21 Haziran 2011 Salı

neyse ki;

kuzum iyileşti gibi. iki günlük antibiyotiği kaldı. keyfi yerine geldi sayılır.
süt düzensizliklerimizi de atlatırsak çok daha mutlu olacak, sanırım.
küçüğüm hastalandıktan iki gün sonra ben de başladım. hapşırıp, tıksırmaya. emzirdiğim için kızıma yeni mikroplar geçirebilir miyim, bilemediğimden ablamın sözünü dinleyip doktora gittim hemen.
doktorumuz muhtemelen bebişimden kaptığımı söyledi mikrobu. aynı onun gibi boğaz kısmımda toplaşmış virüsler. bana da ona dokunmayacak bir antibiyotik verdi. hamileyken grip olduğumda da aynı antibiyotuğu kullanmıştım. bir de ateş düşürücü verdi. "ne gerek var ki, herşeye ilaç yazıyorlar" diye söylene söylene aldım ilaçları ama akşam dediklerimi birer birer yutmak zorunda kaldım. eve dönüş yolunda başladım ateşlenmeye. böcüğüme rica ettim hatta beni metrodan aldı. ilaçlarımı almama rağmen o akşam 39 dereceyi gördüm. biraz yatıp uyuduktan sonra yavaştan azaldı ateşim düştü ve nihayet kendime geldim. pazar gününe kadar yatıp dinlenme fırsatı bulamadığımdan birkaç gün süründüm. pazar günü babalar günü hediyesi olarak bebişimizi babacığımıza emanet ettikten sonra bol bol uyuyup dinlendim. şimdi çok daha iyiyim.
kuzum da iyi, öksürüğü ciddi derecede azaldı. iki gündür 6:30da uyanıp ben evden çıkana kadar böcük böcük bakınıyor. kalbim onunla kalırken, ayaklarım beni ofise getiriyor bir şekilde.
pıtırcığımı çok özlüyorum. onu annem, ablam dahi olsa başkasına bırakıyor olmaktan oldukça da rahatsızım. ablam çoğu zaman kuzumu "teyzem" diye seviyor ama bazen "annem" de diyor. işte o zaman içimi garip bir kıskançlık sarıyor. "onun annesi benim" diyesim geliyor. sonra da saçmalama diye tutuyorum kendimi.
anne olduktan sonra çalışma hayatına dönmenin getirdiği bazı ruhsal dağişimleri yaşamak çoğu zaman garip geliyor insana. yorgunlukların, endişelerin ve paniklerin yanı sıra paranoyak gerginlikleri de sıkça yaşamaya başlıyorsunuz. siz bu duygularla boğuşurken bir yandan da anlayışlı pozitif, hiperaktif ve çılgınlar gibi mutlu olmanızı bekleyenler çıkabiliyor çevrenizde. onların beklentilerini yerine getiremeseniz de idare edebileceğiniz yanılgısına düşüyorsunuz çoğu zaman. yanılgınızla yüzleştiğinizde kalbiniz kırıklarla doluveriyor.
doğum sonrası sendroma maruz kalmadım ama bu yaşadıklarım çalışmaya başlama sendromu olarak da değerlendirilebilir.
çalışmaktan gocunmuyorum, tam tersi. işe tekrar başladığım için oldukça memnunum. tasarlamayı, bilgisayarımı, ofis maceralarımızı özlemiştim. yaz geldi, heryer yemyeşil, ofisimiz serin, işler tam tıkırında ama benim aklım çoğunlukla bebeğimde. sütünü emdi mi maması yetti mi, bugün kakasını yaptı mı, uyurken huysuzlandı mı? bugün yeterince süt biriktirebilecek miyim? ve daha milyonlarcası.
anne olmak muazzam güzel bir duygu. güzelliğinin yanında non-stop endişelenmek, meraklanmak ve özlemek anlamına geliyormuş.
akşam olsa da, kızımı göğsüme yaslasam, bol bol koklasam, ohhh missss...

3 yorum:

Bap dedi ki...

çok geçmişler olsun :) evet anne olmak işte tam da anlattığın gibi birşey insan inanılmaz senaryolar kurabiliyor...

Gizem Pehlivanoğlu dedi ki...

canım, gözlerim dolarak okudum yazını.. aynı düşüncelerle dolup taşıyorum ben de bu aralar..
anne olmak gerçekten bambaşka bişeymiş..

frambuazlı ruh pastasıyım dedi ki...

seni cok iyi anliyorum ama inan bana zaman gectikce bu yogun hisler bir nebze de olsa hafifliyor. bebeginle kalan kisye guven duyman alismanda cok etkili oluyor. endiselenmek anne olmanin dogasinda :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails