yaaa...
grip mevsimim açılmış bulunmakta. bu sebepten dün evde yattım, geçmemesine rağmen işe gelmek zorunda kaldım. sürünüyorum anlayacağınız.
sol cenaptaki bademciğin altında baska bir şişlik daha var gibi aslında, o yüzden huzursuzum biraz. 
sabahtan bu yana, yutkunma güçlüğüm azaldı. ama sol kısımda haa bir ağrı var. sevdiceğim de "bir zahmet doktora gideceksin, küçük hanım" dedi bana. 
işler yığılı bir şekilde durduğu ve her uzak kaldığım saatle daha da yığıldığını düşünürsek içim kararıyor... bu karartıya rağmen bir an önce evime, yatağıma kavuşmak için de can atıyorum.
beyimin sözünü dinleyerek şimdiden vizite kağıdımı aldım, sabah da evimizin yamacındaki sağlık ocağına gidip; "doktor amcaa, bana baaak, bademciklerim kociman oldu" diyeceğim. 
O da muhtemelen antibiyotik ile istirahat etme ilacı verecek. ben de eczaneden ilaçlarımı alıp, tıpış tıpış ofisteki yerimi alıp, akşam olsun da evime gideyim diye dua edeceğim...
ah, şu sayısal bir türlü çıkamadı...:(
illüstrasyon: http://pyromaniac.deviantart.com

29 Kasım 2008 Cumartesi

angaryalar sardı dört bir yanımı..

kriz paraya yansıdı ama işlere yansımadı maşallah. maşallah mı, aman allahım neler oluyor mu? 
bilemedim..

gerginlik had safhada, elektrik yüklüyüm, yoğunum, sigara almaya çıkıp dönmeyesim var. bunun yanında temmuza kadar taksitler, aylık rutin ödemeler ve yaşamın maddi zorunlulukları var.

pazartesiye yetişecek çok iş, temizlenip derlenip toplanacak bir ev, akşama  evine gidip uyumak ve kafasını battaniyeye sokup hiç uyanmamak isteyen yorgun bir grafiker var elimizde...
verilen, istenen ve sonuç hanelerindeki eşitsizlik ve adaletsizlik... 

ismi cismi lazım değil, bazı şahsiyetlerin geniiişliğine rağmen, dar alanda kısa pasların bende kalması gerçekliği... 
bir suret düşleyin; var görünen yoklardan, çok olduğunu sanan azlardan, yapar durup da yatanlarından...

öfke ve  bıkkınlık birleştiğinde, gözü karartan, kalbi sıkıştıran ve desibeli yüksek bir bombayı harekete geçirmiş olabilir miyiz? bunun farkına varabilir miyiz? farkettiğimizde zaten herşey toz ve dumana kavuşmuş olabilir mi?
bilemedim..

oil paint: http://heatherhorton.deviantart.com

26 Kasım 2008 Çarşamba

durup, bir düşündüm de...

sadece ağlamak üzerine yazdığımı farkettim... bakınca filmden hayalkırıklığına uğramışım gibi duruyor, tam tersine çok beğendim. bir de, alper rolünü "sinan tuzcu" oynasaydı, ben bile ağlardım... :)
çağan ırmak ve bakış açısını seviyorum, elinde bir toplu iğne; herbirimizin hayatına dair bir noktaya dokunup, cızz ettiriyor. filmden kareler beynimize kazınıyor, müzikler ve diyaloglar dilimize dolanıyor... 

"ona bir oda ver, baba!" (babam ve oğlum)
"karda donmak üzeresin, uyumak tatlı geliyor ama; öldüğünün farkında değilsin..." (ıssız adam)

gözlerine  ve yüreğine sağlık, çağan ırmakcığım, sen böyle yoluna devam et...

ama hıncal uluç bence dursun biraz, böyle devam etmesin. 
ıssız adamda ağlayan ve fimi, aşk filmi diye nitelendiren kadın izleyicilere vermiş, veriştirmiş... şahsi düşüncemdir ki; izleyenlerin duygularına saygısızlık etmiş. 
normalde kendisini sivri dilli olmasına rağmen tebessümle takip ederim, bu sefer kaşlarım çatıldı. 
biraz daha hoşgörü, biraz daha nezaket lütfen...

ağlamaya gittim...

çantamda gozyaşı ve sümük mendilim, işten koştura koştura zafer plazaya seansa 20dk kala yetiştim. yeme içme salonunda, diyette olamama rağmen, ateşin çağrısına kulak verip, burger king mamülleriyle masayı donatan sevgili arkadaşlarım ve sevgili sevdiceğimle buluştum.
bir an içim gitse de; iradeli davranarak, bilakis'in  ızgara tavuk salatasında karar kıldım. jet hızıyla yenen bir akşam yemeğinden sonra, aynı hızla gösterim salonunda yerlerimizi aldık.
filmi gören çoğu (bayan) arkadaşım ağladıklarını söylediğinden, hazırlıklı gittiğim halde; mendilimi sadece lavabo sonrası ellerimi kurulamak için kullanabildim. 
ben mi duygusuzum yoksa; beklentiler, hayalkırıklıklarını mı doğuruyor?

belki de, 
kimileri;
ada ya da alper olduğu halde;
bilinçlerinin altlarına tepiştirdikleri acılarıyla yüzleştikleri için gözyaşlarına boğuldular...
kimileri;
ne ada, ne de alper oldular hayatlarında; sahip olamadıkları tutkulu aşkın özlemiyle kavruldukları için ağladılar...
kimileri; 
sadece romantik oldukları için, birkaç damlayla ayrılığa kayıtsız kalamadılar...
kimileri de;
ada ruhuna sahip olup da, alper gibilerden kılpayı kurtulduklarından;
alperin yıllar sonraki halinden, garip bir haz duydular...
bilinmez...

25 Kasım 2008 Salı

bazen;

ben, ben değilim sanki...
varım ama yokmuşum gibi,
bütün ama eksikmişim gibi,
hayat koştururken ben çok yavaşmışım gibi...

kafatasımın somunla tutturulan kapağı gevşemiş de, 
ruhum dışarı sızmış gibi...
hayatın içindeyken, dışardan kendime bakarmışım,
nefesimi suyun üstündeyken tutarmışım gibi...

limon küflü yeşil pazartesim, kırmızı başlıklı salı gibi...

bazen;
ben, ben değilim sanki...

21 Kasım 2008 Cuma

www.ispanak.com.tr

Ispanak, temel reisin güç kaynağıyken şimdi de; lösemi hastası çocuklarımız için yaşam kaynağı.  www.ispanak.com.tr'den alacacağınız her bir ürün, kendinize ve sevdiklerinize verebileceğiniz  en anlamlı hediye oluyor. Yeni yılın, bayramın, doğumgünlerin coşkusunu bahane ederek, umut dolu yarınlar yaratmak için;  sizleri www.ispanak.com.tr'ye davet ediyorum. sevgiyle kalın...

20 Kasım 2008 Perşembe

19. Efes Blues Festivali'nin ardından...

19 kasım çarşamba yani dün akşam, sevdiceğimle beraber, işten koştur koştur eve gidip yemek yiyip, yine koştur koştur soluğu suare'de aldık. "watermelon slim" amcayı pek dinleyemedik, çünkü geç kaldık.
"sharrie williams"ablamız keyifli bir ara program yaptı. gitarist abi çok sempatikti, bizi çok güldürdü. ha bir de kendisi, elveda rumeli dizisindeki namık'a benziyordu, hani şu "zarifee, zarifeeee" diye ortada dolanan...
aslında ben, "john lee hooker, jr" için gitmiştim doğrusunu söylemek gerekirse. rahmetli babasını çok severdim, nur içinde yatsın, yetenekli adamdı. ama hayallerimin kırıklarını toplamaya belediye çöpçülerinin sayısı ve kürekleri yetmez.
yani karizma sıfır öncelikle... ya bende onun gibi bir baba olacak, azıcık kendime bakarım, baktım potansiyel yok başka bir iş yaparım. ses allah vergisi, genlerden geliyor ama, kendisi tam maymun. gece boyunca sol köşedeki hatunlara yazılıp durdu. ay bi de, göğüs kaslarını hareket ettirme numarası, nasıl denir az biraz ağır ol, blues yapıyorsun, hip hop değil... yok yok, hiç beğenmedim kendisini.
gece boyunca geçtiğimiz sene gelen "bernard allison" abimizin kulaklarını çınlattık. geçtiğimiz seneye göre mekan güzel, ama program kötüydü...
20. seneye özel güzel bir program bekliyoruz, efesten...

18 Kasım 2008 Salı

sağlıklı yaşam icin otlamaya başladık.

başrolde brokoli kardeşimiz vardi. çiğ haliyle bol limonlu kıtır kıtır... 
normal şartlarda kendisini severim, çorbasıyla, yemeğiyle, kıtırıyla ama, menünün adı diyet olunca pek de sevimli gelmedi. 
bir kasecik çorbaya, bi kasecik yağsız yoğurt, 3 minimalist ızgara köfte, 2 incecik dilim tahilli ekmek yanına da bol limonlu yağsız salataaa. 
allahtan meyve saati diye bir kavram var da, psikolojim az da olsa rahatladi.

şu kiloları bir vereyim, kendime tereyağlı, bol yağlı yoğurtlu, salçalı iskender ziyafeti çekeceğim :)

15 Kasım 2008 Cumartesi

sergi izlenimleri

sergi ve açılış çok güzeldi. üniversiteden hocalarım, bir iki okul arkadaşım ve eski iş arkadaşlarım oradaydı. açılış kokteylindeki bütün masaları gezerek, bol bol hasret giderdim. sergi çok guzel, "Sadık Karamustafa" çok mütevazi ve canayakındı. soruları büyük bir hevesle yanıtladı, konuklarla tek tek ilgilendi.

kentimizdeki üniversite ve lise branş öğrencileri yoktu malesef. böyle bir sergi bursa'da açılıyor ve öğretmenler grafik dalı okuyan hiçbir öğrencisini üstadla tanıştırmaya getiremiyor.
çok büyük bir kayıp ama, sanırım branş öğretmenleri ögrencilerini, sadece mesailerinin bir parçası olarak görüyor. 
grafik tasarımı bilgisayar programı kullanmayı bilmekten ibaret sanan, yeni bir, sözde tasarımcı nesli yetişiyor ve gelecekteki rakiplerim için hayıflanmaktan başka birşey yapamıyorum malesef..

13 Kasım 2008 Perşembe

Sadık Karamustafa kimdir?

Grafik tasarımcı Sadık Karamustafa 1946’da Fatsa Yalıköy’de doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudu. 1989’dan bu yana öğretim üyesi olduğu MSGSÜ’de düzenlenen Grafist etkinliğini kurdu ve yönetti.1968 – 1978 yılları arasında, reklam ajansları ve yayınevlerinde çalıştı. 1979’da kendi tasarım atölyesini kurdu.
Sosyal ve kültürel konularda ürünler verdi; müzeler, galeriler. kültür merkezleri, müzik, film ve tiyatro şirketleri ile sivil toplum kuruluşları için, tarih, arkeoloji, konser, plastik sanatlar, fotoğraf, edebiyat konulu afişler, logolar, kitaplar, dergiler, sergiler, kataloglar, kurumsal kimlik programları tasarladı. 
GMK Grafik Ürünler sergilerinde, grafik tasarımın çeşitli dallarında elliye yakın ödül kazandı. Uluslararası etkinliklerde üç kez ödüllendirildi. 
Türkiye ve başka ülke yayınlarında yüzden fazla makalesi yayınlandı. Yurt içinde ve dışında jüri üyelikleri yaptı, dersler ve konferanslar verdi, kişisel sergiler açtı. 
1995-1999 yılları arasında Grafik Tasarım Dernekleri Uluslararası Konseyi Icograda’nın başkan yardımcılığında bulundu.1997’de AGI (Alliance Graphique Internationale) üyesi seçildi.

1979'dan bu yana serbest grafik tasarımcı olarak çalışan Sadık Karamustafa ile yine grafik tasarımcı olan kızı Ayşe Karamustafa tarafından kurulan Karamustafa Tasarım, 2000 yılından bu yana, yayın, kurum kimliği, etkinlik tasarımı dallarında çalışmalarına devam ediyor.Temelde iki kişiden oluşan tasarım ekibi, projelerin niteliğine bağlı olarak, çeşitli dallardan profesyonellerin katılımıyla genişliyor.

www.karamustafadesign.com

"Sadık Karamustafa" Sergisi Bursa'da

halen belediyede köle olarak çalışan bir arkadaşım :) bana, müjdeli haberi verdi. 14 kasım akşamı Sadık Karamustafa Grafik Tasarım Sergisi Nilüfer Belediyesi Konak Kültürevi sergi salonunda izlemeye açılıyormuş. 18:30 da açılışı yapılacak sergi, 1 Aralık 2008 tarihine kadar izlenebilir.

yalnız bu afişteki yazı düzenlemesi bana bir yerden
tanıdık geliyor.
 
ükemizde grafik tasarımın ustalarından sayılan "Sadık Karamustafa" nın sergi afişinde;
2002 yılında yapılmış bir takvim tasarımından esinlenmek(!?) ne kadar uygun bilemiyorum. 



11 Kasım 2008 Salı

8-9 Kasım ESGOD Go Turnuvası ardından...

10 kasımın anlam ve önemini bölmek istemediğimden, turnuva izlenimlerimi bugün aktarıyorum.

45 go oyuncusunun katılımıyla gerçekleşen turnuva tek kelimeyle harika geçti. Benim maç skorlarım hariç :)

sisli yollarda özilinin müthiş sürüş performansı ve ronald kardeşimiz ile gayet güvenli ve eğlenceli bir yolculuk geçirdik. yol menümüzde tabii ki, eti cin başta olmak üzere, fındıklı kahve vardı. tatlılıkla başlayan günümüz aynı lezzetle devam etti, uzun zamandır gorüşemediklerimizle hasret giderdik, elektronik posta aracılığı ile tanıştığımız arkadaşlarla yüzyüze görüşme olanağı bulmuş olduk. hep beraber çok güzel bir hafta sonu geçirdik. tadı damağımda kaldı doğrusu...

10 Kasım 2008 Pazartesi

bugün 10 kasım...


saat 9'u 10 geçe otobüsten yeni inmiş, ofise doğru yol alıyordum. siren sesleriyle birlikte, saygı duruşuna geçtim. kimsenin olmadığı ıssız sokakta, bayır aşağı baktığımda telaşla işlerine yetişen benim gibi bir sürü insan, saygı duruşundaydı. gözlerim yaşardı ve çok mutlu oldum. 
Biz Cumhuriyetin ve Atatürk'ün çocuklarıyız...

bugün 10 kasım 2008...
sözcükler düğüm düğüm boğazımda.

7 Kasım 2008 Cuma

yarıın...

yolculuk zamanıııı... 
sabahın körüsünde yola çıkacak ve özilinin düldülü diye tabir ettiğim yüce Rolland Garros kardeşimizle, (nasil? affetmis midir beni;))  sakin sakin eskişehire doğru yol alacağız. 

yolculuk çantamı akşam hazırlayacağım. liste başı lokmalık eti cin :) sonraa; fotoğraf makinamız nuri, maç aralarında kafa dağıtmaya bir adet roman, çiziktirmek icin defter ve kalem ve renkli kalemler, bursago turnuvasından kalma 3 adet kifu defteri, içine pro oyunu videosu yüklemeyi başarırsak ipodumuz podduruk, bir adet kurumuşsa yeşil sweatshirt, bulunursa bursago sweatshirt, uyku eşofmanları, ayılı uyku çorapları, alerji hapı, bebe aspirini, poset nescafe, görme gözlüklerim, bir adet kaşkol veya boyun örtüsü, bere, eldiven (eee, eskişehir soğuk olabilir tedbirli olmak lazım, geçen gittiğimde çok üşümüştüm)... 
şimdilik bu kadar aklıma geldi.

deniz fun club 2008

deniz, şimdiden magazin basınında yer almaya başlamış.  büyüyünce kimbilir neler olacak?
ee yakışıklımız şimdiden boy gösterdiğine göre; annesi düşünsün, azılı hayran kitlesi ile ne yapacağını... :)
"bu erkekleri kim yetiştiriyor?" konusuyla gündeme gelen "deniz özgürgen"in yepyeni fotoğraflari sadece bizde, yayinda... (Paparazzi ruhu var sanirim bende)  :)











deniz: "kızlar beni bekliyooor, birakın beniii" derken..



bugün...

dün yatis pozisyonunda oldugum icin ertelenen islerimi yetiştirmek icin; sabahın er saatlerinde ofise geldim. saat 07.20yi gosterirken ofise ayak bastim. insanlik icin kucuk, benim icin buyuk bir adim oldu, insallah ogleden sonra uykum gelmez :)

dün..

internetin yanibasinda olmama ragmen, hastalik durumum sebebiyle; birakin blog yazmak, gözümü dahi açamadim... ama simdi daha iyiyim, merak edilecek bisi yok :)

5 Kasım 2008 Çarşamba

iyi ki doğduuun öziliiiiii, iyi ki varsııın...

























tanışmamızın 31. ayında, ne kadar da şanslı olduğumu düşünüyorum... 
özi hanım teyzeeee, ne iyi ettin de go oynamaya başladın. 
nikkentobi ve yamuk panda der ki; seni çoook seviyoruuz, iyi ki doğduun..

4 Kasım 2008 Salı

aaaaaaaaaaaaaa...

bugun bitsin yaaaa, nasil icimden gelmiyor hicbirsey anlatamam, oysa ki yagmur da yagmadi.
donuk da olsa, gunes disarida ve ben icerideyim diye mi oldu boyle, anlamadim... 

eticin arkadasim erhan, burada olsaydi da keske, eticin ve nescafemiz ile sacma sapan seyler konusup gulseydik...(ama cok uzaklarda simdi o, teee erzurumda...)

tam ogleden sonra heykel atolyesi kahve molasi havamdayim :))

3 Kasım 2008 Pazartesi

www.kelebekucusu.com yayinda...


kelebek ve zuzu, yureklerinden gelen paylasimlarla www.kelebekucusu.com ile yayindalar...
duyduk duymadik demeyin ve favorilerinize eklemeyi unutmayin...
ellerinize saglik cok guzel olmus, en az sizin kadar...

8-9 Kasım Eskisehir Go Turnuvası

cuma aksami eskisehir yolcuyuz... porsukla ozlem giderecegiz, gitmeyeli yillar oluyor. 
en son, 1997de GSF sinavlari icin gitmistim, sonucunda da suluboya sinavinda elenerek, kuskun bir sekilde yuvama donmustum...
yuregim buruktu belki ama, 
pinoburgerin tadini hic unutmadim :) osmangazi unversitesi kiz yurdundaki aksamimizi, otobuste uyuklayarak, zar zor  sinava yetismemizi, yazin ortasinda aksam sogugunda usumemizi ve de GSF bahcesindeki sinav heyecanimi hic unutmadim.
simdi de turnuva heyecanı sardı beni :) 

1 Kasım 2008 Cumartesi

Rekabet Kurumu Ödüllü Logo Yarışması


01.11.2008 ve 30.11.2008 tarihleri arasında geçerli olan bu yarışmaya bilgi için;  www.photoshopmagazin.com

Turk Telekom'a protesto eylemi

"bugün sabit telefon ücretlerinin yuksek olması sebebiyle, telekomu protesto etmek için, sabit hatları kullanmama günü" imis . bu bilginin bana nasıl ulaştığını hatırlamıyorum ama öyle kalmış aklımda... ben gayret edecegim ama söz vermiyorum. sabit hat kullanmayacağız diye GSM operatorlerinin yüzünü de güldürmeyelim:)

29 Ekim 2008 Çarşamba

Cumhuriyetimizi kutluyoruz...

Ellerimizde bayraklar, yüreğimizde cumhuriyet coşkusu ile yürüyeceğiz, bu akşam... 
Umarım tüm yürekler bir olur ve bu coşku; yerel seçim öncesi, belediyelerin gövde gösterisi için kullanılmaz.  

Geçtiğimiz sene, nilüferde düzenlenen yürüyüş görüntülerinin, büyükşehir belediyesi tarafından billboardlarda propaganda aracı olarak kullanıldığını bildiğinden söylüyorum. 
Gösteriş amaçlı, dekor oluşturmak için yürümüyoruz, bayraklarımızı galeyana gelip taşımıyoruz,
Ata'mızın mirasi Cumhuriyet'imize her zaman, her koşulda sahip çıkacağımızı anlatıyoruz, tek millet, tek yürek...

28 Ekim 2008 Salı

28 ekim itibariyle frambuazlı ruh pastama kavustummm

4 gundur sacma sapan kanallardan yayın yapmaya calismak, pop up pencerelerle bogusmak, yeni bir adrese mi yonlensek diye kara kara dusunmek, pire icin yorgan yakanlari sevgiyle(?!) anmak, nasil cozeriz bu isi diye sorgu komasina girmek simdilik sona erdi. 
simdilik diyorum cunku, bu zihniyeti sagi solu belli olmaz. yine bir gun, cok onemli bir sahsiyet bir sebepten rahatsiz olur, sikayet eder, isguzarliktan bir yerine bin siteyi kapatmayi tercih ederler, orasi belli olmaz ama,
simdilik mutluyum:)

27 Ekim 2008 Pazartesi

REZALET! www.blogspot.com Türkiye erişimi kapatıldı

Yayinima baska bir server uzerinden baglanarak devam ediyorum. İletisim, paylasma ve sesisimizi duyurma hakkımızı elimizden almaya calisanlari kınıyorum.


REZALET! www.blogspot.com Türkiye erişimi kapatıldı

Yayinima baska bir server uzerinden baglanarak devam ediyorum. İletisim, paylasma ve sesisimizi duyurma hakkımızı elimizden almaya calisanlari kınıyorum.


18 Ekim 2008 Cumartesi

19-20-22 Ekim TRT int "Yeni Ufuklar"

basketbol potasından, fotoğraf dünyasına sıçrayan,
binlerce km öteden toprağının kokusundan ilham alan dostumuz; 
başarı sürecini, çalışmalarını, ümitlerini ve
azmin, zafere yolculuğunu anlatıyor...

bizleri yurtdışında başarıyla temsil eden 
"Murat Özdemir"in  serüvenini kaçırmamanızı şiddetle tavsiye ediyorum...


19-20-22 Ekim TRTint "Yeni Ufuklar"...
www.muratozdemir.com

14 Ekim 2008 Salı

gün soğuk, güneş donuk...

kış geliyor yavaş yavaş, hissettirmeden, içimize işliyor... 
güneşin parlaklığı aldatmasın, giyinin sıkıca hırkaları, montları artık. 
bana da öyle uzaylıymışım gibi bakmasın insancıklar. 

deli dali üzerine  izlenimlerimi yazacaktım ama, kapıda kaldık. ekimde cenabet yönümüz ağır bastı ve  çin seddi gibi uzanan kapı önü sırasını aşamayarak, hüzünlü bir geri dönüş yaşadık. kasımda bir daha şansımızı deneyeceğiz bakalım. 

asıl üzüldüğüm "İstanbul Go Turnuvası"na bir beş dakikacık bile uğrayamamış olmam. önünden geçtiğim, metro camına vantuzlu oyuncak gibi yapıştığım halde..
cumartesi çalışanı olarak turnuva katılımcısı olamamak ayrıca kahretmisti beni zaten. 
bir de üstüne yolları, denizleri aş, dali için turnuvayı feda et, 
sonra da yağmurda ıslanmış yavru sokak kedisi gibi süklüm püklüm dön evine...

24 Eylül 2008 Çarşamba

günün menüsü: her sektörden tasarım bir kasede, aşure niyetine...

bugün hakikaten aşure gibi.
bir yandan faturası, irsaliyesi, depo formu.
diger bir yandan web sayfası tasarımı (ki daha çekirge seviyesinde olduğum için sadece tırmalıyorum), bir yandan da fiyat listesi...

kuru üzümleri tatlı tatlı özümserken, az pişmiş bir nohutun dişinizi kırması gibi. ne olduğu, ne olacağı belli değil. 

günlük iş formuna " ohh nihayet bu da bitti diye" çiziktirirken, ölçü değişti diye tekrar önünüze gelmesi...

bugün sağ salim biter mi, yoksa sakız gibi uzar mı bilinmez ama; fotoromanım yakında kaldığı yerden devam edecek.. 
Malum bayram tatili öncesi koşuşturmaca :)
 

yerleşkemize hediye 2


ya ne cici bir şey bu yaaaa...
yeşilini sevdim ben bunu istiyoruuum:))
www.nanimarquina.com

16 Eylül 2008 Salı

düşperestin gözünden...



kuğu gölünün kıyısında...

yok yok, biz adapte olana kadar şu poz verme işine, gün bitecek.

ben "duvak açık kalacak o süs diye kondu" diye diye dilimde tüy biterken, illa kapatılacak diye bu ısrar niye canım kardeşlerim?
klasik gelin damat pozu vereceğiz, yani kaçış yok. ama bir laf vardır bilirsiniz; alışmadık yüzde, duvak durmazmış diye. :)










ustanın işine karışmamak lazımmış. meğer sercan bizi oyalarken, uğur romantik anlarımızı yakalamış. taktik geliştirmişler, bize karşı :) ee fena da olmamış hani.. aferin aferin, böyle devam..



işte ben buna harika derim,
gerçi modellerin büyüleyici etkisi,
yani bizler olmasak bir anlamı olmazdı di mi ama.
bütün alkışlar gelin ve damada lütfen... ;))

işkence pardon, çekim başlıyor ;)

hava zaten sıcak, ayaklarımda topuklu cinsinden hanım kız ayakkabısı ve üzerine basmamaya gayret ettiğim eteğim ile botanik parkın taşlı yollarında ilerleme çabasındayken, arka planda yer alan neşeli tipleri tanıştırmak isterim.
sevdiceğimin arkasında minicik kalan arkadaşımız; ulaştırmadan sorumlu bakanımız ve sevgili nedimemiz duygu,
bendenizin arkasında da çekim sırasında sirk müziği ile bizi motive etmeye çalışan, yiyecek içecek müdürümüz ve nedimimiz berk.





yarim, her zamanki gibi çok karizmatik. taş duvarların etkisiyle herhalde, ağa kalıbındaki duruşuyla en heybetlisinden ilk pozumuzu başarıyla vermiş bulunuyoruz.
süreç anları başlı başına bir fotoroman konusu olacağı için, özet geçmekle yetineceğim.

ya aslında öyle başta işkence falan diye dilim sürçtü ama,
dürüst olmak gerekirse;
biz de sevgili fotoğrafçılarımızı az buçuk çileden çıkartmış olabiliriz.

Mesela gayet hoş bir dekorda romantik bir kare yakalama çabasında oldukları sırada, nikah stresi sebebiyle,
biz azıcık şımarmış da olabiliriz:)

nihayet geline benzedim galiba...


sevdiceğim beni almaya geldiği için, bi zahmet giyineyim artık dedim. paparazziler heryerde malesef, iki dakika yalnız bırakmıyorlar sağolsunlar. ah, bu şöhret başa bela...





































ya benim sevdiceğim de pek bi yakışıklı olmuş, tü tü tü 41bin kereee maşallah...

artık süspüs merkezimizden ayrılıp,
fotoğraf çektirmek üzere botanik parka doğru yola çıkıyoruz. sol kıyımızda sercan hanım kızımız yer alıyor. her ne kadar bizi çekim esnasında şekilden şekle sokmuş olsa da, az şebelek fotoğrafını yayınlıyorum, sercancağızım seviliyorsun kıymetini bil ... :)







15 Eylül 2008 Pazartesi

imza dağıtmaya başlıyorum..


"meşhur oldum nihayet imza dağıtmaya başlayacağım, yaşasın!" derken,
boş oturanı allah sevmez dediler, tutuşturdular elime ayakkabıyı, dedim "durun ben tanrıçayım, nerde benim yazıcı periler?" ama dinleyen kim?
iş başa düşünce ne yapalım, yaz yaz bitmedi.

son kare saçıma gül takma fikrine takılan canım arkadaşım Mine'ye hediyemdir...

kelebeğin tek günü...

30 Ağustos 2008 Cumartesi günü yanımızda olamayan tüm sevgili dostlarımız için, söz verdiğim gibi adım adım, tek günlük maceramız...

Yorgun bir gecenin ardından, göz torbalarım; pudra ve kapatıcılarla yapılan usta müdehalelerle "Ekipçe" de örtbas edildi ve ayıptır söylemesi aynı Evangeline Lilly'e benzedim. Tek farkımız onun biraz kuru ve yeşil gözlü olması :)

İmaj danışmanlarım Sercan, Mine ve Duygu ile soluğu Miya' da aldık.
"kelebek ve bahar tanrıçasıyım ben, doğal görünmeliyim" ısrarlarım sebebiyle saç ustalarımız özgün çalışamadılar ama benim tam istediğim gibi oldu :)

12 Eylül 2008 Cuma

gün, düne dönerken...

gün, düne
mevsim güze dönerken,
ruhumun ışıkları dört bir yanıma saçılıyor. 
amaçsız gri hücreler olmayandan çözümler üretiyor.
kımıl kımıl düşlerim, biçim arıyorlar kendilerine.

bir garip haller sarmalarken beynimi,
aksırık tıksırık nöbetleri, 
tahriş ederken beni,
kalemlerime kavuşmanın hayaliyle yanıp tutuşuyorum..

11 Eylül 2008 Perşembe

yerleşkemiz için...












Takeshi Miyakawa isimli tasarımcının fotoğrafta görülen yaratısına talibim...

yeni yerleşkemize hediye olarak kabul edilir:)

www.tmiyakawadesign.com

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails