31 Ekim 2009 Cumartesi

"aile"cenek hastasıyız:)

cevahir ailemizin kahramanı, bir de hohohohooop mürsel var:)
hayırdır inşşallah, hayırdır inşşşallah.
çok feci sarıp sarmaladı bizi, geniiiş aile... koyu bilal, pırıl, nazan, kuddusi baba ve tüm karakterler kendilerini ayrı ayrı sevdiriyorlar bizlere.

ilk göz ağrım aile ise; uğur yücel dayımızın kol kanat gerdiği "canım ailem".
köfte yanağa, "ablam ablam"'a, "öldürürüm seni samiiiim"teyzeye, kuru fasulyeci kalbi kırık halim'e ve geri kalan tüm aile fertlerine de hastayız.
yalnız bi durum var, feci halde sıkıntı yaşıyoruz.
"caaanım ailem" ve "geniş ailem" aynı saate yerleştirilmiş farklı kanallarda. onca saat, onca gün varken, neden üst üste, tepiş tepiş bu caaanım diziler.

sayın kanal yöneticileri; "lütfen pislik yapmayın! "
kızar hiçbirini seyretmeyiz, televizyondan. kendimizi internete veririz.
siz de elinizdeki rayting grafikleriyle kalakalırsınız,
hıh...

fotoğraflar: http://tinypic.com

ve tobi topu alıııııır...

"bu top da nereden geldi" dercesine ebelek şebelek bakınır. geveze ile göz göze gelir, potaya doğru koşmaya başlaaaaaaar....

gevezeciğim beni mimlemiş, onu da NoNeLeSS mimlemişmiş. ben de mimliiiycem ama önce ödevimizi yapalım.

Dolabında hangi renkler daha fazla?
toprak tonları, kahveler, yeşiller, yeşilimsiler, taba ve siyah. bu ara mora taktım yalnız 3-5 ton morum var.
Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Zara, Mudo, Journey, (süper moda takipçisi ve kokoş olduğum sanılmasın, bakınıp, gezinmeyi seviyorum)D&R (bol bol bakınıp, bi sürü kipat almayı seviyorum).
Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?
rahhaaat, cepli pantalonlar, kesinlikle favorim. düşük bel modası bitse de, eski tip relax pantolonlara bi kavuşsak. bi de eğildiğimde çatalımın görünmesini engelleyen uzun penyeleri seviyorum. tabi spor pabuçlarla:)
Kesinlikle seksi diyebileceğin şeyler?
güzel omuzlu olmak kaydıyla omuz ve sırt dekoltesi, kessinlikle çok seksi bence.
Asla giymem dediğin kıyafetler? fırfırlı, şımbıllı, "huu ben kokoşum" diye bağıran her türlü parlak, abartılı, aksesuarlı kıyafetler. iyyk...
Fiyatları gereği ulaşılması zor markalardan beğendiğin?
Vera Wang ablamıza hastayım. yıllar önce Meg Ryan'in giydiği siyah uzun kolu bir elbisesi vardı. bulsam, tüm servetimi yatırabilirim ama allahtan böcüüm engel olur:))
En fazla yatırım yaptığın sektör? kitap ve dergiye ciddi yatırım yapıyorum. okumak , görmek üzerine tarif edilmez bir açlığım var.
Kitap, film, spor arasından daha çok vakit ayırdığın hangisi?
kitap-film... go'yu bir beyin sporu kabul edersek, sporu da listeye alabiliriz:)
Dışarıdayken yemek için en çok tercih ettiğin yer?
Big Mama's var, bizim memlekette. kendilerine desteğimiz sonsuz :)) starbucks sandviçleri ve gloria jeans tatlıları da yemek alternatiflerim içindedir.

gelelim basketimi attıktan ve çığlıklarla omuzlarda taşındıktan sonra, atacağım paslara;
tembel ve kayıp insan özi'ye, minik kardeş çilek'e sevgili gece'ye ve üretken smilena'ya geliyoooor.

27 Ekim 2009 Salı

gıt gıdaaaak, yumurtam sıcaaaak:)


örgü oyuncaklara bakındığımı bilen bi arkadaşım, bir link yollamış; "bak tam senlik" diye. baktım, heyvancıklara bayıldım. sonra bir baktım anne kaz da, aynı örneklerden bahsetmiş. kaderimde bu tavuklar var, demek ki:)) ah, bir de örebilsem, süper olacak:)))

kurda sormuşlar, ensen niye kalın diye...

kendi işimi kendim yaparım, demiş.

çevremde başka tür kurtlar var benim.
elma kurdu gibiler. kımıl kımıl, mırıl mırıl...

aman bildiklerini söylemesinler, aman yardım etmesinler, bi tarafları eksilmesin. onlar tanrı olsun, herkes önlerinde eğilsin.
"sıçtığın yeri gösterirsen, sıçacak yer bulamazsın" paranoyasında yetiştirmişler kendilerini. her şeyi bilen, yapan ama sadece kendilerine faydası olan kurtcuklar bunlar.
sorsan neden? diye.
-aaa, sen onu mu arıyordun?
-aa,duymamışım.
-aa, çok işim vardı, onunla uğraşamazdım.

hep de aa...
sahte şaşkınlık belirtisi.

çok yoruldum, herkesin bildiğini ite kaka öğrenmekten.
babamın işi olsa, diyeceğim rekabet dünyası.
zaten rakip değiliz, olamayız da. sen ayrı, ben ayrı dünyada.

salak olan benim, kimsenin suçu yok aslında.
beynim, kalbim, herşeyim ortada.
ne bildiğimi gizlemeyi bilirim, ne olduğumdan farklı görünmeyi becerebilirim.
müstahak bana;
"yapamadım, bilmiyorum, ben bunu beceremedim" dediğim için.
bok at, ne olursa olsun hep birilerini suçla, duymazlıktan gel, safa yat, "banane de" di mi?
yok gerçekten müstahak bana...

26 Ekim 2009 Pazartesi

dütdü dü düüüüüüüüüt:)

dü düt avındayız, ailecenek. ikinci el, temizinden az kullanılmışından, az benzin yakarından dü düt arıyoruz. ayağımızı yerden kessin, satmaya kalktığımızda çok zarar etmeyelim, kolay elden çıkarabilelim, sağa sola gidecekken kimseye minnet etmeyelim istiyoruz. hazır yavrulamamışken de gezip tozalım istiyoruz elbette:)

internetten buluyoruz, beğeniyoruz fotoğraftan; gidip bakıyoruz, gerçeğiyle alakası yok. hele bi tanesi; amcasının arabasını mı çekip koymuş, fotoşopla mı düzeltmiş bilemiyorum. özgün bir çalışma olmuş anlayacağınız.
böcüüm bi dene daha bulmuş, bugün yarın gidip bir bilenle kontrol edecek, müstakbel düldülümüzü. ben de isim düşünüyorum, ailemizin yeni üyesine. koltuklarına üçgen danteller örmeye başlasam mı acaba?
:P

2 doz alışveriş :))

aylık dozajımı doldurmamış olsaydım keşkeeeee:))
yine çok güzel elbiseler gelmiiiş:))

23 Ekim 2009 Cuma

ucubettin efendiden "tatlı rüyalar"...



+18
yani karanlıkta görülecek en son kişi. gündüz gözüyle bile yeterince korkutucu.
kısacası kendisi ürkünç ötesi...
"lets we forget" albümünden "sweet dreams" favorilerimden biridir, marilyn manson abimizin.

tamam kabul, korkunç görünüyor ama sen onunkisi gibi bir çocukluk yaşa. hayat sağ gösterip, paso sol vursun.
sonra da normal görün.
kolaydı sanki, peeh...

en iyi stajyer, ölü stajyerdir :))

ah be çocuğum, bedeniniz burada da aklınızı nerde bıraktınız?
ben de 17 yaşındayken böyle miydim, diye sorup duruyorum kendime.
ama yok ben o yaşımda gurbet ellerde üniversite okuyordum, bu kadar değildim sanki.

çocuklarım yaparak öğrensinler, gerçek müşteri işlerini yapsınlar, deneyim kazansınlar istiyorum ama çoğu zaman sil baştan yapmak zorunda kalıyoruz. bir an önce pişseler de, ben de canavar gibi iki genç enerjiden tam kapasite faydalansam:))

hazirana kadar kuzucuklarım inşallah pişecekler de, ablalarına yardım edecekler:))
(okuduklarında ilk tepki; "yaaa, ayşe abla, aşkolsuuuuun" oldu. :)) )

Doktor Vinay Goyal'den mektup var...

H1N1 için alınabilecek önlemler

Dr.Vinay Goyal: Yoğun bakım ve Tiroit uzmanıdır. MBBS, DRM, DNB 20 yıldan fazla klinik tecrübesi vardır.
Aşağıda okuyacağınız önlemler Dr.Vinay Goyal tarafından herkesin yararlanabilmesi için yayınlanmıştır.

"Mikrobun vücuda giriş noktaları yalnızca burun delikleri, ağız ve boğaz yoluyla olmaktadır.
Çok bulaşıcı bir yapıya sahip olmasından dolayı her türlü önleme karşı H1N1 virüsüyle temas etmekten kaçınmak veya korunmak imkânsızdır.
H1N1 virüsüyle temas etmek virüsün vücutta çoğalması kadar önemli değildir.
Sağlığınız yerinde ve H1N1 hastalık belirtileri göstermiyorken virüsün vücutta üremesini, belirtilerin daha da şiddetlenmesini ve ikincil enfeksiyonların gelişmesini önlemek için dikkatimizi N95 veya tamiflu gibi ilaçları stoklamaya vermek yerine çoğu bildirgelerde bahsedilmeyen bazı çok basit önlemleri uygulayabiliriz.

1. Ellerin sıklıkla yıkanması ( Bütün bildirgelerde bahsedilmiştir)
2. "Hands-off-the- face" "Ellerinizle yüzünüze dokunmayın" yaklaşımı. Yemek, banyo ve yara bakımı gibi zorunluluklar dışında yüzünüzün herhangi bir yerine dokunmaktan kaçınınız.
3. Ilık tuzlu suyla günde iki kere gargara yapınız ( tuza güvenmiyorsanız listerin kullanınız). H1N1 'in boğaz ve burun boşluklarında çoğalıp Enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtileri göstermesi için 2 -3 güne ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir kişinin ılık, tuzlu suyla gargara yapmasının etkisi hastalığa yakalanmış olan bir kişinin tamiflu kullanması ile aynıdır. Bu basit ucuz fakat güçlü önleyici yöntemi küçümsemeyiniz.
4. Yukarıdaki 3. önleme benzer olarak; Burnunuzun içini en az günde bir kere ılık tuzlu suyla temizleyiniz. *Günde bir kere burnunuzu sümkürün ve sonra ılık tuzlu suya batırılmış pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz. Bu yolla burnunuzda bulunak virüs sayısını etkili bir şekilde azaltmış olursunuz.
5. Narenciye suları gibi C vitamin bakımından zengin olan yiyecekler kullanarak doğal bağışıklığınızı güçlendiriniz. Eğer ilave olarak C vitamin kullanmak zorunda iseniz emilimi artırmak için mutlaka Çinko ile birlikte alınız.
6. Bitkisel çaylar, çay, kahve gibi sıcak veya ılık içeceklerden içebildiğiniz kadar çok içiniz.
* Sıcak içecekler içmek gargara yapmakla aynı etkiye sahiptir fakat ters yöne doğru. Sıcak içecekler virüsleri yaşamaları mümkün olmayan ortama sahip olan mideye doğru yıkayarak götürürler. H1 N1 virüsü mide'de çoğalamaz, herhangi bir zarar veremez ve hayatiyetini devam ettiremez."

Herkesin faydalanabilmesi için bu bilgiyi lütfen e-mail listenizde bulunan herkese iletiniz. Sağlıklı günler dileğiyle.
Dr.Vinay Goyal

cadılar bayramı geliyoooor, bööööö:P

ecnebi milletlerin her sene 31 ekimde kutladığı;
bol şekerli, kostümlü, şakalı bayram türüdür, cadılar bayramı...
bizim çocuklarımızın şeker bayramı gibidir.
konseptte kapı kapı gezip şeker toplamak, çocukları mutlu etmek vardır.
yalnız bizimkiler gündüz gözüyle en cicili bicili kıyafetleriyle,
onlar da akşam karanlığında öcülü böcülü kıyafetleriyle gezerler.
bi farkı da ailecenek giyinir, eğlenir cadılar bayramında insanlar.
bizde ise baklava börek, misafir çay servisi için evin kadınları; mutfak-salon arası mekik dokurlar.
işte bu yüzden biz de ailecenek cadılar bayramı kutlayalım, şeker toplamaya maaile gidelim, kapıda gülüşüp eğlenelim, cicili bicili kiyafetler yerine kostümler dikelim, balkabakları oyalım, içlerine mum koyalım.

kostüm giyeliiim demiş miydim?
hehehe sanırım beni, bu kostüm işi cezbediyor. ilkokulda kostümlü bir piyese katılamadığımdan herhalde, ezikliğim.
arı maya olmak istiyoruuuuum, beeeeen. :))

22 Ekim 2009 Perşembe

indigoymuşum da haberim yokmuş:)

cehalette son noktayım.
indigo nesili diye bişi varmış, ben de onlardan biriymişim meğerse. ben de diyorum bu anormalitenin kaynağı ne?

1970-1995 arası doğumlular indigo nesliymiş. öööle herkes indigo olmuyormuş. bilimsel bir kanıt söz konusu değilmiş, bir tür inanış gibi bişi herhalde. dedim ya cahilim bu konuda.
indigo özellikleri şöyleymiş;
1-Dünyaya bir asalet duygusuyla gelmiş gibi hareket ediyor mu?
elbette, asalet benim göbek adım. tanrıça karizması var, bende.
2-Burada olduğunu hakkettiğini düşünüyor mu?
daha fazlasını hakettiğimi bile düşünüyorum:)
3-Kendi değerini biliyor mu?
bilmem miii, pek bir gıymetliyimdir.
4- Disiplin ve otorite konusunda zorluk yaşıyor mu?
eskiden yaşardım şimdi otoriteler zorluk yaşıyor :)
5-Yapması zorunlu olduğu şeyleri reddediyor mu?
evet, çarşı herşeye karşı. keyfim yoksa çok zor, yumurta kapıda ağlayana kadar yapmam.
6-Sırada beklemek çocuğunuza işkence geliyor mu?
hehehe, buna kesinlikle evet diyorum:) yaşasın internet bankacılığı ve online alışveriş.
7-Ritüel yönelimli ve yaratıcı düşünce gerektirmeyen sistemlerde hayal kırıklığına uğruyor mu?
bunu bilemedim.
8-Evde, okulda veya iş yerinde işleri yapmanın kolay yollarını görüyor mu?
kesinlikle, tembeller yaratıcıdır :P
9- Topluma ayak uyduramayan biri mi?
göreceli bişi, bazı bazı durumuna göre değişir. genelde sosyal çıkıntı olarak tanımlanırım:)
10-Suçluluk duygusu verilerek disipline sokulmaya karşılık vermiyorsa; Yapmak zorunda olduğu görevlerden veya ödevlerden kolayca sıkılabiliyor mu?
hehehe, bak işte buna gerçekten çok güldüm. buna annem cevap versin ;P
11-Dikkat Eksikliği sendromu belirtileri var mı?
olmaz mııı, go oynarken bile en fazla 20dk. odaklanabiliyorum. 21. dk'da kapağı açık kalmış uhu gibiyim,uçuş serbest :))
12-Gerçekten yaratıcı mı?
yani, yani. bu soruya cevap dahi vermem ben:)
13-Sezgi yeteneği var mı?
heheh, var, var:)))
14-Başkalarına karşı güçlü bir empatiye sahip mi?
işime gelmiyorsa, empatinin kralı gelse tanımam:P
15-Erken yaşlarda düşünceleri oluşmaya başladı mı?
eşek inadına bağlı düşüncelerim erken olgunlaşmış diyebilirim :))
16-Çok zeki görünüyor mu?
valla vitrin biraz flu o konuda, içimden zekiyim ben:))
17-Çok yetenekli mi? (üstünzekalı olarak ta tanımlanabilir/ genellikle 120 üstü IQ seviyesi)
keşfedilememiş bir dehayım, kesiiiin:)))
18-Hayaller kuran biri mi?
ehehehehehe:)))))), fazlasıyla...
19-Çok yaşlı, derin ve zeki bakan gözlere sahip mi?
genç, cıvıl cıvıl ve hafif safcana bakarım. dedim ya vitrinden değil, içten zeka var bende:)))
20-Spiritüel (ruhsal) zeka sahibi mi?
sahip ne demek, nirvanaya çıkıcam yakında, az kaldı:P
bunlardan 10'una evet diyebiliyorsanız, olası indigoymuşsunuz. en az 15'ine evet derseniz kesin indigoymuşsunuz. kaynak öyle diyor.

sonuç olarak ben double indigo oluyorum, ne işime yarayacaksa artık :)))

ciciiiiiii

tchibonun yeni teması, kışı beklerken...
cok cici boya kutusu vaaaaar. iki gündür, açıp açıp bakıyorum. sanırım dayanamayıp sipariş vereceğim. daha önceki temalarda da satışa çıkmıştı, ben karar verene kadar satıştan kalkmıştı. bu sefer içindeki malzemeleri arttırmışlar ve bir de tuval eklemişler.
zaten volkan diyaroğlu'nu gördükten sonra çok pis gaza geldim. ben de çizicem, cozutucam diye.
şovalem ve bi sürü rengarenk boyam var evde. çok dağınıklık oluyor diye, her niyetlendiğimde vazgeçiyordum. ama kutucuğumun hatırına, ve evdeki boş duvarlara duyduğum sinirden, kendimi sanata adamaya çok az kaldı:))

21 Ekim 2009 Çarşamba

aşılım:)


"yılmaz özdil" i sever ve okurum.
buyrun siz de okuyun...

volkan diyaroğlu is not a painter

painter değil, onu anladık da kimdir bu volkan diyaroğlu.
a-sanatçı
b-deli
c-hepsi

böcüüm yolladı linkini sabah bana. "belki ilgini çeker" diye not düşmüş, altına.
ilgimi çekmekle kalmadı, uzun zamandır nadasa bıraktığım hayranlık duygumu da ayaklandırdı. kafasının içine girme isteği uyandırdı bende. nasıl, nasıl, nasıl?
nasıl bir beyindir, dışavurumlarında bunca karmaşa ve uyum birarada.

içim kımıl kımıl oldu,
karardı, açıldı.
bir nevi kısa devre...

20 Ekim 2009 Salı

bıt bıt amca ve son round :P

yaklaşık 1 senedir kavga dövüş çalışmalarımız nihayet sona erdi. yani umarım.

bıt bıt teyzenin müdürü bıt bıt amca.
az önce aradı, günlerce uğraşıp mesai harcadığımız katalogtan son dakika vazgeçip, ahbap oldukları bir matbaada basmaya karar vermelerinin üzerinden 4 körpe gün geçmesine rağmen, bizi unutmamış. yine eften püften bir sebepten azarlamak için aramış.

amca, biraz rahatsız...
caka satmak, iyi yönetici olduğunu göstermek ve bilumum ego problemleri yüzünden,
arada arar;
"bu neden böyle, neden gözünün üstünde kaşın var, neden bu fotoğraf çok yeşil, neden siz atom karınca değilsiniz, neden ben sizin düğmenize bastığım halde kataloğu 1 saatte basmadınız?" gibi anlaşılması güç sorularla sabrımızın sınırlarını araştırır.

siz burada vızıldandığıma bakmayın. ajanstaki en sabırlı tasarımcı benimdir. yutarım yatırm, şişerim, yutarım. arada tuvalete kaçar, derin nefesler alırım.

neyse, bıtbıt ailesi; sorunu bizde görüp, kendilerini alıp başka bir matbaaya götürdüler. başka ömürler törpülemek için.
umarım bunlar da boomerang tipi müşteri değildirler, gittikleri hızla geri gelmesinleeeer:))

açılım?!

teröristler sınır kapılarında, kahraman gibi karşılanmasın kardeşim.
katiller "pişmanız" demiş, serbest bırakılmışlar.

gidin şehitlere sorun bakalım,
"katillerinizi sınırda karşıladık. acılı analarınızın gözyaşına, sizin kurumamış kanınıza bakmadan, kucak açtık onlara.
şehit oldunuz, pişman mısınız?" diye.

sorun bakalım, ölüm size ne cevap verecek?

19 Ekim 2009 Pazartesi

duygularımın tercümanı göksu :)

bu eziyet günün sonunda beni güldürdün ya, allah da seni güldürsün :))
göksuyu tanımayanınız yoktur, sanıyorum.
kendisi kıpır kıpır, cıvıl cıvıl, düşünür, çizer bir arkadaşımız.
tobinin ve toplumun başbelası olan "sevimli göbek" konusuna değinmiş bugün.
evet, biz şişko değiliz, ayrıca boyumuz uzun, hıh:))

yıl: 1997

yer: uludağ üniversitesi eğitim fakültesi gse binası, 2. kat temel tasarım dersliği
öğretmen: turgut tuna
öğrenci: ayşe deniz
konu: hayatımızı kolaylaştıracak tasarımlar
proje adı: kanguru yatak
proje amacı: deli yatan çocukların üstü açılmasın diye tasarlanmış, sevimli ve işlevsel yatak tasarımı.

bulabilseydim size muhteşem tasarım eskizlerimi de tarayıp koyacaktım ama kimbilir nerdeler, hiç bir fikrim yok. benim kanguru yatak tasarımımı yapacak bir firma bulamadım ama elin çekik gözlüleri ayı şeklinde uyku tulumu yapmışlar bile. hehehe, kampa gidip açık havada böyle uyuduğunuzu düşünsenize, kesin sivri zekalı bir avcının kurşunlarına kurban giderdiniz :)))

teknik servis desteği mevzusu

bildiğiniz üzere, sevgili bilgisayarim tobican hastalandı, doktora gitti geldi. ama tam iyileşemedi. hafta sonu tekrar tahlil ve tedaviye gönderildi. kapasitesi arttırıldı. teoride canavar gibi oldu. ama pratikte o program açılmaz, şu font görünmez.
bir de bilgisayarcı kardeş tutmuş CS4 master collection yüklemiş. aklı sıra iyilik yapıyor. sen önce olmazsa olmazları, yap, yükle, bir de kontrol et, di mi? sabahtan beri elimi attığım tırt çıktı. iş yapmaya daha başlayamadım malesef. bir de telefon ettiğimde ettiği ukalalıklar, o tavırlar yok mu? adamı boğ, fırlat at.
güzel kardeşim zaten ben sistemden anlasam, neden sana yollayayım bilgisayarı? oturur sistem de yüklerim, program da. adın üstünde sen teknik servissin, "apple machintosh" genel müdürü değil. ben bozucam, sen yapacaksın, para kazanacaksın. ama kibar ol, ilgilen, sempati, empati göster di mi?
yoklar ülkesinin prensi, zahmet edip sabah gelecekmiş, bakalım neler olacak?

14 Ekim 2009 Çarşamba

bıt bıt teyze ile 2. round :P

yok, yok anlamıyor.

bıt bıt teyze, beynimi yedi sabah sabah. dekupe işlemi nedir, neyi çiziyoruz, neden path'siz fotoğraf bir işime yaramaz? anlatamadım, telefonda. içim çürüdü vallahi. hayır anlamak zorunda değilsin ki. bana grafiker denmesinin bir sebebi var. bu iş benim işim ve sen anlamasan da olur. doktora gittiğinde de, adamcağıza "anatomiden başla anlatmaya mı" diyorsun, yahu?

zaten hormonal asabiyet günümdeyim.
illa ana haberlere konu ol, diyorlar ama, sabııııır :)

12 Ekim 2009 Pazartesi

insan neyle yaşar?

11. uluslararası istanbul bienali, bu soruya cevaplar aramış. dallı budaklı. 
konu tek, mesaj çok. 
yok efenim insanlar, marksizmi sorgulasınmış, brechte selammış, tolstoya göndermeymiş. 
alt yazısı olmayan sümerce bir film gibi. 
anla anlayabilirsen. 

ben ucundan bakma fırsatı buldum, bildiğiniz gibi. ya tamamına bakamadım, ya da algılayıcılarımda bir bozukluk var. 

antrepodan izlenimlerim daha çok insanın nelerle yaşamak zorunda kaldığı ile ilgili.
şiddet, politik kıyımlar, savaşlar, yokluk ve kıtlık, bla bla bla...
gerek sergileme düzeni, gerekse sanatçı abilerimizin ifade tarzları sayesinde akılda kalan tek izlenimim karmaşa.  
se vitaminimin de dediği gibi; "tobicim, belki de hissettirilmek istenen karmaşanın ta kendisidir" saptamasının doğru olmasını umuyorum:)
"basit, güzeldir" anlayışına ne oldu? demode oldu, herhalde.
geldiğimden beri sorup duruyorum, kendime neyle yaşar şu insan mahlukatı diye?
karar verdim gibi. 
bana göre;
insan, mutlu olma umuduyla yaşar.

cevaplarınızı umutla bekliyorum:))

bilenler bilmeyenlere anlatsın :)

bu hanım hanımcık tipli, çatlak görünüşlü kızımızı tanıyan, bilen var mıdır, bilemem ama dinlemeyen azdır, herhalde.
bu nevi şahsına münhasır ablamızın adı: "yasemin mori".
klip, şarkı felan yükleyeyim de izleyin, dinleyin derdim ama, simdi zamanım yok. hoş olsa da, yüklemeye üşenebilirim.
ben şimdi dinliyorum. en sevdiğim mori şarkıları, kuzgun ve arjantin.
tavsiye ediyorum :)

istila psikolojisi

hani olur ya filmlerde, uzaylılar dünyayı istila eder. bir kısım insanlar ciyak ciyak kaçışır, bir kısmı kahramanlığa soyunur, bir kısmı da şoktan mıdır, nedir, eblek eblek bakınır. hah işte şu an onlardan biriyim, ben. eblek olanlarından :))
istilacılar uzaylılar değil, müşteriler.
aynı hafta aciliyetleri tutan üç farklı sektör, üç farklı müşteri, 2 katalog,  4 fuar düzenlemesi ve bir de ilan. 
tahmin edin bakalım, ben nasıl bakınıyorum:))
telefon çalıyor A firmanın işini açıyorum. bıt bıt bişiler söylüyor. dur bunu yapayım da unutmayayım diyorum, bir e posta geliyor B müşteriden, düzeltme yollamış. o sırada C arıyor, ya bize katalogun son halini ne zaman göndereceksiniz diyr, termin istiyor. hepisine ben sizi ararım diyorum da arayıp da ne söyleyeceğimi bilmiyorum. 
allah sonumuzu hayretsin diyerekten, huzurlarınızdan ayrılıyorum. işlere gömülüp, soyutlanmam lazım bir süreliğine. 
hakkınızı helal edin, ana haberde cinnet geçiren grafiker başlıklı bir haber görürseniz, şüphesiz benimdir. kameralara sizin için el sallayacağım, söz :P

5 Ekim 2009 Pazartesi

turnuva bitti, döndük yuvaya...

turnuvayla birlikte ben de bittim. oysa ki ne planlar yapmıştım. 
çocuklar gibi şen olacaktım. gezip tozup eğlenecektim. onun yerine mimar sinan kampüsünde tıkılıp kaldım. bir ara deli gibi yağmur yağdı ama onunla pek bir alakası yok. 
galata kulesi yalan oldu. taksimde izlenen bir futbol maçına kurban edildi. 
 18.20 kadıköy-mudanya feribotuyla döndük.  istanbul macerası hızlı başladı, sönük bitti. canım sıkkın döndüm anlayacağınız. 
sadece pazar öğle molasında antrepodaki bienale 
gidebildik, seda, meral ve ben. istanbul moderne de girdik girmesine ama, bizi kovaladılar üst kattan. sarkis sergisi dışında gezemedik. garanti bankası ile ilgili bir etkinlik varmış,  o da geldi bizim 1 saatlik molamızı vurdu.
turnuva sürprizi boğazda tekne gezintisiydi, dönüş çok geç olacak diye ona da katılamadık. 

zaten 5 maçımın 2sini kazanabildim sadece. turnuva organizasyonu çok güzeldi ama görememekten midir nedir, gıcık oldum bu sefer gri istanbul'a.
gudubetliğimi geçiştirmeye çalışırken sizleri turnuvadan hatıra bir kaç kare ile baş başa bırakıyorum. Sami Güven arkadaşımızın objektifinden, 9. Uluslararası İstanbul GO Turnuvası...

1 Ekim 2009 Perşembe

kale-kule-duvar manyağıyım :P

dokunmayı, hatta gariptir ki; soğuk taş duvarlara yanağımı dayamaya bayılırım. "deli midir, nedir?" bakışlarına maruz kalmışlığım çoktur ama dayanamıyorum. mıknatıs gibi beni çekiyor taş bloklar. kaleleri, kuleleri, eski kiliseleri pek bir severim, anlayacağınız. hele bi de eski binaların üstüste boyamaktan çatlamış duvarları yok mu, ölürüm.  en  sevdiğim duvar, istanbul darphane-i amire'nin iç avlu duvarlarıdır.
kendileriyle ilk tanışmam, 97 senesi istanbul bienali sırasındadır. geleceğin yaşam formunu konu alan sergi dizisinin  ev sahiplerinden biriydi.  
geçmişin bedeni, geleceğin ruhunu yüklenmişti. 

uludağdaki ilk senemdi. o zamanlar  heyecanlı, umut dolu, çıtır bir resim öğretmeni adayıydım. hey gidi eski günler hey...
fotoğraftaki abi gibi ortadan yürüyememiştim bir türlü. duvara yapışık bir sümüklü böcek gibiydim.  o hazzı, o coşkuyu, birazcıcık da hüznü hala taşırım içimde. ne zaman aklıma gelse içime birşeyler olur. kabarırım, garipserim kendimi.
ve benim tatlı prensesim ayairini...
söyleyebilecek çok şey var ama bir anlamda da yok. bana huzur veriyor. sebep kilise ya da cami olması değil.  mimarisi, akustiği, ruhu, ışığı. kısaca mistik atmosferi. ayy, özledim valla:)
gün ışığı kalem, çanakkale kilitbahir kalesidir. 
pazar sabahları motorla tortor karşı kıyıya geçilir. ilkbaharın rüzgarlı sabahlarında sıcacık çayın yanına yavan sıcak ekmek katık edilir. 
hıdır ellezde çöplerden evler, arabalar çizilir. boğazın bekçisi, tarihin emekçisidir. 
buzdandır sanki duvarları, ama nedense yakıcıdır soğukluğu. 
gözlerimi, içimi doldurur. 
bir nevi yüzleşmedir, sabredersen arınmadır.
rüzgar gibi yüzüne çarpar, hayatının kırıklıkları.
ne kadar kararsa da gece, güneşe kavuşmayı ifade ediyor belki de :))

ve yeni hedefim galata kulesi.
bakalım istanbulu dinleyebilecek miyim, gözlerim kapalı?

iki ayak, beş pabuç :P

iki gün istanbula sığdırılması muhtemel etkinlik planım;
-cuma akşamı yola çıkış ve varış.
-konaklama malikanemiz kaanpaşa malikanesinde çii küfte partisi.
-cumartesi sabah, karaköye varış, fındıklıya varmaya çalışma ve turnuva kayıtları, eşleştirmeler ve ilk maçım.
- ortalama süresi 2,5 saatlik maçım 1 saatte biteceğinden, öğle molası da birleştirip ve bu arada çilekle de buluşarak, istanbul modern ve antrepo'ya gidilerek bienal ve sarkis sergisi izlenecek.
- akşamüstü 6 civarlari 3. tur maçımı bitirdikten sonra istiklal caddesine gidilecek; bilumum tükkanlara uğranacak, hedef 12den vurulacak:)
-akşam 8-9 arası tekrar anadolu yakasına kaybolmadan geçmek başarılarak, böcüüm ve arkadaşlarıyla kanatçıya gidilecek, obez eylem patlaması yaşanacak, böcüümün mini dogum günü kutlaması yapılacak.
-gece kaanpaşa malikanesine varılarak, sızılacak.
-pazar sabahı 9.00 da turnuva alanına varabilmek için sürünerek kalkılacak, kaybolmadan saatinde maça yetişilecek. 
-öğlen belki tekrar bienale uğranacak, belki de müsait bir köşede uyuklanacak.
-öğleden sonra 5. tur maçımız sonuçlandıktan sonra, böcüümle buluşulacak, galata kulesinin tepesine çıkılacak. vakit tkalırsa turnuva alanına geri dönülecek, toplu fotoğraf çekimlerine katılınacak, sonra da en yakın nilüfer yazıhanesinde servis beklenecek.
-bursa dönüş yolu boyunca uyunacak ve horlanacak:P
tam turist ömer modu anlayacağınız. planlarım bu yönde, bakalım kaçında başarılı olabileceğim :) 

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails