30 Eylül 2010 Perşembe

cizgilerin efendisi "jason thielke"

meraklısına; http://www.jasonthielke.com/







sivil-C

önce sol kulacığımın dibiciğinde çıktı.
sonra sağ kaşımın kılları arasında.
şimdi de alt dudağımın sağ köşesinde.

re-ergenlik dönemine geçiş yaptım sanırım. yaşasın gençleşiyorum :))

git, kendini öldürtmeden...

27 Eylül 2010 Pazartesi

10.katta havuz :P

-onuncu katta bahçe olur mu dediler? ben yaptım.
diyor, ali ağaoğlu.
bir sonraki projesinde de onuncu kata havuz yapar belki, belli mi olur?

ne harikasın,sen?


bayıldımmm.

periciğimi çok öözlediiim...


yıllar önce ortaköyde bir arkadaşımla almıştık, periciğimi.
sahip olduğum en pembe hatta tek pembe oyuncağımdı. o oyuncak da değildi, yol arkadaşımdı. çantamın köşesine bağlı durur, her yere benimle gelirdi. fotoğrafta da, bal haftamızda kaşta sabah kahvaltısında bana eşlik ederken görüntülemiştim kendisini.
çoğu zaman pislenir, küllü pembe olur, yıkayana kadar ona bok perisi derdim.
onu hacı şakir beyaz sabunla ellerimle yıkar. itina ile kanatlarından asar kuruturdum.
periciğimi geçen sene, turnuva için izmir'e gittiğimizde izmir sokaklarında kaybettim, yavru kuzucuğumu.
attalara gidiyoruz diye yeni yıkamış, paklamıştım. kaldığımız yerden, turnuva yerine yürürken yolda düşüvermiş. turnuva maçımı yaparken farkettim yokluğunu. maçlarım bitip de, yürüdüğümüz yollara tekrar bakana kadar, biri periciğimi alıp gitmişti.
çok aradım, nici satan bir yeri, rüyalarıma bile girdi bazen. ortaköye tekrar gittiğimde baktım ama bulamadım. ne dükkan yerindeydi ne de pericikler. geçenlerde markafonide nici satılıyordu ama benim periciğim yoktu.

az önce tatil fotoğraflarına bakarken gördüm periciğimin fotoğrafını. içim cızladı...
acılarııın tobisiyiiiim.
ama yoook, yılmayacağım, periciğimi arayacağım ve bulacağım.

23 Eylül 2010 Perşembe

ofiste yaprak dökümü...

ninca gidiyor...
bugün itibariyle 7 gün sonra resmen ofisten ayrılıp yeni işinde, yeni hayatına başlayacak.
hakkında hayırlısı neyse, o olsun.

kendi meslek ve özel hayatı için akıllı mantıklı bir seçim olabilir ama ben hiç gitsin istemiyorum.
tamam, yeri gelir birbirimize gıcık da oluruz, saçımızı başımızı yolasımız da gelir ama
sonuçta uzun yıllara dayanan arkadaşlığımıza, son iki senedir paylaştığımız iş arkadaşlığını da eklediğimizde,
ofisten ayrılıyor olması bana zor geliyor. her ne kadar görüşsek de bugünkü gibi olmayacak.

hem onun gidişi, hem geride kalan olmak, hem de ofis cumriyetimizin tasarım bölümü belirsizliği beni üzüyor.
sonuçta bekleyip göreceğiz. hayat bize ofis cumhuriyetimizde neler hazırlamış, yaşadıkça öğreneceğiz elbet.
ama ne bileyim işte, biraz bencilce ama dürüst olmak gerekirse hiç gitsin istemiyorum.

yerine kim gelecek,
2. paşa mı olacak yeni gelen,
ben sabırla her gün kendimi mi törpüleyeceğim?
bir sürü sorum var, cevapsız...

eyyy, zaman;
sen herşeyin ilacısın. göster kendini...
eyy, kader;
bu sefer bize bir kıyak geç de, tahammülü zor yeni bir paşayla bizi yüzgöz etme. gözünü seveyim...

21 Eylül 2010 Salı

bertaraf olmak...

telefonumun zili çaldı.
alo, dedim.
bir dost sesiydi, sevindim.
birşeyler söyledi, şaşırdım.
yüzyüze olsak kimbilir neler olacak?
belki de, beni meşale ile yakaçak.
önce şaşırdım, sonra üzüldüm.
birden sustum, aklıma geldi;
"cahillerle tartışmaya girmeyin, ben hiç yenemedim" demişti gazali.
cehaleti görüşlerinden değil, öfkesinden belliydi.
kimimiz ak, kimimiz kara, bu dünyada,
beyni örümceklenmiş fanatiklerle,
bu vatanın sonu hayrola...

17 Eylül 2010 Cuma

ÖZ frambuazlı ruh pastasıyım...

taklitlerimden kaçının.

5 bilemediniz 7 dakika önce şok oldum.
nurcişe "frambuazlı ruh pastası yaz, google da arat, ben çıkarım. "nikkentobi"yi aklında tutmaya çalışma" dedim.
nasıl yapacağını da göstereyim dedim.
ne göreyim; 2010 doğumlu bir blog. adı da frambuazlı ruh pastası!.. yok artık.
kusura bakmayın ama çüşşş demek istiyorum. bir de yuuuh...

yine de ilk yazısına bakayım dedim belki aynı zamanlarda aynı şeyi düşünen iki sivri zekayızdır ama 2010 öncesi yazısına rastlayamadım.

nasıl sinir oldum, anlatamam.
ninca; "ne güzel bak taklit edilecek kadar olmuşsun, sevin bence." diye yorumluyor ama ben aynı fikirde değilim.
bu, taklit ya da esinlenmek değil ki bu, düpedüz...

canım kardeşim, evir, çevir, benzet.
yeni bir şey ekle, çıkart anlayacağım da aynısını yazmak neden?
özgün ol biraz, kapasiteni zorla, olmuyorsa mail at bana, sana da isim bulalım.
yapma bunu, yapmaa...

14 Eylül 2010 Salı

sayılı gün çabuk geçermiş...


kpss idi, tatildi, taşınacaktık, taşındıydık, ramazandı, bayramdı, referandumdu, dünya şampiyonasıydı. koştur koştur geçiyor günler.sayılı gün çabuk geçer derler ya, ne kadar doğruymuş. şaka maka eylül ayına geldik, 2011'e şurada ne kaldı?

evimize taşındık, bayramda da bol bol kutu açıp, yerleştirdik. arife günü temizlikçi ablamız geldiğinde evimiz çiçek gibi olmuştu zaten. yerleştik, çiçek bahçesi olduk. tabi küçüğümsü evimizi genişimsi olanı ile değiştirince, ufak tefek ihtiyaçlar çıkmadı değil. mesela annem banyomuza tülü tülü iplerden yeni halı örmeye başladı bile. ikea'dan nihilis raflardan aldık, banyo, balkon ve depo odamızda değerlendirdik. perdelerimiz yetmekle kalmadı arttı bile. evimizin pencerelerini ayrı bir sevdim. tüm oda pencereleri çift kapakı ve içeri doğru açılıyor. yani cam silme işlemi için akrobasi yapmaya gerek yok. kutuları açtıkça, böcükümle çöp müzakereleri yapmaya başladık:
- Ne yani, "Eğitime Giriş" kitabının hatırası mı var, niye saklıyoruz, verelim.
- Oolmaaaz, ya atanırsam, ilk sene stajım olacak, bu kitaplar ya bana lazım olursa?
- Önce Kpss barajını geçmen gerekiyor, çöpçü balığım. hem lazım olursa ben sana yenisini alırım.
- Olmaaaz, onun önemli yerlerinin altı çizili, kalsın.
- Peki eğitim psikolojisinde iki tane var, bunlardan birini seç.
- Tamam.
- Kitaplığımızda kitap yok, dergilerin var. kitaplarsa kutuda. sence bu işte bir terslik yok mu? diyorum ki, şu dergileri azaltsan.
- Olmaz onlar seri, hem living etc. artık yayınlanmıyor. devamı yok, yani.
- peki 2005ten kalma AD ve Maison Française dergilerini ne yapacaksın? en azından hoşuna giden yerlerini kes, geri kalanlarını at, yer kaplamasınlar.
- olmaaz, onları kesemem.hem kesmeye kalksam, dergini yarısını ayırmak zorunda kalacağım. sonra parça pinçik dağılacaklar. sonra sen "bu kırpık kağıtların daha hiç işine yaradığını görmedim" deyip, atacaksın, olmaz. dergiler kalacak.
- ama kitaplar kutuda diyorum, kitaplıkta olmaları gerekiyor.
- buldum... bir tane daha kitaplık alalım, dergilerim için. kitapları da kutudan çıkartmış oluruz :)))

sonuç, dergiler şimdilik duruyor. kitaplar kutuda. dergileri düzenleme ve azaltma sözü verdim. ama elim gitmiyor, nedense... hafta sonu selpakım ve gözyaşlarımla bir kısmını uğurlayacağız gibi görünüyor. :(

2 Eylül 2010 Perşembe

şımarık doğum günüsü çocuğuyum ben :)

kimse neşemi bozamaz...

hava serin ama çok soğuk değil,
güneşli ve ışıl ışıl ama sıcak değil.
günlerden perşembe, hafta başı değil.
kim demiş, ne demiş, kime demiş,
umrumda değil...

yeni yaşım cümlemize kutlu, mutlu olsun.
yu pi ya yeeeee :)))

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails